Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, eşit paylı iki ortaklı limited şirketlerde yöneticinin sorumluluk davasında genel kurul kararı şartının fiili imkansızlık nedeniyle aranmayacağına hükmetti.
Özet: Bir üst mahkeme, iki eşit ortaklı limited şirketin yöneticisi konumundaki ortaklarına karşı şirket hesabından kendi hesaplarına para transferi iddiasıyla açtığı sorumluluk davasını, ilk derece mahkemesinin genel kurul kararı eksikliği nedeniyle usulden reddetme kararını bozmuştur; zira mahkeme, yeni Türk Ticaret Kanunu uyarınca ve ortaklardan birine karşı dava açılırken diğer ortağın olumsuz oy kullanması nedeniyle fiili imkansızlık durumu oluştuğunda, sorumluluk davası için genel kurul kararı şartının aranmasının hakkaniyete aykırı olacağına hükmetmiştir.

T.C. BURSA BAM ....HUKUK DAİRESİ

T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
...HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : .
KARAR NO : .
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BURSA .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : .
NUMARASI : .
DAVACI : ...
.
DAVA : Şirket Yöneticisinin Sorumluluğundan Kaynaklanan Alacak
KARAR TARİHİ : 31/12/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 23/02/2026
İstinaf Öncesi Sürecin Özeti:
Davacı limited şirket, iki kişiyi hasım göstererek açtığı davada, hali hazırda müdürlük görevini yürüten ortak ile önceki dönemde müdürlük yapan eski ortağın internet bankacılığı üzerinden şirket hesabından kendi hesaplarına ve birbirlerinin hesaplarına para transferi yaptığını iddia ederek, bu bedellerin şirkete geri ödenmesi için ileride artırılmak üzere şimdilik toplam 60 Euro ve 1000 TL tutarlı dava açmıştır.
Davalılar ortak vekil aracılığıyla verdikleri cevap dilekçesinde davanın reddini istemişler, taraflar arasında vekalet ilişkisi bulunmadığını, şirketin yetkilisi olduklarını, arabuluculuk görüşmesinin vekaletsiz iş görme sebebine dayalı olarak yapıldığını bu sebeple sorumluluk davası için arabuluculuk dava şartının da gerçekleşmediğini, davacının iddia ettiği tüm harcamaların diğer ortağın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini beyan etmişlerdir.
İlk derece mahkemesi bu davayı bir sorumluluk davası olarak tavsif etmiş ve şirket genel kurulunda sorumluluk davası açılması için karar alınmadığı gerekçesiyle ve dava şartı eksikliğinden davanın usulden reddine karar vermiştir.
İstinaf Sebeplerinin Değerlendirilmesi:
Karara karşı davacı taraf istinaf yoluna başvurmuş, dava dilekçesindeki hususları tekrar etmiş ve özellikle yeni ticaret kanunu kapsamında limited şirketlerde sorumluluk davası için genel kurulda karar alınmasının şart olmadığını, üstelik iki ortaklı bir şirkette genel kurulda karar alınmasının olağan hayat akışına uygun olmadığını iddia etmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede üzerinde durulan en önemli husus, iki ortaklı ve eşit paylı bir şirkette sorumluluk davası açmak için genel kurulda karar alma imkanı bulunup bulunmadığı konusudur. Eğer bu kural katı biçimde uygulanacak olursa eşit paya sahip iki ortaklı şirkette ortaklardan birine karşı şirketin sorumluluk davası açması mümkün değildir. Aleyhine dava açılacak ortak olumlu oy vermeyeceğine göre hiç bir zaman çoğunluk sağlanamayacaktır. O halde bu türden özellikli durumlarda kural istisnası uygulamak, hakkın korunmasına ve kullanılmasına hizmet edecektir. Dikkat edilirse sorumluluk davasında genel kurulda karar alınması kuralı yeni kanunda açıkça yer almamasına rağmen eski ticaret kanunda yer alan kuralın yeni kanunda yer alan bazı hükümlerle birlikte yorumlanması sonucu bu yönde bir uygulama gelişmiştir. Üstelik anonim şirketlere ilişkin bu kural kanundaki atfın geniş yorumlanması yoluyla limited şirketlere de teşmil edilmiştir. O halde zaten yorum yoluyla ortaya çıkan ve kanunda açıkça yer almayan bir kuralın uygulanmasında tavizsiz tutum sergilemek yerine istisnai halleri de nazara almak hakkaniyete hizmet edecektir. Somut olayda ve benzeri durumlarda fiili imkansızlık hali nazara alınarak dava şartının mevcut olduğuna karar vermek daha doğru olacaktır.
Genel kurulda karar alınması, şirketler hukukun genel mantığına daha uygundur. Zira şirket yöneticileri her türlü harcama ve tasarruflarını belgeleme imkanı bulamayabilirler. Örneğin, bir müşterinin şirketle ticari ilişkiye devam etmesini sağlamak için yapılacak ikramlar, yemek ve konaklama harcamaları, bir işin hızlanması için verilmek zorunda kalınacak ilave ödeme veya hediyeler, şirketin kayıt dışı işlemleri için yapılan masraflar gibi ticari hayatta çok karşılaşılan ancak deftere işlenemeyen giderlerin genel kurulda ortaklara izah edilmesi müdürü şahsi sorumluluktan kurtaracaktır. Zaten en az yılda bir defa genel kurul toplanarak mali tabloların tartışılması ve yöneticilerin ibrası da bu amaca hizmet eder. Daha da önemlisi bizdeki gibi kayıt dışı işlemlerin yoğun olduğu, kâr payı dağıtmak veya ücret ödemek yerine kasadan nakit kullanmanın adet haline geldiği şirketlerde , üzerinden yıllar geçtikten sonra izahı zor bütün işlemler için kötü niyetli sorumluluk davası açılması engellenmiş olur. Özellikle çok ortaklı şirketlerde ibra oylamasında kullanılan oylar, ortakların müdüre güven seviyesini ifade eder. Gerekirse müdür değiştirilse bile ibra edilmesi mümkündür. Böylelikle çok ortaklı şirketlerde küçük ortakların gerekli gereksiz dava açması da en aza inecektir.
Dairemizde tartışılan diğer husus, dava açma tercihinin yukarıda izah ettiğimiz konuya etkisidir. Dikkat edilirse şirket ortağı tarafından açılacak sorumluluk davası bir genel kurul kararına tabi değildir. Eldeki dava şirket tarafından değil şirket ortağı tarafından açılsaydı dava şartı tartışması olmayacaktı. Bu durumda ilk derece mahkemesinin uygulaması hak kaybına neden olacak şekilde sonuç doğurmayacaktır. Şirketin diğer ortağı bu hakkı şirket üzerinden değil şahsen kullanabilir. Şirket üzerinden açma tercihi kullandığında bu sonuca da katlanmalıdır.
Dairemizin dikkatini çeken bir husus da arabuluculuk dava şartı yerine getirilirken tarif edilen uyuşmazlığın eldeki davayla uyumsuz olmasıdır. Bu durum re’sen nazaran alınmayacak olsa bile davalı tarafın savunmasında yer almıştır. Elbette taraflar arasında başka bir uyuşmazlık yoktur diye düşünerek arabuluculukta dava konusu işlemlerin tartışıldığı düşünülebilir. Ancak hukuk çok zaman usul ve şekildir. Hem dava öncesinde, hem dava açarken hem de dava sürerken uymak zorunda olduğumuz kurallar vardır. Çoğu zaman bu kurallara uymamak hak kaybı doğurur. Hangi konuda dava açılacaksa ona uygun arabuluculuk görüşmesi yapılmalıdır. Davada bu kurala da riayet edilmemiştir.
Yukarıda izah ettiğimiz nedenlerle, davacı tarafın iki ortaklı şirketlerde genel kurulda karar alınması kuralının uygulanmayacağı iddiası ilkesel olarak doğru olsa bile somut olay adaletine uygun görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL istinaf karar ve ilâm harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
3-) İstinaf eden davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4 maddesi uyarınca kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın m. 362/1-a hükmü uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere, oybirliği ile karar verildi. 07/01/2026
...
Başkan
...
¸(e-imzalıdır)
...
Üye
...
¸(e-imzalıdır)
...
Üye
...
¸(e-imzalıdır)
...
Katip
...
¸(e-imzalıdır)