Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, ayıplı mal üretimi kaynaklı zararların tazmini istemiyle açılan ticari alacak davası istinaf başvurusunu değerlendiriyor.
Özet: Davacı, davalı tarafından üretilen düz ve dişli millerdeki çapak, pas ve teknik şartnameye aykırılık gibi ayıplar nedeniyle müşterilerinde sorunlar yaşandığını, bunun sonucunda hava kargosu, yeniden kaplama, ayıklama ve potansiyel cezai şartlar gibi yaklaşık 307.927,12 TLlik çeşitli maliyet ve zararlar doğduğunu ileri sürerek şimdilik 1.000 TL belirsiz alacak davası açmış; davalı ise zamanaşımı itirazında bulunarak, davacının hukuki menfaatinin olmadığını, belirtilen zarar kalemleri nedeniyle davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını ve aslında kendisinin davacıdan 309.864,70 TL alacaklı olduğunu savunmuştur.

T.C. BURSA BAM ..... HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:.
T.C. BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A .... HUKUK DAİRESİ K A R A R DOSYA NO : .KARAR NO : .. .İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : BURSA .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO :.KARAR NO : .KARAR TARİHİ .İSTİNAF BAŞVURU TARİHİ : .DAVACI :.DAVANIN KONUSU : Alacak BİRLEŞEN DAVA BURSA .....ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN .... K.DAVACI : DAVANIN KONUSU : İtirazın İptaliB.A.M. KARAR TARİHİ : .KARAR YAZIM TARİHİ : .Davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda mahalli mahkemece asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan ön inceleme sonunda, duruşma açılmadan karar verilmesi mümkün hallerden olduğu anlaşılmakla dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde, davacının müşterisi olan dava dışı Çinli şirkete plastik parça ürettiğini, bu parçanın da davalı tarafından üretilen düz mile ve dişli mile montajlandığını, davalıya teknik resimler gönderilip numuneler üretildikten sonra seri üretime geçildiğini, müşterinin 16/11/2020 tarihinde düz millerde çapak hatası bildirerek ayıklama yapılmasını istediğini, bu durumun davalıya bildirilip davalıdan onay alındığını, bu işlemin akabinde müşterinin son müşterisi olan Adient firmasının davalı tarafından üretilen parçalarla ilgili olarak 19/11/2020 tarihinde pas şikayeti bildiriminde bulunması üzerine durumun derhal davalıya bildirildiğini, yapılan inceleme sonucunda davalının müşterinin kaplama şartnamesinde belirlenen testleri yapmadığının, uygunluğunu teyit etmediğinin, teknik resimdeki şartların ve gerekliliklerin yerine getirilmediğinin anlaşıldığını, son müşteride yaşanan problem dolayısıyla hatalı olarak sevk edilen parçaların müşteri tarafından bloke edilip müşterinin davacıdan acil koduyla parça istediğini, parça gönderilmemesi halinde hat duruşunun olacağının bildirildiğini, davalı tarafından ayıplı üretilen mallar nedeniyle Çin ülkesine hava yolu ile 3550 ekstra ürün sevki, hava nakliyesinde çıkan ardiye ve gümrük bedelleri, fazla mesai ve hafta tatili çalışmaları bedelleri, 10850 adet milin kaplanması için geri götürülmesi masrafları (kaplama-sökme+tekrar kaplama), Çin ülkesinde çapak problemi nedeniyle yapılan ayıklama işlemi bedeli, 84 adet iade edilen milin bedeli, 142 adet düz mildetaş/zımpara izi olması nedeniyle oluşan maliyet, 461 adet düz milde korozyon olması sebebiyle millerin bedeli ve 3550 adet bedeli alınamayan parçaların maliyeti, dava dışı ... tarafından talep edilen 649 adet detay parçanın maliyeti (korozyon,düz milde fazlalık hatasına istinaden), yine dava dışı şirket tarafından talep edilen 5 adet kahverengi döşeme kaplama parçanın maliyeti (korozyon,düz milde fazlalık hatasına istinaden), yine şirket tarafından talep edilen 30 adet siyah döşeme kaplama parçanın maliyeti (korozyon,düz milde fazlalık hatasına istinaden), firma için ayıklama işlemi, hatalı olarak tespit edilen parti için ... şirketi tarafından yapılan tuz sis testi bedeli olmak üzere davacı şirketin zararının yaklaşık 307.927,12.-TL olduğunu, bahsi geçen konuda davacı tarafından bedelin bir kısmı için davalıya 1/2/2021 tarih ve 13.785,24.-TL bedelli fatura düzenlendiğini ancak davalının bu faturayı kabul etmeyerek itiraz ettiğini, davalı şirkete 12/4/2021 tarihinde noter ihtarnamesi ile ayıplı mal nedeniyle oluşan zararların tazmini hususunda ihtarda bulunulduğunu, zararın tazmin edilmediğini, müşteri tarafından yaşanan problemler nedeniyle cezai şart/tazminat mahiyetinde yüklü bir yükümlülük doğacağının da ifade edildiğini, bu sebeple..... ile davacı arasındaki görüşmelerin ve pazarlığın halen devam ettiği için zarar miktarının henüz tam olarak belli olmadığını, zarar miktarının tam olarak tespit edilememesi nedeniyle HMK'nun 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası açma zorunluluğunun hasıl olduğunu belirterek zararın tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00.-TL'nın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde, zamanaşımı süresinin geçtiğini, dava dilekçesinde zarar kalemlerinin ve miktarının yazılmasına rağmen belirsiz alacak davası açmakta davacının hukuki yararının bulunmadığını, davacının alacağı olmadığını, davalının alacaklı olması nedeniyle icra takibi başlattığını, taraflar arasında düz mil ve dişli mil satışı konusunda anlaşma olduğunu, numune üretimine davacının onay vermesi üzerine davalı tarafından seri üretime geçildiğini, davalının davacıdan 309.864,70.-TL alacaklı olduğunu, davacının talep ve istekleri doğrultusunda 2020 yılının Mart ayında üretime başlanıldığını, taraflar arasındaki mailler ile düz millerdeki çıkıntılar için çift taraflı taşlama yaparak sorunu gidereceklerinin, bu şekilde hazırlanan ürünlerin kaplamaya verildiğinin, kaplama işleminden sonra iş sahibine nakledileceğinin bildirildiğini, bu şekilde üretilen numunelere ilişkin ölçüm, kaplama ve hammaddeye ilişkin raporların 09/04/2020 tarihinde iş sahibi firmaya iletildiğini, bu aşamalar sonucunda millerin iş sahibi tarafından onaylandıktan sonra seri üretime geçildiğini, her teslim edilen ürünle ilgili tüm ölçüm, kaplama ve hammaddeye ilişkin raporların da hemen davacıya mail ile iletildiğini, davacının şikayet üzerine yaptıkları incelemede davalının müşterinin kaplama şartnamesinde belirlenen testleri yapmadığını iddia ettiğini, 16/11/2020 ve 19/11/2020 tarihlerinde öğrendiği ileri sürülen ayıbın 5 ay sonra 12/04/2021 tarihli ihtarname ile bildirildiğini, ayıp ihbarının süresinde olmadığını, TTK’nun 23.maddesindeki 2 ve 9 günlük sürelerin geçtiğini, davacının düz ve dişli milleri onayladığını, davacının talebi doğrultusunda mil üretilerek teslim edildiğini, ürünlerde ayıp bulunmadığını, ayıp ihbarının TTK’nun 23.maddesine göre süresinde de yapılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde, tarafların düz mil satışı konusunda anlaştığını, davacının ürettiği numunelere onay verilmesi üzerine seri üretime geçildiğini, 2020 yılı Mayıs ayından 2021 yılının Mart ayına kadar bu şekilde davalının siparişine göre üretim yapılmasına rağmen tüm satışlar ve yapılan ödemeler düşüldükten sonra kalan 309.864,70.-TL’nın ödenmediğini, icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını belirterek Bursa .... İcra Müdürlüğü’nün .... esas sayılı dosyasındaki takibe yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, % 20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde, asıl dava dilekçesindeki iddialarını tekrarlayarak davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında devam eden 2021/581 esas sayılı dava ile davacının açtığı davanın birleştirilmesini istediklerini belirterek davanın reddine, % 40 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, dava konusu ürünlerin açık ayıplı olduğu, asıl davada davacının davalıya karşı süresinde geri bildirimde bulunmadığı, ürünleri bu haliyle kabul ettiği, birleşen davada davacı ve davalı ticari defter kayıtlarına göre davalının davacıya 309.936,72.-TL borçlu göründüğü, davanın eser sözleşmesinden kaynaklı olması ve durumun bilirkişi raporu ile ortaya çıkması nedeniyle davalının kötüniyetinin sabit olmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile icra takibine yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, kötüniyet tazminatının reddine karar verilmiştir. Asıl davada davacı/birleşen davada davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dava dilekçesindeki iddialarını tekrarlayarak davacının ayıp tespit edilir edilmez davalıya başvurduğunun ve davalının kusurlu olduğunun tespit edileceğini, bilirkişi raporlarında davalı tarafından üretilen düz milin ayıplı olduğunun tespit edildiğini, davalıya ayıp bildirimi yapıldığının ve davalının ayıbın nasıl giderileceğine ilişkin teklifte dahi bulunduğunun tespit edilmesine rağmen mahkemenin ayıp bildirimi yapılmadığı yönündeki gerekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafından ayıbın giderilmesi için gelen teklifin davacı tarafından kabul edilmediğini, dosyaya sundukları dava konusu parçaların otomotiv kuralları çerçevesinde ne şekilde üretilip bu parçalara hangi aşamalarda ne uygulanacağına ve çinko kaplama işinin hangi firmada yapılacağına ilişkin şartlara ilişkin davacı tarafından hazırlanan ve taahhüt edilen PPAP dosyasına göre ayıbın meydana gelmesinde davalının tam kusurlu olduğunu, ayıbın önlenmesi veya giderilmesi aşamasında ne şekilde hareket edileceğinin belli olduğunu, dava konusu parça ile ilgili tüm parametre, kontrol, rapor, giriş ve final çalışmalarını gösterir kayıtların da mevcut olduğunu, bu dosya incelendiğinde FMEA kısmında millerde çapak oluşumunun öngörüldüğünü, değerlendiremeye alınarak kendileri tarafından düşük puanlı/saptaması kolay olarak değerlendirildiğini, olası bir hatanın çabuk yakalanarak önüne geçilebileceği şeklinde bir saptamanın sözkonusu olduğunu, tek spindle torna makinesinde üretim yaparken mil alın yüzeylerinde yaşanacak çapak probleminin aşikar olduğunu, işlem ile bu problemin giderilmesinin mümkün olduğunu, maillerde bu problemin varlığının ve giderilebileceğinin bildirilmesi ve davacının da bu problemin giderilmesini istemesinin bilirkişiler tarafından kusurun %50’nin davacı şirkete atfedilmesini mümkün kılmayacağını, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere düz milin bir tarafındaki çıkıntının ayıplı olup davacı şirket tarafından onaylanmadığını, bu hususun mahkeme tarafından irdelenmediğini, davacı şirketin onay vermemesi üzerine davalı şirketin parçalara çift taraflı taşlama yapılacağını bildirdiğini, ancak dava konusu işin bir eser sözleşmesine dayanması nedeniyle millerin üretiminden son müşteriye teslime kadar davalı şirketin sorumluluğunun bulunduğunu, bilirkişi raporunda çapak probleminin davalı şirket tarafından giderilmesi gerektiği tespiti yapıldıktan sonra kaplama yapılan millerin çift taraflı taşlama yapılarak sorunun giderilmesi yönündeki davalı mailinin rapora esas tutularak davacının da %50 kusurlu olduğunun tespitinin hatalı olduğunu, PPAP dosyasında ürünün ne şekilde üretileceğinin, kontrollerinin ne şekilde yapılacağının, kontrol planı-iş akış şemasının, final kalite kontrol raporu ve ürünün korozyona karşı korunması gerektiğinin, ne şekilde teslim edileceğinin tek tek taahhüt edildiğini, çapağın giderilmesi işleminin hatasız ve korozyona kapalı şekilde yapılıp teslim edilecek olduğunu, esas olanın sağlam ve hatasız şekilde davacıya teslim edilmesi olduğunu, davalının PPAP dosyasına aykırı şekilde hareket ederek hatalı ürün teslim ettiğini, davacının gönderdiği mailin esas alınarak davacıya kusur atfedilemeyeceğini, davalının taahhüt ettiği PPAP dosyası incelendiğinde bu hususun tespit edileceğini, kaplama yapılan millerin kaplamalı yüzeyleri traşlandığında kaplamalı yüzeyin ortadan kalkacağını ve korozyona açık bir hale geleceğini, bilirkişi raporunda da millerin korozyona uğradığının tespit edildiğini, buna ek olarak davalı şirketin hazırladığı ve ekte sundukları PPAP dosyası içeriği incelendiğinde kaplama işleminin doğrulanması için kontrol planı ve tuz testi yapılarak 3 ayda bir rapor sunulması gerektiğini, ancak bu şekilde bir rapor mevcut olmayıp dosyaya da ibraz edilmediğini, bilirkişi raporunda tuz testinin davalı tarafından yapılmadığı tespit edildiği halde davacıya da kusur atfedildiğini, davalı tarafından 3 ayda bir yapılması gereken tuz testinin bilirkişinin de tespit ettiği gibi önem arz ettiğini, galvanizli çelik bir kaplamanın üretilmiş parçanın üzerine uygulanması ile dış faktörlere maruz kalması sonucu yüzeylerde oluşacak korozyonun aşınma direncinin öğrenilmesi için tuz testinin yapılmasının ve onaylanmasının gerektiğini, bu tür bir tuz testi ve onayının söz konusu olmadığını, bu durumda aşınmaya açık hale gelen millerin hasara uğramasının da açık olduğunu, itiraz gerekçeleri dikkate alınarak bilirkişiden ek rapor aldırılmamasının hatalı olduğunu, davalının hazırladığı ve taraflar arasında geçerli olan PPAP dosyasında çinko kaplama işlemlerinin ...A.Ş tarafından yapılacağı taahhüt edildiği halde raporda da bilirkişi tarafından tespit edildiği üzere bu işlemin ...Tic. Ltd. Şirketi tarafından yapıldığını, davalının kendi hazırladığı ve taahhüt ettiği şekilde gerekli kontrolleri PPAP dosyasına aykırı olarak başka bir firmaya yaptırdığını ve davacı şirketin onayının alınmadığını, onaya ilişkin bir belge veya kaydın da olmadığını, bilirkişi raporunda ayıbın açık olduğu tespitinin eksik inceleme ile hazırlandığını, davacının son müşterisi olan Adient firmasından davalı tarafından üretilen parçalarla ilgili olarak 19/11/2020 tarihinde pas şikayeti bildirimi alındığını, bu durumun derhal davalıya bildirildiğini, yapılan inceleme sonucunda davalı tarafından müşterinin kaplama şartnamesinde belirlenen testlerin yapılmadığının, uygunluğunun teyit edilmediğinin ve teknik resimdeki şartların ve gerekliliklerin yerine getirilmediğinin anlaşıldığını, son müşteride yaşanan problem dolayısıyla hatalı olarak sevk edilen parçaların müşteri tarafından bloke edilip müşterinin davacıdan acil koduyla parça istediğini, parça gönderilmemesi halinde hat duruşunun olacağının bildirildiğini, davalı şirkete... tarihinde noter ihtarname ile ayıplı mal nedeniyle oluşan zararların tazmini hususunda ihtarname çekildiğini, zararın tazmin edilmediğini, mahkeme tarafından yukarıda arz edilen tüm hususların inceleme konusu yapılmadığı gibi uğranılan zarara ilişkin bilirkişi raporu alma yönünde bir ara karar da kurulmadığını, zarar hesaplaması yapılmadığını, davalının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, davacı tarafından dava konusu zarar ve ayıp bildiriminin davalıya yapıldığını, davalının kusurlu olduğu tespit edildiği halde bu yönde bir hesap bilirkişinden rapor aldırılmadığını, asıl davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, birleşen davada davanın kabulüne karar verildiğini, asıl dava ile davacının talep ettiği müspet ve menfi zarar tespitinin önem arz ettiğini, bu dosyada ek rapor aldırılması taleplerinin kabul edilmediğini, asıl dava ile ilgili kısımda açıklandığı üzere davacının zararının yaklaşık 307.927,12.-TL olduğu bildirilerek müspet ve menfi zararın tespiti ile tespit edilen tutarın karşı taraftan tahsilinin talep edildiğini, birleşen davada dahi karşı tarafın %50 kusurlu olduğu tespit edilmiş iken bu zararın tespit edilmesinin ve diğer tarafa borçlu olup olmadığının bu aşamadan sonra rapor ile tespit edilmesinin gerektiğini, ayıplı üretim sebebi ile kusurlu olduğu tespit edilen birleşen dosya davacısı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, birleşen davada tespit edilen vekalet ücretinin yüksek olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.Birleşen davada davacı/asıl davada davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, asıl davada davacının davasının kötüniyetli olduğunu, davacının 2020 Kasım ayı öncesi için onay verdiği ürünler ile ilgili olarak 2021 Nisan ayında ihtarname keşide ederek 1.000,00.-TL üzerinden alacak davası açtığını, mahkemece ıslah için süre verilmesine rağmen davacının kendi davasına güvenmeyerek davayı ıslah dahi etmediğini, davacının onay verdiği şekilde ürünlerin üretildiğini, davacının alacağının likit olduğunu, davalının kötüniyetli olduğunu belirterek birleşen davada mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.Asıl davada davacı/birleşen davada davalı vekili karşı tarafın istinaf başvurusuna karşı verdiği cevap dilekçesinde, istinaf dilekçesindeki iddialarını tekrarlayarak davalının istediği kötüniyet tazminatının şartlarının oluşmadığını, davalının ürettiği ürünlerin ayıplı olduğunu, anahtar teslim imalatın söz konusu olması nedeniyle davalının sorumluluğunun son müşteriye kadar devam ettiğini, bilirkişi raporunda iki tarafa da kusur verildiğini belirterek karşı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.Birleşen davada davacı/asıl davada davalı vekili karşı tarafın istinaf başvurusuna karşı verdiği cevap dilekçesinde, ayıplı üretim olmadığını, asıl davada davacının ilettiği şartlar ve talimatlar doğrultusunda üretim yapılarak davacının üretilen milleri onaylaması ile işin tamamlandığını, numunelerde tespit edilen çapakların taşlama ve sonra kaplama suretiyle giderileceğinin firmaya bildirildiğinde firma tarafından onaylandığını, üretilen millerde istek ve taleplere aykırı bir durum olmadığını, millerin hukuken ayıplı olmadığını, dava konusu millerin teknik olarak ayıplı olduğu kabul edilse dahi hukuken ayıplı olmadıklarını, davacının millerin bu şekilde üretilmesini kabul ettiğini, bu nedenle ürünlerin TBK’nun 219.maddesine aykırı olmadığını, ayıp iddiasının kabul etmemekle birlikte bilirkişilerin ürünlerin açık ayıplı olduğunu belirlediğini, davacının süresinde muayene ve ihbarda bulunmadığını, keşif esnasında incelenen millerin davalı tarafından üretilen miller olup olmadığının bile belli olmadığını, davacının bunu ispatla yükümlü olduğunu, düz millerdeki çapakların çift taraflı taşlama yapılarak çıkıntılarının giderilebileceklerini söylemeleri üzerine davacının bu durumu kabul etmesi ve numunelere onay vermesi üzerine seri üretime geçildiğini, davalının ürettiği millerin davacı tarafından nasıl kullanıldığının ve nereye gönderildiğinin bilinmediğini, davalıdan tuz testi yapılması talebinde bulunulmadığı gibi ürün teslimlerinde de gerekli kontrollerin yapıldığını, işi Çin’den alan davacı olması nedeniyle uzman olanın da davacı olduğunu, tuz testi konusunda talimat vermesi gereken tarafın da davacı olduğunu, davacının iddia ettiği PPAP dosyasının süresi içinde dosyaya sunulmadığını belirterek karşı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir.Asıl dava eser sözleşmesinden kaynaklanan zararın tahsili, birleşen dava ise aynı sözleşme nedeniyle ödenmediği ileri sürülen alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın 2004 sayılı İİK’nun 67.maddesi gereğince iptali istemine ilişkindir.Asıl davada davacı iş sahibi şirket, davalı yükleniciden temin ettiği düz millerin ayıplı olması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmüş, davalı yüklenici yapılan işlerin ayıplı olmadığını, aradaki sözleşme ilişkisi nedeniyle alacaklı olduğunu savunarak birleşen davadaki itirazın iptalini istemiş, mahkemece asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.Taraflar arasında mil üretimine ilişkin eser sözleşmesi yapıldığı, sözleşmenin yazılı olmayıp sözlü olarak kurulup e-posta yazışmalarıyla devam ettirildiği, davacının davalıdan düz mil ile dişli mil temin ettiği, yüklenicinin ürettiği ürünler içinde sadece düz millerde çapak/çıkıntı sorunu oluştuğu, yüklenicinin bu sorunu taşlama yoluyla giderdikten sonra dava dışı şirkete kaplama yaptırdığı, daha sonra da iş sahibi şirkete teslim ettiği, davacı iş sahibinin de bu millere plastik parça montajı yaparak hazırlanan ürünleri kendi müşterisine gönderdiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Asıl davada uyuşmazlık davacı tarafından dava dışı Çinli şirkete gönderilen ürünlerdeki düz millerde korozyon/paslanma oluşup oluşmadığı, bu korozyonun açık veya gizli ayıp niteliğinde olup olmadığı, oluştuğu iddia edilen ayıp nedeniyle tarafların kusurlu olup olmadığı, meydana geldiği ileri sürülen korozyon nedeniyle davacının zarara uğrayıp uğramadığı hususundadır. Birleşen davadaki uyuşmazlık ise taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle yüklenicinin alacaklı olup olmadığına ilişkindir.Asıl davada davacı olan iş sahibi şirket birleşen davada davalı, asıl davada davalı olan yüklenici şirket ise birleşen davada davacı konumundadır.İş sahibi şirket vekili davalının üreterek teslim ettiği millerden olan düz millerin iş sahibi tarafından plastik montajı yapıldıktan sonra Çin’li müşterisine gönderildiğini, Çin’li şirketin de bu ürünleri son müşteri olan Adient şirketine tesliminden sonra millerde ayıpların ortaya çıktığını, bu ayıbın iş sahibine müşterisi tarafından 16/11/2020 tarihinde bildirildiğini, yüklenicinin müşterinin kaplama şartnamesinde belirlenen testleri yapmadığını iddia etmiş, şirketin söz konusu millerdeki sorun nedeniyle uğradığı zararlara ilişkin olarak da fatura ve belgelere delil olarak dayanmıştır.Yüklenici şirket, iş sahibinin talep ve istekleri doğrultusunda 2020 yılının Mart ayında üretime başlanıldığını, taraflar arasındaki mailler ile düz millerdeki çıkıntılar için çift taraflı taşlama yaparak sorunun giderileceğinin, bu şekilde hazırlanan ürünlerin kaplamaya verildiğinin ve kaplama işleminden sonra iş sahibine nakledileceğinin bildirildiğini, bu şekilde üretilen numunelere ilişkin ölçüm, kaplama ve hammaddeye ilişkin raporların 09/04/2020 tarihinde iş sahibi firmaya iletildiğini, bu aşamalar sonucunda millerin iş sahibi tarafından onaylandıktan sonra seri üretime geçildiğini, her teslim edilen ürünle ilgili tüm ölçüm, kaplama ve hammaddeye ilişkin raporların da hemen iş sahibine mail ile iletildiğini, iş sahibinin şikayeti üzerine yaptıkları incelemede davalının müşterinin kaplama şartnamesinde belirlenen testleri yapmadığını iddia ettiğini, 16/11/2020 tarihinde öğrendiği ileri sürülen ayıbın 5 ay sonra 12/04/2021 tarihli ihtarname ile bildirildiğini, ayıp ihbarının süresinde olmadığını savunmuştur.Bilirkişi raporunda asıl davadaki ayıp iddiasının davalının savunduğu şekilde düz millerdeki çapak/çıkıntıya ilişkin olduğu, bu ayıbın açık ayıp olduğu, ayıbın davalı yüklenici tarafından taşlanarak giderilmesinin davacı iş sahibi tarafından kabul edildiği, davacının açık ayıbı kabul etmesi nedeniyle bu ayıptan sorumlu olduğu açıklanmış, mahkemece de ayrıntılı açıklama yapılmaksızın dava konusu ürünlerin açık ayıplı olduğu kabul edilmiştir. Ancak dava dilekçesi ve davalının dayandığı Mart ve Nisan 2020 tarihli e-postaların kapsamı dikkate alındığında davacının sözleşmenin kurulması aşamasında düz millerde ortaya çıkan çapakların taşlanarak kaplanmasından sonra kendisine teslim edilmesi işlemine ilişkin bir itirazının olmadığı, iş sahibinin bu şekildeki teslimi kabul ettiği, millerdeki çıkıntıların taşlanarak giderilmesinin ayıplı olduğuna ilişkin bir itiraz olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. İş sahibi şirketin itirazı, millerdeki çıkıntıların taşlanarak ve kaplama işlemi tamamlandıktan sonra ürünlerin davacıya teslim edilmesinden ve davacının plastik ürün montaj işlemini yapıp bu ürünleri Çin’de bulunan müşterisine göndermesinden sonraki aşamada ortaya çıktığını ileri sürdüğü ayıba ilişkindir. İş sahibinin iddiası yüklenicinin taşlayıp kaplattığı ürünlerin müşteriye gönderilmesinden ve müşterinin de ürünleri son müşteriye tesliminden sonra ayıpların ortaya çıktığı yönünde olduğundan ayıp iddiası millerdeki çıkıntıların/çapakların taşlanıp kaplanarak kendisine teslimine ilişkin olmayıp iş sahibinin taşlanarak kaplanmasını kabul ettiği ürünlerin ayıplı kaplanması nedeniyle Çin'e gönderilen söz konusu ürünlerde korozyon oluşması nedeniyle zarara uğradığı iddiasına ilişkin olduğu halde davacının talebi bilirkişiler ve mahkeme tarafından hatalı nitelendirilerek karar verilmiştir.İş sahibinin ayıba yönelik iddiasının hatalı değerlendirilmesi nedeniyle mahkemece ayıpların niteliğinin belirlenmesine ve davalının ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı savunmasına yönelik inceleme de hatalı olduğundan mahkemece verilen karar açıklanan sebeplerle doğru olmamıştır. Kaldı ki taraflar arasındaki uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle söz konusu uyuşmazlıkta ticari satış işlemlerinde geçerli olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 23.maddesinin ve satış sözleşmelerinde uygulanan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219 vd. maddelerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, uyuşmazlığın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470.vd. maddelerindeki hükümlere göre çözülmesi gerektiğinin göz ardı edilmesi de hatalı olmuştur.Mahkemece yapılan yargılama sırasında asıl davada ayıp iddiası olmasına rağmen bu dava yönünden ayıplı olduğu iddia edilen ürünler ile ilgili eser sözleşmesine ilişkin hükümler de dikkate alınarak hakim gözetiminde keşif yapılması ve bilirkişi raporu aldırması gerekirken, bu yola başvurulmadan bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilmesi delillerin mahkeme huzurunda toplanacağına dair 6100 sayılı HMK’nun 197. maddesine aykırı olduğu gibi hakimin doğrudan inceleme yaptırma yetkisi bulunmadığından hakimlik yetkisinin bilirkişilere devri de mümkün değildir. HMK'nun 278/4. maddesi yanlış yorumlanarak ve 288/1. maddesi hükümlerine aykırı olarak keşif yapılmadan bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilerek karar verilmesi HMK'nun 27. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkına da aykırı olmuştur. Yüklenicinin yapımını yüklendiği ürünün ayıplı olması durumunda iş sahibi, açık ayıplarda 6098 sayılı TBK'nun 474.maddesi, gizli ayıplarda ise 6098 sayılı TBK'nın 477.maddesi hükümlerine uygun olarak ihbarda bulunduğu takdirde iş sahibi 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde tanınan hakları kullanabilir. Açık ayıplar, eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz bizzat yapılan veya uzmanına yaptırılan gözden geçirme sonucu saptanınca uygun sürede, gizli ayıplar da ortaya çıkar çıkmaz, gecikmeksizin yükleniciye bildirilmelidir. Ayıp bildirimi süresinde yapılmadığı takdirde iş sahibi bu ayıbı örtülü olarak kabul etmiş sayılır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması zorunlu olmayıp süresinde ayıp ihbarının yapıldığı her türlü delil ve tanık beyanıyla dahi kanıtlanabilir. (Yargıtay (kapatılan) 15. HD'nin 2020/1263- 2021/3148 s.k.)Somut uyuşmazlıkta asıl davada davacı iş sahibi ayıp ihbarının yapıldığını ileri sürmüş, davalı yüklenici ise ihbarın zamanında yapılmadığını savunmuştur. Davacı delil listesinde tanıklarının isim ve adreslerini de bildirmesine ve ayıbın süresinde karşı tarafa bildirildiğini ileri sürmesine rağmen mahkemece davacı tanıkları dinlenilip ayıp ihbarın süresinde olup olmadığı değerlendirilmeden ilk duruşmada dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır.Anayasa'nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılması gerekmekte olup adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olması bir zorunluluktur. 6100 sayılı HMK’nun 297. maddesine göre mahkeme hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri göstermek zorundadır. Mahkemece asıl dava yönünden ayıbın hangi safhaya ait olduğu dahi belirlenip uyuşmazlık tam olarak tespit edilmeden dava konusu ürünlerin açık ayıplı olduğu, süresinde bir geri bildirimde bulunmadığı ve ürünlerin bu haliyle kabul edildiği şeklindeki yetersiz gerekçe ile karar verilmesi nedeniyle 6100 sayılı HMK’nun 297.maddesine uygun yazılmış bir gerekçeden bahsedilmesi mümkün değildir.Mahkemece eksik inceleme karar verilmesi ve gerekçenin yetersiz olması nedeniyle asıl davada davacı iş sahibi vekilinin istinaf talebi yerindedir.Taraf vekilleri birleşen dava için de istinaf talebinde bulunmuştur. Yukarıda gösterildiği şekilde asıl dosyada eksik inceleme ile karar verildiğinden söz konusu davadaki kararın kaldırılmıştır. Birleşen davanın konusunun da asıl dava ile aynı sözleşmeye dayanması dikkate alındığında tarafların birleşen dosyadaki taleplerinin asıl dosyadaki eksiklikler tamamlandıktan sonra oluşacak sonuca göre değerlendirilmesi gerekeceğinden birleşen dosya yönünden de istinaf taleplerinin kabulü gerekmiştir. Mahkemece iş sahibinin ayıpların 16/11/2020 tarihinden sonra bildirildiğine ilişkin dava dilekçesindeki açıklamalarına göre gerektiğinde keşif yapılarak var ise ayıplı olduğu iddia edilen ürünler incelenip ayıbın gizli veya açık ayıp olup olmadığı, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı, ihbarın süresinde yapılmış olması halinde yüklenici tarafından taşlama yapılarak kaplatılan millerin korozyona uğramasında yüklenicinin kusurunun olup olmadığı, yüklenicinin iş sahibine yapılan sevkiyat sırasında gönderdiğini savunduğu ölçüm, kaplama ve hammaddeye ilişkin raporların davalının dayandığı e-postalarda yer alan ve dosyaya iş sahibi vekili tarafından bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde UYAP sisteminde sunulan PPAP dosyası olup olmadığı, davalının delil olarak dayandığı bu belgelere göre kaplama işlemi ile ilgili kaplamanın kalitesi, tuz testi yapılması gibi sorumluluklarını yerine getirip getirmediği, davalının kusurlu olması halinde davacının zararının ne kadar olduğu hususlarında bilirkişilerden ek rapor alınarak veya yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak tarafların iddia ve savunmalarına karar verilmesi gerektiğinden taraf vekillenin istinaf talebinin kabulüne karar verilmiştir.6100 sayılı HMK'nun 355.maddesi gereğince istinaf yoluna başvuranın sıfatına, kamu düzenine ve istinaf konusu yapılan nedenlerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, mahkemece hükmün esasını etkileyecek tüm deliller toplanmadan karar verilmesi nedeniyle karar usul ve yasaya aykırı olup taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, Dairemiz kararı gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Taraf vekillerinin istinaf talebinin KABULÜ ile Bursa .....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/01/2024 tarih ve... sayılı kararının KALDIRILMASINA,Gerekçede yapılan açıklamalar göz önünde bulundurularak yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,2-İstinaf kanun yoluna başvuran taraflarca yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,3-Karar tebliğ ve harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,4-İstinaf kanun yoluna başvuran tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair, duruşma açılmadan dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a hükmü uyarınca kesin olmak üzere ... tarihinde oy birliği ile karar verildi.Başkan ... ¸(e-imzalıdır) ...Üye ... ¸(e-imzalıdır) ...Üye ...¸(e-imzalıdır) ...Katip ...¸(e-imzalıdır)