İş sözleşmesi feshini takiben, davacı işçinin irade fesadı ve arabulucunun tarafsız olmaması iddiasıyla ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının iptali temyiz davası.
Özet: Bir işçi, iş sözleşmesinin feshinden sonra, arabulucunun aynı zamanda işverenin avukatı olması, sürecin işveren ofisinde ve baskı altında tek celsede tamamlanması gibi nedenlerle iradesinin fesada uğratıldığını ve tarafsızlık ilkesine aykırılık bulunduğunu ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının iptalini talep etmiş; ancak ilk derece mahkemesi ve istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesi, davacının baskı veya irade fesadını ispatlayamadığı, arabuluculuk sürecinin yasalara uygun yürütüldüğü gerekçesiyle davayı reddetmiş olup, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1601 E., 2025/2568 K. DAVA TARİHİ : 07.08.2023İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 15. İş MahkemesiSAYISI : 2023/469 E., 2025/249 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.11.2018-07.07.2023 tarihleri arasında şoför olarak davalı firmada çalıştığını, müvekkilinin yıllık ücretli izinden döndüğünde iş sözleşmesinin sona erdirileceği söylenip tüm hakları alabilmesi için arabulucu ile bir takım belgeleri imzalaması gerektiği aksi hâlde hiçbir alacağını ve hakkını alamayacağının iletildiğini, davalının adresinde davalının kendi avukatı ve arabulucusu ile görüşme yapmak zorunda kaldığını, aynı gün hem arabuluculuk bilgi metninin tebliğ edildiğini hem son tutanak hazırlandığını ve anlaşma şeklinde imzalatıldığını, arabuluculuk görüşmelerini yapan kişinin bizzat davalı firmanın avukatı ve arabulucusu olduğunu, görüşmelerin davalı firma ofisinde yapıldığını, aynı anda 10'dan fazla kişinin toplu şekilde işten çıkarıldığını, müvekkilinin söz konusu belgeleri imzalamaması hâlinde herhangi bir hak ve alacağını alamayacağı yönünde baskı kurulduğunu, arabuluculuk görüşmelerinde, davacıya haklarını sorabilmesi için dışarıdan yardım alma talebine rağmen hakkının kullandırılmaması nedeniyle arabuluculuk görüşme tutanakları, son tutanak ve anlaşma tutanağın irade fesadı, arabulucunun tarafsız olmaması, davalının aşırı bir menfaat sağlamış olması sebebiyle ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının usulüne uygun şekilde yürütülmediğini ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; davacının fesih sürecinin gerçekleşmesinden sonra ihtiyari arabuluculuk sürecinde son tutanakta belirtilen uyuşmazlık konularını müzakere ederek anlaştıklarını, davacı tarafça 07.07.2023 tarihinde hem arabuluculuk bilgi metninin tebliğ edildiğini hem son tutanağın hazırlandığını hem de anlaşma belgesinin imzalatıldığını iddia etmişse de, arabuluculuk sürecinin tek oturumda sona erdirilemeyeceğine ilişkin yasal bir düzenlemenin mevzuatta bulunmadığını, iddialarının mesnetsiz olduğunu, davacı tarafından dava dilekçesinde izahatta bulunmaksızın ve iddialarını somutlaştırmaksızın davalının aşırı bir menfaat sağladığı iddiasının yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tanıklarının beyanlarının görgüye değil duyuma dayalı olduğu, dinlenilen davalı tanığının sürecin usulüne uygun şekilde yürütüldüğüne ilişkin beyanda bulunduğu, davacı tarafın iddiasını ispatlayacak nitelikte başka bir delil sunmadığı, davacı işçi ile davalı işveren arasında imzalanan ihtiyari arabuluculuk tutanağında davacının iradesi fesada uğratılarak davacıdan baskı yoluyla imza alındığı hususunun dosyaya sunulan deliller ışığında ispatlanmadığı, söz konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının usule uygun düzenlendiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut dosyada toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları, davalı tarafından sunulan kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde, 07.07.2023 tarihinde davacıya iş tanımına aykırı yeni bir görev verilmesi üzerine davacının yeni görevi kabul etmediğine dair görev tebliğ belgesinin altına "...Yeni görev tanımını kabul etmem mümkün değildir, iş sözleşmemi haklı nedenlerle fesih ediyorum. Kıdem tazminatımın tarafıma ödenmesini talep ederim.." şeklinde açıklama yazarak kıdem tazminatını talep ettiği, işveren davalı tarafından davacının iş sözleşmesinin sona erdirilerek ihtiyari arabuluculuk sürecinin başlatıldığı, arabulucunun davalı Şirketin vekili de olduğunun davacıya bildirildiği, arabuluculuk sürecinin son tutanakta yazıldığı gibi davalı Şirketin adresinde yapılmasının mevzuata aykırı olmadığı, davacının iradesinin fesada uğratıldığını davacının ispatlayamadığı, arabuluculuk faaliyeti sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütüldüğü, arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğunun sürecin tamamında mevcut olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde;1. Taraflar arasındaki arabuluculuk sürecinin kanunun öngördüğü usullere uygun olarak işletilmiş bir süreç olmadığını,2. Arabuluculuk görüşmesinin davalı Şirketin merkezinde Şirket vekilinin arabulucu olarak görevlendirilerek yerine getirdiğini, müvekkilinin hukuki yardım almasının engellendiğini, tutanağın imzalanmaması hâlinde hak ve alacaklarını alamayacağı yönünde baskı kurularak insan kaynakları tarafından arabuluculuk belgelerinin imzalatıldığını, tanık beyanları ile de bu hususun doğrulandığını,3. İş sözleşmesi sona ermeden müvekkili yerine aynı kadroya yeni birinin alındığını, akabinde iş sözleşmesinin sonlandırıldığını, davacı ile davalı arasında arabuluculuk görüşmesine konu olabilecek herhangi bir uyuşmazlığın bulunmadığını, davalının tek amacının müvekkilini işten çıkarmak olduğunu, muhtemel hak ve alacakların engellenmesi amacıyla bu sürecin gerçekleştiğini,4. Davalının, davacının muhtemel işe iade hakkını engellemek amacıyla arabuluculuk sürecine dâhil edilerek diğer haklarının engellendiğini ve hak arama hürriyetinin elinden alındığını ileri sürmüştür.B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; arabuluculuk sürecinin kanuna uygun şekilde yürütülüp yürütülmediği ve buna göre dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.Alacaklının dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurması zorunluluğu ve arabuluculukta anlaşılan hususlarda dava açılamamasına ilişkin yasal düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını sınırlandırmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de arabuluculuğu hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir yöntem olarak değerlendirmiştir (Anayasa Mahkemesinin 10.07.2013 tarihli ve 2012/94 Esas, 2013/89 Karar sayılı; 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararları). Anayasa Mahkemesine göre Anayasa bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususunu, anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde bulundurmak şartıyla kanun koyucunun takdir yetkisine bırakmıştır (Anayasa Mahkemesinin 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar, §16). Dolayısıyla arabuluculuğa ilişkin yasal düzenlemelerin bu çerçevede yorumlanması ve uygulamaların da sözü edilen ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere "18. İşçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu genel olarak kabul edilmekte ise de eşitlik, arabuluculuk kurumunun temel özelliklerindendir. Nitekim 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 3. maddesinin (2) numaralı bendinde tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Yine 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan, ilgili mevzuat gereği iletişim teknikleri yönünden profesyonel, konusunda uzman, eğitimli, tarafsız, güvenilir ve objektif bir kimliğe sahip arabulucu uyuşmazlık çözüm sürecinin tüm aşamalarında taraflar arasında eşitliği gözeterek sürecin sonuçlanmasını sağlayabilecektir. Eşitliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, işçi ve işverenin eşit düzeyde ve kendilerini rahatça ifade edebilecekleri şekilde karşılıklı olarak uyuşmazlığa çözüm bulmaları sağlandığında, işveren karşısında zayıf konumda olduğu değerlendirilen işçinin baskı altına alınacağı söylenemez." Buna göre eşitliğin gözetilmediği, işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edemediği bir ortamda işveren karşısında zayıf durumda olan işçinin baskı altında olmadığı kabul edilemez. Arabuluculuk çözüm yöntemine başvurulabilmesi için öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması gerekir. Çünkü arabuluculuk mevcut olan bir uyuşmazlığın anlaşma yoluyla çözülmesi için başvurulması gereken bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Diğer yandan, arabuluculuk yönteminde uyuşmazlığın uygun bir ortamda ve usulüne uygun olarak müzakere edilmesi şarttır. Özellikle bir tarafın ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf olduğu durumlarda, müzakerenin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi son derece önemlidir. Somut uyuşmazlıkta; davacı işçi, işten çıkarılırken davalı işveren tarafından, davalı işyerinde davalı Şirket vekili olan arabulucu ile görüşmek zorunda bırakıldığını, kendisinin arabuluculuk başvurusunun olmadığını, ilgili tutanakların tarafınca imza edilmemesi hâlinde hak ve alacaklarını alamayacağı yönünde baskı oluşturulduğunu, sürece ait tüm tutanakların aynı gün içerisinde imza edildiğini, ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının usulüne uygun şekilde yürütülmediğini, anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu iddia ederek ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Dosya kapsamına göre arabulucunun aynı zamanda davalı işverenin avukatı olduğu anlaşılmaktadır. Arabuluculuk tutanağında bu hususun taraflara hatırlatıldığı, tarafların davalı vekili olan arabulucunun arabuluculuk sürecini yürütmesine muvafakat ettikleri belirtilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 9/2 hükmüne göre arabulucu olarak görevlendirilen kimsenin, tarafsızlığından şüphe duyulmasını gerektirecek önemli hâl ve şartların varlığı hâlinde bu hususta tarafları bilgilendirmekle yükümlü olduğu, bu açıklamaya rağmen taraflar arabulucudan birlikte talep ederlerse arabulucunun görevi üstlenebileceği belirtilmişse de, bu düzenleme taraflardan birisi ile vekilliği devam eden arabulucular için geçerli değildir. Zira vekilliği devam eden arabulucunun, müvekkilinin menfaatlerini korumaya yönelik bir tutum içinde kalarak müzakerenin işveren tarafı lehine ciddi bir üstünlük sağlaması kaçınılmazdır. Bu hâlde arabulucunun tarafsızlığından şüphe duyulması bir yana, kesin olarak tarafsız olmadığından söz edilmelidir. Başka bir anlatımla; vekilliği devam eden arabulucunun tarafsız olamayacağı şüpheli değil, kesindir. Tarafların muvafakati dahi, varılan bu sonucu değiştirmez. Yukarıda yapılan açıklamalara göre arabuluculuk sürecinin gerçekleştiği zaman diliminde arabulucunun hâlihazırda davalı Şirket vekili olduğu, buna göre arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yürütülmediği anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.