Kamu görevlisinin cinsel taciz iddiasıyla kişisel kusuruna dayalı manevi tazminat davasında, husumetin doğrudan memura yöneltilmesi gerektiği.
Özet: Bu hukuki evrak, bir doktor ile bir radyoloji teknisyeni arasında, bir tıbbi muayene sırasında cinsel taciz iddiaları üzerine karşılıklı açılan manevi tazminat davalarını konu almakta olup; ilk derece mahkemesinin her iki tarafın kamu görevlisi olması ve olayın hizmet kusurundan kaynaklandığı gerekçesiyle davaları husumet nedeniyle reddetmesinin ardından, yüksek mahkeme ve Hukuk Genel Kurulu, iddia edilen cinsel taciz eyleminin kamu görevlisinin kişisel kusuru olduğuna, dolayısıyla tazminat davasının doğrudan görevliye karşı açılabileceğine hükmederek, yerel mahkemenin davanın esasına girerek karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.
4. Hukuk Dairesi         2025/8245 E.  ,  2026/3846 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2024/355-2025/59
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda verilen karar birleşen davada davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacı ... ... vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... ... Hastanesi Acil Polikliniğinde doktor olarak görev yaptığını, olay günü hastanenin acil servisinde dolaşırken röntgen teknisyeni olan davalı ile karşılaştığını, davalının karın ağrısı şikâyeti ile kustuğunu ve muayene olmak istediğini söylediğini, yapılan muayene sonucunda kasık bölgesinde hassasiyet tespit edildiğini, davalının polis karakoluna giderek cinsel saldırıda bulunduğundan bahisle müvekkilini şikâyet ettiğini, ayrıca hastanenin başhekimliğine de şikâyet dilekçesi verdiğini, başlatılan idari soruşturma sonucunda ise müvekkili hakkında herhangi bir disiplin cezası verilmediğini, davalının asılsız ithamları nedeniyle müvekkilinin çok güç duruma düştüğünü, manevi açıdan sarsıldığını ve masumiyetini ispat etmek zorunda kaldığını ileri sürerek 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Birleşen davada davacı ... vekili dava dilekçesinde; olay günü davalı doktorun müvekkilini gözlem odasında muayene ettiğini, muayene sırasında müvekkiline cinsel tacizde bulunduğunu, bunun üzerine müvekkilinin şikâyetçi olduğunu, ceza yargılamasının hâlen devam ettiğini, olay nedeni ile müvekkilinin manen zarar gördüğünü ileri sürerek 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacının aynı hastanede çalıştığını, davacı doktorun müvekkiline yönelik cinsel saldırı eyleminde bulunduğunu, olay nedeniyle davacı hakkında kamu davası açıldığını, hastane idaresinin bu olayı gizlemeye çalıştığını, olayı Emniyet Müdür Yardımcısına anlatması üzerine hemen şikâyetçi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleşen davada davalı davaya cevap vermemiştir.
III. MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.04.2014 tarihli ve 2008/503 E., 2014/157 K. sayılı kararı ile davacının devlet hastanesinde doktor, davalının ise radyoloji teknisyeni olduğu, meydana gelen olayın hizmet kusurundan kaynaklandığı, her iki tarafın devlet memuru olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Dairenin 24.11.2014 tarihli ve 2014/11048 E., 2014/15860 K. sayılı kararı ile; "..Anayasa m. 129/5’te, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, ancak idare aleyhine açılabileceği benimsenmiştir. Ne var ki; bu kural mutlak olmayıp, idari yetkilerin kullanılma alanıyla, eş anlatımla, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlarla sınırlıdır. Özellikle, haksız eylemlerde (fiili yol); kamu görevlisinin, Anayasa’nın bu güvencesinden yararlanma olanağı bulunmamaktadır.
Somut olayda, davalının davacıya açıkça cinsel tacizde bulunduğu ileri sürülmüştür. Kamu görevlilerinin bu türden suç teşkil eden eylemleri kişisel kusur oluşturur ve hiç bir biçimde görevle ilişkilendirilemez. Bu sava dayanan davaların, Anayasa m.129/5 kapsamında değerlendirilmesi de mümkün değildir.
Şu halde, kamu görevlisinin kişisel kusuruna dayalı birleşen dosyadaki davada davalıya husumet tevcih edilebileceği benimsenmelidir. Mahkemece, işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. Direnme Kararı
Mahkemenin 05.10.2015 tarihli ve 2015/252 E., 2015/393 K. sayılı karar ile önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı süresi içinde birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarih, 2017/4-1838 Esas ve 2021/1447 Karar sayılı ilamı ile "...somut olay değerlendirildiğinde; birleşen dosya davacısının, davalı doktorun kendisine cinsel tacizde bulunduğunu ileri sürerek ve davalı doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açtığı anlaşılmaktadır. Birleşen dosyada davacının bu iddiası, içerik bakımından davalı doktorun kişisel kusuruna dayanmaktadır. Hâl böyle olunca, eldeki davada husumet davalı kamu görevlisine düşmektedir. O hâlde, yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davalı doktor hakkındaki işin esasının incelenmesi gerekirken husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır." gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 30.06.2022 tarih ve 2022/89 Esas- 2022/308 Karar sayılı kararıyla somut uyuşmazlıkta asıl dava hakkında verilen 2008/503 Esas sayılı davanın husumet nedeniyle reddine dair kararın temyiz edilmediği, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2014/11048 Esas sayılı bozma kararının ise birleşen dava yönünden olduğu ve ana davanın husumetten reddine ilişkin kararın bu nedenle kesinleştiği, birleşen dosyaya gelince her ne kadar ceza mahkemesince netice olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de ceza yargılamasında birleşen davada davalı doktorun birleşen davada davacıyı muayene ederken gerekmediği halde genital bölgeye inerek cinsel organını avuçlamak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilip bu kararın temyiz incelemesinde "yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine" de karar verildiği ve maddi vakalara yönelik temyiz incelemesinde belirleme yapıldığı, söz konusu maddi vaka belirlemesinin mahkemeyi de bağlayacağı, ceza yargılamasında dinlenen tüm tanıkların beyanları, birleşen davada davacının ve davalının ifadeleri bir bütün halinde de değerlendirildiğinde, taraflar arasında önceye dayalı bir husumet ya da ilişki bulunmadığı, olayın akabinde birleşen davada davacıyı ağlarken gören tanıkların bulunduğu, bu haliyle birleşen davada davacının anlatımının samimi ve olaya uygun düştüğü, birleşen davada davalının birleşen davada davacıya yönelik cinsel saldırı niteliğindeki hareketlerinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu kabul edilerek; asıl davanın davanın husumet nedeniyle reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
Mahkeme kararına karşı süresi içinde birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20.09.2023 tarih ve 2023/491 Esas-2023/9509 Karar sayılı ilamıyla; "... Ceza mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder nitelikte bir hüküm olmadığından hukuk yargıcı yönünden ortada bağlayıcı nitelikte bir ceza mahkemesi kararı bulunmamaktadır.
Davaya konu uyuşmazlık ile ilgili bulunan ceza mahkemesinin ilamı, davamıza konu cinsel taciz eylemi yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkindir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinin 5 inci fıkrası uyarınca; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.” Bu nedenle açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün, olay tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53 üncü maddesi anlamında hukuk hâkimi yönünden bağlayıcılığı yoktur.
Birleşen dava davalısı doktor hakkında eylem nedeniyle yapılan disiplin soruşturmasında; tüm ifade ve görüşler ışığında ve müştekinin çelişkili ifadeleri ile şahitlerin de ifadeleri değerlendirildiğinde ve ayrıca karın ağrısı, kusma, mesturasyon şikayetleri olan bir hastada fiziki muayene esnasında suprapubik hassasiyeti değerlendirmenin genel tababetin bir gerekliliği olduğu ve sonuçta davalı olan doktorun hekimliğinin gereğini yerine getirdiği, kötü niyetli bir davranışının olmadığı gerekçesiyle ceza verilmediği anlaşılmıştır. Dinlenen yeminli tanıkların olayı doğrulamadıkları görülmüştür. Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde olayın oluş şekli de dikkate alındığında, kişilik haklarına saldırı niteliğinde eylem kanıtlanamadığından mahkemece birleşen davaya dair manevi tazminat isteminin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle birleşen davada davalının manevi tazminattan sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir..." gerekçeleri ile bozulmasına karar verilmiştir.
D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, kişilik haklarına saldırı niteliğinde eylem kanıtlanamadığından birleşen dava dosyası yönünden açılan davanın reddine, asıl dava yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle açılan davanın reddine karar verildiği ve bu yönden verilen kararın kesinleştiği göz önüne alınarak asıl dava yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Birleşen davada davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; davalı hakkında ... 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sabit olup kişilik haklarına saldırı niteliğindeki eylemin kanıtlanamadığı yönündeki gerekçenin hukuki bir çelişki doğurduğunu, davalının disiplin soruşturmasında ceza almamasının sebebinin idarenin taraflı tutumu ve o dönem yaşanan benzer olaylarda uyguladığı politika olduğunu, usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl davada davalının haksız suçlamaları nedeniyle kişilik haklarına saldırı iddiası ile uğranılan manevi zararın tazmini; birleşen davada ise cinsel tacizden dolayı kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma gereğince karar verilmiş olmasına göre birleşen davada davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma gereğince karar verilmiş olmasına göre birleşen davada davacı ... vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden birleşen davada davacı ...'a yükletilmesine,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
08.04.2026 tarihinde Başkan ... ile Üye ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dairenin 20.09.2023 tarih, 2023/491 Esas ve 2023/... Karar sayılı bozma ilamına karşı yazılan karşı oyda belirtildiği üzere, ceza yargılaması kapsamında cinsel saldırının mevcudiyetine yönelik maddi vakıanın sabit olduğunun kesinleştiği ve somut olay bakımından manevi tazminatın koşullarının gerçekleştiği, bu nedenle de davacı yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.
KARŞI OY
Dava, cinsel saldırı eylemi nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin olup çoğunluk görüşünden farklı düşünceye ulaştığım husus, eylemin sübutuna ilişkindir.
Somut olayda asıl ve birleşen dava söz konusu ise de temyiz incelemesi birleşen davaya ilişkin olduğundan karışıklığa sebebiyet vermemek için davacı ..., davalı ... olarak ifade edilecektir.
Olay tarihinde; ... Devlet Hastanesinde davacının röntgen teknisyeni, davalının ise doktor olarak görev yaptığı, davacının rahatsızlanması üzerine davalının muayene etmeyi teklif ettiği, davacının da kabul ettiği, her ikisinin hastanenin acil servisindeki gözlem odasına geçtikleri, davalının, perdeyle mahremiyeti sağladıktan sonra muayeneye başladığı, ancak gerekmediği hâlde davacının genital bölgesini avuçlamak suretiyle cinsel saldırı eylemini gerçekleştirdiği, davacının tepki gösterip olay mahallini terk etmek istemesi üzerine bu kez gülerek “gitmeseydin bir iğne yapsaydık!” şeklinde ciddiyetsizce tavrını devam ettirdiği, eylemin bu şekilde meydana geldiği ceza yargılaması sonucu anlaşılmıştır.
Nitekim ceza yargılaması sonucu sanığın eylemi sabit görülerek cezalandırılması cihetine gidilmiş, gerek bozma öncesi gerekse de bozma sonrası ceza yargılaması sonucu suçun işlendiği kanaati hasıl olmuştur.
Her ne kadar Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca hukuk hâkiminin, karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı belirtilmiş; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddeleri uyarınca da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade edeceği öngörülmüş ise de anılan ilkeler, hukuk hâkiminin ceza yargılamasındaki tüm delilleri serbestçe takdir etmesine engel değildir.
Kaldı ki ceza yargılaması sonucu verilen kararın sanık (davalı) müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay hükmü, CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı olarak bozmuş, bozma ilamında eylemin sabit olduğunu şu belirlemelerle açıkça kabul etmiştir: “Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,” Yargıtay, suçun işlenmediği düşüncesinde olsaydı mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine müdahale ederdi. Bu itibarla maddi vakıa, diğer bir deyişle somut olay ve olgu, Yargıtay’ın incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Bu hususun aksinin kabulü hukuken mümkün değildir.
Yargıtayın bu tespiti olmasa idi dâhi, gerek ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin mahkûmiyete ilişkin kararında, gerekse de ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin bozma öncesi kararında dayandığı deliller eylemin sübutuna ilişkin netliği ortaya koymaktadır.
Böyle bir olayın sübutu ile ilgili değerlendirme yapılırken şu hususlara dikkat edilmesi önem arz eder:
a) Hukuka aykırı eylemin niteliği,
b) Davacının kanıtlayamama riskine rağmen hak arama mücadelesi,
c) Tarafların sıfatı,
d) Taraflar arasında önceye dayalı husumetin var olup olmadığı,
e) Olayın meydana geldiği yer ve zaman,
f) Davacının olaydan sonraki davranışları,
g) Davacının olay sonrası psikolojik durumu.
Sırayla inceleyecek olar isek, eylem cinsel saldırı mahiyetinde olup kişilerin onur ve saygınlığının tartışılabilecek olması nedeniyle risk barındırdığı, yaşadığı şokun ardından yaptığı görüşmeler sonucu hak arama yönündeki tereddüdünü tanıklar ..., ... ve ...’ın cesaretlendirmesi ile aşabildiği anılan tanıkların anlatımlarıyla sabittir. Her iki tarafın kamu görevlisi ve davalının mesleki hiyerarşi bağlamında doktor olması da kanıtlama ve resmi makamları ikna etme konusunda davacının tereddüdünde önemli unsurlardır. Nitekim suçluluğu hükmen belirlenmiş olmasına karşın idari soruşturmanın akim kalması da bunu kanıtlar mahiyettedir. Taraflar arasında önceye dayalı husumetin bulunmaması, olayın meydana geldiği yer ve zaman dilimi de eylemin gerçekliği konusunda önemli kabul edilmelidir. Yine davacının olaydan sonraki davranışları ve psikolojik durumunun kötülüğü tanıklar ..., ..., ..., ve ...’in şahit olduğu göz önüne alındığında eylemin gerçekleşmiş olduğunun ve kurgu mahsulü olamayacağının kabul edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca; Dairemizin kesin bozma ilamı söz konusu olsa dâhi, bir temel hak ve özgürlüğün korunması (somut olayımızda kişinin maddi ve manevi varlığının, aynı zamanda özel hayatının korunmasını isteme hakkı) usuli kazanılmış hak ilkesine göre üstün koruma altında kabul edilmesi gerekeceğinden davacının sübuta eren davasının kabulüne karar verilmesi gerekirdi.
Yukarıda açıkladığım nedenlerle, cinsel saldırıya uğradığı sabit olan davacı yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi ve bu itibarla davanın reddine dair kararın bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyorum.