Danıştay, örtülü sermaye faizi gelirlerinin kar payı sayılması ve iştirak zararlarının gider kaydedilmesi konularında ihtirazi kayıtlı kurumlar vergisi beyannamesi iptal davasını ele aldı.
Özet: Mahkeme, ilişkili şirketlere kullandırılan örtülü sermayeden elde edilen faiz gelirinin, borçlu şirketlerin zarar beyan etmesi ve kesinleşmiş vergi tahakkuku olmaması nedeniyle kar payı sayılarak iştirak kazancı istisnası kapsamında değerlendirilemeyeceğine; ayrıca, iştirak edilen şirketlerin geçmiş yıl zararlarından kaynaklı sermaye azaltımı neticesinde oluşan iştirak zararlarının, iştirak kazançlarının istisna kapsamında olması nedeniyle kurum kazancından indirim konusu yapılamayacağına hükmederek, davacının gelecek yıla devreden zararın azaltılmasına ilişkin itirazını reddetmiştir.
Danıştay 3. Daire Başkanlığı         2023/7506 E.  ,  2025/3309 K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/7506
Karar No : 2025/3309
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Enerji Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü/...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, ilişkili olduğu şirketlere kullandırılan örtülü sermaye niteliğindeki borçtan elde ettiği faiz gelirinin kâr payı sayılarak iştirâk kazancı olarak değerlendirilmesi ve iştiraki olan ... Petrokimya Anonim Şirketi ile ... Gayrimenkul İnşaat ve Müşavirlik Anonim Şirketinin geçmiş yıl zararlarından kaynaklı sermaye azaltımı nedeniyle iştirakler hesabında meydana gelen azalmanın gider olarak dikkate alınması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen 2019 yılına ait kurumlar vergisi beyannamesi üzerine söz konusu çekinceye itibar edilmeyerek yapılan tahakkuk neticesinde yol açılan gelecek yıla devreden zararın azaltılması işleminin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 11. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin kurum kazancının tespitinde indirime konu edilemeyeceği, 12. maddesinin 1. fıkrasında, kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmının ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacağı, 7. fıkrasında ise örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağı, daha önce yapılan vergilendirme işleminin, tam mükellef kurumlar nezdinde yapılacak düzeltmede örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltileceği, şu kadar ki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen kesinleşmiş ve ödenmiş olmasının şart olduğu kuralına yer verildiği, bir kurumda örtülü sermaye şartlarını taşıması sebebiyle indirimi reddedilen borçlar için nakden veya hesaben ödenen faizlerin, elde eden yönünden kâr payı olarak yeniden tasnif edilmesi ve buna göre gerekli düzeltmelerin yapılmasının amacının mükerrer vergilemeyi önlemek olduğu, dava konusu olayda ise, örtülü sermaye kullanan şirketlerin uyuşmazlık konusu döneminde zarar beyan etmiş olması nedeniyle, söz konusu şirketler adına kesinleşen ve ödenen herhangi bir vergi tutarı bulunmadığından, bu dönemde kurumlar vergisi beyannamesinde düzeltme yapılmasının yasal olarak mümkün bulunmadı, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun “İstisnalar” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) işaretli alt bendinde tam mükellefiyete tabi bir kurumun başka bir kurumun sermayesine katılmaları nedeniyle elde ettikleri kazançlar, b bendinde, tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun kârına katılma imkânı veren kurucu senetleri ile diğer intifa senetlerinden elde ettikleri kâr payları, 'c' bendinde, tam mükellefiyete tabi girişim sermayesi yatırım fonu katılma payları ile girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinden elde ettikleri kâr paylarının kurum kazancından istisna olduğunun düzenlendiği, aynı Kanun'un 3. fıkrasında ise iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilmeyeceğinin hüküm altına alındığı, olayda, davacı şirket tarafından iştirak edilen ... Petrokimya Anonim Şirketi ile ... Gayrimenkul İnşaat ve Müşavirlik Anonim Şirketinin sermaye azaltımına gitmesi ve söz konusu sermaye azaltımına bağlı olarak iştirak hisselerinin iptal edilmesi sebebiyle doğan zararın dönem kazancından indirilmesi gerektiğinin iddia edildiği ancak ortada özü itibariyle davacının, iştirakinin zararından ötürü zarar ettiği, söz konusu zararın, iştirak edilen şirketten kaynaklanan bir faaliyet zararı olduğu, iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman gideri mahiyetinde olmadığı, 5520 sayılı Kanun'un 5. maddesine göre iştirak kazançlarından elde edilen kazançlar genel kural olarak ve mükerrer vergilendirmenin önüne geçmek amacıyla kurum kazancından istisna edilmiş olup Kanun'un 3. fıkrasında da kurumların, kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin mümkün olmadığı açık olduğundan dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Örtülü sermaye niteliğindeki borçlanmalar için ödenen faiz giderlerinin kanunen kabul edilmeyen gider olarak gösterilmesinden sonra söz konusu faiz geliri elde eden açısından kar payı niteliği taşıdığı ve bahsi geçen tutarın da iştirak kazancı istisnası olarak beyan edilerek Kurumlar Vergisi Kanununun 5. maddesindeki istisnadan yararlandırılması gerektiği, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 3. fıkrası kapsamında değerlendirilemeyeceği, iştirak edilen şirketlerin sermaye azaltımı sonucu ortaya çıkan zarar, ticari faaliyeti kapsamında oluştuğundan indirim konusu yapabilmesi gerektiği ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :Kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının ONANMASINA,
3. Davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca ...-TL maktu harç alınmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 18/09/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde; kurumlar vergisinin, birinci maddede yazılı mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı, Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinde; her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu, 38. maddesinde; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce, işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı, 40. maddesinde ise; ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin yanı sıra safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek diğer giderlere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Kurumlar Vergisi Kanununun 8. maddesinde kurum kazancının tespitinde hasılattan indirilebilecek giderler maddeler halinde sayılmış, Gelir Vergisi Kanununun 41. ve Kurumlar Vergisi Kanununun 11. maddelerinde de indirilmeyecek giderlere yer verilmiştir.
Kurumlar vergisi mükellefleri açısından Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 8. maddesinde yazılı giderlerin ve muhtelif kanunlardaki gider kaydına yönelik hükümlerin topluca dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre bir giderin ticari kazancın tespitinde indirilip indirilmeyeceği hususu Gelir Vergisi Kanununun 40. ve Kurumlar Vergisi Kanununun 8. maddelerinde ya da özel düzenlemelerde yer almasına bağlıdır.
Tüm bu düzenlemeler uyarınca safi kazancın tespitinde indirilebileceği ya da indirilemeyeceği açıkça belirtilmemiş harcamaların gider olarak yazılıp yazılmayacağının tespiti için harcamaların maliyet unsuru ve ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılmış olup olmaması önem arzetmektedir. Bir harcamanın işle ilgili olmasındaki en önemli ölçüt, kurumun bu gidere katlanmış olmasıdır. Tersine, bir giderin işle ilgili olmadığının ortaya konulabilmesi için de bu giderin işletmenin faaliyet konusuyla ilgisinin olmaması ve kurum yetkililerinin özel amaçla yaptıkları giderler olması zorunludur.
Bilindiği üzere herhangi bir kurumun başka bir kurumun sermayesine katılma payı karşılığında elde edilen kar payına "iştirak kazancı", işletmenin bu şekilde doğrudan veya dolaylı olarak diğer şirketlerin yönetimine ve ortaklık politikalarının belirlenmesine katılmak üzere edindiği hisse senetleri veya ortaklık paylarının izlendiği hesaba ise "iştirakler" adı verilmektedir. Günümüzde şirketler arasında bu türden ilişkilere sıkça rastlanmakta olup, bu tür işlemler için yapılan harcamaların ticari faaliyetle ilgili bulunduğu açıktır.
Dava konusu olayda, davacı şirketin iştiraklerinin sermaye azaltımına gitmesi, buna bağlı olarak şirketin aktifinde yer alan hisselerinin bir kısmının elden çıkarılması ve iştirak hisselerinin iptal edilmesi nedeniyle davacı şirketin iştirakler hesabında tahsil edilemeyen alacak kadar bir zarar oluşmuş, diğer bir ifade ile şirket özsermayesi bu oranda azalmış olup, bunun zarar olarak nitelendirilmesi mevzuatımızdaki hükümlere uygundur.
Bu durumda, davacı şirketin aktifinde bulunan iştirak hisselerinin iştirak ettiği şirketlerin sermaye azaltımına gitmesi nedeniyle elden çıkartılması üzerine oluşan zararın gider olarak dikkate alınmasında hukuka aykırılık bulunmadığından, zararın kurum kazancından indirilmesi gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen beyanname üzerine bu çekinceye itibar edilmeksizin tahakkuk ettirilen kurumlar vergisinin ihtirazi kayda konu edilen söz konusu kısmının bozulması gerektiği oyu ile karara bu yönden katılmıyorum.