Eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak davasında, iş kazası sonrası ödenen tazminatların yüklenici-alt yüklenici arasındaki iç sorumluluğunun belirlenmesi Ankara Bölge Adliye Mahkemesinde inceleniyor.
Özet: Bir gölet inşaatı projesinde alt yüklenicinin işçisinin iş kazası sonucu vefat etmesi üzerine, hak sahiplerine ödenen tazminatlardan müşterek müteselsil sorumlu tutulan asıl yüklenici davacı, kendi ödediği meblağı, aralarındaki eser sözleşmesinin iş güvenliği ve kaza sorumluluğuna dair maddelerine dayanarak alt yüklenici davalıdan rücuen talep etmektedir; davacı, iç ilişkide sözleşme hükümlerinin öncelikli olduğunu belirtirken, davalı ise önceki iş mahkemesi kararında kendi lehine belirlenen kusur oranlarına atıfta bulunarak rücu talebinin dayanaksız olduğunu savunmaktadır.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

Esas No: 2024/547 - Karar No:2026/784
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/547
KARAR NO : 2026/784
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/03/2024
NUMARASI : 2023/643 E-2024/212 K
DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALI :
VEKİLİ : Av.
DAVANIN KONUSU : Rücuen Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 30/06/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 02/07/2026
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; müvekkilinin 2016 yılında DSİ 5. Bölge Müdürlüğünün yapmış olduğu ihale ile "... Gölet'i İnşaatı Yapım İşi"ni aldığını, geçen işte enjeksiyon yapım işi ayrı bir uzmanlık gerektirdiği için derivasyon tüneli kontak- konsolidasyon enjeksiyonlarıyla baraj gövdesi kapak- perde enjeksiyon yapım işi konusunda 13.06.2016 tarihinde davalı ile birim fiyat götürü bedel sözleşme imzalandığını, söz konusu yapım işi devam ederken davalının işçisi usta başı...'ın kendi dikkatsiz ve tedbirsiz davranışı nedeniyle 04.08.2016 tarihinde iş kazası geçirerek vefat ettiğini, akabinde müteveffanın eşi ve çocukları tarafından müvekkili firma ile davalı aleyhine Ankara 2. İş Mahkemesi'nin 2022/93 E- 2022/619 K sayılı dosyasında ölüm ve cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat talepli dava açıldığını, yapılan yargılama neticesinde hak sahipleri lehine maddi ve manevi tazminatlara hükmedildiğini, davalı ile müvekkili firmanın tazminatlardan müşterek müteselsilen sorumlu tutulduğunu, Ankara 2. İş Mahkemesi'nin 2022/93 E- 2022/619 K sayılı kararına dayanılarak Şanlıurfa 1. İcra Dairesi'nin 2021/34943 sayılı icra dosyasında ilamlı icra takibi başlatıldığını, icra dosyasına müvekkili tarafından 211.410,87 TL ve davalı-borçlu... tarafından da 81.388,88 TL ödeme yapıldığını, yine Ankara 2.İş Mahkemesi'nin 2022/93 E- 2022/619 K sayılı kararı gereğince davalı ile müşterek müteselsil sorumlu olunan tutardan karar harcı ve gecikme zammı olarak 4.638,25 TL'nin müvekkili tarafından Başkent Vergi Dairesine ödendiğini, davalı ile yapılan "...Yapım İşi" konulu 13.06.2016 tarihli birim fiyat götürü bedel sözleşmenin C-10, 11 ve 14.maddelerinden anlaşılacağı üzere; iş güvenliği ve tedbirleri ile ilgili her türlü önlemi almak davalı firmanın sorumluluğunda olduğu gibi iş kazası sayılabilecek durumlarda kazaya uğrayan işçilerin kendileri ve ailelerine ödenecek her türlü maddi ve manevi tazminattan da davalı firmanın sorumlu olduğunu, müvekkili ile davalı arasındaki iç ilişkide 6098 Sayılı TBK hükümleri geçerli olup, kanuni düzenleme gereğince asıl olan bu iç ilişkiyi düzenleyen sözleşme şartları olduğunu, TBK'nın 167.maddesinde "Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir." şeklinde olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları gereğince de taraflar arasındaki iç ilişkide sözleşme hükümlerine göre değerlendirilme yapılması gerekmekte olup, aksinin bozma nedeni sayıldığını (
Yargıtay 13 HD'nin 17.05.2018 tarih ve 2015/43264 E- 2018/5986 K, 19.12.2017 tarih ve 2015/35657 E- 2017/12708 K), davalının taraflar arasındaki iç ilişkiye dair sözleşme hükümleri gereğince işçiye ve hak sahiplerine ödenecek olan tazminatlardan ve karar harcının tamamından sorumlu olduğunu ileri sürerek, Şanlıurfa 1. İcra Dairesi'nin 2021/34943 sayılı icra dosyasında müvekkili tarafından ödenen 211.410,87 TL ve Ankara 2.İş Mahkemesi'nin 2022/93 E- 2022/619 K sayılı kararı gereğince Başkent Vergi Dairesi'ne müvekkili firma tarafından ödenen karar harcı ve gecikme zammı olan 4.638,25 TL olmak üzere toplamda 216.049,12 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleriyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davanın haksız olup, davacının borcunu ödemekten öte, geri talep edebileceği bir alacağın bulunmadığını, Ankara 2. İş Mahkemesi'nin 2022/ 93 E- 2022/619 K sayılı ilamı ile verilen kararın, Ankara bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesi'nin 2023/958 E- 2023/ 970 K sayılı ilamı ile kesinleştiğini, İş Mahkemesinin kesinleşen ilamına göre davacının %65, müvekkilinin %25 ve vefat eden işçinin de %10 oranında kusurlu bulunduğunu, kusur vefat eden ile davacıda olduğundan bahisle kusura sürekli itiraz edilmişse de, sonuç olarak kesinleşmiş bir karar bulunduğunu, dava dışı vefat eden işçinin mirasçılarınca kararın Şanlıurfa 1.İcra Dairesi'nin 2021/34943 sayılı icra dosyası ile takibe koyulduğunu, müvekkilinin %25 kusur oranına denk gelen ödemeyi dosyaya süresi içerisinde yaptığını ve ilamdaki yükümlülüğünün gereğini süresi içerisinde yerine getirdiğini, davacının, müvekkili ile arasındaki sözleşmenin 10.maddesine göre her türlü önlemi aldığını, işverenin tahsis ettiği alanda şantiyesini kurduğunu, yine davacının kendi kontrolünde gösterilen bölgelerde mesai saatlerinde çalışmalarını sürdürdüğünü, bu anlamda müvekkilinince de sözleşmenin C-10 maddesine yönelik bir ihlal söz konusu olmadığını, zaten bu durumun mahkeme kararı ile de hüküm altına alındığını, sözleşmenin C-11 maddesine göre ödenecek tazminatlarda müvekkilinin tam kusurlu olması, davacının ise kusursuz olması hallerine göre bir düzenlemeden söz edilebileceğini, bunun aksine davacı üst işverenin gerekli önlemleri almama keyfiyetini müvekkiline yüklemesi gibi bir durum doğacağını, hukukun bu tür bir sorumsuzluğu kabul edemeyeceğini, müvekkilinin şantiye sahasında sevk ve idaresinden sorumlu olan ve iş tanımı ve alanını belirleyenin davacı olup, bu durumun yine mahkeme kararı ile sabit olduğunu, diğer yandan müvekkilinin çalışma esnasında her türlü tedbiri aldığını, kazanın ise çalışma esnasında olmadığını hususlarının da iş mahkemesi dosyasındaki bilirkişi raporlarında açıkça belirtildiğini, bu nedenle sözleşmenin C-14 maddesinde bahsi geçen maddeye aykırı davrananın müvekkili değil, davacının kendisi olduğunu, en azından asli kusurun %65 oranında kendilerinde olduğunu, müvekkilinin tüneli yapan değil, tünelin içerisinde iş tanımına uygun olarak bir kısım teknik çalışmaları üstlenen olduğunu, müvekkilinin kendi sorumluluğunda olan bir yerde iş kazasına sebebiyet vermediğini, ölüm olayı tünelde çalışırken meydana gelen bir iş kazası olmadığını ve tünelde çalışma esnasında olmayan bir kazanın, iş esnasında olduğu gibi değerlendirilmesinin bir yana, müvekkilinin çalışması her aşamada üst işveren ve DSİ çalışanları tarafından da an be an sevk ve idare edildiğini, müvekkilinin kazadan dolayı bir eksiğinin ve ihmalinin olmadığını, üst işverence yapılan memnuniyet anketinden de bu durumun anlaşılacağını, müvekkili şirketin sondaj ve enjeksiyon işleri yapmakta olup, montaj ve beton işleri ile uğraşmadığını, kısacası tünel açım ve beton işlerini yapmadığını, imalatı tamamlanan ve kendisine teslim edilen yerin enjeksiyonlarını yapmakla mükellef olduğunu, davacının kendi kusuru oranında bir ödeme yapmış olup, ne bir eşit ödeme, ne de fazla ödeme iddiasında bulunamayacağı gibi, kusurunu bertaraf edecek bir sorumsuzluk sözleşmesi düzenleyemeyeceğini ve bu sözleşmeye dayanarak talepte bulunamayacağını, bu anlamda müvekkilinin kendi edimini yerine getirdiğini ve borcunu ifa ettiğini savunarak, haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamı, kayıt ve belgeler ile alınan bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu iş kazasına ilişkin Ankara 2. İş Mahkemesi'nin 2022/93 Esas sayılı dosyasında, ilgili iş kazası nedeniyle zarar gören üçüncü kişi konumundaki müteveffa işçinin mirasçıları karşısında davacı, işveren sıfatıyla sorumlu tutulmuş ise de, üçüncü kişinin zararını ödedikten sonra davacının diğer müteselsil sorumlu davalıya iç ilişkide sözleşme hükümleri kapsamında rücu hakkını engelleyen bir hüküm bulunmaması halinde rücunun mümkün olduğu, keza işveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerinden olup, bu minvalde taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine bakıldığında, davacı yüklenicinin davalı taşeron tarafından yürütülen işlerde denetim ve talimat verme yetkisi olmakla beraber özellikle sözleşmenin yukarıda anılan C.10., C.11., C.12. ve F.1. hükümleri gereğince davalı taşeron, her türlü iş güvenliği tedbirleri almayı, iş kazası nedeniyle bir zarar doğması halinde tazmin etmeyi üstlendiği, davacı yüklenici tarafından üçüncü kişilere bir ödeme yapılması halinde de davalı taşerona rücu edeceği açıkça düzenlenmiş olmakla, anılan sözleşme hükümleri gereğince davacı yüklenici ile davalı taşeron arasındaki iç ilişkide iş kazasından doğan sorumluluk ve tazminatın davalı taşerona ait olacağının açık olduğu gibi dosya kapsamından davalı taşeron tarafından sözleşme hükümleri uyarınca yetkisi dışındaki tedbirlerin alınmasını davacı yükleniciden talep ettiği ve davacı tarafından bu tedbirlerin alınmadığı iddia ve ispat da edilmemiş olduğu, davacı yüklenicinin iş kazası nedeniyle ödediği 216.049,12 TL'nin tamamını davalı taşerona rücuu edebileceği sonuç ve kanaatine varıldığı (Benzer şekilde: Yargıtay 23. HD.'nin 02/12/2013 tarih ve 2013/5572 Esas, 2013/7618 Karar sayılı ilamı), temerrüt durumu bakımından ise; davaya konu edilen ödemelere dayanak dava ve icra dosyalarında davalı taşeronun da taraf olduğu ve böylece zarardan haberdar olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile hükmolunan alacağın, ödeme tarihlerinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf başvurusunda; mahkemenin davacının ağır kusurunu ve önceden yapılan kusursuzluk sözleşmesinin bu nedenle geçersizliğini hiç tartışmadığını, kesinleşen iş mahkemesi dosyasında verilen bilirkişi raporunda davalının %65, müvekkilinin %25, vefat edenin ise %10 kusurlu sayıldığını, mahkemece salt davalının iddialarının dayanağı olan sözleşme esas alınarak, sanki olayın müvekkilinin çalışma yaptırdığı esnada ve kendi işiyle ilgili olduğu bir anda olmuş gibi hüküm tesis edildiğini, mahkemece davalının ağır kusurunun yok sayıldığını, sözleşmenin hakim tarafının adeta dikte ettirdiği maddeleri öne çıkartarak Borçlar Kanunun aynı zamanda aktin zayıf tarafını koruyan emredici ve sorumsuzluk anlaşmasını sınırlayan hükümlerinin yok sayılarak eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğini, BK'nın ağır kusur halinde önceden sorumsuzluk anlaşması yapılsa bile, geçersizliğine dair hükümlerinin göz ardı edildiğini, davalının ağır kusurunu, birincil kusurlu halinin yok sayılarak, davanın tarafların arasında yapılan sözleşmeyi esas aldığında, mahmeece asli kusurlu, ağır kusurlu olan davalının adeta ödüllendirildiğini, savunma gerekçeleri dikkate alınmadan, sadece davalının iddiaları ile tesis edilen hüküm ile adalet sağlanamadığını, yeni mağduriyetlerin önünün açıldığını, olayın davacının şantiyesinde geçtiğinin göz ardı edildiğini, davacı şantiyenin emir veren ve kural koyanı olup, davacının yaptığı imalatlardan sonra müvekkiline bazı teknik işleri yaptıran olduğunu, sel sularının dolarak ölüme neden olduğu yerin davacının DSİ'nin de kontrolünde olan derivasyon tüneli olduğunu, müvekkilinin şantiye alanının, işçilerin kaldığı yere giriş ve çıkışlar dahil tüm yapılanlar davacının onayı ve kontrolüne tabi olmakla, müvekkilinin gece çalışması olmadığını ve yaptığı işin inşaat yapım işi değil, derivasyon tünelinde teknik donanımlar oluşturma işi olduğunu, davacının sözleşmenin güçlü tarafı olup, müvekkiline karşı koşul koyabilecek bir konumda değilken adeta dikte ettirilen metinlere imza attırıldığını, davacının sözleşmeye dayanarak, rücu talebiyle dava ikame ettiğini, bu davanın haksız bir dava olup, davacının borcunu ödemekten öte geri talep edebileceği bir alacak bulunmadığını, Ankara 2 İş Mahkemesi'nin 2022/93 E- 2022/619 K sayılı ilamı ile verilen kararın, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesi'nin 2023/958 E- 2023/970 K sayılı ilamı ile kesinleştiğini, kusurun vefat eden ile davacıda olduğundan bahisle kusura sürekli itiraz edilmişse de, kesinleşmiş bir karar bulunduğunu, davacı ile müvekkili arasındaki sözleşmenin 10.maddesine göre müvekkilinin her türlü önlemi aldığını, işverenin tahsis ettiği alanda şantiyesini kurduunu, yine davacının kendi kontrolünde gösterilen bölgelerde mesai saatlerinde çalışmalarını sürdürdüğünü, bu anlamda müvekkilinin sözleşmenin C-10 maddesine yönelik bir ihlal söz konusu olmayıp, zaten bu durumun mahkeme kararı ile de hüküm altına alındığını, sözleşmenin C-11 maddesine göre ödenecek tazminatlarda müvekkilinin tam kusurlu olması, davacının ise kusursuz olması hallerine göre bir düzenlemeden söz edilebileceğini, bunun aksine davacı üst işverenin gerekli önlemleri almama keyfiyetini müvekkiline yüklemesi gibi bir durum doğacağını ki, hukukun bu tür bir sorumsuzluğu kabul edemeyeceğini, kaldı ki TBK'nın 115.maddesinde "Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür" denilmekle, borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşmanın kesin olarak hükümsüz olduğunu, uzmanlığı gerektiren bir hizmetin, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüz olup, müvekkilinin şantiye sahasında sevk ve idaresinden sorumlu olan ve iş tanımı ve alanını belirleyen davacı olduğunu, bu durumun yine mahkeme kararı ile sabit olup, öte yandan müvekkilinin çalışma esnasında her türlü tedbiri aldığını, kazanın ise çalışma esnasında olmadığını, iş mahkemesi dosyasındaki bilirkişi raporlarında bu hususun açıkça belirtildiğini, bu nedenle sözleşmenin C-14 maddesinde bahsi geçen maddeye aykırı davranan müvekkili değil, davacının kendisi olduğunu, en azından asli kusurlu olarak %65 oranında kendileri olduğunu, TBK'nın 167.maddesinin ise bu olayda uygulanamayacağını, tarafların rücuya tabi kusur oranları açıkça belirlenmiş olup, bu durumda eşit ödemeden söz edilemeyeceğini, TBK da sorumsuzluk anlaşmasının sınırlandırılmasına ilişkin emredici düzenlemelere yer verildiğini, kanunda anılan hallerde taraf iradeleri ile meydana gelen sorumsuzluk anlaşmalarının kesin olarak hükümsüz olduğunun düzenlendiğini (TBK'nın 115 ve devamı maddeleri), müvekkilinin tüneli yapan değil, tünelin içerisinde iş tanımına uygun olarak bir kısım teknik çalışmaları üstlenen olduğunu, bu nedenle de tünel yapımı, tünelin projelendirilmesi, tünelin giriş ve çıkışlarının düzenlenmesi, tünelde ne oranda demir, çelik ve beton kullanılacağı, tünelin nereye yapılacağını bilmesinin beklenemeyeceği gibi, tünelin güvenliğinden de sorumluluğu bulunmadığını, derivasyon tünelinin temel atılmasından, bitirilmesine dek hiçbir aşamada sorumluluğu bulunmayan müvekkilinin, tünelin taşkına karşı konumunu belirleyebilecek bir yetkisinin de olmadığını, müvekkilinin kendi sorumluluğunda olan bir yerde iş kazasına sebebiyet vermediğini, somut olayda müvekkiline kusur atfedecek bir ortam asla oluşmadığını, ölümün tünelde çalışırken meydana gelmediğini, bilirkişilerin sanki olay tünelde çalışırken meydana gelmiş gibi, müvekkiline kusur atfetmelerini kabul etmenin mümkün olmadığını, vefat eden işçinin sırf şimşek çakmasından korktuğu için arabaya binmek yerine tünele kaçtığını, tünelde de diğer bir firmanın kalıbına takıldığı için çıkamadığını, olayın oluş şekli ile ilgili tanımlamalarda sık sık tünel giriş ve çıkış ifadeleri (mühendislik literatüründe memba ve mansap olarak geçer) kullanılmakta olup, kazanın tünel ağzındaki pompanın görev ve mesai dışı kontrolü sonrasında olduğunun söylendiğini, teknik olmayan, özellikle işçi personellerin tanımlamalarında (ki kendi aralarında daha kolay anlaşıyorlar) çalışma yapılan yere yakın olan taraf "tünel ağzı" tünelin diğer kısmı ise "tünel sonu" diye tanımlandığını, derivasyon tünellerinin su yapılarında (gölet veya baraj) gövde kazı ve dolgularının daha rahat ve kuruda çalışılması için akarsu yatağının geçici süreyle çevrilmesi amacıyla yapıldığını, suyun, baraj gövdesi alanına yaklaşmadan önce tünel vasıtasıyla çevrilerek, gövdeden uzaklaşılan yerde de tekrar akarsu yatağına verildiğini, delgi ve enjeksiyonlar için gerekli suyun temininin bu tür projelerde hep benzer akarsu yataklarından temin edildiğini, burada da suyun, tünelin giriş ve çıkış ağızlarına en yakın yerlerdeki yataklardan ayrı ayrı olmak üzere 2 yerden 2 pompa vasıtasıyla temin edildiğini, bu pompaların tünel ağızlarına mesafelerinin 150-200 metre, kot farklarının ise yaklaşık 15 metre olduğunu, tünelin kastedilen anlamıyla giriş kısmında pompa olmadığını, olay yeri ile pompa mesafesi arasının en az 150 metre olduğunu, tünelde çalışma esnasında olmayan bir kazanın, iş esnasında olduğu gibi değerlendirilmesi bir yana, müvekkili firmanın çalışması her aşamada üst işveren ve DSİ çalışanları tarafından da an be an sevk ve idare edilmekte olup, Temmuz ve Ağustos 2016 tarihlerine ait olan ve tarafınıza sunulan "Haymana Sırçasaray Göleti Derivasyon Tüneli İnşaatı Delgi Raporları" aynı zamanda tutanak niteliğinde olmakla, alt kısmında (... İnşaat yetkilisi Mühendis ile DSİ yetkilisi Tekniker) işin yapıldığının ve iş başında kontrol edildiğinin göstergesi olarak (sorumluluk sahibi yetkililerle birlikte) imza altına alınmasının delili olarak sunulduğunu, taşeronun işin muhteviyatı ve önemi gereğince tek başına derivasyon tüneline girmesi ve çalışması mümkün olmayıp, ifadelerinin çelişkili olduğunu ve aynı tarihlerde tünel kalıp ve beton işleri ile uğraşan başka bir taşeron da bulunduğunu, zaten mahkemeye sunulan fotoğraflarda da, kaza sonrası (yaklaşık 20-25 gün sonra) tünel kalıbının tünelden çıkarılışının gayet net olarak gözüktüğünü, ... İnşaat tarafından yapılan delgilerin 55 cm (0,55 m) uzunluğunda olup, hem delgi süresinin azlığı (yaklaşık 3 dakika), hem de o delginin ölçümü ve onayı alınarak bir diğer delgiye geçilmesi zorunluluğu nedeniyle, gün boyunca her iki kontrolün denetiminde ve yanı başında çalışma mecburiyeti bulunduğunu, dolayısıyla, tünele ait dahili ve harici (tünel girişi, çıkışı, içi ve dışındakidaki tüm çalışma alanları vb.) her türlü önlemin alınması aynı zamanda ... İnşaat ile DSİ yetkililerinin kendileri açısından da zorunluluk olduğunu, sel, su basması riskini gidermenin müvekkilinin görevi mi, yoksa işin asli sahibini mi bunun açıkça ifadesi gerektiğini, ayrıca sel ya da su baskının çalışırken mi, yoksa mesai dışında mı gerçekleştiğinin de ifade edilmesi gerektiğini, müvekkilinin kazadan dolayı bir eksiğinin ve ihmalinin olmadığı, üst işverence yapılan memnuniyet anketinden de anlaşılacağını, iş kazası olayından 2 ay sonra alınan müşteri anket formu, ... İnşaatın taşeronu hakkındaki düşünceleri açısından önemli olduğunu, kaza ile ilgili taşerona atfedilen bir kusurun, ihmal ve/ veya olumsuzluk bu forma yansıtılırdı demek istendiğini, taşeron firma hakkında olumsuzluk içeren bir ibare ve/ veya uyarı niteliğinde bir öneri sunulmadığını, müvekkilinin...'ın sondaj ve enjeksiyon işleri yapmakta olup, montaj ve beton işleri ile uğraşmadığını, kısacası tünel açım ve beton işleri yapmadığını, imalatı tamamlanan ve kendisine teslim edilen yerin enjeksiyonlarını yapmakla mükellef olduğunu, denetim ve kontrolün ... İnşaatta olup, tünelin kalıplarının ve geldiği safhanın takibini müvekkilinin değil, asıl işveren yaptığından, kazada vefat eden işçinin arkadaşları ile gitmek yerine uyarılara rağmen tünele yönelmesinin o yerin özeliklerini de tam da bilmediğini gösterdiğini, ayrıca müvekkilinin işçilerine tünel içi çalışmaya yönelik de eğitim verdirdiğini ve buna ilişkin belgelerin de ilgili kuruluşlarca düzenlendiğini, öte yandan vefat edenin diğer arkadaşları gibi açık alanda, sel baskınının olmayacağı tümseklerde durmak yerine tecrübelerine aykırı şekilde suyun toplanacağı bir alana gitmesini önleyecek bir tedbir olmadığı gibi, bu durumu işveren zafiyeti olarak belirleyecek bir yasal mevzuatın da bulunmadığını, mahkemece ayrıca beyan edilen tüm delillere başvurulmasına yönelik bir çaba içerisine girmediğini, mahkemece savunmalarında dile getirilen hiçbir hususun değerlendirmeye alınmadığını, sadece davacının hakim taraf olarak dikte ettirdiği sözleşmeyi dikkate alıp, ağır kusur, sorumsuzluk anlaşmalarının geçersizliği gibi yasal düzenlemeleri de görmezden gelerek hüküm tesis ettiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava, eser sözleşmesinin ifası sırasında oluşan kaza nedeniyle ödenen tazminatın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin dava dışı 'den ...'ni aldığını, işin bir kısmı için davalı ile taşeronluk sözleşmesi düzenlendiğini ve iş devam ederken davalının işçisi olan...'ın iş kazası geçirerek vefat ettiğini, hak sahiplerinin açtığı dava neticesinde bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmedilerek, hükmedilen alacağın davacı ve davalı şirketlerden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiğini, müvekkili şirket tarafından icra dosyasına 211.410,87 TL ödendiğini, ayrıca 4.638,25 TL karar harcı ödendiğini, müvekkili ve davalı arasındaki sözleşme gereğince ödenecek tazminatlardan davalı şirketin sorumlu olması nedeniyle bu ödenen bedellerin tahsili isteminde bulunulmuş, mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin C.10., C.11., C.12. ve F.1. madde hükümleri dikkate alındığında, davacı tarafından yapılan ödeme nedeniyle davalı taşerona rücu edebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosyanın içerisinde bulunan belgelerden; davacı yüklenici ile davalı taşeron arasında DSİ 5. Bölge Müdürlüğü "Ankara Haymana Sırçasaray Göleti İnşaatı" yapım işi kapsamında enjeksiyon işlerinin yapımı konusunda eser sözleşmesinin yapıldığı, işin ifası devam ederken davalının işçisi olan...'ın tünel şantiyesini su basması sonucu boğularak yaşamını yitirmesi nedeniyle mirasçıları tarafından davacı ve davalı şirket aleyhine Ankara 2. İş Mahkemesi'nin 2022/93 Esas sayılı dava dosyasıyla maddi ve manevi tazminat istemiyle dava açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda 27.10.2022 tarih ve 2022/93 E- 2022/619 K sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 20.03.2023 tarih ve 2023/958 E- 2023/970 K sayılı ilamıyla istinaf talebinin esastan reddine kesin olmak üzere karar verildiği, Şanlıurfa 1. İcra Dairesi'nin 2021/34943 sayılı icra dosyasıyla davalılar aleyhine ilamın icraya konulduğu, davacı tarafça dosyada hesaplanan 292.799,75 TL borçtan 211.410,87 TL'sinin ödendiği, bakiye 81.388,88 TL'nin de davalı tarafından ödendiği, davacı tarafça ödediği bedel nedeniyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin "Sözleşme Şartları" başlıklı C.10.bendinde "Taşeron, çalıştıracağı işçilere iş güvenliği ve işçi sağlı hususunda her türlü eğitimi vermek zorundadır, iş güvenliği eğitim almamış işçiyi çalıştıramaz. ayrıca işçi sağlığı ve iş güvenliği kanunu uyarınca gerekli önlemlerini almakla yükümlüdür. İş ve İşyeri çevresinde, yeterli güvenlik önleminin alınmaması sebebiyle doğabilecek hasar ve zararın ödenmesinden taşeron sorumludur. Taşeron kaza zarar ve kayıpların meydana gelmesini önlemek amacı ile gerekli bütün tedbirleri almak zorundadır. Ayrıca taşeron, işyerinde kullanılan araç, gereç, makinelerle, parlayıcı ve patlayıcı maddelerin yol açabileceği kazalardan korunma usullerini ve tedbirlerini çalışanlara öğretmek zorundadır..." hükmü, yine, C.11.bendinde "Çalışanların kazaya uğramamaları için tedbirler almasına rağmen olabilecek her türlü iş kazaları ile iş kazası sayılmayacak diğer kazalarda, kazaya uğrayan işçilerin ve üçüncü kişilerin tedavilerine ilişkin giderlerle, kendilerine ve ailelerine ödenecek her türlü maddi ve manevi tazminatlar taşerona aittir. Ayrıca işçi ve personelden iş başında veya iş yüzünden ölenlerin ailelerine ödenecek tazminatta taşeron tarafından karşılanır. Sözleşme konusu iş ve işin gereği sebebiyle taşeron alt işverendir." hükmü, C.12.bendinde "İşverenin iş bu sözleşmenin C.9. C.10. C.11. C.14. F.1. F.2.F5. maddelerinde yazılan sebepler ile diğer sebeplerden ötürü; işçilere, 3. Kişilere ve / veya idareye herhangi bir ödeme yapması durumunda, taşerona rücu edecektir. Taşeronun bu konuda sorumluluğu 10 yıl süre ile devam eder" düzenlemesi ve "Taşeronun Vecibeleri" başlıklı F.1.maddesinde "Taşeron İş Kanunu, iş sağlığı ve güvenliği şartnamesi, yapı işlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine uygun ve yeni yürürlüğe girmiş veya gerecek kanun, mevzuat diğer mevzuat hükümlerine göre her türlü güvenlik önlemlerini almakla yükümlüdür. Taşeron işçilerine iş güvenliği ve işçi sağlığı hakkında ilgili mevzuat çerçevesinde eğitim vermek zorundadır. Taşeron firma; çalışanlarının ay da üçüncü kişilerin uğrayacağı zararları, herhangi bir ihtar veya ihbar gerek kalmaksızın derhal ve defaten tazmin etmekle yükümlüdür. İşveren herhangi bir nedenle taşeron firmanın vermiş olduğu zararı tazmin etmek yükümü ile karşılaşır ise; bu nedenle uğrayacağı her türlü zararı ayrıca ihtar ve ihbara gerek kalmaksızın, taşeronun hak edişinden kesecektir." hükmü bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu hükümler dikkate alındığında, sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK'nın 115.maddesinde düzenlenen (818 sayılı BK'nın 99.md) bir "sorumsuzluk sözleşmesi" niteliğindedir. Ne var ki; sorumsuzluk sözleşmesi uyarınca iş sahibinin sorumlu tutulmaması için, tazminata konu olayın iş sahibinin ağır kusuru veya hilesinden meydana gelmemiş olması gerekir. Şayet, kaza, iş sahibinin ağır kusuru ya da hilesiyle meydana gelmişse sözleşmede yer alan sorumsuzluk sözleşmesine ilişkin hükümler batıldır. Somut olayda, mahkemece bu yönlerde herhangi bir bilirkişi incelemesi yapılmaksızın, sadece hesap bilirkişisinden alınan bilirkişi raporu alınarak sözleşmenin yukarıda belirtilen maddeleri gereğince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece yapılacak iş, konusunda uzman bir bilirkişi kurulu oluşturularak, Türk Borçlar Kanunu'nun yukarıda sözü edilen 115. maddesi hükmü de dikkate alınarak eser sözleşmesi hükümleri çerçevesinde tarafların kusur oranları, kusur oranlarına göre sorumsuzluk anlaşmasının batıl olup olmadığı hususlarını içerir denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak, bilirkişi raporuna itiraz edilmesi halinde ek rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesidir.
Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,
2-Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/03/2024 tarih ve 2023/643 Esas- 2024/212 K
arar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına,
3-Dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
4-Davalı tarafından yatırılan 3.689,75 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
5-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 30/06/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip