İş kazası sonucu oluşan sürekli iş göremezlik nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davasında kusur oranları, maluliyet tespiti ve tazminat miktarının hesaplanmasına yönelik temyiz incelemesi.
Özet: İş yerinde yaşanan kaza sonucu parmağı ezilen işçinin açtığı maddi ve manevi tazminat davasında, ilk derece mahkemesi kısmen kabul kararı verip istinaf bu kararı onamışken, taraflardan işveren; işçinin kalıcı maluliyeti olmadığını, kendisine atfedilen %60 kusurun ve hükmedilen tazminatın hatalı olduğunu ileri sürerken, işçi ise işverenin %100 kusurlu olduğunu, kendi kusur oranının haksız olduğunu, maluliyet oranının düşük tespit edildiğini, tazminat miktarının gerçek ücreti yansıtmadığını ve yetersiz olduğunu belirterek, kusur oranları, maluliyet tespiti ve tazminat hesaplama yöntemleri üzerindeki uyuşmazlıkla Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz etmiştir.
10. Hukuk Dairesi         2025/14733 E.  ,  2026/5022 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/597 E., 2025/1139 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 8. İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/22 E., 2024/202 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 09.08.2017 tarihli iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm işçilerine gerekeli tüm koruyucu malzemeleri ve kıyafetleri teslim etmiş olduğu, bu anlamda iş sağlığı ve güvenliği yönünden üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğini, davacının kaza sebebi ile iş gücü kaybına uğramadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, "372.796,28 TL maddi tazminatın iş kazasının gerçekleştiği tarih olan 09.08.2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,20.000,00 TL manevi tazminatın iş kazasının gerçekleştiği tarih olan 09.08.2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; işveren tarafından gerekli eğitimin verilmediği ve önlemlerin alınmadığı açık olmasına rağmen müvekkiline kusur atfedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının kazanın meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğunu, emsal ücret araştırması yapılmadan asgari ücret varsayımında bulunmuşsa da davacının gerçek ücretinin emsal ücret araştırması ile açığa çıkacağını, asgari ücret tutarı doğrultusunda hesaplama yapılmasının kabul edilemeyeceğini, maluliyet oranına itirazının dikkate alınmadığını, davacının maluliyetinin tespit edilen %7,3 ün oldukça üzerinde olduğunu, maddi ve manevi tazminatın düşük olduğunu, reddedilen manevi tazminat yönünden aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek temyiz etmiştir.
Davalı ... İnşaat Met. Taş. Tic. San. A. Ş vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının kalıcı bir maluliyeti bulunmadığını,%7.3 iş göremezlik oranını kabul etmediklerini, kusur raporu ile davacıya %60 oranında kusur izafe edilmesi ve söz konusu raporun hükme esas teşkil etmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kusur raporunun ceza dosyasına ibraz edilen raporla çelişkili olduğunu, bilirkişi tarafından 2024 yılı asgari ücret verileri belirlenerek hesaplama yapıldığını, geçmiş dönem hesabının ise yıllara sarih olarak asgari ücret artışı üzerinden yapılan artışa göre belirlendiğini, hesaplamaya esas alınan ücretin hatalı olup kabul anlamına gelmemek kaydı ile hesaplamanın kaza tarihindeki son aldığı maaş üzerinden yapılması gerektiğini, davacının aktif ve pasif ve yaşam süresinin davalı aleyhine yüksek hesaplanmış olduğunu, hükmedilen tazminata kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesi yönündeki kararı kabul etmediğini, mahkemece hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından; davacının davalıya ait metal üretim ve işleme mahiyetinde işyerinde çalıştığı, yaklaşık 20 kg ağırlığında olan alüminyum kalıbını fırına bırakacağı esnada ayağının kayması veya takılması ile yere düştüğü ve bu sırada elinde bulunan kalıbın sol el baş parmağını ezmesi sonucu yaralandığı, olayın ... tarafından iş kazası olduğunun kabul edildiği, ancak sürekli iş göremezlik derecesi %10'un altında tespit edildiğinden denetim raporu düzenlenmediği, eldeki dosyada hükme esas alınan kusur raporunda ,davalı işveren ... İnşaat A.Ş. 'nin iş yerinin çalışma ortamının zeminde artık demir malzemelerin bulunması, artık malzemelerin çalışma ortamından kaldırılmaması, yüklerin elle taşınması ve iş ekipmanında çalışılması ile ilgili iş organizasyonu yapmaması, kazalıya, iş güvenliği bilincini oluşturacak şekilde iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ve mesleki ... verilmemesi nedenleriyle %60 kusurlu olduğu ve davacının 28 yaşında, iş tecrübesi itibariyle oluşabilecek tehlikeyi öngörebilecek bir çalışan olarak, 20 kg ağırlığındaki kalıbı fırına atmak için taşırken zeminde bulunan demir malzeme artıklarının ayağına takılma ihtimalini göz önünde bulundurarak daha dikkatli ve tedbirli davranmaması nedeniyle %40 kusur izafe edildiği anlaşılmaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, ... ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.20 13... /21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda hükme esas alınan raporda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve teknolojik gelişmeler gereğince işverence iş organizasyonunun tam olarak sağlanıp sağlanmadığı, iş güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığı, sahadaki atık malzemenin toplanması konusunda görevlendirme bulunup bulunmadığı, malzemelerin toplanması sorumluluğunun kime ait olduğu, alınan önlemlerin denetiminin yeterince sağlanıp sağlanmadığı, yapılan iş sırasında elle taşıma yerine yerine alet veya başkaca bir malzemenin kullanılmasının mümkün olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; var ise rücu ve ceza dosyası da getirtilerek hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından yukarıda bahsedilen kusur raporlarını düzenleyen heyetlerden farklı, A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetinden; tarafların itirazlarını karşılayacak ve var ise rücu ve ceza dosyasındaki raporları da değerlendirecek mahiyette, somut verilere dayalı, iş güvenliği açısından alınması gereken önlemlerin neler olduğu, hangi önlemlerin alınıp, hangi önlemlerin alınmadığını ortaya koyan rapor alarak, iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde oransal olarak tespit ettirmek ve sonucuna göre usulünce bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı ve davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, istinaf itirazının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.