Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun EPDKnın dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretine getirdiği 60.000 ton asgari satış şartının iptali davasına ilişkin kararı.
Özet: Bir şirketin dağıtıcılar arası akaryakıt ticaret izninin, ilgili kurum kararında belirtilen 60.000 tonluk asgari satış şartını karşılayamama sebebiyle kendiliğinden sona erdirilmesi işlemi ile bu işlemin dayanağı olan kurul kararının iptali istemiyle açılan davada, ilk derece mahkemesinin ret kararına karşı bir üst mahkemeye başvurularak bu kararın bozulması talep edilmektedir.

T.C.
D A N I Ş T A YİDARİ DAVA DAİRELERİ KURULUEsas No : 2024/1704Karar No : 2025/312 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Akaryakıt AŞ (Eski Ünvan: ... Petrolcülük AŞ) VEKİLİ : Av. ...KARŞI TARAF (DAVALI) : ...KurumuVEKİLİ : Av. ...İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 05/12/2023 tarih ve E:2018/2253, K:2023/5245 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.YARGILAMA SÜRECİ :Dava konusu istem: Davacı şirketin 01/06/2018 tarihli dağıtıcılar arası akaryakıt ticaret izninin 01/06/2018 tarihi itibarıyla kendiliğinden sona ermesine ilişkin uygulama işlemi ile bu işlemin dayanağı olduğu ileri sürülen 17/03/2018 tarih ve 30363 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 14/03/2018 tarih ve 7742 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Kararının ekinde yer alan Dağıtıcılar Arası Akaryakıt Ticareti Hakkındaki Karar'ın iptali istenilmiştir.Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 05/12/2023 tarih ve E:2018/2253, K:2023/5245 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usûle ilişkin itirazı geçerli görülmemiş,Öte yandan, dava dilekçesinde 17/03/2018 tarih ve 30363 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 14/03/2018 tarih ve 7742 sayılı Kurul kararının ekinde yer alan Dağıtıcılar Arası Akaryakıt Ticareti Hakkında Karar'ın tümünün iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak, anılan Karar’ın 4. maddesinin 5. fıkrası ve Geçici 1. maddesi ile sınırlı inceleme yapılmış,5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 1. ve 2. maddesinin birinci fıkrasının 11. ve 12. bendi, 9. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasına yer verilerek;Dağıtıcılar Arası Akaryakıt Ticareti Hakkındaki Kararın 4. maddesinin 5. fıkrası yönünden;Sözlük anlamı ile "düzenli hâle koymak, düzen vermek, tanzim ve tertip etmek" olarak tanımlanan "düzenleme"nin, kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlı olduğu, kuralın ise; sürekli, soyut, nesnel, genel (kişilik dışı) durumları belirleyen ve gösteren norm olarak tanımlandığı (ÖZAY İl Han, Günışığında Yönetim, 2017, İstanbul, s. 426), yasama organının yasama tasarrufları dışında, idare, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile, kural koyma (düzenleme yapma) yetkisine sahip olduğu, "kural işlemler"in (ya da diğer adıyla genel düzenleyici işlemler), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da mevcut bir kuralı değiştiren veya kaldıran tek yanlı idarî işlemler olduğu, düzenleme yetkisini kullanarak tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge gibi genel düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar konulmuş olmasının zorunlu olduğu, bu genel düzenlemelerin üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi gerektiği,İdarelerin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu alanlarda, bu alanları düzenleyici işlemler ile objektif bir şekilde düzenlemesi gerektiği, idarelerin, işlem tesis ederken kendilerine Anayasa ve yasalarla çizilen çerçeve içinde takdir yetkilerini kullanmaları ve bu yetkilerini kullanırken kamu hizmetinin gereklerini ve kamu yararını göz önünde bulundurmaları gerektiği,5015 sayılı Kanun'da, kullanıcılara ve tüketicilere ürünün ulaştırılması ile buna ilişkin iş ve işlemlerin dağıtım faaliyeti olarak nitelendirildiği, bu kapsamda, dağıtıcı lisansı sahipleri, temel olarak rafineriden, ithalat yoluyla veya diğer dağıtıcı lisansı sahiplerinden temin ettikleri akaryakıtı bayileri aracılığı ile piyasaya arz etmekte oldukları, dağıtıcı lisansı sahiplerinin tedarik kanallarından biri olan dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretinin anılan Kanun'un 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, "Dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti Kurulun iznine bağlıdır." kuralı ile Kurul'un iznine tâbi tutulduğu, Bu itibarla, davalı idare tarafından yürürlüğe konulan dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretine ilişkin şartların, 5015 sayılı Kanun'un 1. maddesinde öngörüldüğü şekilde petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin; şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlama amacına uygun olması gerektiği, 5015 sayılı Kanun'un 9. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, "Dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti Kurul'un iznine bağlıdır." kuralı uyarınca birçok kez Kurul kararı alındığı, değişik süreler ve şartlar çerçevesinde dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretine izin verildiği, somut olayda ise, dava konusu kararın 4. maddesinin 5. fıkrasında, "Dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti, izleme dönemi içinde asgari 60.000 ton beyaz ürün (motorin ve benzin) satışı gerçekleştirmiş dağıtıcı lisans sahipleri tarafından yapılabilir. Satış miktarının hesaplanmasında, dağıtıcıların kendi aralarında yaptıkları akaryakıt ticaretine ve akaryakıt ihracatına ilişkin miktarlar dikkate alınmaz." kuralının getirildiği, Dosyanın incelenmesinden, kayıt dışının, dağıtıcılar arası ticarete konu ürünün sahte fatura ile teslim edilmeden önce birçok dağıtıcı arasında dolaştırılması ve faturasız ürün teslimi gibi mali konularda yapıldığına yönelik tespitlere ulaşıldığı, ithalat yolu ile ürün temin eden bazı dağıtıcı lisansı sahiplerinin Kanun'un öngördüğü dağıtım faaliyetinden çok dağıtıcılar arası ticarete yöneldiği ve bu faaliyetlerin piyasa koşullarına uymayan bir büyüklüğe ulaştığı, son zamanlarda, piyasada yeni kurulan dağıtıcı firmaların tamamına yakınının aynı yöntemi izlemeye başladığı, birçoğunun da kardeş/yedek şirket olarak faaliyetlerini sürdürmeye çalıştığı, piyasa koşulları gereği yürütülen dağıtıcılar arası ticaret rakamlarına ürün bazında genel olarak bakıldığında, %8 civarında gerçekleşen piyasa büyüme oranının çok üzerinde artışlar yaşandığı, örneğin dağıtıcılar arası ticaretin 2017 yılında bir önceki yıla göre %31 oranında arttığı, artış oranındaki bu farklılığın piyasa gerçekleri ile örtüşmediği, son dönemde yapılan incelemelerde dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretinde, ikmal kanalı olmasının ötesinde bazı hareketler tespit edildiğinden bahisle, bu kapsamda bir önceki yıl 60.000 ton beyaz ürün (benzin ve motorin) pazarlaması gerçekleştirmemiş dağıtıcıların, dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti faaliyetinde satıcı olarak bulunmamasının, piyasayı bozucu eylemlerin önlenmesi ve bu kapsamda izlenecek dağıtıcı sayısını mâkul düzeye indirmesi açısından faydalı olacağı sonucuna varılarak davaya konu düzenlemenin yapıldığı, söz konusu düzenlemenin dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti kapsamında alımları engellemediği ve dağıtıcı lisansı sahiplerinin ikmal kanallarında herhangi bir daralmaya da sebebiyet vermediğinin anlaşıldığı, Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, dağıtıcı lisansı sahiplerinin asli faaliyeti olan bayileri aracılığı ile kullanıcılara akaryakıt sunumu yapabilme imkânı olduktan sonra ve piyasada belli bir süre faaliyet göstermeleri sonrasında dağıtıcılar arasında akaryakıt ticaretinde satıcı olmalarına olanak tanıyan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, Dağıtıcılar Arası Akaryakıt Ticareti Hakkındaki Kararın Geçici 1. maddesi yönünden; Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği gibi, hukuk devletinin unsurlarından olan “hukuki güvenlik” ilkesi gereği devlet faaliyetlerinin önceden tahmin edilebilir, öngörülebilir olması ve takdir yetkisini zorlayan, keyfiliğe yol açacak kurallara yer verilmemesi gerektiği, bu ilkenin geriye yürümezlik, hukukî istikrar ve kazanılmış hakların korunması ilkelerini de içinde barındırdığı, Kazanılmış hakkın, üçüncü kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş hak olarak tanımlanabilineceği (AYM, E:1999/50, K:2001/67, K.T. 03/04/2001), öte yandan, bir faaliyetin gerçekleştirilebilmesi yetkisini veren "izin" gibi kimi hukukî durumların; belli anda, belli şartlarda bireyselleşmiş olsalar dâhi hukuken kalıcı olduklarının kabulü mümkün olmadığından sonradan ortaya çıkan yeni şartların hukukî durumlarda değişiklik yapılmasını kaçınılmaz kılması hâlinde değişebilecekleri (YAYLA Yıldızhan, İdare Hukuku, 2010, İstanbul, s.138; ÇAL Sedat, Türk İdare Hukukunda Ruhsat, 2012, s.108), Dava konusu kararın Geçici 1. maddesinde "(1) Bu Kararın yürürlük tarihinden önce, 17/12/2015 tarihli ve 5921-3 sayılı Kurul Kararı kapsamında 2018 yılı için dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti izni olanlardan 2017 yılında bu Kararın 4 üncü maddesi kapsamında asgari 60.000 ton beyaz ürün satış yükümlüğünü; a) Karşılayan lisans sahiplerine, 1 Nisan 2018 – 31 Mart 2019 faaliyet dönemi için izin verilmiş sayılır. b) Karşılayamayan lisans sahiplerinin izni, 1 Haziran 2018 tarihi itibarıyla sona ermiş sayılır. Bu durumda bulunan lisans sahiplerinin yazılı talebi hâlinde 2018 yılı için ödemiş oldukları izin bedeli tutarının tamamı iade edilir." kuralına yer verildiği, Aktarılan kural ile, hâlihazırda 2018 yılı için akaryakıt ticaret izni olanlara ilişkin şartlar ortaya konduğu, bu şartları sağlamayanların izinlerinin 01/06/2018 tarihi itibarıyla sona ereceği, 2018 yılı için ödemiş oldukları izin bedelinin ise tamamının iade edileceğinin düzenlendiği, Herhangi bir akaryakıt dağıtıcısına verilen dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti izninin kalıcı bir hukukî durum yaratarak iznin şartlarında bir daha değişiklik yapılamayacağının kabulünün mümkün olmadığı, zira, daha önce verilmiş izinlerin piyasada oluşan yeni durumlara göre yeni bazı şartlara bağlanmasında, korunması hedeflenen hukukî güvenlik ve istikrar ilkelerinin zedelendiğini söyleyebilmenin piyasanın rekabete açık, düzenli işlemesi gerekliliği karşısında söz konusu olmadığı, elde edilmiş iznin şartlarının değiştirilerek bu şartları taşımayanların izinlerinin süresinden önce kaldırılması durumunda, akaryakıtın güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunulmasına ilişkin yararın varlığının, izin sahibi dağıtıcılar açısından kazanılmış hakkın ortaya çıkmasına engel olacağı, Dava konusu kararın 4. maddesinin 5. fıkrasında yer verilen kural ile, dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretinin, izleme dönemi içinde asgari 60.000 ton beyaz ürün (motorin ve benzin) satışı gerçekleştirmiş olma şartına bağlanmasını gerektiren ve bakılan davada hukuka uygun bulunan şartların, mevcut izinlerin durumunda da değişiklik yapılmasını kaçınılmaz kılan objektif şartlar olduğunun görüldüğü, Öte yandan, 60.000 ton beyaz ürün satış şartını sağlayamayanların izinlerinin 01/06/2018 tarihine kadar geçerliliğini koruması ve 2018 yılı için ödenen izin bedelinin tamamının iade edilmesinin de getirilen düzenlemenin ölçülü olduğunu göstermekte olduğu, Nitekim dava konusu düzenlemelere yönelik benzer bir uyuşmazlıkta Dairelerinin E:2018/1709, K:2020/1706 sayılı davanın reddine ilişkin kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından E:2020/2642, K:2022/433 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, Dava konusu uygulama işleminin incelenmesi;Uyuşmazlıkta davacının almış olduğu dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti izninin, izin alındıktan sonra yürürlüğe giren Kurul kararında yer alan şartların sağlanamaması sebebiyle 01/06/2018 tarihi itibarıyla sona erdirildiği, Aktarılan kurallardan dağıtıcılar arasında akaryakıt ticaretinin Kurul'un iznine bağlı olduğu, dağıtıcı lisansı sahiplerinin asli faaliyetinin bayileri aracılığı ile kullanıcılara akaryakıt sunumu yapmak olduğu, söz konusu asli faaliyeti sağladıktan sonra başka bir ifadeyle piyasada belli bir süre faaliyet göstermeleri sonrasında dağıtıcılar arasında akaryakıt ticaretinde satıcı olabilecekleri, bu kapsamda dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretine izin verilmesine yönelik düzenlemelerin öngörüldüğü ve alınan Kurul kararlarıyla söz konusu akaryakıt ticaretinin şartlara bağlandığı fakat süreç içerisinde dağıtıcı lisans sahiplerinin dağıtım faaliyetinden çok dağıtıcılar arası ticarete yöneldiği ve dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretinde, anılan ticaretin ikmal kanalı olmasının ötesinde bazı hareketler tespit edilerek asli faaliyet haline getirildiği tespit edilince bir önceki yıl 60.000 ton beyaz ürün (benzin ve motorin) pazarlaması gerçekleştirmemiş dağıtıcıların, dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti faaliyetinde satıcı olarak bulunması şartının getirilerek dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretinin getirilmesindeki esas amacın sağlanmaya çalışıldığı,Dağıtıcı lisans sahiplerine verilen dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti izninin piyasayı düzenleme ve denetleme kapsamında belirli şartlara bağlanabileceği, var olan şartlarda idarece değişiklik yapılabileceği, herhangi bir akaryakıt dağıtıcısına verilen dağıtıcılar arası akaryakıt ticareti izninin kalıcı bir hukukî durum yaratarak iznin şartlarında bir daha değişiklik yapılamayacağının kabulünün mümkün olmadığı, zira, daha önce verilmiş izinlerin piyasada oluşan yeni durumlara göre yeni bazı şartlara bağlanmasında, korunması hedeflenen hukukî güvenlik ve istikrar ilkelerini zedelediğini söyleyebilmenin piyasanın rekabete açık, düzenli işlemesi gerekliliği karşısında söz konusu olmayacağı,Dolayısıyla, petrol piyasası faaliyetlerine ilişkin her türlü düzenlemeyi yapmak ve yürütülmesini sağlamak ile görevli ve yetkili Kurul'un, akaryakıtın güvenli olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesini sağlamak açısından elde edilmiş iznin şartlarının değiştirilerek bu şartları taşımayanların izinlerinin süresinden önce kaldırılması durumunda, akaryakıtın güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunulmasına ilişkin yararın varlığının, izin sahibi dağıtıcılar açısından kazanılmış hakkın ortaya çıkmasına engel olacağı, dava konusu kararın kurallar ile, dağıtıcılar arası akaryakıt ticaretinin, izleme dönemi içinde asgari 60.000 ton beyaz ürün (motorin ve benzin) satışı gerçekleştirmiş olma şartına bağlanmasını gerektiren ve bakılan davada hukuka uygun bulunan şartların, mevcut izinlerin durumunda da değişiklik yapılmasını kaçınılmaz kılan objektif şartlar olduğunun görüldüğü, Bu itibarla, dava konusu edilen Kurul kararı düzenlemelerinde ve buna dayalı olarak tesis edilen bireysel işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, idarenin konuya ilişkin düzenleme yetkisini haiz olduğu sabit ise de bu yetkisini hukuka ve mevzuata aykırı kullanarak ticaret serbestisi ilkesine aykırı karar aldığı, düzenleyici işlemin geriye yürütülmesinin hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil ettiği gibi aynı zamanda kazanılmış hakların ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğu, yapılan düzenlemenin petrol piyasasında büyük dağıtıcılar lehine tekelleşmeye, bunun sonucu olarak da kamu zararının ortaya çıkmasına neden olacağı ileri sürülmektedir.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;1.Davacının temyiz isteminin reddine,2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 05/12/2023 tarih ve E:2018/2253, K:2023/5245 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 12/02/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.