Restorasyon sözleşmesinde ek iş bedelinin gecikmeli ödenmesinden doğan, faizle karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkin davanın temyiz incelemesi ve değerlendirilmesi.
Özet: Davacı, davalı idareye yaptığı restorasyon ve ilave işlerin bedellerinin geç ödenmesi neticesinde, geçmiş mahkeme kararlarıyla belirlenen ve icra yoluyla tahsil edilen asıl alacak ile yasal faizin, 2011den 2020ye uzayan temerrüt süresi boyunca paranın satın alma gücündeki azalma ve yüksek enflasyon nedeniyle oluşan gerçek zararını (munzam zarar) karşılamadığını iddia ederek bu ilave zararın tahsilini talep etmiştir; ilk derece mahkemesi bilirkişi raporuna dayanarak munzam zarar talebini kabul ederken, davalı idare yargılama gecikmesinden kaynaklanan kusuru olmadığını ve kesinleşmiş karar olmaksızın ödeme yükümlülüğü bulunmadığını savunarak kararı istinaf etmiş, istinaf incelemesinde davacının somut zararını ispatlayamadığı ve davalının ek iş bedellerini yargılamasız kabul zorunluluğu olmadığı hususları değerlendirilmiştir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/3052 E., 2025/396 K.İLK DERECE MAHKEMESİ: Edirne 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI: 2021/25 E., 2022/701 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile 2007-2008-2009 yılları Edirne merkez, ... Külliyesi restorasyon uygulama işine dair sözleşme imzalandığını ve sözleşme konusu işlerin yapılarak davalıya teslim edildiğini, işin devamı esnasında talep edilen ilave işlerin de yapılarak teslim edildiğini, işlerin bedellerinin eksik ödenmesi nedeni ile .... Noterliği'ne ait 02.08.2011 tarihli ihtarname gönderildiğini, davalı tarafın 19.08.2011 tarihinde ödemeye yapmayarak temerrüde düştüğünü, alacakların ödenmemesi sebebiyle Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2014/289 Esas, 2015/41 Karar sayılı dosyada davalıdan 1.304.293,23 TL alacaklı olduğuna karar verilerek kararın Yargıtay ilamı ile onanarak kesinleştiği, ancak bozma sonrası ıslah yapılamadığından 20.000,00 TL üzerinden hüküm verildiğini, bakiye 1.284.293,23 TL ve 412.310,91 TL faizi için Edirne 1. İcra Müdürlüğü'nün 2015/2332 Esas sayılı takip dosyasından takip başlatıldığı, itiraz üzerine takibin devamını sağlamak için açılan Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/817 Esas, 2019/86 Karar sayılı itirazın iptali davasında davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini tüm bu süreç sonunda davacının 19.08.2011 temerrüt tarihi itibarıyla 1.284.293,23 TL asıl alacağın ödeme tarihi olan 23.11.2020 tarihi itibarıyla işlemiş faizi olan 1.053.587,82 TL ile birlikte 2.337.881,05 TL olarak tahsil edildiğini, ancak faizin zararı karşılamadığını belirterek faizle karşılanamayan munzam zararının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde, idarenin yargılama yapılıp kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan davacıya ödeme yapamayacağını, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen karar sonrasında davacıya 23.11.2020 tarihinde mahkemece hükmedilen miktarın ödendiğini, yargılamanın uzun sürmüş olması nedeniyle davalı idareye atfedilecek bir kusur olmadığını, yargılamanın gecikmesinden ... zararların munzam zarar olarak talep edilemeyeceğini beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kesinleşen mahkeme kararları ile davacının taraflar arasında yapılan sözleşme nedeniyle alacağının 1.304.293,23 TL olduğu ve bu alacak miktarı için davalı kurumun 19.08.2011 tarihinde temerrüde düştüğünün kesinleştiği, davacı tarafından munzam zarar talebinde bulunulduğu, 12.05.2022 tarihli hükme elverişli bilirkişi raporu ile 19.08.2011 temerrüt tarihi itibarıyla TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, banka mevduat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması halinde tahsil tarihlerinde ulaşabileceği miktar ile bulunacak bu miktardan davada kabul edilen alacağın tahsil tarihinde ulaştığı miktar hesaplanarak davacının faizle karşılanamayan munzam zararının 3.004.279,87 TL olarak tespit edildiği, davalı tarafça enflasyon yüksekliği ve paranın satın alma gücündeki azalma nedeniyle faizle karşılanmayan zararın varlığına dair karinenin aksinin ve bu durumun oluşmasında herhangi bir kusuru olmadığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının teminat bedelinin ödenmediğinden bahisle zarara uğradığına dair delil sunmadığı, davacı tarafından zamanında iş bedelini alamamaları sebebiyle yeni iş alamadıkları, borçlarını ödeyemedikleri, kredi çekmelerine sebebiyet verildiğine yönelik iddiada bulunulmuş olup, dava dosyasına bu yönde iddialarını ispat edecek herhangi bir delil sunulmadığı, asıl iş bedelinin götürü usul ile yapıldığından uyuşmazlık bulunmadığı, ancak ek yapılan işlerin bedelinin hesaplanması şekli ve miktarı itibariyle taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğu, davalı taraf ... Müdürlüğü Edirne Bölge Müdürlüğü idari nitelikte olup, taraflar arasında ek iş bedeli konusunda oluşan uyuşmazlık sebebiyle talep edilen ek iş bedelini kabul etmemiş olup, yasal olarak kabul etmek zorunluluğu bulunmadığı, davacının ek iş kapsamında alacak bedeli yargılama ile belirlenmiş olup, yasal işlemler ve yargılama faaliyetlerin uzaması sebebiyle ödemenin geciktiği, ancak HMK'nın 117. maddesi gereği usulüne uygun ihtarname ile davalının temerrüde düşürülmesi için, tarafların kabulünde olması veya tam miktarın belirlenmiş olması gerektiği, oysa ki davacının iş sebebiyle alacaklı olduğu bedelin yargılama ile belirlendiği, HMK'nın 122/1. maddesi kapsamında davalının kusuru ile temerrüde düştüğünden bahsedilmeyeceği, açıklanan sebeplerle davanın reddine karar vermesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalının 19.08.2011 tarihinde temerrüde düştüğünün kesinleşen mahkeme kararları ile sabit olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararında usulüne uygun temerrüt oluşmadığı kabulünün açıkça hukuka aykırı olduğunu, açılan davada ıslah yapılmaması red gerekçesi gösterilmekle birlikte yargılamada bozmadan sonra ıslah yapılamayacak olması nedeniyle ıslah yapılamadığını, bu nedenle bakiye kısım için icra takibi açıldığını ancak davalının Yargıtay ilamı ile kesinleşen bakiye alacağa dahi itiraz ettiğini, davalının temerrüde düşmekte kusurlu olmadığı kabulünün hatalı olduğunu, davalının ek işlerin yapıldığını bildiğini ve işleri kabul ettiğini, ancak bedelini ödemeyeceğini düşünmesinin mümkün olmadığını, davalının temerrüt tarihinden itibaren ödeme yapması gerekmekle birlikte, 2015 tarihli icra takibine rağmen ödeme yapmamakta ısrar eden davalının kusursuz olduğu kabulünün açıkça hukuka aykırı olduğunu, temerrütte kusurun varlığı karine olup davalının kusursuz olduğunu ispat edemediğini, davalının hafif ihmali ile temerrüde düşse dahi munzam zararı tazmin etmek durumunda olduğunu, müvekkilinin alacağına 10 yıl sonra kavuşabildiğini, dosyada Yargıtay ilamlarına uygun hesaplama yapıldığını, davanın kabulü gerektiğini beyan etmektedir.2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkili kurum harçtan muaf olduğundan istinaf kanun yoluna başvuru harcı, tehiri icra karar harcı ve bakiye karar ilam harcının iadesine karar verilmesi gerektiğini, dava reddedilmekle birlikte müvekkili kurum lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, taraflar arasındaki Edirne merkez ... Külliyesi restorasyon uygulama işine dair sözleşme kapsamında, bakiye iş bedeli alacağının zamanında ödenmemesi, borçlunun temerrüde düşmesi nedeniyle uğranılan aşkın zarar (munzam zarar) alacağının tahsili istemine ilişkindir.Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavramların açıklanması gerekmektedir;AŞKIN ZARAR (MUNZAM ZARAR):Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK'nın 122. maddesi (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, 1998/13-353 E., 1999/929 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir. MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI:Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.A.Bir Para Borcunun BulunmasıMunzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir;Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden ... para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.B.Borçlunun TemerrüdüTürk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.C.Munzam ZararMunzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK'nın 122/1. maddesi hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.D.Uygun İlliyet BağıMunzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.E.KusurBorçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK'nın 122/1. maddesi gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle ... ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.TBK'nın 112. maddesi hükmüyle uyumlu olarak TBK'nın 122. maddesi hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.MUNZAM ZARARIN İSPATI: Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 232. maddesi (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. Yüksek Enflasyon Dönemlerinde;Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. Normal Enflasyon Döneminde;Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. 20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu Suna Denizci/Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50... . maddeleri (mülga BK'nın 42... md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;1. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı, 2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, 4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, 5. Asgari ücret artışı, 6. Altın fiyatlarındaki artış,Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; Taraflar arasında Edirne merkez II. ... Külliyesi restorasyon uygulama işine dair sözleşmeden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsili talebiyle davacı tarafından açılan dava neticesinde 20.000,00 TL nin 19.08.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verildiği, hükmün Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, verilen hükümde hakedilen alacağın 1.304.293,23 TL olduğunun belirlendiği, davacı tarafından bakiye alacak için başlatılan icra takibine itiraz edilmesi üzerine takibin devamını sağlamak için davacı tarafından açılan itirazın iptali davasında neticeten itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına hükmedildiği, hükmün Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, alacağın icra takibi neticesinde 23.10.2020 tarihinde tahsil edildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.Temerrüt tarihi olan 19.08.2011 tarihinden 23.10.2020 tarihine kadar ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler, yine o dönem içerisindeki yasal faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına da uygun olduğu, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olduğu kanaatine varılmakla, davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulü gerekir. (Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 14.11.2024 tarihli ve 2023/1766 Esas, 2024/4097 Karar sayılı kararı, Dairemizin 13.01.2025 tarihli ve 2024/3534 Esas, 2025/15 Karar sayılı kararı)Bölge Adliye Mahkemesince konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulacak sepet hesabına göre davacı alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarı ve ayrıca önceki davada avans faizi isteyebilecek iken yasal faiz istemek suretiyle kullandığı seçim hakkının sonucu olarak, talep etme hakkını yitirdiği ve kendisinin katlanması gereken eksik tahsil edilmiş temerrüt faizi toplamı çıkartılarak, davacının munzam zarar miktarı bulunup davacı alacaklının aşkın zararının (munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.Bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,Davacı vekilinin temyiz itirazlarının KABULÜ ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,01.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.