İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, ayıplı ticari satış ürünleri nedeniyle sözleşmeden dönme ve iade faturasına dayalı alacak davası.
Özet: Bu hukuki evrak, davacı tarafın, sözlü ticari sözleşmeyle satın alınan ve toplam 110.000 TL bedel ödenen koltuk ile yatak odası takımlarının eksik parçalı, yanlış ölçülü ve farklı renkli teslim edilmesi üzerine, ayıpların WhatsApp üzerinden derhal bildirilmesine ve davalının giderme taahhüdünü yerine getirmemesine rağmen, davalı talebiyle düzenlenen 38.000,01 TL tutarındaki iade faturasına itiraz etmeyip ayıplı malları geri almaktan ve bedelini ödemekten kaçınması nedeniyle, sözleşmeden dönerek bu bedelin ticari avans faiziyle tahsilini ve ayıplı malların masrafı davalıya ait olmak üzere iadesini talep ettiği bir alacak davasını özetlemekte olup, davalının davaya cevap vermemesi karşısında mahkemenin, davanın ticari niteliğini ve görev alanını düzenleyen kanun maddeleri çerçevesinde incelemeye başladığını göstermektedir.

T.C.
İSTANBUL20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/503 EsasKARAR NO : 2026/542DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 18/06/2026KARAR TARİHİ : 04/09/2026Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasında dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:TALEP: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Davacı ...'in şahıs işletmesi bünyesinde ticari faaliyetlerini yürüten bir tacir olduğunu, davalı ... ile koltuk ve yatak odası takımı yapım ve teslimine ilişkin sözlü bir ticari sözleşme akdedildiğini, toplam 110.000,00-TL bedel ödendiğini ancak teslim edilen koltukların eksik parçalı, sipariş edilen ölçülere aykırı ve renk farklılığı içerecek şekilde ayıplı olduğunu, ayıpların Whatsapp üzerinden derhal bildirildiğini, davalının ayıpları giderme taahhüdünde bulunmasına rağmen bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davalının iade faturası düzenlenmesini talep etmesi üzerine 38.000,01-TL tutarında iade faturası düzenlendiğini, davalının bu faturaya yasal süresi içerisinde itiraz etmediğini, buna rağmen ayıplı ürünleri teslim almaktan ve bedeli ödemekten kaçındığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin dava şartı arabuluculuk sürecinin anlaşamama ile sonuçlandığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/4666E. , 2024/6256 K. ve 15.06.2023 tarihli kararda da belirtildiği üzere Whatsapp yazışmalarının ayıp ihbarı niteliğinde olduğunu, davalının dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, teknik inceleme gerektiren hususlar için keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, sözleşmeden dönüldüğünü, 38.000,01-TL bedelin dava tarihi itibariyle işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, ayıplı malların masrafları davalıya ait olmak üzere geri alınmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP: Davalı tarafa çıkarılan tebligatın davalıya usul ve yasaya uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen davalı taraf davaya cevap vermeyerek HMK 128. maddesi gereğince davacının iddialarının tamamını inkar etmiş sayılmıştır.DELİLLER: İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nden gelen müzekkere cevabı, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden gelen müzekkere cevabı, faturalar ve tüm dosya kapsamı.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava, davacı ile davalı arasında akdedilen koltuk ve yatak odası takımı yapım ve teslimine ilişkin ticari sözleşmeden, teslim edilen ürünlerin ayıplı (eksik parçalı, yanlış ölçülü ve farklı renkte) olması nedeniyle sözleşmeden dönülmesi, davalı adına düzenlenen 38.000,01-TL tutarındaki iade faturası bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte tahsili ve ayıplı malların masrafları davalıya ait olmak üzere iadesinden ibarettir.Mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önüne alınır. Ticaret Mahkemesinin görev alanını düzenleyen 6102 Sayılı TTK'nın 4 ve 5 maddeleri şu şekildedir: "MADDE 4- (1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;a) Bu Kanunda,b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.MADDE 5- (1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir."6100 Sayılı HMK'nın 2.maddesinde ise Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görev alanı düzenlenmiş olup, bu madde;"Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.'' hükmünü haizdir. Yargıtay 11. HD'nin 06/03/2018 Tarih ve 2016/11515 E-2018/1718 K sayılı kararında da vurgulandığı gibi, TTK'nın 12. maddesine göre "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” Yine TTK’nun 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. TTK'nun 11(1) maddesi kapsamında ticari işletme esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme olarak tanımlanmış olup, ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez. Yargıtay 11. ve 19. Hukuk Dairelerinin yerleşik kararlarında, bir kimsenin sicilde veya odada kayıtlı olup olmaması yahut vergi yükümlüsü bulunup bulunmaması TTK yönünden tacir sıfatını taşımasında önem arzetmediği, ayrıca Vergi Usul kanunu' na göre bir kimsenin esnaf kabul edilmiş olmasının da TTK yönünden geçerli bir kriter olamayacağı, tacir ve esnaf ayırımındaki kriterin TTK 11/2. maddesinde tanımlanan kararnamedeki sınır olduğu vurgulanmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/115 15E- 2018/1718 K sayılı 06/03/2018 tarihli, 2017/2898 E- 5384 K. 16/10/2017 tarihli, 2016/4614 E. 2017/6953 K. Sayılı 06/12/2011 tarihli kararı.) Somut olayda talep, taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle bir kısım alacaktan kaynaklanmakta olup taraflardan her ikisinin de tacir olması halinde, davanın nispi ticari dava olduğu kabul edilecek Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olacaktır. Bu nedenle davacının, tacir sıfatını haiz olup olmadığının tespiti gerekmektedir. İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün müzekkere cevabında davacının gerçek kişi ticari işletme kaydı bulunamadığının bildirildiği, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne yazılan müzekkere cevabında ...'in serbest meslek kazancı defteri tutması nedeniyle VUK 177. maddesine tabi olmadığı ve 2025 takvim yılı için 2.572.534,64 TL kar beyanında bulunduğu bildirildiği, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1.md/a bendinde yer alan düzenlemesi gereğince "Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri" şeklinde düzenlemenin bulunduğu, Vergi Usul Kanunun 177/1 maddesine göre ;1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı7.200.000.000 (400.000 TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (570.000 TL) lirayı aşanlar;2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (200.000 TL) lirayı aşanlar;3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (400.000 TL) lirayı aşanlar;" şeklinde düzenlemenin bulunduğu, böylece davacının gelirinin Vergi Usul Kanunun 177/1 maddesindeki sınırları aşmadığı ve esnaf işletmesi kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, somut olayda; 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanamayacağı ve uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olmadığı kuşkusuzdur. Genel görevli mahkeme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yargıtay içtihatları, yasal düzenlemeler ve tüm bu açıklamalar uyarınca Mahkememizin görevli olmaması, eldeki davaya ilişkin aksine bir düzenleme bulunmadığından Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olması sebebiyle davanın görev yönünden usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm fıkrası oluşturulmuştur.KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı tarafça açılan DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince Mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,2-HMK 20/1 maddesi gereğince, kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde talep halinde dosyanın görevli ve yetkili İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere İstanbul Adliyesi Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna GÖNDERİLMESİNE, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, 3-Harç, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve gider avansı hususunun görevli mahkemece değerlendirilmesine,Dair, HMK'nın 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 04/09/2026 Katip ...e-imzalıdır Hakim ...e-imzalıdır *Bu evrak 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.