Bursa Bölge Adliye Mahkemesinden, alacak davasında talep edilen munzam zararın temerrüt faiziyle karşılanamayan kısmı ve ispat yüküne dair istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının önceki bir mahkeme kararıyla hükmedilen alacağın geç ödenmesi nedeniyle enflasyon farkından kaynaklanan aşkın (munzam) zarar talebini, davalının bu zararın oluşmadığı ve ispatlanması gerektiği savunmasını, ilk mahkemenin zararın somut olarak ispatlanmadığı gerekçesiyle davayı reddini ve davacının munzam zararın ispatının gerekmediği iddiasıyla yaptığı istinaf başvurusunu konu almakta olup, Bölge Adliye Mahkemesi, munzam zararı borçlunun temerrüdüyle alacaklıda oluşan, temerrüt faiziyle karşılanamayan ve borçlunun kusurlu olmasını gerektiren bir zarar türü olarak tanımlayarak koşullarını irdelemektedir.

T.C. BURSA BAM ... HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: .
T.C. BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A ...HUKUK DAİRESİ K A R A R DOSYA NO :.KARAR NO : ...İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : BURSA.. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : .KARAR NO : .KARAR TARİHİ :.İSTİNAF BAŞVURU TARİHİ .DAVACI : .DAVANIN KONUSU : Alacak B.A.M. KARAR TARİHİ : .KARAR YAZIM TARİHİ : .Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda mahalli mahkemesince davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan ön inceleme sonunda, duruşma açılmadan karar verilmesi mümkün hallerden olduğu anlaşılmakla dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı aleyhine açtığı davada 29.308,61.-TL maddi ve 3.000,00.-TL manevi tazminata karar verildiğini, kararın kesinleştiği yargılamanın uzaması nedeniyle faizi aşan zararı bulunduğunu, munzam zararın ENAK ve TÜİK verileri baz alınarak hesaplanacak enflasyon farkı ile verilmesini, şimdilik 500,00.-TL'nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, munzam zarardan bahsedebilmek için temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zarar olması, borçlunun kusurlu olması, nedensellik bağının bulunması gerektiğini, alacaklının bu zararı talep etmesi gerektiğini, karar kesinleşip kesinleşmez ödeme yapıldığını, icra dosyasında faiz işletildiğini, hak arama özgürlüğü çerçevesinde istinaf başvurusu yapıldığını, geç ödeme bulunmadığını, yargılamayı geciktirecek bir eylemi olmadığını, zararı kanıtlaması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davacının zararını somut olarak ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde, munzam zararı uğradığının ispatı gerekmediğini beyanla kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Dava, munzam zararın tespit ve tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı, davalı aleyhine açtığı davada 29.308,61.-TL maddi ve 3.000,00.-TL manevi tazminata karar verildiğini, ödeme yapıldığı tarihe kadar faizi aşan zararı bulunduğunu, munzam zararın ENAK ve TÜİK verileri esas alınarak hesaplanacak enflasyon farkını tahsilini talep etmiş; davalı ise munzam zarar şartlarının gerçekleşmediğini, zararın kanıtlanması gerektiğini savunmuştur. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 816).Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise, artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır." şeklinde munzam zarar koşulları açıklanmıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih ve 2021/11-938 E., 2022/401 K. sayılı ilamı) (Yargıtay 3. HD. 12/03/2024 T. 2023/1897-2024/1099 syk.). Bu açıklamalardan sonra, davacı faizi aşan zararı bulunduğunu, ENAK ve TÜİK verilerine göre hesaplanacak enflasyon farkının tahsilini talep etmiş ise de yukarıda izah edildiği üzere davacının kendisine özgü zararını iddia ve ispat edemediği dikkate alındığında sonuç olarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup davacının istinaf nedeni yerinde değildir. HMK'nın 355.maddesi gereğince istinaf yoluna başvuranın sıfatına, istinaf konusu yapılan nedenlere ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf talebi yerinde görülmediğinden başvurunun esastan reddi gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Bursa .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/05/2024 tarih ... sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından HMK 353/1-b-1 hükmü gereğince davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili tarafından istinaf aşamasında harçlar peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf talebinde bulunan tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, artan kısmın talep halinde ilk derece mahkemesince yatırana iadesine,4-Karar tebliğ işlemlerinin Dairemizce yapılmasına,5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, duruşma açılmadan dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile 04/12/2025 tarihinde karar verildi. Başkan ... ¸(e-imzalıdır) ...Üye ... ¸(e-imzalıdır) ...Üye ...¸(e-imzalıdır) ...Katip ...¸(e-imzalıdır)