Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, elektrik piyasasında haksız rekabet ve ayrımcı tarife uygulamaları iddiasıyla açılan alacak davasında istinaf başvurusunu inceleyerek tarafların iddia ve savunmalarını değerlendirmiştir.
Özet: Davacı şirket, davalı dağıtım şirketinin 2003-2006 döneminde elektrik sistem kullanım bedellerini kendi ve davacının müşterilerine farklı uygulayarak haksız rekabet oluşturduğunu, piyasa faaliyetlerini zorlaştırıp ayrımcılık yaptığını, bu durumun Danıştay kararıyla hukuka aykırı bulunarak haksız kazanç sağlandığının tespit edildiğini iddia ederek tazminat talep etmiştir; davalı ise talebin zamanaşımına uğradığını, uygulanan tarife metodolojisinin ulusal bazda eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı önlemek amacıyla oluşturulmuş yasal bir gereklilik olduğunu savunmuştur.

T.C. BURSA BAM ...HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:.
T.C.BURSABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ.... HUKUK DAİRESİDOSYA NO :.KARAR NO .T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R I.İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : BURSA .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : .NUMARASI : .DAVACI :.DAVA : AlacakKARAR TARİHİ : 18/12/2025KARAR YAZIM TARİHİ : 27/02/2026Davacı ve davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili şirketin 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuatına göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan üretim lisansı alındığını ve bu lisans kapsamında müşterilerine elektrik enerjisi tedarik ettiğini, müşterilerine elektrik enerjisi nakletmek üzere bağlantı ve sistem kullanım hakkında tebliğ gereği müşterileri adına davalı ....ile bağlantı ve sistem kullanım anlaşması yaptığını bu nedenle davalı ile aralarında sözleşme ilişkisi bulunduğunu, davalının 01/04/2003 ile 01/09/2006 tarihleri arasında perakende satış faaliyeti kapsamında tek terimli diğer iller puant sanayi tarifesine göre yapılan elektrik satışlarında onaylanmış sabit dağıtım sistem kullanım bedellerini davacı şirketten her saat diliminde sabit bir şekilde beher kwh başına alırken kendi elektrik satışlarından belirli saat dilimlerinde söz konusu bedeli ya tamamen almayarak veya kısmi alarak davacı şirket açısından piyasa faaliyetlerini zorlaştırdığını, ayrımcılık yaparak zarar doğmasına sebep olduğunu, davalının hakim durumunu kötüye kullanarak hem haksız rekabete neden olduğunu hem de Kanunun 13. maddesindeki eşit taraflar arasında ayrım gözetmeme yükümlülüğünü ihlal ettiğini, müvekkili tarafından EPDK'ya ve Rekabet Kurumuna müracaat edildiğini, davalının şikayete konu davranışı hakkında süresinde işlem tesis edilmemesi üzerine Danışay'da dava açıldığını, Danıştay 13. Dairesince davalının davranışının hukuka aykırı olduğu ve dolayısıyla davranışının haksız rekabet teşkil ettiğine karar verildiğini, davalının Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un m.6, Elektrik Piyasası Kanunu'nun m. 13 ve Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği'nin m.15 ve 18 hükümleri ile EPDK'nın 272 sayılı Kurul Kararına aykırı davranarak haksız avantaj elde ettiğini, elektrik enerjisi tüketimin fazla olduğu saat diliminde kendi tüketicilerinden fazla sistem kullanım bedeli tahsil ettiğini, bu karşın gece tarifesinde ucuza elektrik enerjisi satarak rekabet halinde olduğu müvekkili şirketin bu saat diliminde elektrik enerjisi satışını yok ettiğini, müvekkili şirkete karşı haksız rekabet ederek haksız şekilde kazanç sağladığını, Danıştay 13. Dairesinin 2006/1118 Esas, 2008/7071 Karar sayılı kararı ile davalının haksız rekabet yaptığının sübuta erdiğini ileri sürerek davalının haksız rekabet teşkil eden davranışı nedeniyle TTK m.58/2 hükmüne göre davalının kendi dağıtım bölgesinde elde ettiği haksız kazancın tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'nin haksız rekabet tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, 01/04/2003 ile 01/09/2006 tarihleri arasında enerjisini müvekkilinden ve bağlı ortaklıklarından tedarik eden tüketicilere nihai elektrik enerjisi satış tarifelerinin abone grupları itibariyle 01/04/2003 tarihi öncesinde ve 01/09/2006 tarihi sonrasında olduğu gibi ulusal bazda uygulanması gerektiğinden her lisans bölgesinin tek zamanlı perakende satış tarifesi, dağıtım sistem kullanım tarifesi ve iletim bedeli toplamı ile mevcut 8 lisans bölgesi için nihai tüketici tek zamanlı tarifelerine ulaşılmış olup nihai tek zamanlı tüketici tarifelerinin lisans bölgelerinde farklılık göstermediğini, aynı şekilde her bölgenin çok zamanlı perakende satış tarifeleri üzerine bölgeye ait dağıtım sistem kullanım ve iletim bedellerinin eklenmesi durumunda çok zamanlı fiyatların bölgelerde farklılık göstereceğinden abone grupları itibariyle tek zamanlı ulusal nihai tüketici fiyatlarında olduğu gibi, çok zamanlı nihai tüketici fiyatlarının da ulusal bazda uygulanmasını teminen sadece gece fiyatlarının diğer tarife bileşenlerinden bağımsız olarak sabit alındığını ve tüm tarife bileşenlerinden oluşan tek zamanlı fiyatlar çerçevesinde 01/04/2003 tarihinden öncesindeki mevcut tarife metedolojisi uygulanarak gündüz ve puant tarifelerinin oluşturulduğunu, bu uygulamanın enerjisini Tedaş ve bağlı ortaklıklardan alan tüketicilere ülke genelinde ulusal tarife uygulamasının bir gereği olup 4267 sayılı Kanun kapsamında eşit taraflar arasında farklılık yaratılmamasının amaçladığını, ayrıca dağıtım sistem kullanım tarifelerinde çok zamanlı tarife uygulaması bulunmadığından serbest tüketicilere nakledilen enerji için ilgili Kurul Kararında belirtilen fiyatların zaman dilimindeki tüketimlerine bakılmaksızın uygulandığını, ayrıca haksız rekabet nedeniyle uğranılan zararın talep edilebilmesi için karşı tarafın kusurunun bulunması gerektiğini, oysaki müvekkilinin 4628 sayılı Kanun'un 13.maddesinde belirtildiği gibi eşit taraflar arasında farklılık yaratılmamak üzere ulusal bazda uygulamayı sağlamak amacıyla tesis ettiği işlemin mevzuat gereği olup davacı tarafın bu işlem nedeniyle zarara uğramış ise de burada müvekkili kurumun bir kusurunun bulunmadığı savunarak davanın reddini talep etmiştir. KALDIRMA KARARI ÖNCESİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİİlk derece mahkemesince, davacının bu uygulama nedeniyle müşteri portföyünde olumsuz yönde değişiklik olduğu ve zarara uğradığı gerek davacı tarafça sunulan kayıt ve belgelere ve gerekse mahkememizce yapılan araştırmalara göre ispatlanamadığı, bu nedenle davacının haksız rekabet bulunduğuna ilişkin tespit davası ile haksız rekabet dolasıyla tazminat istemine yönelik davasının reddine dair karar verilmiştir.BURSA BAM ...HD ....K. SAYILI KALDIRMA KARARIDanıştay 13. Dairesi'nin...Esas, ...Karar sayılı ilamında davacı.... AŞ, davalı ise... Kurumu olup dava, davacı şirketin Tedaş tarafından mevzuata aykırı uygulamalarda bulunulduğuna dair davalı kuruma yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptaline ilişkindir. Söz konusu kararda, davacı şirketin davalı kuruma yaptığı başvuru neticesinde öngörülen prosedürün işletilerek mevzuata aykırı uygulamalar saptanarak bunların düzeltilmesi konusunda hukuka uygun karar verildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Söz konusu Danıştay kararında, davacının Tedaş'ın şikayete konu uygulamasıyla ilgili olarak Enerji Piyasasu Düzenleme Kurumu Başkanlık Makamının 22/07/2005 tarihli oluru ile "Elektrik Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" hükümleri uyarınca konunun Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Denetim Dairesi Başkanlığına iletildiği, denetim sonucunda da Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 18/01/2007 tarih ve 1067/9 sayılı kararında: 22/06 saatleri arasında uygulanan tarifeye iletim ve dağıtım sistem kullanım ve/veya işletim bedelleri ile diğer fon ve payların eklenmemesinin 4628 sayılı Kanunun 13.maddesi ve Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği 15.maddesi hükümlerine.....aykırı olduğu, Tedaş ve bağlı ortaklıklarının yazılı savunmalarında belirtilen hususların ise mevzuata aykırı işlem yapılmasına haklı gerekçe olamayacağının belirtilerek mevzuata aykırı uygulamaların otuz gün içinde giderilmesinin bu şirketlere ihtar edildiği belirtilmektedir. İşbu dava dosyasının davalısı Danıştay tarafından yapılan yargılamada taraf olmamakla birlikte söz konusu kararda, dava dosyamıza konu olan, 22/06 saatleri arasında uygulanan tarifeye iletim ve dağıtım sistem kullanım ve/veya işletim bedelleri ile diğer fon ve payların eklenmemesinin kanun hükümlerine aykırı olduğu açık bir şekilde belirtilmiş bulunmaktadır. Davalı tarafın, tek terimli üç zamanlı sanayi sınıfı diğer iller statüsündeki müşterilerinden EPDK'nın 272 ve 276 sayılı kararlarına aykırı olarak dağıtım sistem kullanım bedellerini tahsil etmediği ancak davacı taraftan söz konusu kullanım bedelinin tahsil edildiği, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 18/01/2007 tarih ve 1067/9 sayılı kararında da belirtildiği üzere 22/06 saatleri arasında uygulanan tarifeye iletim ve dağıtım sistem kullanım ve/veya işletim bedelleri ile diğer fon ve payların eklenmemesinin 4628 sayılı Kanunun 13.maddesi ve Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği 15.maddesi hükümlerine aykırı olduğu, 01/04/2003 -01/09/2006 tarihleri arasındaki dönemde mevzuata ve 272 ve 276 sayılı Kurul Kararlarına aykırı olarak kendi lehine tarife uygulayan davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiği anlaşılmaktadır. 6762 sayılı TTK'nın 58'inci maddesinde haksız rekabete maruz kalan bir kimsenin isteyebileceği şeylerden biri de kusur varsa maddi tazminattır. Bu isteğin kabul edilebilmesi için öncelikle davacının istediği zararı kanıtlaması gerekir. Asıl olan, davalının haksız rekabeti ile davacının aktifinde azalma olduğunun iddia ve ispat edilmesidir. Ancak, böyle bir zararın, özellikle de miktarının kanıtlanmasındaki zorluğu dikkate alan kanun koyucu, haksız rekabetin varlığı halinde eylemin yaptırımsız kalmaması için, 6762 sayılı TTK'nın 58-e maddesinde yargıca, maddi tazminat olarak davalının elde etmesi mümkün bulunan menfaatin karşılığına hükmetmek yetkisi vermiştir. Haksız rekabette davacının maddi tazminat istemine konu ettiği zararı, davalının elde ettiği kar miktarı olmayıp, davalının haksız rekabeti nedeniyle davacının elde etmekten mahrum kaldığı kar miktarıdır. Bu zarar, kural olarak tarafların ticari defterleri ve diğer kanıtlarıyla beraber bilirkişi incelemesiyle tespit edilir. Bu şekilde bir tespit yapılamaz veya davacının kazanç kaybına uğramadığı anlaşılsa bile haksız rekabetin varlığında yargıç, TTK'nın 58-e maddesine göre tazminatı belirler, yine 818 Sayılı Borçlar Kanunun 43. maddesi gereğince de hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretinin ve şümulünün derecesini tayin eyler (Yargıtay 11. HD.nin 2020/8130 Esas, 2022/4956 Karar sayılı, 2015/7006 Esas, 2016/3330 Karar sayılı ilamları).Bu nedenle, mahkemece davacı tarafça zararın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemece davalının haksız rekabet teşkil eden eylemi nedeniyle dosya kapsamındaki verilerle, davacının zararının tam olarak tespitinin mümkün olmaması halinde 818 sayılı BK 42 ve 43. maddeleri gereğince bir değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm tesis edildiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesince, "davanın kısmi dava olarak açıldığı ve davacının talep sonucunu artırmasının kısmi ıslah niteliğinde olduğu, davalının işlediği haksız rekabet fiilinin 01/09/2006 tarihinde kadar devam ettiği ve temadi ettiği anlaşılmakla bu tarihte, haksız rekabet fiilinin son bulduğu, 6762 sayılı mülga TTK'nın 62. Maddesinde 1 yıllık ve 3 yıllık zamanaşımı süreleri öngörüldüğü, 6762 sayılı Kanunun 62 maddesine göre haksız rekabet teşkil eden fiilin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halde fiilden itibaren 3 yıl içinde tazminat davasının açılması gerektiği, haksız rekabet eyleminin bittiği 01/09/2006 tarihinden itibaren 3 yıl içinde davacı davasını ikame ettiği, ancak 10.000,00 TL'lik tazminat talebinde bulunduğu, davacının fiili öğrendiği tarih olarak da davacının dayandığı Danıştay Kararının verildiği tarihin kabul edilmesi gerektiği, bu tarih de 04/11/2008 tarihi olduğu, davacı bu tarihten itibaren 1 yıl içinde ve 3 yıllık süre dolmadan 10.000,00 TL'lik davasını ikame ettiğinden bilirkişi raporu doğrultusunda davacının 10.000,00 TL'lik maddi tazminat isteminin, haksız rekabetin başladığı tarih olan 01/04/2003 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine karar verildiği, davacının 285.498,03 TL'lik ıslah ile talep ettiği maddi tazminat talebi; ıslahın fiilden itibaren 3 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde yapılmamış olması, davanın açıldığı tarih itibariyle kısmi dava niteliğinde olması ve kendiliğinden belirsiz alacak davasına dönüşmemesi, davalının da süresinde ıslah zamanaşımı definde bulunması sebebiyle reddedilmiş davanın kısmen kabulüne" karar verilmiştir.Karara karşı, davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; müvekkilinin eldeki davayı açarken belirsiz bir alacak üzerinden açtığını, bu nedenle HMK 107 hükümleri uyarınca değerlendirme yapılarak davamızın belirsiz alacak davası olarak açıldığının kabulü ile yapmış oldukları bedel arttırım talepleri gereği 295.498,03 TL'nin davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesi gerektiğini, davalının yaptığı eylemlerin haksız rekabet olduğunun tespit edildiğini, bir hakkın elde edilmesi ve icra edilmesine söz konusu olup bu nedenle davanın kısmi red olan kısmının red olma sebebinin usul hukukuna ilişkin bir düzenleme olması ve usul hükümlerinin derhal uygulanması gerektiği gözetilerek müvekkili şirket açısından davanın bedel arttırım talepleri de dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabul kısmen reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; hükme esas alınan bilirkişi raporunda iddia olunan haksız rekabetin varlığı ve yerel mahkemenin bilirkişi heyetinden istediği, müvekkili uygulamalarının ne surette haksız rekabet teşkil ettiği hususunun usulünce açıklanmadığını, bu konuda yeterli gerekçe ve dayanaklar ortaya konulamadığını, davalı müvekkili şirketin haksız rekabet teşkil eden ve davacı şirketi zarara uğratan herhangi bir haksız ve hukuka aykırı eyleminin söz konusu olmadığını, Danıştay’da görülen davanın taraflarının, davacı şirket ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu olduğunun gözden kaçırıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda EPDK’nın 272 ve 276 sayılı kararlarına aykırı davranışta bulundukları hususuna değinilmiş ise de; Danıştay Kararında yer alan, dosya arasında mevcut olan dava konusu döneme ilişkin EPDK uygulamalarının yasal dayanağı olan ve önceki kararları adeta mülga eden 413 sayılı EPDK kararı ve bu kararı dayalı olarak yapılanların hukuka uygun kabulünün gerektiği hususunun hiç irdelenmediğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: Dava, haksız rekabetten kaynaklı maddi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçelerle karar verilmiş, karara karşı, davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dairemizce her iki tarafın istinaf sebepleri ayrı ayrı değerlendirilmiştir.Davalı tarafın istinaf sebebi temel olarak haksız rekabetin vaki olmadığı yönündedir. Davalı, EPDK’nın 272 ve 276 sayılı kararlarına aykırılıktan söz edilirken 413 sayılı kararın uygulamaya etkisinin değerlendirmediği iddiasındadır. Halbuki bu iddia daha önce değerlendirilmiş, mahkemenin ilk kararında ele alınmıştır. Bu karara karşı istinaf başvurusu yapılmış ve bu iddialar Bursa Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi tarafından eleştirilerek karar kaldırılmıştır. İlk derece mahkemesinin ikinci kararı da bu kaldırma kararına müstenittir. 5. Hukuk Dairesinin önceki kararı, haksız rekabetin varlığını tespit eder nitelikte olduğundan usul ekonomisi de gözetilerek haksız rekabet ve kusurun varlığı yeniden tartışmaya açılmamıştır. Davalının bu istinaf sebebi anılan gerekçeyle yerinde görülmemiştir.Haksız rekabet nedeniyle tazminat miktarına ilişkin sebepler ise aşağıda davacının istinaf sebepleriyle birlikte ele alınacaktır.Davalı tarafın istinaf sebebi, ilk derece mahkemesinin zaman aşımına dair görüşü ve uygulamasına dairdir. Davalının iddiasına göre davanın açıldığı tarihte belirsiz alacak davası kanunda düzenlenmemiş olduğundan kısmi dava açılmış olsa da davanın niteliği gereği belirsiz alacak davası olduğu ortadadır. Usul hükümlerinin derhal uygulanmasını gerektiren temel ilke nazara alınarak sonradan yürürlüğe giren hükümler çerçevesinde eldeki davanın da belirsiz alacak davası olduğunu kabul etmek ve kabule bağlı olarak da zaman aşımı def’ini nazara almadan ıslaha göre karar vermek gerektiği öne sürülmüştür.Dava dilekçesinde de belirtildiği üzere haksız rekabetin 01.09.2006 tarihine kadar devam ettiği, davanın 20.04.2009 tarihinde kısmi dava olarak açıldığı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 02/10/2018 tarih, .. Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere davanın açıldığı 20.04.2009 tarihinde yürürlükte bulunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre, 6100 sayılı HMK ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına ilişkin hükümlerin, somut uyuşmazlıkta uygulanma imkânı bulunmadığı, 6762 sayılı mülga TTK'nın 62. maddesinde 1 yıllık ve 3 yıllık zamanaşımı süreleri öngörüldüğü, 6762 sayılı Kanunun 62 maddesine göre haksız rekabet teşkil eden fiilin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halde fiilden itibaren 3 yıl içinde tazminat davasının açılması gerektiği, zamanaşımının 01.09.2009 tarihinde 6100 sayılı HMK yürürlüğe girmeden önce dolduğu, ıslahın 3 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde yapılmamış olması, davanın açıldığı tarih itibariyle kısmi dava niteliğinde olması ve davalının da süresinde ıslah zamanaşımı definde bulunması sebebiyle fazlaya ilişkin talebin zamanaşımına uğramış olması sebebiyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Öte yandan Dairemizce tazminat miktarı konusunda ilk derece mahkemesinin değerlendirilmesine iştirak edilmemiştir. Alınan bilirkişi raporu tamamen farazi kabullere dayalıdır. Davacının haksız rekabet sebebiyle uğradığı zarar, davalının müşterilerinden elde ettiği kâra bağlı olmadığı gibi davacının müşterilerinden tahsil ettiği veya tahsil etmeyi umduğu bedellere de bağlı değildir. Davalının kısmen de olsa kendi müşterilerine farklı tarife uygulamasının davacının müşteri potansiyeline muhtemel etkisi, zararın boyutunu ortaya koyacaktır. Buna karşılık ilk derece mahkemesi kararında zikredilen ve davacının ıslah taleplerine esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen zarar miktarı objektif ölçütlere uygun değildir.Bilirkişi raporunda gösterildiği üzere davacının uyuşmazlık konusu uygulamadan etkilenmesi muhtemel müşteri sayısı 2003 yılında 9 iken 2004 yılının ikinci yarısından itibaren 5’e düşmüş, 2005 yılının sonuna kadar bu beş müşteri devam etmiş, nihayet 2006 yılında iki müşteriye düşmüştür. Bilirkişiler bu tedricî düşüşün davalının haksız rekabetiyle bağlantılı olabileceğini düşünmekle birlikte gerekçesini açıklamamışlardır.Bilirkişiler zararı belirlerken “2003-2006 yılları" arasında davacının müşterilerinin ödediği toplam 3.324.652,54.TL sistem kullanım bedelinin ilgili yıllarda elde edilecek ciroya dahil edilecek olsaydı ne kadar kâr elde edilirdi” sorusuna cevap arayarak işe başlamıştır. Kanaatimizce bu yol yanlış bir tercihtir. Zira davacıdan sistem kullanım bedeli tahsil edilmesinde mevzuata aykırılık yoktur. Bilakis elbette davacının müşterileri sistem kullanım bedeli ödeyecektir. Bu mecburiyet yokmuş gibi, tahsil edilen sistem kullanım bedellerinin ciroya dahil olması halinde kârlılık oranını araştırmanın hiç bir anlamı yoktur.Dikkat edilirse, davalının haksız rekabet teşkil eden eylemi davacının müşterilerine sistem kullanım bedeli uygulamak değil, kendi müşterilerine sadece 22:00 - 06:00 saatleri arasında bu bedelleri yansıtmamaktır. Yani davalı gündüz tarifesinde müşterilerine davacıyla aynı tarifeye uygulamış, sadece gece tarifesinde kendi müşterilerine daha ucuz bir fatura çıkarmıştır. Daha net söylemek gerekirse davalı hem kendi müşterilerine hem de davacının müşterilerine bu sistem kullanım bedellerini yansıtmak zorundadır. O halde davacının zararının, bu bedeller yansıtılmayacak gibi hesaplanması doğru olmaz. Davacı ve müşterileri ödemeleri gereken normal tarifeye göre ödeme yapmışlardır.Sorulması gereken soru, davalının kendi müşterilerine gece tarifesinde nispeten daha ucuz fiyat uygulama politikasının davacının muhtemel müşteri potansiyeline ne ölçüde etki ettiğidir. Kanaatimizce bu sorunun objektif, ölçülebilir ve kıyaslanabilir bir cevabı yoktur. Ne defter kayıtları ne kârlılık oranları doğru cevabı vermez. Her şey farazidir. 2003 - 2006 döneminde davacının en yüksek müşteri sayısı dokuz, en düşük müşteri sayısı ikidir. Ortalama altı müşteri sahibi olan davacının yeni müşteri bulamamasında veya müşterilerini kaybetmesinde davalının yukarıda belirtilen kusurlu hareketinin etkisi hiç bir fenomenle tam olarak açıklanamaz. Bulamadığı müşterilerden elde edemediği kârı hesaplamak da mümkün değildir. En fazla, davacının davalı lehine kaybettiği müşteri varsa bunların yeni sözleşme yapma saikleri ile davalının eylemi arasında bir illiyet bağı kurulabilirse, davalının bu müşteriden mahrum kalmasından doğan zararı hesaplamak mümkün olabilir. Ancak davacı taraf somut bir biçimde hangi müşterisini bu tarife farkı yüzünden davalıya kaptırdığını veya kiminle sözleşme yapma fırsatını kaybettiğini ortaya koymamıştır.O halde zararın miktarını olay tarihinde yürürlükte bulunan B.K. 42 - 43 maddeleri (halen yürürlükte olan T.B.K. 50 vd maddeleri) kapsamında hakimin takdir etmesi daha uygundur. Yukarıda açıkladığımız üzere somut hiçbir kriter olmadan zarar hesaplamak mümkün değildir. Kanaatimizce tarife uygulamasındaki bu kısmi ayrıcalık davacı aleyhine çok büyük müşteri kaybına neden olmamıştır. Aksi olsaydı davacının somut müşteri kayıpları ile iddiasını desteklemesi gerekirdi. Dairemizce yapılan değerlendirmede olay ve dava tarihi esas alınarak zararın 10.000.TL olarak takdir edilmesi uygun görülmüştür.Bu nedenlerle; davacı ve davalı istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabülüne, mahkemenin kararının kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir hususta bulunmadığından; dairemizce dava hakkında HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir.H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; I-) Davacı ve davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE, ilk derece mahkemesinin yukarıda anılan kararının KALDIRILMASINA, 6100 sayılı HMK m. 353/1-b-2 hükmü gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA, Buna göre;1-) Davanın kısmen kabulü ile; 10.000,00 TL maddi tazminatın, 01/04/2003 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-) Alınması gerekli 683,10 TL karar ve ilam harcından 135 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye noksan 548,10 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,3-) Davacı tarafından yatırılan 15,60 TL başvuru harcı, 135 TL peşin harcın toplamları olan 150,60 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,4-) Davacı tarafından yapılan 9.989,93 TL yargılama giderinin kabul ret oranına göre 337,65 TL ret miktarı davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,5-) Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 10.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 6-) Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT m.13 hükümlerine göre hesaplanan 44.824,70 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine,7-) Karar kesinleştiğinde taraflarca yatıralan avansın kullanılmayan kısmının HMK 333.md.uyarınca yatıranlarına iadesine,II-) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca peşin alınan istinaf karar harcının davacıya talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine,III-) Davacı yönünden istinaf aşamasında yapılan başvurma harcı 1.169,40 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, IV-) İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına,V-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4 maddesi uyarınca kararın kesin olmaması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine,dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 361/1 hükmü uyarınca Dairemiz kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, OYBİRLİĞİYLE karar verildi. 18/12/2025 ...Başkan... ...Üye... ...Üye... ...Katip... MUHALEFET ŞERHİ İlk derece mahkemesinin zaman aşımına dair uygulaması hatalıdır. Zaman aşımı kişilerin haklarını elinden almak için bir fırsat olarak değerlendirilmemelidir. Zaman aşımı temelde uzun süre talep edilmeyerek bir daha istenmeyeceği izlenimi oluşturulan hakların gündemde kalmasını, böylelikle kişilerin süresiz olarak dava tehdidi altında bırakılmasını engellemek için öngörülmüştür. Uzun yıllar süren davasını takip eden, hakkından vazgeçmediğini açıkça ortaya koyan kişilerin hakları olağan üstü haller dışında zaman aşımına tabi olmamalıdır. Somut olayda davacı taraf ısrarla zararın tazmini için girişimde bulunmaktadır. Davacının elinde olmayan sebeplerle zararın geç belirlenmesi, davacının da bilemeyeceği nitelikte bir zararın bulunması karşısında davacının tazminat hakkının kısmen zaman aşımına uğradığını kabul etmek doğru olmayacaktır. Üstelik sonradan yürürlüğe giren belirsiz alacak davasına dair düzenleme de davacı lehine değerlendirilmeli, davacının hakkının kısmen de olsa dava içinde zaman aşımına uğramasına izin verilmemelidir. Bu konuda Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2018/2898 E. sayılı kararındaki gerekçelere iştirak etmediğimi ifade etmek gerekir. Bu nedenlerle dairemiz kararında sadece zamanaşımı tespitleri yönünden çoğunluk görüşüne katılımıyorum. Başkan