Kıymetli evraktan kaynaklanan alacak davasında, tahsilat gecikmesi nedeniyle istenen munzam zarar talebine ilişkin Ticaret Mahkemesinin arabuluculuk ve davacı kusuru itirazlarını değerlendiren gerekçeli kararı.
Özet: Kıymetli evraktan kaynaklanan bir alacağın dokuz yıldan uzun süren icra takibi sonucunda tahsil edilmesine rağmen, tahakkuk eden faizin enflasyon ve kur farkı karşısında yetersiz kalması nedeniyle alacaklının uğradığı munzam zararın (şimdilik 1.000 TL) tazmini istemiyle açılan bu davada, davalılar ise arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, görev itirazında bulunarak ve alacaklının 2016 yılında hacizli malları paraya çevirmeyerek zararın oluşumuna bizzat kusurlu davranışlarıyla sebebiyet verdiğini iddia ederek davanın reddini talep etmektedir.

T.C. ........... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
...........
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/851 Esas
KARAR NO : 2026/190
...............x
...............x.......
...............x.......x.
....x.......x................x
DAVA : Alacak (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/11/2025
KARAR TARİHİ : 04/03/2026
KR.YZL. TARİHİ : 13/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı ...'nun ........... 2. Genel İcra Dairesi'nin 2023/95211 numaralı takip dosyasında alacaklı sıfatını haiz olduğunu, kambiyo senedine dayanan 125.000,00-TL asıl alacak miktarlı takip yoğun uğraşlar neticesinde 29/05/2025 tarihinde, yani 9 yılı aşkın bir süre sonunda tahsil edilebildiğini, ancak tahsil edildiği 9 yılı aşan süre için işletilen faizin müvekkilinin zararını tazmin etmekten hayli uzak olduğunu, sadece kambiyo senedine konu olan asıl alacak (anapara) ile sınırlı olarak düşünüldüğünde dahi müvekkilinin dolar bazlı zararının yaklaşık 58.81 Dolar olduğunu, müvekkilinin yükselen enflasyon, sıçrayan dolar ve altın fiyatları karşısında uğradığı munzam (aşkın) zararını tazmin etmek için işbu davayı ikame etme zarureti hasıl olduğunu beyanla, ........... 2. Genel İcra Dairesi'nin 2023/95211 Esas sayılı dosyası ile tazmin edilemeyen davacının munzam zararının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'sinin arabulucuya başvuru tarihinden itibaren işletilecek ticari temerrüt (avans) faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, yargılama harç ve giderleri ile yasal vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; görev itirazları bulunduğunu, arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, ........... 2. Genel İcra Dairesi'nin 2023/95211 E. Sayılı dosyasının İcra Müdürlükleri birleştirilmeden önce ........... 27. İcra Dairesi`nin 2016/957 E. Sayılı dosyası üzerinden açılmış olup ilk işlemler ve uygulanan tüm hacizlerin bu dosya üzerinden başlatıldığını, zira bu dosya fiziki olarak kağıt dosya olarak düzenlenmiş olup dosya aslı getirtildiğinde dosyada yapılan tüm işlemler ve davacı yanın iddialarının hukuken bir anlam taşımadığının sabit hale geleceğini, davacı yanın munzam zararından söz edilemeyeceğini, munzam zararın hiçbir yasal şartı oluşmadığını, zira takibin başlangıcı ve müvekkilinin mal varlığı dikkate alındığında davacı yanın icra dosyasını temlik aldığı tarihten, dosyanın ödendiği tarihten çok önce, 2016 yılı içerisinde tahsil imkanı bulunan alacağı, fiili haczi yapılan aracın satılmaması, yine taşınmazların satılmaması ve diğer haczedilen menkullerin de paraya dönüştürülmemesi nedeniyle bilerek tahsil etmediğinin açık olduğunu, davacı yanın zararın doğmasına ve artmasına kendi kusurlu davranışları ile sebebiyet verdiğini beyanla, davanın dava şartı noksanlığından aksi halde husumet yönünden usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkili hakkında açılmış bulunan işbu davanın tüm talepler yönünden esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; görev itirazları bulunduğunu, arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, ........... 2. Genel İcra Dairesi'nin 2023/95211 E. Sayılı dosyasının İcra Müdürlükleri birleştirilmeden önce ........... 27. İcra Dairesi`nin 2016/957 E. Sayılı dosyası üzerinden açılmış olup ilk işlemler ve uygulanan tüm hacizlerin bu dosya üzerinden başlatıldığını, zira bu dosya fiziki olarak kağıt dosya olarak düzenlenmiş olup dosya aslı getirtildiğinde dosyada yapılan tüm işlemler ve davacı yanın iddialarının hukuken bir anlam taşımadığının sabit hale geleceğini, davacı yanın munzam zararından söz edilemeyeceğini, munzam zararın hiçbir yasal şartı oluşmadığını, zira takibin başlangıcı ve müvekkilinin mal varlığı dikkate alındığında davacı yanın icra dosyasını temlik aldığı tarihten, dosyanın ödendiği tarihten çok önce, 2016 yılı içerisinde tahsil imkanı bulunan alacağı, fiili haczi yapılan aracın satılmaması, yine taşınmazların satılmaması ve diğer haczedilen menkullerin de paraya dönüştürülmemesi nedeniyle bilerek tahsil etmediğinin açık olduğunu, davacı yanın zararın doğmasına ve artmasına kendi kusurlu davranışları ile sebebiyet verdiğini beyanla, davanın dava şartı noksanlığından aksi halde husumet yönünden usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkili hakkında açılmış bulunan işbu davanın tüm talepler yönünden esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER, KABUL VE DEĞERLENDİRME:Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinden kaynaklanan munzam zarar tazmini istemine ilişkindir.
Dava açılmadan evvel arabulucuya müracaat edilmiş olup, işbu dava şartı yerine getirilmiştir.
Mahkememizce ........... 2. Genel İcra Dairesi'ne müzekkere yazılarak 2023/95211 Esas sayılı takip dosyasının Uyap kayıtları getirtilerek dosya kapsamına alınmıştır.
........... 2. Genel İcra Dairesi'nin 2023/95211 numaralı takip dosyasında; davacının alacaklı, davalıların borçlu sıfatını haiz olduğu, takip tarihinin 29.04.2016 olduğu, takibin dayanağının 15.04.2026 vade tarihli 125.000,00-TL bedelli bono olduğu, takibin toplam 126.544,67 TL üzerinden başlatıldığı, 29/05/2025 tarihinde takip dosyasına davalı-borçlu ... tarafından 287.072,95 TL yatırıldığı görülmüştür.
Taraflar arasındaki ihtilafın; davacının ........... 2. Genel İcra Dairesi'nin 2023/95211 Esas sayılı dosyası kapsamında tahsil edilen alacak dışında davalılardan tazmin edilemeyen munzam zarar alacağının olup olmadığı, var ise miktarı, faiz başlangıç tarihi ve türü noktasında toplandığı anlaşılmıştır.
6098 sayılı TBK'nın 122. maddesinde "Aşkın zarar"; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklinde düzenlenmiş olup, alacaklının geçmiş günler faiziyle karşılanamayan zararlarını, borçlu kusurlu olmadığını ispat edemedikçe tazmine yükümlüdür.
Alacaklı TBK'nın 120. (818 sayılı BK'nın 103. maddesi.) maddesi uyarınca borcun geç ödenmesinden kaynaklanan temerrüt faizini (geçmiş günler faizini) zararın varlığını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın talep edebilir. Munzam zararda ise, geçmiş günler faizi ile karşılanamayan bir zararı olduğunu kanıtlamak zorundadır. TBK'nın 120. maddesi ile geçmiş günler faizinin nasıl belirleneceği düzenlenmiş iken, 122. (818 sayılı BK'nın 105. maddesi) maddede buna ilişkin bir düzenlemenin yer almamış olması da davacının zarara uğradığını kanıtlama yükünde olduğunu göstermektedir. Salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemez. O halde davacının munzam zararını genel ekonomik olumsuzluklar dışında, somut vakıalarla kanıtlaması gerekir. Ancak somut zararın kanıtlanması halinde ekonomik veriler dikkate alınarak zarar miktarı belirlenebilir (HGK'nın 31.10.2007 2007/701-800 Esas, 798 Karar) (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 18.3.2013 tarih ve 2012/11411 Esas, 2013/3535 Karar sayılı ilamı) ( ........... BAM 35. HD 2024/442 E., 2025/678 K.sy ilamı).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 9/12/2021 tarih ve 2017/2800 Esas - 2021/1629 Karar sayılı kararında; "Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Munzam zarar alacaklısı, 818 sayılı BK’nın 105. maddesine dayalı tazminat isteminde bulunabilmesi için, kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu ve illiyet bağını, eş söyleyişle bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Alacaklının, borcun yerine getirilmemesinden, kısmen yerine getirilmesinden veya geç ifadan maddi bir zarar veya kazanç yoksunluğuna uğradığını ispat etmiş sayılması için, borçlunun borcunu zamanında gereği gibi yerine getirse idi, zarar ve kar yoksunluğunun önleneceğini kanıtlaması başka bir anlatımla illiyet bağını da kurması zorunludur.
Kanun koyucu, bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsemiştir. Nitekim 818 sayılı BK’nın 103. maddesine göre temerrüt faizi oranı %5 iken, 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanun ile bu oranın %30’a çıkarılması ve yine 3095 sayılı Kanun'da 15.12.1999 tarihli ve 4489 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranı esas alınarak, değişen faiz oranlarının benimsenmesi bunun kanıtıdır. Bu noktada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, Kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemez. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın, aynı Kanun’un 103. maddesi ve 3095 sayılı Kanun ile saptanan faiz oranının dayanağı olan ekonomik olumsuzluklara dayandırılması ve herkesçe bilinenin kanıtlanmasına gerek olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Bu itibarla 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanun'lardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, Kanun koyucunun 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 sayılı BK’nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır." denilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/938 Esas - 2022/401 Karar sayılı kararında değinildiği üzere; aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının 29.04.2016 tarihinde ........... 2. Genel İcra Dairesi'nin 2023/95211 numaralı takip dosyasıyla, 15.04.2026 vade tarihli 125.000,00-TL bedelli bonoya dayalı olarak davalılar aleyhinde toplam 126.544,67 TL'nin tahsili için takip başlatıldığı, 29/05/2025 tarihinde takip dosyasına davalı-borçlu ... tarafından dosya borcu olan 287.072,95 TL yatırıldığı, bu şekilde alacağın 29.05.2025 tarihinde tahsil edildiği, davacı tarafça dava dilekçesinde, davacının yükselen enflasyon, dolar ve altın fiyatları karşısında zarara uğradığı iddiası ile munzam zararın talep edildiği görülmüştür. Davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan yükselen enflasyon, dolar ve altın fiyatları gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceğinden, ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yükselen enflasyon, dolar ve altın fiyatları gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacının kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağından ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın Reddine,
2-Alınması gerekli 732,00-TL harcın, peşin alınan 615,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 116,60‬‬-TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,
3-Zorunlu arabuluculuk gideri olan 4.700,00-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,
4-Davalılar ... ve ... duruşmada kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile işbu davalılara ödenmesine,
5- Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6- Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmının HMK'nin 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Dair, Davacı vekilinin yüzüne karşı kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde ........... Bölge Adliye Mankemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/03/2026
Katip ...
✍ e-imzalı
Hakim ...
✍ e-imzalı