Danıştay Beşinci Daire, 375 sayılı KHKnin geçici 35. maddesi uyarınca FETÖ/PDY iltisakı nedeniyle kamu görevinden çıkarılan davacının, sabit ve ankesörlü hatlardan ardışık aramalarla tespit edilen örgüt bağına ilişkin temyiz başvurusunu reddetti.
Özet: Kamu görevinden 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibat iddiasıyla çıkarılan davacının, bu işleme karşı açtığı iptal davasının reddi ile istinaf başvurusunun da reddedilmesi üzerine yaptığı temyiz başvurusunu değerlendiren yüksek mahkeme, davacı hakkında yürütülen ceza yargılamasında FETÖ/PDYnin askeri mahrem abilerinin kullandığı sabit ve ankesörlü hatlardan ardışık arama yöntemiyle davacının arandığına dair tespitler ve dosyadaki diğer deliller ışığında davacının örgütle organik bağı bulunduğunu belirterek, bölge idare mahkemesi kararının hukuka uygun olduğuna ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığına hükmetmiş ve temyiz istemini reddederek kararı gerekçe eklemek suretiyle onamıştır.

T.C.
D A N I Ş T A YBEŞİNCİ DAİREEsas No : 2022/14901Karar No : 2025/8954 Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı): ... Vekili : Av. ...Karşı Taraf (Davalı): ... Bakanlığı / ... Vekili : Av. ...İstemin Özeti : Davacı tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Milli Savunma Bakanlığının... tarih ve ... sayılı işleminin iptaline karar verilmesi istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Temyiz İsteminde Bulunan Davacının İddialarının Özeti:375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu, FETÖ ile irtibat veya iltisakının bulunmadığı, sabit ve ankesörlü hatlardan yapılan aramaların örgütsel bir arama olmadığı, HTS kayıtlarının hatalı olduğu, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararının bulunmadığı, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.Davalı İdarenin Savunmasının Özeti: Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.Danıştay Tetkik Hakimi: ...Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ile İdare Dava Dairesi kararının gerekçe eklenmek suretiyle onanması gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, gereği görüşüldü:Bölge idare mahkemesi idare dava daireleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin varlığı halinde mümkün olup, davacı tarafından ileri sürülen hususlar bunlardan hiçbirine uymamaktadır.Bununla birlikte, davacı hakkında yürütülen ceza yargılaması neticesinde verilen ... Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:... K:... sayılı kararında yer alan "...Astsubay olan sanığın fetö/pdy silahlı terör örgütünün askeri mahrem abilerince kullanılan..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... nolu hatlardan sanığın kullandığı ... nolu hattın arandığı, bu aramalardan kendisi gibi asker olan O.D., M.A.Ö., F.B., A.A., S.S. ile ardışık olarak arandığı, sabit hatlardan iletişim kurulmak suretiyle ardışık arama yönteminin FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan bir yöntem olduğu ve sanığın beyanları ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde bu haliyle sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih ettiği, bu şekilde örgütle organik bağ kurarak faaliyette bulunduğu, yasadışı silahlı FETÖ/PDY terör örgütüne devamlı şekilde ve hiyerarşik bir ilişki içerisinde dahil olduğu,..." yönündeki tespit ve değerlendirmelerin dava dosyasında yer alan diğer tespitler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varılmıştır.Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın yukarıda belirtilen gerekçenin eklenmesi suretiyle ONANMASINA, temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, adli yardım talebinin daha önce kabul edilmiş olması nedeniyle temyiz aşamasında tahsil edilmeyen yargılama giderinin tahsili için Mahkemesince müzekkere yazılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen İdare Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 17/09/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Milli Savunma Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptaline karar verilmesi istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. İLGİLİ MEVZUAT:Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne, 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” düzenlemelerine yer verilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinin (e) fıkrasında ise kararın dayandığı "hukuki sebepler" ile "gerekçe", kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." kuralına yer verilmiştir.Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olup, mahkemelerin kararlarını hangi hukuki ve maddi temellere dayandırdıklarını yeterince açık bir şekilde belirtme yükümlülüklerini ifade etmektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesiyle, bir davanın gereğince görüldüğü ortaya konulmakta, tarafların etkili bir itirazda bulunabilmelerine ve kararın bir temyiz organı tarafından incelenmesine olanak sağlanmaktadır. Ayrıca, adaletin tecellisinin kamuoyu tarafından denetlenebilmesi de ancak gerekçeli bir karar verilmesiyle mümkün hale gelmektedir. Bununla birlikte, gerekçeli karar hakkı, davanın taraflarının ileri sürdüğü her iddianın ayrıntılı bir şekilde karşılanmasını gerektirmediği gibi, temyiz mahkemelerinin ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararları gerekçelerini tekrarlamaksızın onamalarına da engel teşkil etmemektedir. (AİHM Kararları: Ruiz Torija/İspanya, Seri A no. 303-A, 09/12/1994, p. 29; Suominen/Finlandiya, no. 37801/97, 01/7/2003, p. 36; Hadjianastassiou/Yunanistan, no.12945/87, 16/12/1992, p.33; Tatişvili/Rusya, no. 1509/02, 22/02/2007, p.58; Gorou (no2)/Yunanistan, no. 12686/03, 20/3/2009, p.38,42; Hirvisaari/Finlandiya, no. 49684/99, 27/09/2001, p.30,32; Van de Hurk/Hollanda, no: 16034/90, 19/4/1994, p. 61)Bu bağlamda, soyut, genel ve belirsiz kavramların ya da kanunda yer alan ifadelerin tekrarından ibaret olan veya maddi ve hukuki unsurların yüzeysel bir şekilde ele alındığı gerekçelendirme türü, yetersiz gerekçelendirme olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla, soyut yasal ifadelerin tekrarı tek başına yeterli kabul edilmemekte; yasada yer alan soyut kavramların analiz edilerek gerekçelerle somutlaştırılması gerekmektedir. (AİHM Kararları: Georgiadis/Yunanistan, no. 21522/93, 29/5/1997, p.40-43; H./Belçika, no. 8950/80, 30/11/1987, p.53) Aynı doğrultuda, Anayasa Mahkemesi tarafından da ilke olarak, mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu belirtilmiştir. Bu çerçevede, mahkemelerin, dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanmasını ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu, bu sonuca ulaşırken kullandıkları takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorunda oldukları ifade edilmiş olup, "makul gerekçe"nin, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuki düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği vurgulanmıştır. Zira tarafların, davada hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve bununla uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu; bununla birlikte, derece mahkemelerinin taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğunun bulunmadığı, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymalarının yeterli olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, kanun yolu mercilerince onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi hâlinde, alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçelerin kabul edilmiş sayılacağı, bu nedenle anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek bulunmadığı ifade edilmiştir. (AYM Kararı: Başvuru No: 2013/1235, 13/06/2013, p.23-25)HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen davacı, Milli Savunma Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemi ile kamu görevinden çıkarılmıştır.Bununla birlikte, kamu görevinden çıkarılma gerekçelerinden biri olan "üyelik" unsuru, ceza kanunları ile tanımlanmış bir suç olduğundan, idari yargı mercilerinin bu yönde bir inceleme yapmaları ve tespitte bulunmaları mümkün değildir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla, 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesiyle 27/06/1989 tarih ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan “…Millî Güvenlik Kurulunca…” ve “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibarelerinin iptaline karar verilmiştir. Dolayısıyla, idari yargı mercilerince terör örgütleri ile iltisak ve irtibat noktasında değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu çerçevede, ilgililer hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan verilen takipsizlik ya da beraat kararları, ilgili kişinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden idari yargı mercilerince farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel teşkil etmediği gibi, ilgili hakkında örgüt üyeliğinden verilmiş bir mahkûmiyet kararı bulunması da, idari yargı mercilerince dava dosyasında yer alan veya ceza yargılamasında elde edilen bilgi, belge ve tespitlere dayanılarak, irtibat ve iltisak kavramları yönünden bir değerlendirme yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır.Dolayısıyla, idari yargı mercilerince, kişilerin terör örgütleri ile irtibat veya iltisakının bulunup bulunmadığı hususunun, davalı idarece dosyaya sunulan bilgi, belge ve tespitler ile davacı hakkında ceza soruşturması veya yargılamasında elde edilen delillerin birlikte değerlendirilmesi; daha ileri bir araştırmanın gerekli görülmesi hâlinde ise yapılacak ara kararı üzerine ilgili kurumların sunacağı bilgi, belge ve tespitlerin dikkate alınması suretiyle karara bağlanması gerekmektedir. Bu durumda, İdare Mahkemesince, davacı hakkında dosyaya sunulan bilgi, belge ve tespitler ile ceza soruşturması veya yargılamasında elde edilen deliller davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden değerlendirilmeden verilen hükmün, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan "gerekçeli karar hakkı"na aykırı olduğu açıktır. Bu itibarla, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmadığından İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği oyuyla aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.