İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin, tescilli markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi, internet sitelerine erişim engeli ve yüksek maddi-manevi tazminat taleplerini değerlendirdiği önemli karar duruşması.
Özet: Bir marka (maddi tazminat istemli) davasında, davacı taraf, markalarına izinsiz tecavüz edildiğini, taklit ürünlerin satıldığını iddia ederek maddi, manevi ve itibar tazminatları, internet sitelerine erişim engeli, alan adı terkini ve tecavüzün önlenmesini talep ederken; davalı taraf, satılan ürünlerin orijinal olduğunu, davacının bilgisi ve izni dahilinde pazarlandığını, taklit olmadığını belirterek davanın reddini istemiş, mahkeme ise uyuşmazlığı Sınai Mülkiyet Kanununun 7. ve 29. maddeleri çerçevesinde marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi ve tazminat talepleri açısından değerlendirmiştir.

T.C.

İSTANBUL
4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/247 Esas
KARAR NO : 2026/78
DAVA : Marka (Maddi Tazminat İstemli)
DAVA TARİHİ : 14/01/2021
KARAR TARİHİ : 24/06/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Maddi Tazminat İstemli) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin müvekkillerine ait markalarına tecavüzünün önlenmesini ve men’ini, müvekkillerine ait tescilli markaların bire bir kullanılması sebebiyle teminatsız olarak tedbir kararı verilmesini "..." ve "..." internet sitelerine ihtiyati tedbiren teminatsız olarak erişimin engellenmesini veya durdurulmasını "..." alan adının terkinini karar verilmesini, hükmün masrafı davalılardan alınmasını, hükmün tirajı en yüksek tirajlı üç gazeteden biri ile ilanını, belirsiz alacak davası mahiyetinde olan maddi tazminat taleplerini haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 10.000-TL üzerinden kabulünü bilirkişi incelemesi ile müvekkillerinin maddi zararının / tazminatın seçenekli olarak tespitini, tespit ve talep olunacak maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte, fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydıyla, davalıdan tahsilini, bu kaleme ilişkin alacak belirlendiğinde eksik harç tamamlanacağını. 200.000-TL manevi tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydıyla davalıdan tahsilini, 100.000-TL itibar tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydıyla davalıdan tahsilini, fazlaya dair tüm hak ve alacaklarının saklı kalması kaydıyla, masraf ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalıların cevap dilekçesinde özetle, müvekkilleri tarafından satışı gerçekleştirilen ... markalı ürünlerin davacının ...A.Ş’nden ve yine ... ve ... bayilerinden davacının bilgisi ve izni dâhilinde İnternette pazarlanmak üzere temin edildiğini, müvekkilleri tarafından satışı gerçekleştirilen ürünlerin hiçbirinin taklit ve/veyahut sahte ürün olmadığını, bizzat orijinal ürün olduğunu, müvekkillerinin ... A.Ş.’nin ... domain adresi üzerinden davacı tarafın izni, onayı ve icazeti dâhilinde bahse konu ürünleri sattığını, öncelikle iddia edilen davaya konu markaların davacıya ait olup olmadığı ve halen daha geçerliliğini koruyup korumadığı hususlarının araştırılmasını, aksi halde dava açma ehliyeti bulunmayan davacının davasının reddini talep ettiklerini, davacı yanın iddia ve beyanları gerçeği yansıtmadığını, vekil eden ... ve ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddinİ, öncelikle müvekkiller ... ve ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddinİ, davacı tarafından haksız, yasal dayanaktan yoksun ve kötüniyetli olarak ikame edilen davanın ve iş bu davaya ilişkin olarak talep edilen erişimin engellenmesini veya durdurulmasını yönelik talebin reddini, yargılama giderleri ve vekil ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
KANAAT VE GEREKÇE
Uyuşmazlık markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması ve ortadan kaldırılması ile maddi tazminat talebine ilişkindir.
Marka hakkına tecavüz sayılan haller, SMK'nın 7. maddesine de atıf yapılmak suretiyle 29. Maddede düzenlenmektedir. 7. maddede “marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnaları” başlığı altında marka sahibinin yasaklayabileceği fiiller sıralanmakta, 29. maddede ise “marka hakkına tecavüz sayılan fiiller” düzenlenmektedir. Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller incelenirken, 7. Madde ile 29. Maddenin birlikte dikkate alınması gereklidir.
Tecavüz, bir haksız fiildir. Tecavüzün varlığı için SMK'da belirtilen eylemin gerçekleşmiş olması ve somut olayda hukuka uygunluk sebeplerinden birinin mevcut bulunmaması gereklidir. Tescilli bir markanın, sahibinin izni olmaksızın kullanılması veya o markayı taşıyan mal ve hizmetlerin, tecavüzün bilinmesine rağmen pazarlanması, stoklanması, satış için teklif edilmesi, ihracı, ithali ya da tecavüzün bilinmesine rağmen malların nereden sağlandığının bildirilmesinden kaçınılması, tecavüz olarak tanımlanmıştır ( Tekinalp, Ü.: Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2012, s. 491 ).
SMK'nın 29. maddesi ise, hangi fiillerin marka hakkına tecavüz sayılacağını açıklamıştır. Buna göre; “Marka hakkına tecavüz sayılan fiille;
Madde 29- (1) Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır.
a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak.
d) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.”
İlgili Kanunun 7 inci maddesi; "Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ite aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle betik tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, üçüncü /fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması. " hükümlerine amirdir.
Kanunun 149.maddesinde "Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
SMK m. 29/1-a atfıyla uygulanacak olan SMK m, 7/2- b'ye göre tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tesdili markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması, marka hakkına tecavüz niteliği taşıyacaktır.
6102 sayılı TTK'nın 54 vd maddeleri Haksız Rekabete ilişkindir. Madde 54- "(1)Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2)Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." hükümlerine amridir. Yine TTK Madde 55- (1)Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a)Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle;.... 4.Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,... dürüstlüğe aykırı davranmış olur. Şeklinde düzenlenmiş Madde 56 da "Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a)Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b)Haksız rekabetin men'ini, c)Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d)Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e)Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebileceği düzenlenmiş kararların ilanının talep edebileceği öngörülmüştür.
Marka hakkı, tescil şekil koşuluna bağlıdır. Markanın sahibine sağladığı haklar tescil ile meydana gelir ve üçüncü kişilere karşı tescilin yayınından itibaren hüküm ifade eder. SMK 7/(1) maddeye göre: “Bu kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir”. SMK 7/(4) maddeye göre: “Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibariyle hüküm ifade eder.” şeklindedir.
Tescilli bir marka, sahibine tescil kapsamındaki mal ve/veya hizmetler üzerinde kullanılması şartıyla hukuki koruma sağlamaktadır. Buna karşılık, marka eğer tescilli olduğu gibi kullanılmıyor ve tescilli olduğundan farklı bir biçimde kullanılıyor ise, bu takdirde artık tescil herhangi bir koruma sağlamayacaktır. Bu durum 2 şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, “markanın tescilli olduğundan farklı kullanımı”, diğeri ise "tescilin kapsadığı mal veya hizmetler bakımından aşkın kullanımdır. Tescilli bir marka, ancak tescilli olduğu haliyle kullanılması durumunda sahibine bir hukuki koruma sağlar. Eğer tescilli olduğundan farklı bir biçimde kullanılıyor ve böyle bir kullanım, bir başkasının tescilli markasına tecavüz teşkil ediyorsa, artık marka tescilinin, sahibine bir hukuki koruma sağlaması söz konusu değildir. Bir markanın tescilli olduğundan farklı kullanılması, o markanın asli ve ayırt edici unsurlarının yer almadığı kullanımlardır. Markaya tecavüz açısından değerlendirme yapılırken, taraf markalarının öncelikle tescil tarihlerinin, daha sonrasında karıştırma ihtimali nedeniyle işaretsel ve sınıfsal benzerliğin dikkate alınması gereklidir. Karıştırılma ihtimali, hem bir tescil engeli hem de bir tecavüz h: Markaların benzer olmaları durumunda, bu kez markaların tescilli olduğu mal veya hizmet ile markanın kullanıldığı mal veya hizmetin benzer olup olmadığı ve ortaya çıkacak duruma göre karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
Mutlak hak niteliğini taşıyan markanın, marka sahibinin izni olmaksızın bir başkası tarafından kullanılması yasaklanmış bulunmaktadır. Markanın sahibinden başkası tarafından aynen veya taklit, tağyir, iltibas suretiyle kullanılıp kullanılmadığının saptanmasında her şeyden önce markanın şekil ve anlam itibariyle taşıdığı baskın unsur göz önünde bulundurulmalıdır. Bu baskın unsurun aynen veya değiştirilerek başkası tarafından kullanılması, haksız olarak kullanımının tespitinde büyük önem taşır. Bir marka ana özellikleri itibariyle başkası tarafından bir hakka dayanmadan kullanıldığında tecavüz unsuru gerçekleşmiş olur (Erdal Noyan, Marka Hukuku, Ankara, 2006, s.545). Bir marka hakkına tecavüz teşkil edilebilmesi için, markayla ayniyet taşıyan veya benzer olan işaretin, tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetlerde tüketiciler tarafından karışıklığa sebebiyet verecek şekil ve surette kullanılması gerekir.
Dosya kapsamındaki marka tescil kayıtları, tarafların iddia ve savunmaları, ... 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin... D. İş sayılı dosyası, internet sitesi ve çevrim içi pazaryeri tespitleri, tarafların ticari kayıtları üzerinde gerçekleştirilen mali incelemeler, kök ve ek bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiştir.
Somut olayda, ... 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin ...D.İş sayılı dosyasında gerçekleştirilen teknik incelemede, davalı şirkete ait internet satış faaliyetlerinde davacının “...” ve “...” ibarelerinin kullanıldığı, “...” ibaresinin ayrıca “...” alan adının asli unsurlarından birini oluşturduğu, çevrim içi mağaza ve satış sayfalarında söz konusu ibarelere ticari kaynak gösterir mahiyette yer verildiği belirlenmiştir. Bilirkişi heyetince bu kullanımların, kullanım biçimi ve ticari niteliği itibarıyla marka hakkına tecavüz hükümleri kapsamında değerlendirilebilir nitelikte olduğu bildirilmiştir.
Davalılar tarafından ise satışı gerçekleştirilen ürünlerin taklit olmayıp davacının yetkili bayilerinden temin edilen orijinal ürünler olduğu ve ... A.Ş.‘nin davacı tarafça internet üzerinden satış yapmaya yetkilendirildiği savunulmuştur. İfade etmek gerekir ki, markalı ürünlerin internet üzerinden satılmasına verilen izin ile markanın davalının kendi işletmesini veya çevrim içi mağazasını tanıtan bir unsur hâline getirilmesi birbirinden farklı hukuki olgulardır. Dosyada mevcut yetkilendirme içeriğinin ... şirketine “...” ibaresini kendi alan adı veya mağaza adı olarak kullanma ve tüketiciler nezdinde marka sahibiyle kurumsal veya ekonomik bağlantısı bulunduğu izlenimi doğuracak biçimde benimseme konusunda açık bir yetki verdiği sonucuna ulaştıracak kapsamda olmadığı değerlendirilmiştir. Özellikle “...” ibaresinin “...” alan adında ve çevrim içi mağaza adı içerisinde asli unsur hâline getirilmesi, yalnızca satılan ürünlerin markasını belirtmekten ileri geçen, davalının ticari faaliyetini tanımlayan markasal bir kullanım niteliğindedir. Bu itibarla söz konusu kullanımın, SMK’nın 7/3-d ve 29/1-a maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Nitekim Yargıtay’ın güncel uygulamasında da internet ortamındaki alan adı ve benzeri kullanımlarda, işaretin ticari etki meydana getirecek şekilde markasal olarak kullanılıp kullanılmadığı esas alınmakta; kullanımın tüketicide marka sahibiyle ekonomik veya organizasyonel bağlantı bulunduğu izlenimi oluşturması hâlinde marka hakkına tecavüz koşullarının gerçekleşebileceği kabul edilmektedir.
Somut olayda yapılan bilişim incelemesinde ... alan adının 23.06.2012 tarihinde kaydedildiği,... D. İş dosyasında bulunan WHOIS kayıtlarında alan adı sahibi/yetkilisi olarak ...’in gösterildiği, web arşiv kayıtlarında sitenin 2013 yılından itibaren ticari içerikle kullanıldığı ve sonraki yıllarda da benzer kullanımların devam ettiği belirlenmiştir. 09-12-2025 tarihli rapor.pdf Davacıya ait ... markalarının 2000, 2006, 2008 ve 2011 yıllarına dayanan önceki tarihli tescilleri karşısında, davalı ...’in 2012 yılında edinilmiş alan adı üzerinde davacının önceki tarihli marka hakkına üstün bağımsız bir hak sahibi olduğu sonucuna varılmasını gerektiren bir durum da bulunmamaktadır. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin; ... Esas ... Karar sayılı ilamında; alan adı hakkı ile marka hakkının bağımsız haklar olduğu belirtilmiş ve somut olayda alan adının marka hakkından önce edinilmiş olması alan adı sahibinin lehine değerlendirilmiştir. Eldeki uyuşmazlıkta ise durum tersine olup davacının marka hakları alan adı tahsisinden öncedir.
Üstelik somut olayda tecavüz değerlendirmesinin dayanağı yalnız alan adında “...” ibaresine yer verilmiş olması değildir. Bilirkişi heyetince yapılan ayrıntılı incelemede, davacı markasının alan adının yanı sıra internet sitesinin başlığında ve muhtelif bölümlerinde kullanıldığı; iletişim bilgilerinde... adreslerine yer verildiği; ayrıca “...” ibaresinin kullanıldığı belirlenmiştir. Dosyadaki tüketici yorumlarından da ilgili internet sitesinin tüketiciler tarafından davacıya ait veya davacının yetkili temsilcisince işletilen bir satış kanalı olarak algılanabildiği tespit edilmiştir. Bilirkişi heyeti bu nedenlerle söz konusu kullanımın, davacı markalı ürünlerin satıldığını tüketiciye bildirmek için gerekli ve sınırlı bir tanıtıcı kullanımı aştığını ve sitenin genel görünümünün davacıya ait resmî satış kanalı izlenimi meydana getirdiğini ortaya koymuştur.
Mahkememizce de bu maddi tespitlere iştirak edilmiştir. Zira bir satıcının orijinal ürünleri yeniden satma hakkının bulunması, marka sahibinin markasını kendi işletme adı, mağaza adı veya alan adının baskın unsuru hâline getirerek üçüncü kişiler nezdinde marka sahibiyle ekonomik veya organizasyonel bağlantı bulunduğu izlenimini yaratma hakkını kendiliğinden vermez. “...” ibaresinin “...” biçiminde davalıların kendi ticari organizasyonunu tanıtıcı unsur olarak kullanılması, satılan malın markasını belirtme ihtiyacının ötesine geçerek ticari kaynak gösterme fonksiyonunu üstlenen markasal kullanım niteliği kazanmıştır.
Nitekim davalı ...A.Ş.‘nin çeşitli çevrim içi pazaryerlerinde de aynı kullanım biçimini sürdürdüğü görülmüştür. ...’da “...” isimli mağazada farklı markalara ait elektronik ürünlerin bir arada satışa sunulduğu ve satıcı olarak... A.Ş.‘nin gösterildiği; ..., ... ve ...’da da aynı “...” mağaza adının kullanıldığı, bunların önemli bir kısmında ...’nın ticaret unvanı veya MERSİS numarasının bulunduğu saptanmıştır. Heyet, tüketicinin bu sanal mağazayı davacıya ait veya davacıyla idari ve ekonomik bağlantısı bulunan bir işletme olarak algılayabileceğini değerlendirmiştir.
Davalıların, satışların davacı tarafın izni ve bilgisi dâhilinde yapıldığı yönündeki savunmaları da ayrıca değerlendirilmiştir. Davalılarca dayanılan 14.12.2017 tarihli elektronik posta içeriğinde ...A.Ş.’nin “... ve ... marka ürünleri internet üzerinden satmaya yetkili” olduğunun bildirildiği görülmektedir. Ancak bu mail ... şirketinin davacıya ait ... ve ... marka ürünleri internet ortamında satabilmesine ilişkin olduğu değerlendirilmiştir. Anılan yazışmada davalılara “...” ibaresini kendi alan adının, işletmesinin veya çevrim içi mağazasının adı hâline getirme yahut davacı işletmeyle kurumsal bağlantı bulunduğu izlenimini verecek biçimde kullanma konusunda açık veya örtülü bir yetki tanındığına ilişkin herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Ürün satışına verilen izin ile markanın satıcının kendi ticari kimliğini gösteren işaret olarak kullanılması birbirinden farklıdır. Bu nedenle söz konusu elektronik posta, davalıların “...” ibaresini alan adı ve sanal mağaza adı olarak kullanmalarını hukuka uygun hâle getiren bir muvafakat olarak kabul edilmemiştir.
Diğer taraftan, dava konusu ürünlerin bir kısmının orijinal olduğu ve davacıya ait yetkili satış kanallarından temin edildiği yönündeki savunma bakımından da aynı ayrımın yapılması gerekmektedir. Bilirkişi heyetince, davalı şirketin 2018-2021 döneminde 1.331 adet ... markalı ısıtıcı satın aldığı; bunların davacının yetkilendirdiği satıcılardan temin edilmiş orijinal ürünler olduğunun kabul edilmesi hâlinde salt bu ürünlerin yeniden satışının marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı belirtilmiştir. Buna karşılık ısıtıcı dışındaki ... ve ... markalı hava temizleyici, vantilatör ve diğer ürünlere ilişkin kaynak ve alış belgelerinin sunulmadığı, bu ürünler bakımından hakkın tüketilmesi savunmasını doğrulayacak şekilde inceleme yapılamadığı tespit edilmiştir.
Markaya tecavüz kanaatine özellikle orijinal ürünün hukuka uygun yeniden satışı ile marka sahibine ait işaretlerin davalıların kendi ticari kaynağını gösteren alan adı ve mağaza adı şeklinde kullanılması birbirinden ayrılmış; tecavüzün esasını “UFOTeknoloji” ibaresinin alan adı ve sanal mağaza adı olarak benimsenmesi, internet sitesinin genel görünümünde resmî/yetkili satış kanalı algısı oluşturulması ve hakkın tüketildiği kanıtlanamayan diğer ürünler bakımından gerçekleştirilen kullanımlar oluşturmuştur.
Davalıların sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin savunmaları yönünden ise; sitenin uzun yıllar internet ortamında bulunmuş olması tek başına davacının somut kullanım biçimini fiilen bildiğinin ve buna rıza gösterdiğinin kanıtı olarak kabul edilmemiştir. Bilirkişi heyeti de dosyada davacının ... alan adı ve site içeriğindeki kullanımlara izin verdiğini veya bu kullanımları bildiği hâlde sessiz kaldığını gösteren somut bir delil bulunmadığını açıkça tespit etmiş; yalnızca sitenin uzun yıllar arşiv kayıtlarında görülmesi nedeniyle aksi ihtimali Mahkemenin takdirine bırakmıştır. Davacının 2019 yılında delil tespiti yoluna başvurması ve sonrasında haklarını dava yoluyla ileri sürmesi de göz önüne alındığında, yalnız internet sitesinin uzun süre erişilebilir bulunmasından hareketle TMK’nın 2. maddesi anlamında dava hakkının kaybedildiği sonucuna ulaşılmamıştır. Kaldı ki yukarıda belirtilen 2017 tarihli elektronik posta dahi, internetten ürün satışına ilişkin olup dava konusu alan adı ve sanal mağaza kullanımına verilmiş bir izin niteliğinde değildir.
...’in sorumluluğu bakımından, kendisinin yalnızca ... şirketinin ortağı veya yöneticisi olması nedeniyle sorumluluğuna gidilmemiştir. Dava konusu ... alan adının doğrudan ... adına kayıtlı olduğu, marka hakkına tecavüzün temel araçlarından birini oluşturan alan adı üzerindeki tasarruf ve kontrolün kendisine ait bulunduğu ve bu internet kanalının ... şirketinin çevrim içi satış organizasyonuyla bağlantılı olarak kullanıldığı dosya kapsamıyla sabittir. Bu nedenle...’in konumu, şirket işlemlerinden dolayı salt organ sıfatıyla sorumlu tutulan bir yönetici konumundan farklıdır; kendisi tecavüze konu internet altyapısını bizzat sağlayan ve kullanımın devamına fiilen katılan kişi durumundadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.02.2024 tarihli E...., K.... sayılı kararında da fikrî hakka tecavüz oluşturan eyleme katılan kişinin sorumluluğunun TBK’nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümleri kapsamında değerlendirilebileceği, tecavüzü bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu hâlde eyleme iştirak eden kişi bakımından birlikte sorumluluk sonucuna ulaşılabileceği kabul edilmiş; maddi ve manevi tazminatın müştereken ve müteselsilen tahsiline ilişkin hüküm onanmıştır. Somut olayda ise ...’in durumu söz konusu karardaki pasif iştirakten dahi daha ileri olup, tecavüzün gerçekleştiği alan adının doğrudan kendi adına kayıtlı olması nedeniyle aktif ve kişisel bir bağlantı bulunmaktadır. Bu sebeple ...A.Ş. ile ...’in meydana gelen zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları sonucuna ulaşılmıştır.
... yönünden ise aynı nitelikte kişisel bir tecavüz eylemi ortaya konulamamıştır. Mali incelemede ...’in vergi mükellefiyetinin farklı bir faaliyet alanına ilişkin olduğu ve bu gelirlerin dava konusu markaların kullanımından doğan tazminata esas alınamayacağı belirlenmiştir. Dosyada kendisi adına tescilli dava konusu alan adı, şahsen işletildiği belirlenen internet sitesi veya EPA şirketinden bağımsız olarak gerçekleştirdiği markasal kullanım kanıtlanamamıştır. Çevrim içi satış sistemlerinde kendisine ait iletişim/KEP bilgilerinin bulunması tek başına, şirket tüzel kişiliğinden bağımsız kişisel bir marka hakkı ihlali meydana getirdiğini göstermeye yeterli görülmemiştir. Bu nedenle ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Maddi tazminat istemi bakımından, davacı yoksun kalınan kazancın SMK’nın 151/2-b maddesinde öngörülen, marka hakkına tecavüz edenin markayı kullanmak suretiyle elde ettiği net kazanç esasına göre belirlenmesini talep etmiştir. Yapılan mali incelemede 2013-2017 dönemine ilişkin satış ve alış belgelerinin marka ve ürün bazında incelemeye elverişli biçimde sunulmadığı, davalı tarafça belgelerin zayi olduğu belirtilmesine rağmen yangına ilişkin raporda ticari belgelerin zayi olduğuna ilişkin açık bir kaydın bulunmadığı; buna karşılık incelemeye sunulan 2017-2021 dönemindeki dava konusu ürün satışları ve gelir tablosu verileri üzerinden 45.794,35 TL tutarında kazanç hesabına ulaşılabildiği belirlenmiştir.
Manevi tazminat yönünden, marka hakkına tecavüzün niteliği, kullanımın internet ortamında geniş bir tüketici kitlesine ulaşabilecek biçimde gerçekleşmesi, davacıya ait tanınmış ... ibaresinin davalıların sanal mağaza ve alan adının asli unsuru hâline getirilmesi, internet sitesinin tüketiciler bakımından davacıya ait veya davacının yetkilendirdiği resmî bir satış kanalı izlenimi meydana getirmesi, kullanımın süre ve yoğunluğu, ... ile davalı şirketin eylemdeki konumları birlikte değerlendirilmiştir. Davacıya ait marka hakkının yalnız ekonomik değil, hak sahibinin markası üzerindeki tasarruf ve denetim yetkisini de içeren mutlak bir hak olduğu gözetildiğinde, uzun süreli ve kaynağı konusunda tüketicide yanılgı yaratabilecek nitelikteki kullanımın manevi zarar doğurmaya elverişli olduğu kabul edilmiştir. Tecavüzün niteliği, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tazminatın zenginleşme aracı olmaması ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirilerek 20.000 TL manevi tazminatın somut olayın ağırlığıyla orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.
İtibar tazminatı bakımından ise manevi zarardan farklı bir değerlendirme yapılmıştır. Davalıların yalnızca davacı markasını izinsiz kullanması değil; davacıya ait tanınmış ... markasını doğrudan kendi internet satış kanalının adına dönüştürmesi, internet sitesini resmî satış kanalı görünümünde sunması, iletişim adreslerinde “...” ibaresini kullanması ve ayrıca “...” şeklindeki sunumla tüketicilerin satış ve satış sonrası muhatabının davacı olduğu veya davalıların davacının resmî organizasyonu içerisinde hareket ettiği algısını meydana getirmesi önem taşımaktadır. Nitekim bilirkişi heyetince incelenen tüketici yorumlarında, kullanıcıların ilgili siteyi davacıya yahut davacının yetkili temsilcisine ait zannettiğinin anlaşılması bu riskin soyut değil somut olarak gerçekleştiğini göstermektedir.
Maddi, manevi ve itibar tazminatı yönünden ...A.Ş. ile ..’in yukarıda açıklanan müşterek eylemleri, ihlalin ticari faaliyet kapsamında ve birlikte gerçekleştirilmiş olması ve ...’in tecavüzün temel araçlarından olan alan adı üzerindeki kişisel tasarrufu gözetilerek müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına karar verilmiş; tazminat alacaklarının ticari nitelikteki haksız fiilden kaynaklanması ve davalıların dava tarihi itibarıyla temerrüde düşmüş bulunmaları da dikkate alınarak 14.01.2021 tarihinden itibaren ticari avans faizi uygulanmıştır.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile, Davalı ... A.Ş. Ve ...'in kullanımlarının davacıya ait ..., ..., ..., ...sayı ile tescilli ... ve ... sayı ile tescilli ... markalarına tecavüzünün önlenmesi ve men’ine,
2-"..." alan adının terkinine,
3-Maddi tazminat yönünden dava ve ıslah dilekçesi dikkate alınarak 45.794,35-TL'nin 14/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar .... A.Ş. ve ...'den müşterek müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
4-20.000,00-TL manevi tazminatının, 14/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar ... TİC. A.Ş. ve ...'den müşterek müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
5-20.000,00-TL itibar tazminatının, 14/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar ...TİC. A.Ş. ve ...'den müşterek müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davalı ... yönünde davanın reddine,
7-Karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de tirajı yüksek bir gazetede bir kez ilanına masrafın davalılardan müşterek müteselsilen tahsiline,
8-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 5.860,62-TL karar harcından peşin 5.294,03-TL ve ıslah 612.00-TL olarak toplam yatırılan 5.906,03-TL'nin mahsubu ile kalan 45.41-TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
9-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Maddi tazminat talebinin kabulü nedeni ile davacı lehine hesaplanan 45.794,35-TL'nin 14/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar... A.Ş. ve ...'den müşterek müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
10-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca manevi tazminat talebinin kabulü nedeni ile davacı lehine hesaplanan 20.000,00-TL' nin 14/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar .... A.Ş. ve ...'den müşterek müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
11-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca itibar tazminat talebinin kabulü nedeni ile davacı lehine hesaplanan 20.000,00-TL' nin 14/01/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılar ...TİC. A.Ş. ve ...'den müşterek müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
12-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca manevi tazminat talebine ilişkin talebin kısmen reddi nedeni ile davalılar vekili yararına hesap olunan 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
13-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maddi ve itibar tazminat talebine ilişkin talebin kısmen reddi nedeni ile davalılar vekili yararına hesap olunan 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
14-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Davalı ... yönünde davanın reddi nedeni ile davalı vekili yararına hesap olunan 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalılara verilmesine,
15-Davacı tarafından yapılan 22.000,00-TL bilirkişi ücreti, 1.915,50-TL posta gideri olmak üzere toplam 23.915,50-TL ve 5.965,33-TL harç (peşin+başvuru+ıslah) olmak üzere toplam 29.880,83-TL yargılama giderinin davanın kabul red oranına göre hesaplanan 7.413,67-TL'sinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
16-Davalılar tarafından yapılan: 1.375,00-TL yargılama giderinin, davanın kabul/red oranına göre hesaplanan 1.033,86-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalılar üzerinde bırakılmasına,
17-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 720.00-TL arabuluculuk sarf ücretini kabul ve ret oranına göre hesap olunan 178,63-TL'sinin davalılardan, 541,37-TL'sinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
18-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair davacı vekili ve davalılar vekilinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/06/2026
Katip
¸
Hakim
¸