İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin, İSKİnin patlayan su borusundan kaynaklanan haksız fiil tazminat davasında görevli mahkeme ve kusur sorumluluğu üzerine verdiği istinaf kararı.
Özet: Bir spor malzemeleri şirketinin, İSKİye ait su borusunun patlaması sonucu iş yerini su basması, ürünlerinin zayi olması ve işletmenin kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle uğradığı zararların tazmini için açtığı davada, davacı, İSKİnin bakım sorumluluğunu ihlal ettiğini ve kanunlar ile Yargıtay içtihatları gereği tam kusurlu olduğunu iddia etmektedir. Davalı İSKİ ise, söz konusu eylemin kamu hizmeti ve hizmet kusuru niteliğinde olduğunu belirterek, görevli yargı yolunun idare mahkemeleri olduğunu savunmaktadır. Davacı başlangıçta 5.000 TL maddi tazminat talep etmiş, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/1869
KARAR NO:2026/3759
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:02/04/2026
NUMARASI:2022/251 Esas - 2026/227 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ :09/09/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Davacı şirketin, olay yeri olan ... Bayrampaşa/İstanbul adresinde spor malzemeleri üretimini ve satışını yaptığını, olay günü olan 25.08.2021 tarihinde müvekkili şirketin faaliyet adresinin bulunduğu sokakta hemen iş yerinin yanında bulunan davalı kuruma ait rögar kapağının bulunduğu yerdeki su borusunun patlaması sonucu 1. katta bulunan müvekkiline ait işletmeyi su bastığını ve müvekkiline ait birçok ürünün zayi olduğunu, iş yerinin su altında kaldığını ve kullanılamaz hale geldiğini, davacının binanın dışında bulunan ve ...’ye ait şebekeye bağlı su borusunun patladığını ve iş yerinin sular altında kaldığını sabah iş yerini açtığında fark etmiş olup hemen akabinde ... ekiplerine haber verdiğini, aynı zamanda Bayrampaşa Zabıta Müdürlüğü’nü de aramak suretiyle tespit tutanağı tutulmasını talep ettiklerini, ancak ...’den gelen ekibin ihbardan 1,5-2 saat sonra olay yerine geldiğini ve gerektiği gibi müdahale edemediklerini, tamir işlemini yapamadıklarını, hasarı gideremediklerini, davacının daha sonra İtfaiye’ye haber verdiğini ve İtfaiye ekiplerinin de aynı gün saat 15:17:07 itibariyle olay yerine intikal ettiğini ancak herhangi bir işlem yapılmaksızın rapor tutulduğunu, bu rapora göre; 1. katta bulunan müvekkiline ait iş yerini su bastığının, muhtelif miktarda tekstil ve elektrik malzemelerinin ıslandığının tespit edildiğini, bu tespitin doğru olup EK-2’de sunulu fotoğraflardan da görüldüğünü, davacının zararının sadece işletme içerisinde bulunan malların zayi olması değil aynı zamanda su basması sonucu iş yerinin kullanılamaz hale gelmiş olması olup iş yerinin temizlenmesi ve hasar alan yerlerin tamir edilmesinin de zarar kapsamında değerlendirilmesinin gerektiğini, zira söz konusu zararların da davalı kuruma ait su borusunun patlaması sonucu meydana geldiğini, dolayısıyla davalı kurumun kendisi tarafından bakım ve onarımı yapılması gereken boruların patlaması sonucu oluşan zararda %100 kusurlu olup tüm zararı gidermesinin gerektiğini, zira 2560 Sayılı ... Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. 2. ve 17. Maddeleri amir hükümlerince temiz su ile yağmur ve atık sularının toplanması gereken yerlerin inşası ile bakım ve onarımının ... tarafından yapılması gerektiğinin açıkça vurgulandığını, bu konudaki; “Yargıtay 17. HD. 2013/4621 E. 2014/3634 K.”, “Yargıtay 3. HD.2011/7828 E. 2011/13387 K.” ve “Yargıtay 17. HD. 2013/10361 E. 2014/7181 K.” Sayılı ilamları gibi Yargıtay içtihatlarında da davalı kuruma ait olan su borularının patlamasına ilişkin doğan zararlardan ...’nin sorumlu olduğunun vurgulandığını, arz olunduğu üzere davalı kurumun sorumluluğunda olan su borusunun patlaması sebebiyle doğan zararın tazmini için dava şartı olarak getirilen arabuluculuk kapsamında 02.09.2021 tarihinde Arabuluculuğa başvurulduğunu ancak anlaşmanın sağlanamadığını, işbu sebeplerle müvekkilinin uğradığı tüm zararların tazmini adına huzurdaki davayı açmak zaruretinin hasıl olduğunu belirterek, müvekkili tarafça arz ve izah olunan sebeplere binaen, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; Acilen ve Evveliyetle müvekkilinin mallarına ve iş yerine gelen zararın daha da büyümemesi ve delillerin ortadan kaybolmaması adına ön inceleme duruşmasından önce olay mahallinde ve zarar gören malların bulunduğu yerde Bilirkişi incelemesi yapılmasına, 6100 sayılı Yasa’nın 107. maddesi gereğince toplanacak delillere göre arttırılacak olan taleplerinin şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tazminine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davalı idare ...’nin; İstanbul Büyükşehir Belediyesinin görev alanı, belediye imar sınırı ile mücavir alan içinde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere 2560 Sayılı yasa ile kurulmuş, tüzel kişiliği haiz olan ve kamu görevi yapan bir mahalli idare, bir kamu kuruluşu olup su ve kanalizasyon hizmetleri noktasında ise tekel manada yetkili ve görevli olup, idare aleyhine açılan ve konusu tam yargı davası olan tüm davalarda görevli yargı yolunun idare mahkemeleri olduğunu, dava konusu eylem hizmet kusuru niteliğinde olduğundan görevli mahkemenin idare mahkemeleri olduğunu, zira tazminat isteminin dayandırıldığı eylemin; müvekkili ... açısından kamu hizmetinin ifasına ilişkin bulunması ve hizmet kusuru ile bağımlı olması sebebi ile tam yargı davasının konusunu oluşturduğunu, müvekkili ...’nin davacıya sözleşmeye dayalı bir taahhüdünün ve borcunun olmadığını, bu yüzden ... aleyhine açılan davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiğini, bu konudaki; “Yargıtay İBK, Tarih:11.02.1959, 1958/17 E., 1959/15 K.”, “Yargıtay 3. HD. 2007/3859 E.-2007/3944 K.”, “Uyuşmazlık Mahkemesi 2009/184 E.-2010/76 K.”, “Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığının 08.04.2013 tarih, 2012/433 ve 2013/484” sayılı kararlarının da bu yönde olduğunu, her ne kadar idari ve adli yargı yoluna ilişkin ihtilaf sebebiyle müvekkili idarenin tacir kabul edilmesi gerektiğine ilişkin yargı kararları mevcut ise de esasen, idare açısından idari iş sayılmayacak ve kamu hizmeti açısından değerlendirilmesi gerekli olan davalarda idare mahkemelerinin görevli olduğunun kabul edildiğini, söz konusu kamu hizmetinden dolayı idarenin ticari şirketler gibi kar sağlama amacının da bulunmadığını, TTK 16. maddesindeki tacir sayılma kavramı tetkik edildiğinde tacir sayılma kriterinin kamu yararı olduğunun ve kamu yararına yapılan işlerden kaynaklı tam yargı davalarda İdari Yargının görevli kabul edildiğinin açıkça görüldüğünü, dolayısıyla Ticarethane kavramının kamu yararı kriterin ortadan kaldırmadığını, idare açısından dava konusu vakıanın; idarenin kamusal amacına ulaşmak için işlettiği bir işletme ve bu amaçla yürütülen bir işe ait olmayıp tümüyle kamu yararının esas alındığı kamu hizmeti ile ilgili olduğunu, aksi düşüncenin kabulü halinde; İdare Mahkemelerinde hiçbir İdare aleyhine hiçbir tam yargı davası görülemeyeceğini, İdari Yargılama Usulü Kanunundaki 2/1-b maddesinin uygulama imkanının aksinin kabulü halinde tamamen ortadan kalkacağını ve yasa hükmünün zımnen mülga hale geleceğini, Kanun koyucunun iradesinin yargı kararı ile ortadan kaldırılamayacağını, nitekim kanun koyucunun bu madde hükmünün devamı ve uygulama gereği hususunda iradesinin değiştiğini gösteren herhangi bir yasal düzenlemesinin de mevcut olmadığını, HMK 114(1) c maddesi gereğince dava konusu olayın İdari Yargı görev alanında olması ve Sayın Mahkemenin görevsizliği sebebiyle davanın HMK’nın 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı idare ...’ye işbu davada husumet yöneltilemeyeceğini, BK 49. ve 50. maddelerinin hükümleri gereği; tazminat sorumluluğunun doğması için tazminat talep edilenin zarara sebep olan olayda kusurunun olmasının, tazminat talep edilen hasar ile fiili arasında illiyet bağının bulunmasının gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve Yargıtay Hukuk Dairelerinin kökleşmiş içitihatlarındaki “HGK 24.06.1964 gün ve 4/508-481 sayılı” ve “4. HD 16.02.1998 gün 1997/8707 E-1998/444 K. Sayılı” kararlarının da bu yönde olduğunu, müvekkili idarenin ise olayda kusurlu olmadığını, gerçekleştiği iddia edilen olay ile idarenin fiilleri arasında illiyet bağının kurulmasının da mümkün olmadığını, davalı idareye hasar başvurusunda bulunulduğuna ilişkin herhangi bir belge sunulmadığının anlaşıldığını, esasa ilişkin itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, dolayısıyla söz konusu vakıanın hangi tarihte gerçekleştiği belli olmadığından ve/veya sonradan teminat altına alınmış olması ihtimalinde haksız fiil zamanaşımı sebebiyle dava tarihinde zamanaşımı süresi geçmiş olacağından işbu davanın zamanaşımı ve hak düşürücü sürede açılmamış olmasından dolayı usul hukukuna göre reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının, davasını hasarın oluştuğuna ilişkin fotoğraf kayıtlarına dayandırdığını, ancak bu delilin taraflarına bilgi verilmeden tek taraflı olarak düzenlendiğini ve elde edildiğini, tek taraflı hazırlanan belgelerin sıhhatinin tartışmalı ve ihtilaflı olduğunu, bu belgelerin hukuki delil niteliğinin olmadığını, davacının meydana geldiği iddia edilen zararı dava dosyasına sunmuş olduğu bilgi, belge ve deliller ile de ispat edebilmiş olmadığını, öncelikle objektif olarak kusur sorumluluğunun olup olmadığının tespitini talep ettiklerini, keza işbu davada kusur ve sorumluluk tespitinin zarar tespitinin önünde yer aldığını, zira İdarenin zarar verici eylemini olmadığı gibi iddia edilen zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağının da bulunmadığını, ayrıca sigortacının zararın varlığını objektif belge ve deliller ile ispat etmesinin de gerekli olduğunu, bu itibarla; hasar miktarı, hasarın oluşumu ve sebepleri ile hasara sebep olan sorumluların tespiti bakımından keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, ispata yarar delil bulunmadığının anlaşılması halinde öncelikle usul hukuku gereğince ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı su şebekesindeki arızadan hasar meydana geldiğini iddia etmekte ise de söz konusu arızadan dolayı bu hasarın meydana gelmesinin mümkün olmadığını, zira bina sahiplerinin bina dışından gelen su arızalarına karşı gerekli yalıtımı/izolasyonu yapmış olmasının şart olduğunu, gerekli önlemi almayan davacının hasar iddiasının kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla davacı şirketin isteminin da hukuka aykırı olduğunu, davacının iddiasında hasarın 25.08.2021 tarihinde meydana geldiğini belirtip iddia edilen hasarın gerçekleştiği tarihten 8 ay sonra mahkemeden hasar tespit talebinde bulunduğunu, davacı şirketin bu talep durumun bile davacı şirketin basiretli bir tacir gibi davranmadığının ve iddia edilen hasarın meydana gelmesinde ve büyümesinde asli kusurun davacı şirkette olduğunun en açık göstergesi olduğunu, ayrıca davacının dava dilekçesinde; olay yeri, hasarın ne olduğu ve hasarın nicelik ve niteliği gibi hususlar hakkında hiçbir bilgiye yer vermediğini, bu hususların Mahkemece tespit edilmesi amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdii edildiğini ancak bilirkişi tarafından düzenlenen 28.04.2022 tarihli raporda; davacının iddia ettiği zarar olgusunun ispat edilemediğinin, davacı sigorta şirketinin basiretli bir tacir gibi davranmadığının ve bina izolasyon zafiyeti ile birlikte davacının da ürünleri palet üzerinde depolamaması sebebi ile sorumluluğunun olduğunun açıkça ifade edildiğini, bu sebep ile basiretli bir tacir gibi hareket etmeyen davacının zararın tamamına katlanması gerektiğinden müvekkili İdareye kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında bodrum gibi su basma olayının yaşanabileceği alanlarda tacirin en az 12 cm paletler kullanması suretiyle emtianın muhafaza edilmesi gerektiğinin belirtildiğini, olaydan anlaşılacağı üzere ve müvekkili İdare ...Genel Müdürlüğü Avrupa 1. Bölge Abone İşleri Dairesi Başkanlığının 20.09.2021 tarih ve ... sayılı ilgili yazısındaki daire başkanlığı görüşünde de belirtildiği üzere su basması olayının zemin yüzeyinde vidanjörün su çekemeyecek düzeyde olduğunu, dolayısıyla açıklandığı üzere yasal süresi dahilinde müdahale edilen su arızasında müvekkili İdareye ait herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığını, davacının kendi kusurlu eylemi ile zarara sebebiyet verdiğini bu sebep ile idareye kusur atfedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, TBK 69. maddesi gereğince bir binanın veya diğer yapı eserlerinin malikinin bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlü olduğunu, intifa ve oturma hakkı sahiplerinin de binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan malikle birlikte müteselsilen sorumlu olduklarını, sorumluların bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkının saklı olduğunu, yapılan tespitler ve yönetmeliğin ilgili maddesinden de anlaşılacağı üzere hasarın binanın toprağa dayalı olan bodrum katının pencere veya kapısından değil binanın dışından ve ilgili binanın izolasyon olmadığı anlaşılan perde duvarından sızdığının aşikar olup binanın dış etkenlere karşı izolasyon, drenaj sistemi vb. gibi gerekli inşaat teknikleri kullanması durumunda su borusundan kaynaklı su girişinin, her türlü rutubet, yağmur suyu ve zemin suyu girişinin de engellenmiş olacağını, diğer yandan ... Abone Hizmetleri Tarife ve Uygulama Yönetmeliği 49(ğ) maddesi ve İmar Yönetmeliği madde 6.09.11 de göz önünde bulundurulduğunda bütün bu sayılan sebeplerden dolayı meydana gelen olayda müvekkili İdarenin herhangi bir sorumluluğunun bulunmamasıyla birlikte gelen şikayetin çok kısa sürede bulunup tamir edildiği de göz önüne alındığında oluşan hasarda müvekkili İdarenin bir kusurunun/ihmalinin olmadığının açık olduğunu, ayrıca zararın meydana gelmesine bina/yapı ve mülk sahiplerinin sebep olduğunun anlaşılması halinde idarenin bina/yapı ve mülk sahipleri ile birlikte sorumluluğunun da yasa hükmü icabı iddia edilemeyeceğini, binanın projeye uygun yapılmış olup olmadığının araştırılmasının gerektiğini, idare yazısına göre onaylı proje çekvalf ile olduğu halde bina sahiplerinin çekvalf olmadan tesisat yaptığının tespit edildiğini, olayın gerçekleşme şekli bina malikinin kusurları ve mevzuata aykırı uygulamaları birlikte değerlendirildiğinde müvekkili idareye bir kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, bu konudaki; “Yargıtay 17. HD E. 2014/8425 K. 2016/11319 sayı 08.12.2016 tarihli”, “Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Esas No:2010/1326 Karar No:2013/4085 sayılı 14.11.2013 tarihli” ilamlarının da bu yönde olduğunu, davacının zararın meydana gelmesinde kusurlu olup olmadığı hususunun belirlenmediğini, nitekim bina/yapı mülk sahibi maliklerin sorumlu oldukları iddiaları sebebiyle davacının sorumluluğunun araştırılmasının gerektiğinin açık olduğunu, keza olayda kusuru bulunan ve kusuru ile olayın meydana gelmesine sebebiyet verenin, kendi kusuru ile meydana gelen zarar sebebiyle zararın tazminine yönelen bir alacak iddiasında bulunmasının mümkün olmadığını, BK 52. maddesi gereğince da davacının da böyle bir hak iddiasının söz konusu olamayacağını, davaya konu alacak iddiasındaki faiz başlangıcının temerrüt tarihinden itibaren istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, zira davalı idarenin açılan işbu dava ile birlikte mütemerrit hale geldiğini, bu sebeple faiz isteminde dava tarihinin esas alınmasının gerektiğini, ayrıca talep edilen alacak miktarının da fahiş olduğunu, idare temerrüde düşürülmeden hasar tarihinden itibaren faiz talep edilmesinin hukuk dışı olduğunu, İdare kayıtlarının delilleri arasında olduğunu, yukarıda açıklandığı üzere; davaya ilişkin müphem hususlarda idareye müzekker yazılmasını, idare kayıtlarının ve yukarıda belirtilen sair hususlarda bilgi ve belge istenmesini, ayrıca sair bilgi ve belgelerin ilgili kurumlardan yazı ile celbini, yine bu belgeler esas alınarak keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, belirterek, müvekkili tarafça arz ve izah edilen sebepler ve ayrıca Mahkemece re’sen dikkate alınacak sair hususlara göre; öncelikle yargı yolu ve görev itirazlarının kabulü ile görevsizlik kararı verilerek İdari yargı yolunun görevli olduğunun tespitine, davanın öncelikle Usule Aykırılık İtirazları sebebiyle reddine, davacının davasının Esastan ve Tümüyle reddine, davacının faiz isteminin tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "... Somut olayda incelendiğinde; dava konusu hasarın meydana geldiği yer, binanın zemin ve birinci bodrum katında olduğu, binanın izolasyon zaafiyeti olduğu, davacının aynı zamanda tekstil ürünlerini palet üzerinde depolamaması sebebiyle müterafik oranda kusurlu olduğu, ...'ye ait temiz su borusunun birleşim noktasında patlaması sebebiyle uzun süre dışarı akan suyun binanın bodrum katına girerek hasarın meydana geldiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hasarın, davalıya ait temiz su borusunun patlamasından ve zamanında müdahale edilmemesinden dolayı davacıya ait binaya su basmasından dolayı davalı ... oluşan hasardan sorumludur. Ancak bilirkişi raporunda belirtildiği üzere hasarın meydana geldiği binanın dışarıdan gelecek sulara karşı yeterli izolasyonun olmayışı, bodrum kata akan suların uzaklaştırılması için bir giderin bulunmayışı, ürünlerin paletlerin üzerine konulmaması sebepleri ile meydana gelen hasardan bina malikinin de müterafik kusuru bulunmakla, söz konusu raporlara istinaden davacıya ve davalıya %50 kusur izafe edildiği ve bilirkişi heyetince belirlenen kusur oranı ve hasar miktarı uygun ve makul olduğu değerlendirildiğinden bilirkişi kök ve ek raporları hükme esas alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ...,...Davanın Kabulü ile, 25.170,97-TL tazminatın 25.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Cevap dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarını tekrarla, davacının davasını ispat edemediğini, müvekkilinin davacıya karşı herhangi bir haksız eyleminin bulunmadığını,somut olayda, müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, huzurdaki davada tazminat koşullarının oluşmadığını beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Davacı tarafından, davalının kusurlu eylemi sebebiyle uğradığı zararların tazmini talepli tazminat istemine ilişkindir.TBK.m.49 gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Madde 50 gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur.Yine ispat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Dosyada mevcut delil durumuna göre, ispat yükü kendisine düşen davacının haksız fiil iddiasını ispat ettiği, davalı tarafın kusurlu eylemiyle zarara sebebiyet verdiği ve dava konusu olayda tazminat şartlarının oluştuğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/251 Esas 2026/227 Karar sayılı 02/04/2026 günlü kararına yönelik davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.719,43 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 732,00 TL'nin mahsubuyla bakiye 987,43 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 09/09/2026