Hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan KDV tevkifatı uygulanmaması sonucu oluşan kurum zararının eski genel müdürlerden tahsili amaçlı icra takibine yapılan itirazın iptali davası.
Özet: Davacı şirket, 2017-2019 yılları arasında hizmet alımlarında Katma Değer Vergisi (KDV) tevkifatı uygulamasını yapmayarak kurumu zarara uğrattıkları tespit edilen eski genel müdür, genel müdür yardımcısı ve satın alma daire başkanı aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptalini talep etmekte olup; dava, devlet denetleme kurulu raporları ve bakanlık soruşturmaları sonucunda belirlenen kusurlu eylemler nedeniyle ortaya çıkan potansiyel veya kesinleşmiş kurumsal zararın sorumlularından müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesini amaçlamaktadır.

T.C. .............. 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/976 Esas - 2026/246

T.C.
..............
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/976 Esas
KARAR NO : 2026/246
.......................x
.......................x.........
.......................x.........x.
....x...........x........................x
DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 29/12/2025
KARAR TARİHİ : 27/03/2026
GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 27/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığının 19.06.2023 tarihli ve 4362 sayılı yazısı ekinde, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına intikal ettirilen 15.02.2022 tarihli ve 2022/1 sayılı ".................... A.Ş. ile alt şirketlerinin son 5 yıla ilişkin tüm iş ve işlemleri ile hesaplarının denetimi raporu"nun tespit, değerlendirme ve öneriler bölümünün 26 numaralı kısmında belirtilen hususlar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına aktarılmıştır. Bakanlık Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı tarafından, söz konusu hususlara ilişkin olarak 01.03.2024 tarihli ve 21/1 sayılı soruşturma raporu tanzim edilmiş olup, gereği yapılmak üzere kurumlarına gönderildiğini, Bakanlıkça ve Kurumlarınca ilgili konuya ilişkin yapılan soruşturma raporları sonucunda 30.05.2017-02.03.2018 tarihleri arası dönem için "Gönderilerin toplanması, yüklenmesi, boşaltılması, ayrımı, sevki ve işlenmesi" ve "Şehirler arası posta taşıttırılması" işlerine ilişkin hizmet alımlanna yönelik olarak; 02.03.2018 tarihinden Kasım 2019'a kadar olan dönem için ise "Gönderilerin toplanması, yüklenmesi, boşaltılması, ayrımı, sevki ve işlenmesi", "Gönderilerin adresten kabulü, cihet ayrımı ve dağıtım/teslimi hizmetlerinin yürütülmesi" ve "Şehirlerarası posta taşıttırılması" işlerine ilişkin hizmet alımlarına yönelik olarak KDV tevkifatının uygulanmamasına neden oldukları için ortaya çıkan kurum zararından dolayı kusurlu ve sorumlu oldukları hem kurumlarınca yapılan hem de Bakanlıkça yapılan soruşturma sonucu tespit edilen eski Genel Müdür ............., eski Genel Müdür Yardımcısı ................. ve eski Satın alma Daire Başkanı ...' dan tespit edilen kurum zararının tahsili için davalılar hakkında .............. 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2025/27059 Es. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalılar tarafından yapılan itiraz üzerine ilgili icra dairesince, icra takibinin duruldurulmasına karar verildiğini, davalılar tarafından yapılan itirazın haksız olup itirazın iptali ve takibin devamı için huzurdaki davayı açma zorunluluğu doğduğunu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Müfettişi tarafından yapılan tetkik ve tahkikat sonucunda hazırlanan 01.03.2024 tarih ve 21/1 sayılı Soruşturma Raporu doğrultusunda alınan Makam Oluru’nun Mali Yönden bölümünde; ödenmiş olmasına rağmen ilgililerinden tahsil edilme imkanı bulunmadığı için şirketimiz kayıtlarından terkin edilen 9.293.532,22-TL tutarındaki alacaklarına ilişkin değerlendirmelere yer verildiğini, soruşturma raporunda .................... A.Ş. tarafından sorumlu sıfatıyla 428 şirkete ilişkin olarak vergi dairesine ödenen toplam 384.890.667,53-TL tutardan, şirketlerin açtıkları davalar sonucunda iade alınan tutarlar, rızaen ödenen meblağlar, nakde çevrilen teminat mektupları ve resen tahsil edilen tutarlar (toplam 212.009.163,86 TL) düşüldükten sonra kalan 163.587.971,38-TL’nin 192 şirkete ilişkin .................... A.Ş. alacağı olduğu, bu alacakların tahsiline yönelik davaların halen bazılarının devam ettiği, dava süreçleri tamamlanmadan bu tutarların kesinleşmiş zarar olarak değerlendirilemeyeceği, ancak süreçlerin tamamlanması akabinde tahsil edilemeyen tutarlar ile buna ilişkin dava ve mahkeme masraflarının kesin zarar olarak kaydedilebileceğinin ifade edildiğini, rapor doğrultusunda, 30.05.2017 tarihinden itibaren işgücü temini hizmet alımlarında KDV tevkifatı uygulamasının yapılmaması hususunda ............., ................. ve ... adlı kişilerin kusurlu ve sorumlu olduklarının değerlendirildiği; belirtilen dönemlere ilişkin olarak bu kişilerden müştereken ve müteselsilen tahsil edilmek üzere hukuki girişimde bulunulması gerektiği sonucuna varıldığını, bu kapsamda, alacak davasına konu olup dava süreci devam eden 163.587.971,38 TL tutarındaki alacakla ilgili sürecin şirketleri aleyhine sonuçlanması ve tahsil edilememesi durumunda oluşacak zarar tutarı ile buna ilişkin mahkeme ve dava masraflarının belirlenebilmesi amacıyla, hukuk müşavirliklerince 27.02.2025 tarihi itibarıyla kapanmış dosyalar üzerinden yapılan çalışmalar sonucunda Kdv tevkifatından dolayı dava dosyaları ile ödenmek zorunda kalınan kdv tevkıfatının iadesi için davalar açıldığını ve yapılan yargılama sonucunda ilgili dosyaların istinaf aşamalarından geçerek kesinleştiğini, yapılan incelemeler sonucunda, rücuya konu edilebilecek şirket zarar tutarlarının dosya bazında ayrı ayrı belirlenerek Finans ve Muhasebe Başkanlığına bildirildiğini, bu çalışmalar neticesinde, ilgili dönem bakımından kusurlularına rücu edilebilecek toplam şirket zararının 198.563,94-TL olduğu Finans ve Muhasebe Dairesi Başkanlığından bildirildiğini, rücuya konu döneme ilişkin sunmuş oldukları tabloda, (KDV + Pişmanlık) kaleminde “0 (sıfır)” olarak görünen kısımların söz konusu tutarların Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından tahsil edildiğini gösterdiğini, sonuç olarak; yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, soruşturma raporunda belirtilen şekilde, kusurlu personelin sorumlu olduğu Haziran 2017–Şubat 2018 dönemi ile Mart 2018–Ekim 2019 dönemine ilişkin olarak şirketler aleyhine açılan davalar sonucunda oluşan toplam 198.563,94 TL tutarındaki şirket alacağının müştereken ve müteselsilen tahsili amacıyla adı geçen kişiler hakkında hukuki işlem başlatıldığını, zorunlu arabuluculuk başvurusuna ilişkin anlaşma son tutanağını sunduklarını, tüm bu sebeplerle .............. 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2025/27059 sayılı takip dosyasına yapılan itirazların iptali ile davalıların takibe haksız olarak itiraz etmiş olması nedeniyle, alacağın %20’si oranında inkar tazminatına mahkum edilmelerine; yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara tahsil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı idarenin iddialarına dayanak olarak gösterdiği ve dava dilekçesinin ekinde de yer alan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 01.03.2024 tarih ve 21/2 sayılı soruşturma raporu esas alınarak müvekkili ve iki üst amiri hakkında adıgeçen Bakanlıkça .............. Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, .............. Cumhuriyet Başsavcılığınca 2024/192165 no ile yürütülen soruşturma kapsamında Savcılık Makamınca görevlendirilen ve Sayıştay E. Uzman Denetçisi ................................................. müteşekkil bilirkişi heyeti tarafından rapor tanzim edildiğini, konu hakkında yürütülen soruşturma (Soruşturma No: 2024/192165) kapsamında .............. Cumhuriyet Başsavcılığınca 23.11.2025 tarihinde 2025/147130 sayılı Karar ile kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini, en az işbu hususlar kadar önemli olan bir diğer hususun da, davacı idarenin müvekkiline ve iki üst amirine rücu ettiği şirket zararının müvekkili ve iki üst amirinin görevde bulundukları dönemdeki iş ve işlemlerden kaynaklanmadığını, 2006 yılından 2019 yılı Kasım ayına kadar uygulanmayan bir hususun da yeni yönetimce Kasım 2019da uygulamaya geçilmesi üzerine .............. 1. Vergi Mahkemesinin sunulan 06.03.2020 tarih ve 2019-1739 Esas Nolu Kararı ile dolayısıyla 27.11.2019 tarihli uygulama talimatından 3 ay 8 gün sonra özetle yürütmeyi durdurma kararı verilmiş olmasına rağmen yeni dönem yönetiminin hiçbir inceleme yapmadan, firmalarca ödenip ödenmediğin araştırılmadan yaklaşık 3-4 yıl öncesine geriye dönük olarak firmaların KDVsini ödemesi, bunu da firmalardan tahsil etmek için yasal yollara başvurması üzerine bütün davaları kaybetmesinden kaynaklandığını, müvekkilinin görev döneminde KDV tevkifatı uygulanmamasına ilişkin alınan kararların hem yürürlükteki mevzuata hem de kamu yararı ilkesine uygun olarak verilmiş olup, akabinde verilen sayısız idari yargı kararıyla da hukuka uygunluğunun kesin şekilde ortaya konulduğunu, davacı tarafın başlattığı icra takibi ve bu davayı açma zorunluluğu, idari soruşturma raporlarında belirtilen ve hukuken geçersiz olan bulgulara dayandığını, 2015-2017 yıllarına ilişkin işlemler bakımından hem iki yıllık hem de on yıllık genel zamanaşımı sürelerinin dolduğunu, davacı tarafın talebi bu yönüyle de hukuki dayanak taşımadığını, ............nin hizmet alımı kapsamındaki bütün sözleşmelerinde KDV Tevkifatı uygulanıp uygulanmayacağı hususuna yer verilmediği gibi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuatı çerçevesinde Kamu İhale Kurumu tarafından uygulamaya konulan tip sözleşmelerde de KDV tevkifatı uygulamasına dair bir hüküm bulunmadığını, .................... A.Ş.ye ilişkin 2020 yılı Sayıştay Raporunda aynen; "Vergilemeye tesir eden hükümlerin, verginin yasallığı ilkesi uyarınca, kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Diğer taraftan Gelir İdaresi Başkanlığı'nın verdiği özelgelerin yargısal bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu itibarla, özelgeler doğrultusunda idare tarafından Gelir İdaresi Başkanlığı'na yatırılan tutarların yüklenici firmalardan tahsil edilememesi riski bulunmaktadır." şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğunu, Sayıştay Başkanlığı'nın geçmiş dönem Raporları ile 2020 Raporunda yer alan bu değerlendirmesi dolayısıyla vergiye tesir eden hükümlerin verginin yasallığı ilkesi uyarınca kanunla düzenlenmesi gerektiğine ilişkin değerlendirme ile Gelir İdaresi Başkanlığı'nın verdiği özelgelerin yargısal bağlayıcılığının bulunmadığı açık bir şekilde ifade edildiğini, müvekkilinin de görev yaptığı yönetim dönemindeki uygulamaların mevzuata uygun işlemler olduğu teyit edildiğini, ayrıca sonraki dönemin icraatı olan yapılandırma kapsamında Gelir İdaresi Başkanlığı'na yatırılan tutarların yüklenici firmalardan tahsil edilememesi riskinin bulunduğu hususu da 2020 Yılı Sayıştay Raporunda çok açık bir şekilde ifade edildiğini, Maliye Bakanlığı'na (Gelir İdaresi Başkanlığı ve Defterdarlıklar bünyesindeki Vergi Dairesi Başkanlıkları) bağlı birimlerce vergi hususunda aynı konularda farklı birimlerce farklı görüşler verilebildiğini, nitekim .................... A.Ş'nin 18.09.2017 tarihli yazı ile .............. Vergi Dairesi Başkanlığı'ndan yapmış olduğu özelge talebi, talepten yaklaşık bir ay sonra .............. Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 21.10.2017 tarih ve 2017-006111918 sayılı Uygunluk yazısı ile Gelir İdaresi Başkanlığı'na intikal ettirilmiş ise de adı geçen Başkanlıkça talepten yaklaşık 6 ay sonra tam tersi bir görüşle 02.03.2018 tarihli özelge .................... A.Ş.'ye intikal ettirildiğini, sadece bu hususun bile, dolayısıyla uygulanmadığı için görevi kötüye kullanma isnadıyla müvekkili ve iki üst amiri hakkında icra takibi ve dava açılmasına gerekçe olarak gösterilen özelgenin hem talebe istinaden düzenlenme tarihi hem de Bakanlık birimlerinin uygulama konusundaki görüş farklılıkları dikkate alındığında, müvekkili hakkındaki iddianın hakkaniyete uygun olmadığı açık bir şekilde ortaya çıktığını, işbu davaya ve icra takibine dayanak olarak gösterilen müfettiş raporunun düzenlenme tarihi KDV Tevkifatı uygulamasına ilişkin ilk Mahkeme Kararından yaklaşık 4 yıl sonra 01.03.2024 tarihli olduğunu, buna karşın bu karardan sonra bahse konu rapor düzenlenmeden önce aradan geçen 4-5 yıllık süre içinde Yüksek Yargı Organı Danıştay dahil açıkça ifade edileceği üzere konu hakkında dolayısıyla tevkifat uygulamasının yanlışlığına ilişkin onlarca hatta yüzlerce yargı kararı bulunduğunu, bütün bu kararların müfettişçe görmezden gelinmiş, yok sayıldığını, sonuç olarak hiçbir yasal yükümlülüğü yokken ödendiği için tahsil edilemeyen alacak tutarının 163.587.971,44-TL olduğunu ve gerekli inceleme yapılması halinde gerek Gelir İdaresi Başkanlığına gerekse .................... aleyhine açılan ya da adıgeçen idarelerin açtıkları davaların neredeyse tamamına yakını adıgeçen idareler aleyhine sonuçlandığını, tüm bu sebeplerle, davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddine, davacının icra takibinin konusu olan meblağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ............. vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın dayanağı, iş gücü teminine ilişkin işlerde müvekkilinin yönetimde görevli olduğu dönemde KDV tevkifatı uygulaması gerektiği halde uygulamayarak kamu zararına sebebiyet verdiği iddiasına dayandığını, fakat aşağıda ayrıntılı olarak izah edilmiş olduğu üzere davacı .................... A.Ş.'nin iş gücü teminine ilişkin işlemlerinde KDV tevkifatı uygulayamayacağı pek çok Danıştay kararı ile artık kesinleşmiş olduğundan dolayı davaya dayanak olan kamu zararından söz edilmesinin mümkün olmadığını, .................... A.Ş. tarafından KDV tevkifatının uygulanamayacağı yargı kararlarıyla kesinleşmiş olmasına rağmen davacı şirketin, kendi inisiyatifiyle şirketlerin yerine geçerek vergi dairelerine ödemiş olduğu KDV tevkifatı tutarlarının ilgili şirketlerden tahsilini teminen açmış olduğu alacak davaları, hukuki zorunluluk karşısında aleyhine sonuçlandığını ve davacı şirketin kendi aldığı hatalı kararların sonuçlarının müvekkil ve diğer iki davalıya yüklenmek amacıyla itiraza konu icra takibi ve işbu dava kötüniyetle açılmış bulunduğunu, oysa müvekkilin yönetimde olduğu dönemde, .................... A.Ş.’nin yanlış mükellefiyet uygulamak suretiyle mükerrer ödeme yapmak zorunda kalmasının ve .................... A.Ş. aleyhine bu sebeple açılabilecek davalarla oluşabilecek kurum zararının önüne geçilmesini teminen, KDV tevkifatı uygulanmamış ve KDV tevkifatı uygulanmasına yönelik tebliğ ikinci bir emre kadar durdurulduğunu, tüm bu hususlar davalının yönetimde olduğu dönemde hukuka uygun olarak ve ileri görüşlü bir şekilde hareket ederek kamu zararına sebebiyet vermek bir yana, aksine kamu kaynaklarının kullanımında tasarruf edildiğini ispatladığını, ortada müvekkilinin neden olduğu bir kamu zararı kesinlikle bulunmadığından ve işbu davanın ikame edilmesinde bir hukuki yarar da olmadığından davanın bu yönü ile usulden reddi gerektiğini, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının talep ettiği faiz başlangıç tarihi ve faiz miktarı hukuka ve dosya kapsamına aykırı olduğunu, konu hakkında .............. Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 23.11.2025 tarih ve 2025/147130 sayılı karar ile kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini, bilirkişi raporu ve KYOK kararından da görüleceği üzere müvekkilinin şirketin zararına olacak bir eyleminin bulunmadığını, kurum zararına sebebiyet verdiğine dair soruşturma dosyası ve eklerinde somut bir belge bulunmadığının ortaya konulduğunu ve işbu süreçteki suçsuzluğunun ispatlandığını, .................... A.Ş hakedişlerinde KDV tevkifatı uygulanmayacağına dair yargı kararlarının müvekkilin haklılığını ortaya koyduğunu, KDV tevkifatına ilişkin sayıştay raporlarında yer alan açıklamaların da müvekkilin haklılığını ortaya koyduğunu, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için gereken şartlar oluşmadığından bu talebin her halükarda reddinin gerektiğini, tüm bu sebeplerle; davalıya yöneltilen haksız, kötü niyetli ve mesnetsiz davanın öncelikle reddine, kabul anlamına gelmemekle birlikte faiz başlangıç tarihi ve işlemiş faiz miktarının reddine, şartları oluşmayan icra inkar tazminatı taleplerinin her halükarda reddine, davacının itiraza konu icra takibi ve işbu davayı İİK m.67 kapsamında kötüniyetle açmış olduğu gözetilerek takip konusu alacak miktarının %20’sinden aşağı olmamak üzere müvekkil lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, tüm yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ................. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekili tarafından hazırlanan dava dilekçesinin hangi icra takibine itirazın iptalinin istendiği noktasında bariz bir çelişki barındırdığını, dilekçenin ilk sayfasında takibin .............. 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün 2025/50862 Esas sayılı dosyası üzerinden başlatıldığı belirtilmişken, dilekçenin devamında takibin 2025/27059 Esas sayılı dosya olduğu iddia edildiğini, 2025/27059 sayılı takip dosyası, .............. 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde derdest olan 11.215.692,52 TL değerli ilk davanın konusu olduğunu, davacının aynı uyuşmazlığa ilişkin farklı icra dosyalarını birbirine karıştırarak hazırladığı bu dilekçe, usul hukukuna ve davanın somutlaşması ilkesine aykırı olduğunu, Mahkeme nezdindeki bu dava ile .............. 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/568 E. sayılı dosyası arasında tam bir hukuki ve fiili irtibat mevcut olduğunu, her iki davanın davacısı, davalıları ve dayanak gösterilen idari soruşturma raporlarının tamamen aynı olduğunu, çelişkili kararların önüne geçilmesi amacıyla dosyaların ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilmesi gerektiğini, davaya konu edilen işlemler bakımından yasal zamanaşımı süreleri fazlasıyla dolmuştur. Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca davanın reddi gerektiğini, müvekkili aleyhine açılan bu davanın temelini yitirmiş ve konusuz kaldığını, davanın dayanağı olan "kamu zararı" iddiası, .............. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2024/192165 sayılı soruşturması kapsamında alınan kesinleşmiş bilirkişi raporu ve takipsizlik kararı ile hukuken ve fiilen ortadan kalktığını, KDV tevkifatı uygulaması .................... bünyesinde her zaman tartışmalı olmuş, müvekkilinin görev süresi boyunca tamamen resmi görüşlere uygun hareket edildiğini, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 16.10.2006 (80111 sayılı) ve 20.02.2012 (18887 sayılı) tarihli özelgelerinde; personelin sevk ve idaresinin yüklenicide olması nedeniyle KDV tevkifatı uygulanmayacağı ....................'ye bildirildiğini, müvekkilinin de imzasının bulunduğu 13.06.2017 tarihli durdurma yazısı; o dönemdeki sözleşmelerin KDV tevkifatı içermemesi ve tevkifatın uygulanması halinde kamu hizmetinin durma noktasına gelecek olması nedeniyle alınmış basiretli bir yöneticilik kararı olduğunu, Başsavcılık, "suçun yasal unsurlarının oluşmadığı" gerekçesiyle 23.11.2025 tarihinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına kararı verdiğini, bu nedenle, savcılık makamınca verilen takipsizlik kararı ve bu karara dayanak teşkil eden bilirkişi raporu karşısında, Mahkeme dosyasının konusuz kaldığının hukuken tartışmasız olduğunu, .................... hizmetlerinde KDV tevkifatı yapılamayacağının yüksek yargı organlarınca tescil edildiğini, müvekkilin görevden ayrılmasının ardından yeni yönetim, yargı kararlarını ve yürütmeyi durdurma kararlarını yok sayarak bizzat zarara sebebiyet verdiğini, .............. 1. Vergi Mahkemesi'nin 06.03.2020 tarihli yürütmeyi durdurma kararına rağmen, .................... Yönetimi 08.04.2020 tarihli kararla geriye dönük beyanname düzeltmesi yapmış ve haksız ödemeler gerçekleştirdiğini, İYUK m. 28/1 uyarınca mahkeme kararına uyması gereken yönetimin, bu kararı görmezden gelerek kurumu mükerrer vergi ödemesi ve mahkeme masrafları ile karşı karşıya bıraktığını, müvekkili .................'ın, TTK anlamında tacir olmadığını, ayrıca müvekkilin görevde olduğu dönemdeki tüm hesaplar Sayıştay Denetim Raporları ve TBMM KİT Komisyonu tarafından ibra edildiğini, tüm bu sebeplerle davanın öncelikle .............. 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/568 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine, zamanaşımı, hukuki yarar yokluğu ve davacı dilekçesindeki çelişkiler nedeniyle davanın usulden reddine, savcılık KYOK kararı ve Danıştay iptal kararları doğrultusunda haksız davanın esastan reddine, icra takibinin ve işbu dava’nın kötüniyet ile açılmış olduğu dikkate alınarak; takip konusu alacak miktarının % 20’ sinden aşağı olmamak üzere, müvekkili lehine, kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
.............. 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/568 Esas sayılı dosyasının tetkikinden, davacı ve davalıların aynı olduğu görülmüştür.
HMK.nun 166/1. maddesine göre, aynı mahkemede görülmekte olan iki dava arasında bağlantı var ise davanın her aşamasında talep üzerine veya resen birleştirme kararı verilebilir. Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde iki dava arasında bağlantı ve irtibat varsayılır. Kanun bu gibi durumlarda gerçeğin daha iyi ortaya çıkması ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin daha iyi karara bağlanmasını sağlamak için davaların birleştirilmesine imkan sağlamıştır.
Bu kabulden hareketle somut olay incelendiğinde, eldeki dava ile .............. 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/568 Esas sayılı dosya ile mahkememiz dosyası arasında hukuki, fiili bağlantı bulunduğu gözetildiğinde, dava dosyalarının birleştirilmesinde hukuki yarar olduğu sonucuna varılarak davanın daha önce açılan .............. 13.Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/568 Esas sayılı dosyasındaki dava ile birleştirilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm fıkrası tesis kılınmıştır.
HÜKÜM
1-HMK 166/1 maddesi uyarınca, Mahkememizin 2025/976 Esas sayılı dosyasındaki davanın, .............. 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/568 Esas sayılı dosyasındaki dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
2-Yargılamanın .............. 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/568 Esas sayılı dosyası üzerinden yürütülmesine,
3-Birleştirme kararının HMK166/3. maddesi gereğince derhal ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilmesine,
4-Harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti ile ilgili olarak birleştirilen dosya üzerinden karar verilmesine,
Dair, tarafların yokluğunda, tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 27/03/2026