Ceza Genel Kurulu, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunda, iddianamede yer almayan TCK 87/1 son cümlenin ek savunma hakkı verilmeden uygulanmasının adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediği uyuşmazlığını çözüme kavuşturdu.
Özet: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan verilen mahkûmiyet kararında, sanığa ek savunma hakkı tanınmadan uygulanan Türk Ceza Kanununun 87. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin sadece cezanın alt sınırını belirlediğini, suçun hukuki niteliğini değiştirmediğini ve bu nedenle Ceza Muhakemesi Kanununun 226. maddesine aykırılık oluşturmadığını ileri sürerek, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma kararına itiraz etmiş; uyuşmazlık, iddianamede gösterilmeyen bu hükmün ek savunma verilmeksizin uygulanmasının CMK 226ya aykırılık teşkil edip etmediği noktasında Ceza Genel Kurulu önüne gelmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2025/347 E.  ,  2026/11 K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : 363-612
    I. HUKUKİ SÜREÇ
    Sanığın kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 87/1-son, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Tavas Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.11.2022 tarihli ve 352-500 sayılı hükmün, katılan tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 17.02.2023 tarih ve 363-612 sayı ile hesap hatası nedeniyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.12.2024 tarih, 6660-8239 sayı ve oy çokluğu ile; "...Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.04.2017 tarihli ve 2015/1167 Esas, 2017/247 Karar, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.04.2017 tarihli ve 2015/1167 Esas, 2017/247 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığa ek savunma hakkı tanınmadan, iddianamede gösterilmeyen 5237 sayılı Kanun'un 87/1-son maddesinin uygulanması suretiyle; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (Pelissier ve Sassi/Fransa, No: 25444/94, P. 67) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 'Adil yargılanma hakkı' başlıklı 6. maddesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesine ve 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesine muhalefet edilerek sanığın savunma hakkının kısıtlanması…" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Daire Üyeleri ... ve ...; "5271 sayılı Kanun’un 226/1. maddesine göre 'Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.' Uyuşmazlık konusu olan kararın yargılama sürecinde sanık ...'ın 5237 sayılı Kanun'un 86/1, 86/3-e ve 87/1-d maddeleri uyarınca cezalandırılması istenilmiş ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 87/1-d maddesi uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Kanaatimizce aynı fıkranın son cümlesi gereğince cezanın belirlenmesi suçun hukuki niteliğini değiştirmeyecektir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.02.2025 tarih ve 51529 sayı ile; "...İtiraza konu mahkûmiyet hükmünün yargılama sürecinde sanığın 5237 sayılı TCK'nın 86/1, 86/3-e ve 87/1-d maddeleri uyarınca cezalandırılması talep edilmiş olup sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 87/1-d maddesi uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmuştur, mahkumiyet hükmünde aynı fıkranın son cümlesi cezanın belirlenmesi amacıyla uygulanmış olup suçun hukuki niteliğini değiştirmemektedir.
    Nitekim 5237 sayılı TCK'nın 87. maddesinin 1. fıkrasının 'son cümlesi'nde aynı fıkranın a, b, c, d ve e bentlerine ilişkin hapis ve adli para cezalarının alt sınırı belirlenmekte olup, sırf cezanın belirlenmesi amacıyla uygulanmakta olan bu cümlenin suçun unsurlarında herhangi bir değişiklik öngörmediği için bir artırım maddesi olarak kabul edilmesi de mümkün değildir.
    Bu durumda sanık ... hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hükümde iddianamede gösterilmeyen 5237 sayılı Kanun'un 87. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin uygulanması nedeniyle ek savunma hakkı verilmesine gerek olmadığı, ek savunma hakkı tanınmamasının 5271 sayılı CMK'nın 226. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve savunma hakkının sınırlandırılmasının söz konusu olmadığı..." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.05.2025 tarih, 1210-4268 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hükümde ek savunma verilmeden iddianamede gösterilmeyen TCK’nın 87. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin uygulanmasının CMK’nın 226. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Tavas Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29.07.2022 tarihli ve 246-209 sayılı iddianamede; suç adının "kasten yaralama", sevk maddelerinin "TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d ve 53" olarak gösterildiği,
    Yapılan yargılama sırasında 17.11.2022 tarihli oturumda iddianame okunarak sanığa kanuni haklarının hatırlatıldığı, bu doğrultuda sanığın isnat olunan suçlar ile sevk maddelerinden haberdar olarak savunmasını yaptığı,
    Aynı tarihli oturumda, hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen sanığa ek savunma hakkı verildiği,
    24.11.2022 tarihli son oturumda Tavas Asliye Ceza Mahkemecince sanığın, kasten yaralama suçundan 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 87/1-son, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    V. GEREKÇE
    A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    CMK’nın "Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi" başlıklı 225. maddesi şöyledir;
    "(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.
    (2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.".
    "Suçun niteliğinin değişmesi" başlıklı 226. maddesi de uygulama tarihi itibarıyla şöyledir;
    "1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
    2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
    3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
    4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.".
    Savunma hakkı, suç isnadıyla karşı karşıya kalan insan için; en doğal, kutsal ve insani bir haktır. Zira her suç isnadı bir yönüyle doğrudan haysiyetine dokunması cihetiyle insan, fıtratı gereğince ve öncelikle en üstün değerini korumak ihtiyacındadır. Çağdaş yargılama hukuku da bu değere saygı duyulması gereğini ön plana çıkarmakta ve maddi gerçeğe insan onuruna saygı çerçevesinde ulaşmayı amaçlamaktadır.
    Hükümranlık hakkını kullanan üstün kamu gücü nezdinde yargılanan bireyin savunma hakkı, adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Bu önem ve hassas konumu nedeniyle temel insan haklarından biri olarak, Anayasa (madde 36/1) ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerde (İHEB m. 11, İHAS m. 6, MvSHS m. 14/3-b) en üst düzeyde güvence altına alınmıştır. CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre de savunma hakkının kısıtlanması, mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birisidir.
    Diğer taraftan, yargılamanın esas itibarıyla, iddia (tez)- savunma (antitez)- yargı/hüküm (sentez) diyalektiğinin inşasından ibaret olduğu bilinen bir gerçekliktir. Bu denklemde adil bir sonuca/senteze ulaşmanın zorunlu koşullarından biri de silahların eşitliği ilkesi ile teminat altına alınmış savunma ve makamının varlığıdır. Aksi hâlde iddia (tez), doğrudan çürütülemez bir hükme/senteze dönüşür. (Sami Selçuk, Suç Yargılama Süreci Hukuku, İmge Yayınları, s. 468,469).
    Kamu adına dava açma görevini üstlenen Cumhuriyet savcısı (CMK m. 170/1,2), düzenlediği iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olayları mevcut delillerle ilişkilendirerek açıklamak ve yüklenen suçu ve uygulanmasını istediği kanun maddelerini göstermek zorundadır (CMK m. 170/3-h,4). Böylece iddianame yargılamanın sınırlarını da belirlemiş olur. Çünkü hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilecektir (CMK m. 225/1).
    Savunma makamı, hakkındaki isnadı iddianameden öğrenir ve savunmasını bu çerçevede yapar. Yargılama sürecinde sanık, fiile ilişkin maddi savunma yönünden hakkındaki isnadı öğrenme sorunu ile karşılaşmaz ise de mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı olmayacağından (CMK m. 225/2), sabit olduğunu kabul ettiği fiilin, nitelik itibarıyla bir başka suçu oluşturduğu düşüncesinde ise hukuki savunma bakımından dezavantajlı bir duruma düşebilir. Keza iddia makamı da bu süreçte suç vasfının değiştiğini ileri sürebilir. İşte bu ihtimali değerlendiren kanun vazıı, çelişmeli yargılamanın gereği olarak sanığın hakkındaki hukuki isnadı da öğrenmesinin zaruretini belirterek CMK'nın 226. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır." hükmünü getirmiştir.
    Bu düzenleme ile sanığın hukuki savunmasını yapma bakımından da dezavantajlı bir konumda olmasının önüne geçilmek istendiği açıktır. Hükmün uygulanması bakımından suç vasfının lehe ya da aleyhe değişmesinin bir önemi bulunmamaktadır (CGK 21.06.2011 tarihli ve 261-141 sayılı). Bu hâllerde sanığa, ek savunmasını hazırlamak için de gerekli zaman ve imkânın sağlanması icap eder (CMK m. 226/3).
    Keza, normun sarahati nazara alındığında, cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâllerin, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması durumunda da sanığa ek savunma imkânı tanınması gerektiğinde kuşku yoktur.
    Ancak iddianamede kanun maddesi gösterilen, bu suretle olgusal temelleri itibarıyla da tartışma ve savunmaya açılan ve fakat yargılama sonunda şartları oluşmadığından uygulanmaması nedeniyle cezanın artırılması sonucunu doğuracak olan hâllerin, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkmamış olmak şartıyla madde kapsamında, ek savunma hakkı tanınmayı zorunlu kılan, cezanın artırılmasını gerektirecek hâller cümlesinden olarak değerlendirilmemesi gerekir. Aksinin kabulü, maddenin kapsamını amacından inhirafla genişleterek yargılamanın makul sürede bitirilememe riskini sonuçlayacaktır.
    B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
    Tavas Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ile sanık hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açılmış, yapılan yargılama sırasında sanığa aynı Kanun’un 87/1-son maddesinin uygulanması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmeksizin anılan hükmün uygulanması suretiyle mahkûmiyetine karar verilmiştir.
    Sanık hakkındaki sevk maddesi doğrultusunda suç vasfını değiştirmeyen, sırf cezanın belirlenmesi amacıyla uygulanan TCK'nın 87/1-son maddesi, cezanın artırılmasını gerektiren bir durum olarak ilk kez duruşmada ortaya çıkan bir hâl de değildir. Kanun koyucu TCK'nın 87. maddesinde yer alan bentlerden uyuşmazlık konusunu ilgilendiren (d) bendi de dâhil bazılarına ilişkin hapis cezalarının alt sınırını diğer bentlerden daha ağır olacak şekilde TCK'nın 87/1-son maddesinde belirlemiştir. Suçun unsurlarında herhangi bir değişiklik öngörmeyen söz konusu maddenin bir artırım maddesi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla sanık hakkında düzenlenen iddianamede ve esas hakkındaki mütalaada uygulanması istenen sevk maddesinin cezasının TCK'nın 87/1-son maddesinde düzenlenmiş olması sanığa ek savunma hakkı verilmesini gerektirmeyecektir. Açıklanan nedenle savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmayıp iddianamede sanık hakkında uygulanması istenen TCK'nın 87/1-d maddesinin doğal sonucu olan TCK'nın 87/1-son maddesinin, sanığa ek savunma hakkı verilmeden uygulanmasının, CMK'nın 226. maddesine aykırılık oluşturmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
    "Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;
    Ek savunma hakkı verilmeden, iddianamede talep edilmeyen TCK'nun 87/1-son maddesinin uygulanmasının, CMK'nun 226. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmayacağıdır.
    Sayın CGK’nun çoğunluğu, olayda TCK 87/1-son maddesinin uygulanmasını gerektiren suçlarda, CMK 226. Maddesi gereği ek savunma hakkı verilmesine gerek olmadığını belirtmiştir.
    Oysa TCK 87/1-son veya TCK 87/2-son maddelerinin uygulanması durumlarında, cezada bir artırım söz konusu olduğundan, kanun cezanın belli bir miktardan az olmayacağını belirttiğinden ek savunma hakkı verilmesi gerektiğinden sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.
    5271 sayılı CMK’nun 'Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi' başlıklı 225. maddesinde;
    '(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında
    verilir.
    (2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir',
    Aynı kanunun 'Suçun niteliğinin değişmesi' başlıklı 226. maddesinde ise;
    '1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
    2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
    3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
    4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır' düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Savunma hakkı, 1982 Anayasasının 36. Maddesinde 'Temel Haklar ve Ödevler' başlıklı ikinci kısmın ikinci bölümünde 'Kişinin Hakları ve Ödevleri' başlığı altında; 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir' şeklinde düzenlenmiş olup, bu hakkın 'temel hak' niteliğine uygun olarak, sanığa savunma hakkının verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması halinde hüküm daima hukuka aykırı olacaktır.
    Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi de; yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın, herhangi bir nedenle sınırlandırılması mümkün değildir. Nitekim 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/8. maddesine göre de savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.
    Öte yandan, savunma hakkının sınırlandığından söz edebilmek için, savunmanın hükmü etkileyecek nitelik taşıması ve yargılaması yapılan fiile ilişkin olması gerekir.
    5271 sayılı CMK’nun 226. maddesi, yargılaması yapılan ve iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun temas ettiği kanun maddelerinden başkasıyla mahkûmiyet durumunda veya cezanın artırılmasını ya da cezaya ek olarak güvenlik tedbiri uygulanmasını gerektiren nedenlerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması hallerinde savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesi uyarınca, sanığın ek savunmasını yapabilmesi için bir takım usullere uyulması yükümlülüğünü getiren özel bir düzenlemedir. Belirtilen bu haller ortaya çıktığında mahkemelerin, bu konuda kanunun öngördüğü biçimde savunmasını yapamayan kişiler hakkında mahkûmiyet hükmü kurmaları mümkün değildir.
    Kasten yaralama suçu; 5237 sayılı TCK’nun 86/1-2. maddesinde;
    'Madde 86- (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (7550 SK ile değiştirilmeden önce cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis idi.)
    (2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (7550 SK ile değiştirilmeden önce cezası 4 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası idi.) (Ek cümle:12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.' (7550 SK ile değiştirilmeden önce cezası 6 aydan az olamaz idi.) şeklinde,
    Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu ise TCK’nun 87/1-2. maddesinde;
    Madde 87- (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
    a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
    b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
    c) Yüzünde sabit ize,
    d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
    e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
    Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde dört yıldan,(7550 SK ile değiştirilmeden önce cezası 3 yıldan az olamaz idi.), üçüncü fıkraya giren hallerde altı yıldan az olamaz.(7550 SK ile değiştirilmeden önce cezası 5 yıldan az olamaz idi.)
    (2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
    a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
    b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
    c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
    d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
    e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
    Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde altı yıldan,(7550 SK ile değiştirilmeden önce cezası 5 yıldan az olamaz idi.), üçüncü fıkraya giren hallerde dokuz yıldan az olamaz. (7550 SK ile değiştirilmeden önce cezası 8 yıldan az olamaz idi.)
    TCK’nun 86/1. maddesinde kasten yaralamanın temel şekli düzenlenmiş olup, anılan fıkra uyarınca, suç tarihi itibarıyla, kasten başkasını yaralayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Kasten yaralamanın, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olmasıhalinde ise fail maddenin 2. fıkrası ile cezalandırılacaktır. Maddenin 3. fıkrasında ise beş bent halinde kasten yaralama suçunun ağırlatıcı nedenlerine yer verilmiş olup, fıkradaki bu bentlerden biri veya birkaçının gerçekleşmesi halinde yaralanmanın niteliğine göre fail hakkında1. veya 2. fıkralar uyarınca hükmedilen ceza yarı oranında artırılacaktır.
    TCK'nun 87. maddesinde ise neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama fiilleri yaptırıma bağlanmıştır. Maddenin 1. fıkrasında bir kat, 2. fıkrasında iki kat artırımı gerektiren haller gösterilmiş, uygulanacak yaptırım hükme bağlanmıştır. Ancak kanun koyucu 1. ve 2. fıkralarda, 86. maddeye göre hükmolunan cezanın bir ve iki kat artırılması esasını kabul etmesine karşın bununla yetinmemiş, her iki fıkranın son cümlelerinde, artırım sonucu hükmolunabilecek cezaların belirli bir miktardan aşağı olamayacağı esasını da kabul etmiştir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Tavas Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede, sanık hakkında, kasten bıçakla mağduru hayati tehlike geçirir şekilde yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 86/3-e ve 87/1-d. maddelerinin uygulanmasının talep edildiği, Tavas Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanığın 5237 sayılı TCK'nun 86/1, 86/3-e, 87/1-d ve 87/1-son maddeleri uyarınca cezalandırıldığı anlaşılmakla;
    TCK'nun 87/1-son maddesinde, TCK’nun 87/1. maddesi uyarınca yapılacak 1 kat artırım sonucu verilecek cezaların TCK’nın 86/1 veya 86/3. maddelerine giren hallerde, belirli bir miktardan aşağı olamayacağının hüküm altına alınması ve 87/1-son maddesi gereğince yapılacak artırımı kapsamaması, bu nedenle iddianamede talep edilmeyen 5237 sayılı TCK’nun 87/1-son maddesinin sanık aleyhine olacak şekilde uygulanması hali söz konusu olduğundan, sanığa 5271 sayılı CMK’nun 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmesi gerekmektedir. Aksi uygulama savunma hakkının sınırlanması niteliğindedir.
    Ayrıca bu konuda daha önceden geçen CGK Kararlarında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.04.2017 tarihli ve 2015/1167 Esas, 2017/247 Karar, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.03.2017 tarihli ve 2015/652 Esas, 2017/133 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığa ek savunma hakkı tanınmadan, iddianamede gösterilmeyen 5237 sayılı Kanun'un 87/1-son maddesinin uygulanması suretiyle; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (Pelissier ve Sassi/Fransa, No: 25444/94, P. 67, kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 'Adil yargılanma hakkı' başlıklı 6. maddesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesine ve 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesine muhalefet edilerek sanığın savunma hakkının kısıtlanması, hukuka aykırı bulunmuştur. TCK 87/1-son veya TCK 2-Son maddelerinin uygulanması durumunda, CMK 226. Maddesi gereğince ek savunma hakkı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
    Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının Reddine karar verilmesi gerekirken, itirazın kabulüne karar veren sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim." görüşüyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; benzer düşüncelerle, Karşı oy kullanmışlardır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.12.2024 tarihli ve 6660-8239 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
    3- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince kurulan 17.02.2023 tarihli ve 363-612 sayılı hükmün ONANMASINA,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.