T.C. Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde, marka tescil başvurusu reddine ilişkin YIDK kararının iptali talepli davanın karıştırılma ihtimali ekseninde görülen yargılaması.
Özet: Davacı, faaliyet gösterdiği sektörde kullanmak üzere yaptığı marka başvurusunun, davalıya ait tescilli bir markayla karıştırılma ihtimali gerekçesiyle Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YIDK) tarafından reddedilmesi kararının hukuka aykırı olduğunu iddia ederek iptalini talep etmektedir; davacı, markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzemediğini, ortak ibarenin yaygın kullanıldığını ve önceki tescillerine dayanarak kazanılmış hakkı olduğunu savunurken, davalılar ise markalar arasındaki benzerliğin ve özellikle ortak ana unsurun aynı sektörde faaliyet gösteren taraflar arasında karıştırılma ihtimalini kaçınılmaz kıldığını belirterek davanın reddini istemektedir.

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/265 Esas - 2025/42
T.C.ANKARA2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİKARAR TÜRK MİLLETİ ADINAEsas No : 2024/265Karar No : 2025/42....Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptaliDava Tarihi : 01/06/2024Karar Tarihi : 06/02/2025Gerekçeli KararınYazıldığı Tarih : 06/02/2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :DAVA :Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının faaliyet gösterdiği sektörle ilintili 44. Sınıfa giren hizmetlerde kullanmak üzere yaptığı .... sayılı marka başvurusunun davalı firmanın .... sayı tahtında tescilli markasına dayalı olarak karıştırılma ihtimali gerekçesiyle dosyaladığı itirazları neticesinde diğer davalı .... tarafından bütünüyle ve nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzemediğini, hem ortalama tüketicinin hem de ilgili kesimin tüketicisinin, bu markalar arasında bağlantı kurma ve markaları karıştırma ihtimalinin bulunmadığını, davalının markasında büyük puntolarla yazılmış olan “....” ibaresini de ihtiva eden, farklı kişi ve kuruluşlar adına tescilli 142 adet markanın bulunduğunu, ayrıca davacının bu ibareyi davalının markasının tescilinden önceki tarihlerde, tanıtma vasıtası olarak fiilen ve yoğun bir biçimde kullandığını, yani bu ibare üzerinde gerçek hak sahibinin davacı olduğunu, zaten de bu ibareyi esas unsur olarak ihtiva eden .... sayılı markanın davacı adına tescilli olduğunu, davalının markasından daha önceki bir tarihte davacı adına tescil edilmiş olan bu markanın somut uyuşmazlık yönünden davacıya kazanılmış bir hak verdiğini ifade ederek, .... başvuru sayılı markanın tescil işlemlerinin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP :Davalı .... vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, markalarda ortak olarak “....” ibaresinin ön planda yer aldığını, bu nedenle tüketiciler açısından markaların aynı şirkete ait olduğu izleniminin uyanma ihtimalinin yüksek olduğunu, taraf markalarının kapsamına giren hizmetlerin de aynı/aynı tür hizmetler olduğu, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, bir markanın eskiye dayalı kullanımı iddiasının, tek başına, markalar arasındaki benzerliği ve karıştırılma ihtimalini ortadan kaldıran bir husus olmadığını, ayrıca davacının dava dilekçesinde somut uyuşmazlığa emsal nitelikte olduğunu ileri sürdüğü marka tescillerinin bu yargılamaya dayanak teşkil edemeyeceğini, bu nedenlerle davadaki taleplerin reddinin gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevaplarında özetle; her ne kadar davacı taraf dava dilekçesinde davalının markasında öne çıkan ifadenin "...." olduğunu belirtmişse de tüketici nezdinde davalının bilinirliğinin ve tanınırlığının "..." ibaresi üzerinden gerçekleştiğini, ayrıca her ne kadar davalı firma .... ilinde ticari faaliyetlerini sürdürüyor olsa da davalı hastanenin İstanbul ilinde de bir çok hastası bulunduğunu, davacının somut uyuşmazlığa konu edilen markasını gören davalının hastalarının söz konusu markanın davalıya ait olduğu düşüncesine kapılmasının kaçınılmaz olduğunu, zira taraf markalarında öne çıkarılan unsurun birebir aynı olan "..." ibaresi olduğunu, ayrıca tarafların aynı sektörde faaliyet gösterdiklerini, dolayısıyla taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin kaçınılmaz olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE :Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davacının .... sayılı "özel ... tıp merkezi" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır. Davaya konu .... sayılı "özel ... tıp merkezi" ibareli marka için davacı tarafından 04/11/2022 tarihinde 44. Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunduğu, davalı şirketin .... sayılı markasına ve 6769 sayılı SMK m. 6/1 hükmüne dayalı olarak itirazda bulunduğu, davalının bu itirazın Markalar Dairesi Başkanlığı’nın 26.07.2023 tarihli ve .... sayılı kararı ile kabul edilerek davacının markasının bütünüyle reddine karar verildiği, davacının bu karara itirazda bulunduğu, itiraz dilekçesinde, huzurdaki davada da ileri sürdüğü, .... sayılı markasından ve fiili kullanımdan kaynaklanan öncelikli hak iddialarına yer verdiği, ayrıca itiraz dilekçesinin ekinde ve içeriğinde de,.... sayılı kararı ile nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Davacının markası, renk, şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir markadır; işaretin sol baş kısmına “U” harfini de ihtiva eden, mavi zeminli basit bir figür konuşlandırılmış, bunun yanına da düz yazım karakterindeki kırmızı renkli büyük harflerle ve puntolarla “....” ibaresi, bu ibarenin üstüne ve altına da, “....” ibaresine nispeten daha düşük puntolarla ve mavi renkli büyük harflerle “özel” ve “tıp merkezi” ibareleri yazılmıştır. Öncelikle; davacının markasında kullanılmış olan basit şekil unsurunun, işarete markasal hüviyette kattığı ayırt ediciliğin, kelime unsurlarına nispeten düşük olduğu değerlendirilmiştir; zira, böyle, basit şekil unsuru yanında daha büyük puntolarla yazılmış kelime unsurlarını haiz markalarda, marka hukukundaki yerleşik görüşe göre, “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur”. Ayrıca; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden böyle karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. İşarette geçen “özel” ve “tıp merkezi” kelimesinin/kelime öbeğinin de, Türkçe’de yerleşik/yaygın olarak bilinen birer anlamı olan bir kelime ve isim tamlaması olması nedeniyle markasal hüviyette ayırt edicilikleri olmadığı ve dahi bu ibarelerin işarette küçük puntolarla yazılmış olduğu gözetildiğinde, dava konusu edilen işarette markasal hüviyette asıl koruma altına alınması istenilen unsurun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir. Davalının red kararına mesnet alınan markasına bakıldığında; şekil unsurundan yoksun, kelime markası hüviyeti ağır basan bir işaret olduğu anlaşılmaktadır; işarette kırmızı renkli dikdörtgen bir zemin üzerine düz yazım karakterindeki siyah renkli büyük harflerle “....” olduğu anlaşılmakta ise de; .... bir şehrin, yani coğrafi bir yerin, herkes tarafından bilinen adı olması ve “hastane” ibaresinin de, işarette geçen “özel” ibaresinde olduğu gibi, yerleşik bir anlamı haiz bir ibare olması nedeniyle, yerleşik doktrinsel görüşler doğrultusunda, işarete markasal hüviyette ayırt edicilik katan ibareler olmadığı, dolayısıyla da; davalının markasında da esas unsurun “...” ibaresi olduğu anlaşılmıştır. Taraf markalarında esas unsur konumunda kullanılmış olan “...” ibaresinin ayniyetinden hareketle, taraf markalarında geçen tali unsurların ve basit figürlerin ve kullanılmış olan renk unsurlarının mevcudiyetine rağmen, markaların benzer olduğunun söylenmeyeceği anlaşılmıştır. Taraf markalarında kullanılan tasviri/tanımlayıcı ibarelerin farklı olmasının, markaların “...” esas unsurlarının ayniyetinin yaratmış olduğu yakınlaşmayı ortadan kaldıracak, yani değerlendirilen taraf markaları görsel açıdan ayırt edilemeyecek derecede benzer olmaktan kurtaracak güçte ve nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Bu farklılıklar, markaları “birebir aynı” olmaktan çıkarmakta, ancak SMK’nın 6/1 hükmü kapsamında “ayırt edilemeyecek derecede benzer” olma durumundan kurtaramamaktadır. Ayrıca; yerleşik içtihada göre; potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Davalının “...”lı markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “...”lı markasıyla karşılaştığında bu markaları “görsel açıdan benzer bulması ve karıştırması” yüksek ihtimal dahilindedir. Görsel açıdan ortaya çıkan bu benzerlik, duyusal/işitsel/fonetik açıdan bakıldığında da, aynı sonucu vermektedir. Taraf markalarında esas unsur olarak kullanılan kelimelerin aynı olması, markaların okunuşlarını, kulakta bıraktıkları “tını”ları fonetik açıdan yakınlaştırmaktadır. Diğer taraftan; taraf markalarında kullanılmış olan “...” ibaresinin, Türkçe’de “belli bir işte, belli bir konuda bilgi, görüş ve becerisi çok olan kimse” anlamına gelen “uzman” cins isminin çoğul hali olması itibariyle, markasal hüviyette ayırt ediciliğinin ayrıca irdelenmesi gerekmektedir. Bu ibarenin, çoğul hali ile kullanımının markasal hüviyette asgari ayırt ediciliği haiz olduğu ve taraf markalarında esas unsur olarak kullanılmış olması itibariyle, işaretlerin tüketicinin zihninde yarattığı algıyı da yakınlaştırdığı; neticede, somut olayda, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine benzer olduğu kanaatine varılmıştır. Davacının markasının reddedildiği hizmetlerin tamamı, davalının markasının kapsamında birebir yer almaktadır. Dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davacının markasının reddedildiği tüm hizmetler yönünden emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır. Emtia benzerliği değerlendirilmesi yapılırken, söz konusu emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin bilinç/algı/dikkat düzeyi de irdelenmelidir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin; söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin; sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır. Davacının markasının reddedildiği 44. Sınıflardaki hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesine bakıldığında; alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Bu alıcılar, söz konusu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; taraf markalarında esas unsur olarak kullanılan “...” ibaresinin aynı olmasının ve işaretlerde bu kelimeden başka, markasal hüviyette ayırt ediciliği haiz kelimelerin/unsurların kullanılmamış olmasının, tarafların karma marka hüviyetini haiz markalarının genel görünümleri/kompozisyonları göz önüne alındığında dahi, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan birbirlerine yakınlaştırdığı değerlendirilmiştir. İşaretler arasındaki bu benzerliğin; potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davalının “...” esas unsurlu markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davacının “...”lı markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması” ihtimalini doğuracağı değerlendirilmiştir. Ayrıca; davalının markalarının tescilli olduğu hizmetler ile dava konusu edilen markanın tescil edilmek istendiği hizmetlerin birebir aynı olduğu, her ne kadar bu hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı/ tüketici kitlesinin bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyesi düşük değil ise de, bu hizmetlerde “...” kelimesinin markasal hüviyette farklı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılması halinde alıcıların söz konusu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünebilecekleri, davacının markasının, davalının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği; neticede, somut olayda davacının markasının reddedildiği tüm hizmetler yönünde, taraf markaları arasında iltibas tehlikesinin/ karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. DAVACININ FİİLİ VE ÖNCEKİ KULLANIMLARA DAYALI GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: 6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir. 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır. İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Ayrıca, yeni tarihli Yargıtay içtihatlarında ;”.......‘gerçek hak sahipliği’ ilkesi uyarınca, marka tescilinden önce tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden markaya konu işaretin veya ibarenin yerelden daha geniş coğrafyada ve ciddi surette markasal kullanımı ve bu kullanımla markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandıranlar, markaya konu işaretin veya karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzerinin başkalarınca marka başvurusuna konu edilmesi halinde marka tescil başvurusuna itiraz etme ya da markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır.” denilmekle; eskiye dayalı gerçek hak sahipliği iddialarının SMK 6/3 maddesi hükmüne konu koruma kapsamından yararlanabilmesi için; markasal bir kullanım olmasının, bu kullanımın ciddi seviyelerde olmasının ve yerelden daha geniş bir coğrafyada gerçekleşmesinin şart olduğu yönünde içtihat oluşturulmuştur. “Gerçek hak sahipliği” iddiası, üçüncü kişilerin yaptığı marka başvuruları veya edindikleri tescillere karşı ileri sürülebilecek itiraz ve/veya marka sahibine karşı hükümsüzlük gerekçeleri olup, davacının kendi başvurusuna ilişkin “gerçek hak sahipliği” durumundan faydalanarak, 6/1’den kaynaklanan tescil engelini aşmasını sağlaması mümkün değildir. Davalının hüküm ifade eden/redde mesnet alınan markası hükümsüz kılınmadığı/iptal edilmediği sürece, davalının bu markaya dayalı olarak “benzer” markaların benzer emtialarda tescilini engellemesi hukuken mümkündür. Davacının ileri sürdüğü “önceki kullanımlardan kaynaklanan gerçek hak sahipliği iddiası” ancak ve sadece davalının markasına karşı, bu iddia ile ikame edilmiş bir hükümsüzlük/iptal davasında dinlenebilir. Neticede, davacının “...” markası/tanıtma vasıtası üzerinde, dava/marka işlem dosyasına delilleri meyanında sunmuş olduğu önceki tarihli kullanımlarına dayalı olarak ileri sürdüğü gerçek hak sahipliği iddiasının, dava konusu edilen .... başvuru sayılı markanın tescili açısından bir etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır. DAVACININ “...” İBARESİ ÜZERİNDE ÖNCEKİ TARİHLERDE TESCİL EDİLMİŞ MARKASINDAN KAYNAKLI MÜKTESEP HAK İDDİASI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: ..... sayılı kararlarında kazanılmış hak teşkil eden önceki markaların tespiti yönünden bazı kıstaslar getirmiştir. Buna göre bir kazanılmış haktan söz edilebilmesi için; ✓ Kazanılmış hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, bir başka deyişle kullanım ve tescilinin taraflar arasında artık çekişme konusu olmaktan çıkmış olması, kabullenilmesi, ✓ Bu markaya dayalı olarak yapılan başvurunun da, kazanılmış hak teşkil eden markanın asli unsuru muhafaza edilerek, işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle oluşturulması (‘zira, önceki markanın asli unsuru dahi değişmiş ise, bu artık yeni bir marka olacağından önceki markanın zaman içindeki değişikliklere uyarlanması için yapılmış bir başvuru olduğu gibi kabul edilemez’), ✓ Son olarak da, sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür emtiaları/hizmetleri içermesi, kapsamını genişletme yoluna gitmemesi, Şartlarının HEPSİ BİRDEN aranmaktadır. Ayrıca, müktesep hak iddialarına mesnet alınan markanın fiilen kullanılıyor olduğunun ispat edilmiş olması da, müktesep hak kriterlerine ilaveten incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken bir husustur. Somut olayda ise; öncelikle, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı .... sayılı markasının 24.08.2016 olan tescil tarihinden, dava konusu edilen markanın 04.11.2022 olan başvurunun tarihi itibariyle 5 yıldan fazla bir süre geçmiş olduğundan, bu markanın yukarıda yer verilen kriterlerden birincisi ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır. Bu markanın ...." şeklindeki görseline bakıldığında, yukarıda taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan değerlendirmesi yapılırken değinilen görüş ve içtihatlar doğrultusunda, markanın esas unsurunun, dava konusu edilen markada da olduğu gibi, “...” ibaresi olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla; davacının ... sayılı markasının esas unsurunun, dava konusu edilen markanın esas unsuruyla birebir aynı olduğu ve neticede de, müktesep hak kriterlerinden ikincisinin de gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır. Bu markanın kapsamına giren hizmetler ile davacının dava konusu edilen markasının reddedildiği hizmetler değerlendirildiğinde; Bu hizmetlerden “peyzaj tasarımı hizmetleri” dışındakilerin tamamı, birebir aynıdır ve dolayısıyla; bu hizmetler yönünden müktesep hak kriterlerinden üçüncüsünün de gerçekleştiği anlaşılmıştır. Ayrıca davacı tarafın dava/marka işlem dosyasına sunmuş olduğu belge ve delillerden, davacının “...” markasını, tıbbi hizmetlerde, işletme adı ve dahi "... KLİNİĞİ", "... TIP MERKEZİ" görsellerinde olduğu gibi markasal hüviyette fiilen kullandığı da ispat edebilmiş olduğundan, “tıbbi hizmetler” özelinde, somut uyuşmazlıkta, davacının 2016/25871 sayılı markasından gelen müktesep bir hakkının olduğu; neticede, dava konusu edilen markanın reddedildiği; “tıbbi hizmetler” açısından, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı 2016/25871 sayılı markasından gelen ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının bulunduğu kanaatine varılmıştır. Neticede, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunduğu, davacının markasının reddedildiği tüm hizmetler yönünden emtia ayniyeti şartının da gerçekleştiği, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin, bunları satın alırken düşük olmadığı, dava konusu edilen markanın reddedildiği tüm hizmetler yönünden, taraf markaları arasında, iltibas tehlikesinin/karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davacının “önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği” iddiasının dava konusu edilen markasının tesciline bir etkisi olamayacağı, dava konusu edilen markanın reddedildiği “tıbbi hizmetler” yönünden, 2016/25871 sayılı tescilli markasından gelen ve somut uyuşmazlıkta korunması gereken müktesep bir hakkının (kısmen) bulunduğu, YİDK kararının iptali koşullarının kısmen oluştuğu anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M :Davanın Kısmen Kabulüne,.... sayılı kararının 44. Sınıf "tıbbi hizmetler" bakımından iptaline,Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 187,80.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına,Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Davanın kısmen reddolunması, davalı kurum ve davalı şirket kendilerini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Harcın davanın yalnızca kabul edilen kesimi üzerinden alınması sebebi ile davacının peşin yatırdığı 427,60.-TL ilâm harcının tamamının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davanın kabul red oranının takdiren %50 olarak belirlenmesine,Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 8.683,40.-TL yargılama giderlerinin %50'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.06/02/2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 488,40.-TL Bilirkişi Ücreti : 8.000,00.-TL P.P : 195,00.-TL TOPLAM : 8.683,40.-TL