Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, baraj göletinde yaşanan iş kazası sonucu beş işçinin boğularak vefat etmesiyle açılan maddi ve manevi tazminat davasındaki kusur ve tazminat hükümlerini temyiz ediyor.
Özet: Bu hukuki evrak, 2012 yılında bir baraj göletinde elektrik direğine müdahale esnasında deniz bisikletinin alabora olması sonucu boğularak vefat eden bir işçinin mirasçıları tarafından açılan maddi ve manevi tazminat davasını konu almakta olup, ilk derece mahkemesi davayı kısmen kabul ederek olayın meydana gelişinde birden fazla davalı şirkete ve ilgili kişilere belirli oranlarda kusur izafe ederken, vefat eden işçiye de kısmi kusur yüklemiş; bölge adliye mahkemesi ise tüm istinaf başvurularını esastan reddetmiş, nihayetinde dosya, davacılar vekillerinin müteveffaya kusur atfedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle temyize başvurması üzerine yüksek mahkemenin incelemesine sunulmuştur.
10. Hukuk Dairesi         2025/6706 E.  ,  2026/4600 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1276 E., 2024/1884 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Erzurum 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/457 E., 2024/33 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekilleri, davalılar ... şirketi vekili, ... vekili, ... Elektrik Şirketi vekili, davalı ... vekili, ... vekili, ... Sigorta A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilleri tarafından katılma yoluyla temyiz, davalılar ... şirketi vekili, ... Elektrik Şirketi vekili, davalı ... vekili, ... vekili tarafından temyiz edilmek ve de davalı ... Şirketi vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 14.04.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı ... ... Üretim San. Tic. A.Ş. adına gelen olmadı, vekilinin mazeret dilekçesi gönderdiği görüldü. Bir kısım davacılar adına Av. .. .., davalı ... Dağ. A.Ş. adına Av. ... Orta, davalı ... adına Av. ... ve davalı ...Ş. adına Av. ... .. geldiler. Bir kısım davacılar, davalılar ... ve ... ve diğer davalılar adlarına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... ...’ın, davalılardan ... Elektrik İnşaat Taahhüt Sanayi ve ... Ltd. Şti. bünyesinde sigortalı olarak çalışırken 03.04.2012 tarihinde ... ilçesinde meydana gelen iş kazası sonucunda boğularak vefat ettiğini, kazanın davalıların kusurlarından ileri geldiğini belirterek talep ettikleri maddi ve manevi tazminatların davalılardan tahsilini talep ve dava etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalılar özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; 03.04.2012 tarihinde, .. .. Baraj Göleti içinde devrilen ... nakil hattı direğine müdahale etmek amacıyla, ... ... çalışanı .. .. ile ... Elektrik çalışanları ..., ... .., ... .. .. ve .. ..’ün deniz bisikletiyle gölete açıldıkları; göletin yer yer buz tuttuğu, direğe ulaşmaya çalışırken deniz bisikletinin ... alarak alabora olduğu ve 5 işçinin boğularak vefat ettiği, olayın meydana gelişinde davalı ...Ş.'nin %20, davalı ... Elektrik İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin %25, davalı ... ... Üretimi San. ve Tic. A.Ş.'nin %25, davalı ...'in %2, davalı ... ..'ün %3, davalı ...'un %3, davalı ...'nün %2, aynı kazada vefat eden kazalılar ..'nın %10, ... ...'ın %6 oranında, yine davacılar murisinin %4 oranında kusurlu oldukları, davalı ...'un ... ..’nın yerine vekâleten görevlendirme yapılması konusunda kendisine talimat ve bilgi verilmediği için ... yönünden illiyet bağı bulunmadığı ve buna ek olarak aynen “…Her ne kadar mahkememizce yukarıda açıklanan gerekçelerle davalı ... ..un dava konusu iş kazası nedeniyle kusur izafe edilecek bir illiyet bağının bulunmadığı kanaatine varılmış ise de mahkememizce sehven 29.11.2023 tarihli celsede açıklanan kısa kararda iş bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken sehven tüm davalılar yönünden hüküm kurulduğu anlaşılmış ise de bu hata HMK'nın 304 vd. Maddeleri uyarınca düzeltilemeyeceği, yalnızca istinaf incelemesi neticesinden düzeltilebileceğinden açıklanan hüküm değiştirilmeyerek aynen aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir…” gerekçeleri ile tüm davalılar sorumlu olacak şekilde eş ve çocukların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, sigorta şirketi dışındaki davalılar sorumlu olacak şekilde eş lehine 50.000,00 TL, çocuklar lehine 35.625,00'er TL, baba lehine 18.750,00 TL, ... davacı anne lehine ve fakat mirasçıların miras payları oranında ödenmek üzere 18.750,00 TL kardeş .. lehine 8.875,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilleri, davalılar ... Şirketi vekili, ... vekili, ... Elektrik Şirketi vekili, ... vekili, ... vekili, ... Sigorta A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davacı eş ve çocuklar vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; müteveffaya kusur verilmesinin hatalı olduğunu, müteveffanın işverenlerin talimatıyla hareket eden sıradan bir işçi olduğunu, işini kaybetmemek için verilen görevi yerine getirdiğini, iş güvenliği yönünden yaptığı itirazlara rağmen görevlendirilmiş olduğundan kazada herhangi bir kusuru bulunmadığını, maddi tazminatın eksik hesaplandığını, yargılama sırasında asgari ücret artmış olmasına rağmen yeni asgari ücret esas alınarak ek hesap raporu alınmadığını, bu nedenle maddi zararın güncel verilere göre yeniden hesaplanması gerektiğini, davacı çocuklar ..., ... ve ...’in ... hayatlarını sürdürecekleri ve yükseköğrenim görecekleri gözetilerek destekten yararlanma sürelerinin 25 yaşına kadar değerlendirilmesi gerektiğini, dava ve ıslah dilekçelerinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulduğu hâlde Mahkemece bu konuda hüküm kurulmadığını, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına yönelik taleplerin değerlendirilmediğini, hükmedilen manevi tazminatların çok düşük olduğunu, kazanın oluş şekli, davalıların kusur yoğunluğu, müteveffanın kusursuzluğu, eş ...’ın üç çocukla yalnız kalması ve çocukların ... ile yaşam ihtiyaçları dikkate alındığında manevi tazminat taleplerinin tam kabulü gerektiğini, on üç yılı aşan yargılama süreci nedeniyle mağduriyetin arttığını, uzayan dava süresi, ekonomik koşullar ve enflasyon karşısında hükmedilen tazminatların yetersiz kaldığını, manevi tazminat taleplerinin dava dilekçesindeki miktarlar üzerinden tam kabulüne karar verilmesi, buna bağlı olarak davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi ve kararın bu yönlerden düzeltilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davacı baba, anne mirasçıları ve kardeş vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; ... ...’a %4 kusur verilmesinin hatalı olduğunu, müteveffanın yüklenici ... Elektrik şirketinin işçisi olup emir ve talimat altında çalışan, kendisine verilen ekipman ve talimat doğrultusunda hareket etmek zorunda kalan edilgen konumdaki bir işçi olduğunu, bu nedenle kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunmadığını, davalı ...’un kusursuz kabul edilmesinin hatalı olduğunu, ...’un aynı olay nedeniyle görülen ceza davasında mahkûmiyetine karar verildiğini, Yargıtay bozmasının da eksik ceza tayini yönünden sanıklar aleyhine olduğunu, ceza yargılamasında kusurlu bulunan davalının hukuk davasında kusursuz kabul edilmesinin doğru olmadığını, kardeş, anne ve baba konumundaki müvekkilleri lehine hükmedilen manevi tazminatların çok düşük olduğunu, müteveffanın buzlu suda arkadaşlarıyla birlikte yardım beklerken çırpınarak hayatını kaybettiğini, bu vahim olayın ulusal basın ve sosyal medya üzerinden müvekkilleri tarafından adeta canlı izlendiğini, bu nedenle manevi tazminat taleplerinin kısmen reddinin hukuka aykırı olduğunu, önceki kaldırılan kararda müteveffanın %30 kusurlu olduğu kabul edilmesine rağmen hükmedilen manevi tazminat tutarları ile bu kararda müteveffanın %4 kusurlu olduğu kabul edilerek aynı miktarlara hükmedilmesinin çelişkili olduğunu, kusur oranındaki büyük değişikliğin manevi tazminat miktarına yansıtılmadığını, hükümde tazminatın davalılardan zincirleme tahsiline açıkça karar verilmemesinin infazda tereddüt yaratacak nitelikte olduğunu, davalıların iş kazasının meydana gelmesinde kusurlu olduklarından zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların temyiz itirazlarının haksız olduğunu, davalıların olayda kusurlu olduklarının dosya kapsamı ve ceza yargılamasıyla sabit olduğunu, hükmedilen manevi tazminatların fahiş değil aksine olması gerekenden düşük olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmasına rağmen her bir davacı adına ayrı ayrı başvuru ve kanun yolu harcı alınmadığını, harçların kamu düzenine ilişkin olduğunu ve eksik harç tamamlatılmadan yargılamaya devam edilmesinin usule aykırı olduğunu, bu nedenle kararın bozulması gerektiğini, ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davacılar yönünden reddedilen kısımlar için her bir davacı lehine veya aleyhine ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken toplu şekilde tek vekâlet ücreti belirlenmesinin hatalı olduğunu, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında savunmaları ve istinaf sebeplerinin karşılanmadığını, hangi gerekçelerle reddedildiklerinin açıklanmadığını, gerekçeli karar ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, kusur raporunun eksik ve hatalı olduğunu, ... Belediyesinin iki kişilik deniz bisikletini beş kişiye kullandırmasının, arama-kurtarma ekiplerinin geç ve yetersiz müdahalesinin olaydaki etkisinin araştırılmadığını, bu kişi ve kurumların kusurlarının değerlendirilmediğini, ... Belediyesi ve arama-kurtarma ekiplerine davanın ihbar edilmesi yönündeki taleplerinin HMK’nın 61 ve devamı maddelerine aykırı şekilde reddedildiğini, davanın ihbarı talebi karşısında Mahkemenin takdir yetkisi bulunmadığını, müteveffaların ve diğer kazazedelerin deneyimli kişiler olmalarına, iki kişilik deniz bisikletine beş kişi binmelerinin açık risk oluşturmasına rağmen kusur dağılımında bu hususların yeterince dikkate alınmadığını, kusur oranlarının hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkiline kusur yüklenmesinin ... gerekçesi olan gölet çevresinde uyarı levhası bulunmadığı kabulünün somut delillerle ispatlanmadığını, levha bulunmadığı iddia edilen alanların mülkiyeti ve ada-parsel bilgileri araştırılmadan kusur yüklenmesinin hatalı olduğunu, müteveffaların suya hangi taşınmaz üzerinden girdiklerinin ve bu taşınmazların maliklerinin sorumluluğunun araştırılmadığını, müvekkilinin mülkiyetinde olmayan alanlar nedeniyle sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, olayın meydana gelmesinde etkisi bulunan diğer kişi ve kurumların kusurları araştırılmadan yalnızca taraflar üzerinden kusur dağılımı yapıldığını, kusur incelemesinin eksik ve yetersiz olduğunu, kurtarma çalışmalarının gecikmesinin, koruyucu ekipman eksikliğinin ve olay sonrasındaki müdahalelerin ölüm sonucuna etkisinin değerlendirilmediğini, bu hususlar incelenmeden yapılan kusur tespitinin denetime elverişli olmadığını, müteveffaların ağır kusuru ve üçüncü kişilerin davranışları nedeniyle illiyet bağının kesildiğini, bu nedenle müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, kusur oranları hatalı belirlendiğinden bu oranlara dayanılarak yapılan aktüerya hesabı ve maddi tazminat hesaplamalarının da hatalı olduğunu, hatalı kusur ve hesap raporlarına dayanılarak hüküm kurulduğunu, savunmalarının karşılanmadığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, bu nedenle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete kusur raporunda %20 oranında kusur verilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi tarafından kusur atfına esas alınan gerekçelerin somut ve teknik verilere değil varsayımsal değerlendirmelere dayandığını, kusur raporuna yönelik itirazları karşılanmadan hüküm kurulduğunu, kazanın meydana gelmesinde asli kusurun ... ...’a ait olduğunu, müteveffanın yeterli güvenlik önlemi bulunmayan ve yapılan işe uygun olmayan deniz bisikleti ile buz tutmuş göl üzerinde yıkılan direğe ulaşmaya çalıştığını, kendi can güvenliğini sağlama konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, buna rağmen müteveffaya yalnızca %4 kusur verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, hesap raporunda ... tarafından bağlanan gelir ve aylıkların zararı hangi oranda karşıladığının değerlendirilmediğini, gerçek zarar hesabı yapılmaksızın yüksek tazminat miktarlarına ulaşıldığını, bu nedenle hükme esas alınan hesap raporunun hatalı olduğunu, müteveffanın bakiye ömrü belirlenirken bölgesel yaşam verileri ve TÜİK istatistiklerinin dikkate alınmadığını, gerçeğe aykırı şekilde yüksek yaşam süresi esas alındığını ve bu nedenle zarar hesabının gerçeği yansıtmadığını, dava konusu ... nakil hatları ve direklerin mülkiyetinin ...’a ait olduğunu, müvekkili şirketin olay tarihinde yalnızca işletme hakkına sahip olduğunu ve özelleştirme sürecinin de tamamlanmadığını, bu nedenle direklerin mülkiyetinden ve buna bağlı hukuki sorumluluktan müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, müteveffanın müvekkili şirket çalışanı olmadığını, ... ile yüklenici firma arasındaki sözleşme kapsamında çalışan bir işçi olduğunu ve müvekkili şirketle herhangi bir iş ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle müvekkili şirket yönünden husumet yokluğu bulunduğunu, müteveffaya veya diğer çalışanlara göl içerisindeki direğe müdahale edilmesi yönünde müvekkili şirket tarafından herhangi bir emir ve talimat verilmediğini, arızanın alternatif hatlardan giderilebileceğinin bildirildiğini, çalışanların göl içerisindeki direğe kendi inisiyatifleriyle müdahale etmeleri sonucu olayın meydana geldiğini, teknik olarak göl içerisindeki direğe deniz bisikleti ile müdahale edilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle çalışanlara böyle bir talimat verilmiş olmasının hayatın olağan akışına ve teknik gerçeklere aykırı olduğunu, olayın meydana gelmesinde asıl sorumluluğun ... nakil hatlarının ... altında kalmasına rağmen gerekli önlemleri almayan ve üçüncü kişilerin gölete erişimini engellemeyen ... ... Şirketine ait olduğunu, buna rağmen ... ...’ye yalnızca %25 kusur verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili şirkete uygun araç ve gereç sağlamadığı veya gerekli yaptırımları uygulamadığı gerekçesiyle kusur yüklenmesinin yerinde olmadığını, müteveffaya gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiğini, olay yerine müdahale etmesi yönünde herhangi bir görev veya talimat da verilmediğini, davacılar lehine hükmedilen manevi tazminatların fahiş olduğunu, olay tarihi, müteveffanın kusur durumu ve manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi dikkate alındığında hükmedilen miktarların indirilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili ...’a husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin yalnızca Personel Müdürlüğüne vekâlet ettiğini ve teknik iş ve işlemlerden sorumlu olmadığını, ... İşletme Şefliğinin teknik faaliyetlerinden dolayı kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, kusur raporlarının tamamında müvekkilinin kusursuz olduğu belirtilmesine rağmen dava hakkında hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, müvekkilinin dava konusu olayda herhangi bir kusuru bulunmadığını, personel iş ve işlemlerini yürüttüğünü, ... İşletmesi ile ilgili kendisine ulaşmış bir görevlendirme talebi bulunmadığından olay nedeniyle sorumlu tutulamayacağını, müvekkili ile iş kazası arasında illiyet bağı bulunmadığını, ... nakil hatlarının mevzuata uygun şekilde yapıldığını, kazanın ... nakil hattının bakımsızlığından veya yönetmeliğe aykırılığından değil, kazazedelerin kendi inisiyatifleriyle olay mahalline gitmeleri nedeniyle meydana geldiğini, ... bölgesindeki arıza bakım ve onarım işlerinin ihale sözleşmesiyle ... Elektrik Şirketine devredildiğini, bu faaliyetlerden ve doğabilecek sonuçlardan yüklenici firmanın sorumlu olduğunu, ... inşaatı, ... tutulması ve ... nakil hatlarının yer değiştirilmesine ilişkin işlemlerin ... ...’ın ve müvekkilinin görev alanında olmadığını, bu konularda müvekkilinin herhangi bir tedbir alma yükümlülüğü bulunmadığını, ... tutma alanında kalan direklerde meydana gelen arızalara müdahale edilmesi yönünde herhangi bir personele emir veya talimat verilmediğini, kazazedelerin göl içerisinde bulunan direklere tamamen kendi inisiyatifleriyle müdahale etmeye çalıştıklarını, bu nedenle olayın oluşumunda asli kusurun kazazedelere ait olduğunu, gölet içerisindeki ... nakil hattına iş makinesi kullanılmadan müdahale edilmesinin teknik olarak mümkün olmadığını, bu nedenle böyle bir müdahale talimatının verilmiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, olayın asıl sorumlusunun ... nakil hatlarının yer değiştirilmesini sağlamadan ve üçüncü kişilerin gölete girişini önleyici tedbirler almadan ... tutmaya başlayan ... ... Şirketi olduğunu, ... ve diğer çalışanların gerekli iş güvenliği tedbirlerini almadan, uygun teknik ekipman kullanmadan ve kısmen buz tutmuş gölete deniz bisikletiyle girerek ağır kusurlu davrandıklarını, zarar görenlerin ağır kusurunun illiyet bağını kestiğini, olay sonrası kurtarma çalışmalarının zamanında ve etkin şekilde yürütülmediğinin, ilgili kamu birimlerinin sorumluluğunun da değerlendirilmesi gerektiğinin göz ardı edildiğini, ... Elektrik Şirketiyle yapılan sözleşme ve şartnameler gereğince iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alma, personeli eğitme ve üçüncü kişilere verilecek zararlardan sorumlu olma yükümlülüğünün yüklenici firmaya ait olduğunu, bu nedenle müvekkiline sorumluluk yüklenemeyeceğini, yüklenici firma tarafından yaptırılan mali sorumluluk sigortası bulunduğundan üçüncü kişilerin zararlarının sigorta teminatı kapsamında karşılanması gerektiğini, müvekkilinin kusuru bulunmadığından müşterek ve müteselsil sorumluluk hükümlerinin uygulanamayacağını, müvekkili yönünden davanın reddi gerektiğini, kusur raporlarında müvekkiline herhangi bir kusur izafe edilmediğini, kusursuz olduğu belirlenen müvekkili aleyhine tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi hesap raporunun hatalı olduğunu, davacıların zararlarının ... tarafından bağlanan gelirler dikkate alınarak hesaplanması ve bazı davacılar yönünden tüm zararın ... gelirleriyle karşılandığının gözetilmesi gerektiğini, davacı eşin yeniden evlenme olasılığının gerçeğe aykırı şekilde düşük kabul edildiğini, yaşı ve sosyal çevresi dikkate alındığında evlenme ihtimalinin daha yüksek değerlendirilmesi gerektiğini, hükmedilen maddi ve manevi tazminatların fahiş olduğunu, kusursuz olan ve devlet memuru olarak görev yapan müvekkilinin ekonomik durumuyla bağdaşmayacak ölçüde ağır sonuçlar doğurduğunu, manevi tazminatın telafi amacını aşarak cezalandırma niteliğine dönüştüğünü belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili ...’e husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin yalnızca İl Müdürlüğüne vekâlet ettiğini ve teknik iş ve işlemlerden sorumlu olmadığını, .. İşletme Şefliğinin teknik faaliyetlerinden sorumlu müdür yardımcıları bulunduğundan müvekkili yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, müvekkilinin dava konusu olayda kişisel kusuru bulunmadığını, görevlendirmeler ve iş sağlığı-güvenliği tedbirlerinin teknik müdür yardımcıları tarafından yürütüldüğünü, kusur raporunda belirtilen %2’lik kusur varsa dahi bunun ... ...’ın kurumsal kusuru kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkili ile iddia edilen iş kazası arasında tazminat sorumluluğunu gerektirecek illiyet bağı bulunmadığını, bu nedenle maddi ve manevi tazminat taleplerinin müvekkili yönünden reddi gerektiğini, ... nakil hatlarının yürürlükteki mevzuata uygun olarak yapıldığını, kazanın ... nakil hattındaki bir eksiklikten değil, kazazedelerin kendi inisiyatifleriyle gölete girerek müdahale etmeye çalışmalarından kaynaklandığını, arıza bakım ve onarım işlerinin ihale sözleşmesiyle ... Elektrik şirketine devredildiğini, .. bölgesindeki bakım ve onarım faaliyetlerinden yüklenici firmanın sorumlu olduğunu, ... inşaatı, ... tutulması ve ... nakil hatlarının yer değiştirilmesine ilişkin işlemlerin ... ...’ın ve müvekkilinin görev alanında olmadığını, bu hususlardan dolayı müvekkiline sorumluluk yüklenemeyeceğini, arızaya müdahale edilmesi yönünde müteveffalara veya diğer çalışanlara herhangi bir emir ve talimat verilmediğini, kazazedelerin tamamen kendi inisiyatifleriyle gölete girerek müdahalede bulunduklarını, bu nedenle olayın asli sorumlusunun kazazedeler olduğunu, gölet içerisindeki ... nakil hattına iş makinesi kullanılmadan müdahale edilmesinin teknik olarak mümkün olmadığını, bu nedenle böyle bir müdahale talimatının verilmiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, olayın asıl sorumlusunun ... nakil hatlarının yer değiştirilmesini sağlamadan ve üçüncü kişilerin gölete girişini engelleyici tedbirleri almadan ... tutmaya başlayan ... ... şirketi olduğunu, kazazedelerin gerekli iş güvenliği tedbirlerini almadan, uygun ekipman kullanmadan ve kısmen buz tutmuş gölete deniz bisikletiyle girerek ağır kusurlu davrandıklarını, zarar görenlerin ağır kusurunun illiyet bağını kestiğini, olay sonrası kurtarma çalışmalarının zamanında ve etkin şekilde yürütülmediğinin açık olduğunu ve kurtarma birimlerinin kusurunun da değerlendirilmesi gerektiğini, ... Elektrik şirketiyle yapılan sözleşme ve şartnameler gereği iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alma, personeli eğitme ve üçüncü kişilere verilecek zararlardan sorumlu olma yükümlülüğünün yüklenici firmaya ait olduğunu, yüklenici firma tarafından yaptırılan mali sorumluluk sigortası bulunduğundan üçüncü kişilerin zararlarının sigorta teminatı kapsamında karşılanması gerektiğini, müvekkilinin kusuru bulunmadığından müşterek ve müteselsil sorumluluk hükümlerinin uygulanamayacağını ve müvekkili yönünden davanın reddi gerektiğini, kusur raporunda müvekkiline izafe edilmiş kişisel bir kusur bulunmadığını, buna rağmen müvekkili aleyhine hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, bilirkişi hesap raporunun hatalı olduğunu, davacıların zararlarının ... tarafından bağlanan gelirler dikkate alınarak hesaplanması ve bazı davacılar yönünden zararın tamamen ... gelirleriyle karşılandığının gözetilmesi gerektiğini, davacı eşin yeniden evlenme olasılığının gerçeğe aykırı şekilde düşük kabul edildiğini, yaşı ve sosyal çevresi dikkate alındığında evlenme ihtimalinin daha yüksek değerlendirilmesi gerektiğini, hükmedilen maddi ve manevi tazminatların fahiş olduğunu, kusursuz olan ve devlet memuru olarak görev yapan müvekkilinin ekonomik durumuyla bağdaşmayacak ölçüde ağır sonuçlar doğurduğunu, özellikle manevi tazminatın telafi amacını aşarak cezalandırma niteliğine dönüştüğünü belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya kapsamından, İlk Derece Mahkemesince 29.11.2023 tarihli celsede açıklanan kısa kararda tüm davalılar yönünden sorumluluk doğuracak şekilde hüküm kurulduğu, gerekçeli kararda ise davalı ...’a dava konusu iş kazası nedeniyle kusur izafe edilecek bir illiyet bağının bulunmadığı, bu nedenle adı geçen davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısa kararda sehven tüm davalılar yönünden hüküm kurulduğunun belirtildiği, Mahkemece bu hatanın 6100 sayılı Kanun’un 304. ve devamı maddeleri uyarınca düzeltilemeyeceği, ancak istinaf incelemesi sonucunda giderilebileceği açıklanmasına rağmen hüküm fıkrasının kısa kararla aynı şekilde kurulduğu, böylece gerekçe kısmında davalı ... yönünden davanın reddi gerektiği kabul edildiği hâlde hüküm fıkrasında adı geçen davalı hakkında da sorumluluk doğuracak şekilde karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yine dosya kapsamından, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacılar vekilleri ile davalılar ... şirketi, ..., ... Elektrik Şirketi, ..., ... ve ... Sigorta A.Ş. vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararındaki gerekçe ile hüküm arasındaki bu açık çelişki giderilmeksizin istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. maddesinde hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi; "(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. (2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır." şeklinde açıklanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde de bir Mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, Mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır.
Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst Mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’ya Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472).
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir” hükmü gereğince, zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde gerekçeli kararın sonradan kanunda öngörülen süre içinde yazılması mümkündür. Bununla bağlantılı olarak aynı Kanun’un 298. maddesinin ikinci fıkrasında gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Esasen hüküm sonucunu tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu hüküm sonucunu değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kısa karar ile gerekçeli kararın birbirinden farklı olması, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un değinilen emredici nitelikteki hükümlerine aykırı bir durum yaratır.
Öte yandan 6100 sayılı Kanun’un 304. maddesi uyarınca kararların yazı ve hesap hataları ile benzeri açık hatalar yönünden düzeltilmesi mümkün ise de hüküm sonucunu değiştirecek, tarafların sorumluluğunu ortadan kaldıracak veya genişletecek nitelikteki hususlar bu kapsamda değerlendirilemez. Bu nedenle kısa kararda hüküm altına alınan sorumluluk kapsamı, gerekçeli kararda “sehven” denilerek farklılaştırılamayacağı gibi hüküm fıkrasında korunup gerekçede aksi yönde açıklama yapılması da gerekçe ile hüküm arasında çelişki meydana getirir.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince kısa kararda tüm davalılar yönünden sorumluluk doğuracak şekilde hüküm kurulmuştur. Buna karşılık gerekçeli kararda, davalı ...’a dava konusu iş kazası nedeniyle kusur izafe edilecek bir illiyet bağının bulunmadığı, bu nedenle adı geçen davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken 29.11.2023 tarihli celsede açıklanan kısa kararda sehven tüm davalılar yönünden hüküm kurulduğu belirtilmiştir. Mahkemece, bu hatanın 6100 sayılı Kanun’un 304. ve devamı maddeleri uyarınca düzeltilemeyeceği, yalnızca istinaf incelemesi sonucunda düzeltilebileceği ifade edilmiş; ancak hüküm fıkrası kısa kararla aynı şekilde kurulmuştur.
Bu hâliyle İlk Derece Mahkemesi kararında, davalı ... yönünden gerekçe ile hüküm arasında açık bir çelişki meydana gelmiştir. Gerekçede bu davalı hakkında kusur izafe edilecek illiyet bağının bulunmadığı ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği kabul edilmesine rağmen hüküm fıkrasında tüm davalılar yönünden sorumluluk kurulması, kararın infazında ve kanun yolu denetiminde tereddüt oluşturacak niteliktedir.
İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş, davalı ... Elektrik İnşaat Taahhüt Sanayi ve ... Ltd. Şti.’nin güncel ... sicil kayıtlarını getirterek tüzel kişiliğinin devam edip etmediğini araştırmak, ... sicilinden terkin edildiğinin anlaşılması hâlinde ihya ve taraf teşkili prosedürünü işletmek, bundan sonra gerekçe ile hüküm arasında açıklanan çelişkiyi gidermek suretiyle çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
4.Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililerine iadesine,
Bir kısım davacılar adına Av. ... yararına 40.000 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan ... ... ... A.Ş., ... Elektrik ... A.Ş., ..., ..., ...'ye yükletilmesine,
Davalılardan ... Elektrik ... A.Ş., ... ve ... Sigorta A.Ş. avukatları yararına takdir edilen 40.000 TL duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.