Danıştay, Mersindeki sulama kanalında boğulan 12 yaşındaki çocuğun ailesinin manevi tazminat talebinde idarelerin hizmet kusuru ile müteveffanın kusurunu değerlendirdi.
Özet: Davacılar, 12 yaşındaki yakınlarının sulama kanalında boğularak vefat etmesi üzerine, Devlet Su İşleri ve ilgili belediyelerin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla manevi tazminat istemiş; bilirkişi raporunda, kanalın inşa edildiği dönemde teknik standartlara uygun olmasına rağmen, şehirleşme ve park yakınında yetersiz kalan güvenlik önlemleri nedeniyle idarelerin %25 oranında tali kusurlu olduğu, ancak çocuğun yüzme bilmemesine ve uyarılara rağmen kanala girmesinin de olayın oluşumunda etkili olduğu belirtilmiştir.
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2022/5202 E.  ,  2025/10313 K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2022/5202
Karar No : 2025/10313
TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALILAR): 1-...Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. ...
2- ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
3- ... Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
...
8- ...
9- ...
VEKİLLERİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının, davalı idareler tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'in 26/05/2019 tarihinde Mersin ili, Akdeniz ilçesi, ... Mahallesi, ...Çıkmazı'nda bulunan sulama kanalına düşüp boğularak hayatını kaybetmesi olayında davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle, davacılardan anne ... için 50.000,00 TL, baba ... için 50.000,00 TL ve kardeşleri ..., ..., ..., ...,..., ..., ...'nin her biri için ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere toplam 275.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; uyuşmazlığın çözümü teknik bilgi gerektirdiğinden yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında düzenlenen 01/02/2021 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; "Dava konusu kaza olayının meydana geldiği sulama kanalının 1984 yılında davalı idare DSİ tarafından işletmeye açıldığı, kanalın işletmeye açıldığı tarihlerde meskun mahal dışında kaldığı, projenin ve uygulamasının teknik standartlara uygun yapıldığı; 1995 yılına kadar DSİ tarafından işletildiği, işletme, bakım-onarım ve yönetim sorumluluğunun 1995 yılında Mersin Sulama Birliğine (mülga Sahil Sulama Birliği) protokol ile devredildiği, “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Su Yapıları Koruyucu Güvenlik Tedbirleri Yönetmeliği”nin ilgili maddelerine göre rutin olarak; Devlet Su İşlerince gerekli koruyucu tedbirlerin alındığı; sulama sezonu başlamadan önce her yıl sulama kanallarına girilmesinin tehlikeli ve yasak olduğu yönünde yazılı, sözlü ve görsel ulusal basın kullanılmak suretiyle vatandaşların uyarıldığı, konu hakkında idarelerince Valilik, İlçe Kaymakamlıkları ve Belediyelerin bilgilendirildiği, Sulama Birliği işbirliğiyle sürekli olarak suya girmenin tehlikeli ve yasak olduğuna dair uyarı ve ikaz levhalarının sulama kanallarına konulduğu, konan levhalarla ilgili mahalle muhtarı, DSİ yetkilisi veya Sulama Birliği yetkililerince tutanak tanzim edilerek imza altına alındığı, uyarı ve ikaz levhaları görselleri ile tutanakların bir suretinin 4 ayda bir Mersin Valiliğine gönderildiği; Sulama Birliklerine sulama tesislerinin işletmesi ile ilgili olarak İşletme Bakım Talimatı gönderilerek eksikliklerin giderilmesi hususunda uyarılar yapıldığı, boğulan şahsın elbiselerinin bulunduğu noktada kanala girdiği kabul edildiğinde, 18 metre ilerideki köprünün her iki tarafında beton duvar şeklinde korkuluk olduğu, kanala girilen noktada ise kanal duvarının zeminden 40-50 cm yükseklikte olduğu ve kaza sonucu kanala kayma veya düşmeyi engelleyecek şekilde korkuluk görevi yaptığı; ancak, boğulan şahsın kanala yüzme gayesi ile girdiği tutanak ve ifadelere göre açık olduğundan, ayrıca daha yüksek bir korkuluk olsaydı da sonucu değiştirmeyeceği, her ne kadar kanal boyunca uyarı levhaları bulunmuş olsa da olayın gerçekleştiği noktanın civarında uyarıcı levhaya rastlanmadığı, köprüden sonra, boğulan şahsın elbiselerinin bulunduğu konumun kuzeye doğru yaklaşık 25 m mesafeden sonra ise korkuluk benzeri duvar ya da bariyer olmadığı, dolayısı ile hemen yanında park olan bu kanal kesiminin ileriye dönük benzeri olayların yaşanması için tehlike arz ettiği, kanalın inşa edildiği dönemde tarımsal alan olan kesimleri imara açan, özellikle kanalın hemen yanına inşa edilen park ve çocuk parkı da düşünüldüğünde, yerel yönetimlerin gerekli koruyucu güvenlik önlemlerini almaları gerektiği, tesisin sahibi olan Devlet Su İşlerinin de tesisinde koruyucu tedbirleri alan veya aldırma konusunda sorumluluk sahibi olduğu düşünüldüğünde davalı idarelerin eşit ve toplam olarak %25 (yüzdeyirmibeş) oranında tali kusurlu olduğu, olay tarihi olan 26/05/2019 günü saat 10:30 sıralarında 01/01/2007 doğumlu, olay tarihinde (12 yıl 4 ay 25 gün) yaşında olan müteveffa ...’in, evinden 7.2 km uzaklıktaki olay mahalline minibüsle yakınlarının hayvanlarını görmeye gittiği, yüzme bilmediği halde birlikte gittiği yaşıtı ve akrabasının uyarısına rağmen kanala girerek hayatını kaybettiği, hayatını kaybeden şahsın okuma-yazma bildiği, yaşı itibarıyla ailesinin korumasında ve sorumluluğunda olması gerektiği, ancak ergenliğe giriş döneminde olması nedeniyle taşıdığı psikolojik özellikler dikkate alındığında ailesinden çok akran etkilerine açık olduğu, uyarılarına rağmen yüzme gayesi ile kanala girdiği, boğulma olayının boğulan şahsın kendi kusurundan kaynaklandığı; kanal çevresinde alınacak önlemlerin yüzme gayesi ile kanala girenleri engelleyemeyeceği anlaşıldığından, hayatını kaybeden şahsın ve ailesin toplamda %75 (yüzdeyetmişbeş) oranında asli kusurlu olduğu" tespit ve değerlendirmelerine yer verildiği, Mahkemece yapılan değerlendirmede; boğulma olayının gerçekleştiği yerin, ana sulama kanalının işletmeye açılmasından yıllar sonra meskun mahal karakteri kazanmış olduğu, kanalın hemen yanına belediyeler tarafından park-çocuk parkı yapılması ve park yapılmasından sonra da kanal çevresinde koruyucu hiçbir önlem alınmaması sebebiyle davalı belediyelerin ile tesisin sahibi olması nedeniyle de Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün olaydan eşit oranda tali olarak (%25 oranında) sorumlu oldukları ve davacıya ödenmesi gereken tazminat miktarını kusur atfedilen davalı idarelerin eşit olarak karşılaması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, bu bağlamda, davacıların manevi tazminat isteminin değerlendirilmesinde; olayda manevi tazminata ilişkin koşulların oluştuğu, olayın meydana geliş şekli ve sonuçları ile birlikte davalı idarelerin eşit ve toplam olarak %25 (yüzdeyirmibeş) oranında tali kusurlu olduğu dikkate alındığında, davacı anne ve babanın her biri için ayrı ayrı 25.000,00TL, diğer davacılar 7 kardeşin her biri için ayrı ayrı 10.000,00TL olmak üzere toplamda 120.000,00TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren (Mersin Büyükşehir Belediyesi için dava tarihinden itibaren) işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce hesaplanarak davacılara ödenmesi gerektiği, fazlaya ilişkin manevi tazminat taleplerin ise reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile (anne ve babanın her biri için ayrı ayrı 25.000,00TL, diğer davacılar 7 kardeşin her biri için ayrı ayrı 10.000,00TL olmak üzere) 120.000,00TL manevi tazminatın davalı idarelerce eşit oranda idarelerine başvuru tarihinden itibaren (DSİ Genel Müdürlüğü ve Akdeniz Belediyesi için 08/01/2020 tarihinden, Mersin Büyükşehir Belediyesi için dava tarihi olan 08/05/2020 tarihinden itibaren) işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat yönünden davanın reddine, davacılar lehine hükmedilen toplam 120.000,00TL tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanan 8.197,20TL karar harcının tamamlattırılması için Mersin Vergi Dairesi Başkanlığı'na müzekkere yazılmasına, hükmedilen tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanan 8.197,20TL nispi karar harcı yargılama giderinin (davacı tarafından tamamlatıldıktan sonra) davalı idareler tarafından davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, dava konusu sulama kanalının 1984 yılında idarelerince inşa edilerek işletmeye açıldığı, sonrasında işletme, bakım-onarım ve yönetim sorumluluğunun Mersin Sulama Birliğine devredildiği, ilgili belediye tarafından sulama kanalı faaliyete geçtikten sonra kanalın sulama sahasının imara açılarak kanalın meskun mahal içinde kalmasına yol açıldığı, bu hususta yetki ve sorumluluğun belediyelerde olduğu, idarelerinin olaya ilişkin sorumluluğunun bulunmadığı, müteveffanın kusurlu davranışı sebebiyle olayın meydana geldiği ileri sürülmektedir.
Davalı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, davanın belediyeleri yönünden husumet yokluğundan reddi gerektiği, Büyükşehir Belediye Kanunu'nda idarelerinin görev ve sorumluluklarının düzenlendiği, sulama kanallarının yapım, bakım, onarım ve işletilmesine ilişkin bir görevlerinin bulunmadığı, olay yerinin yakınında bulunan park açısından, aynı Kanunda büyükşehirin bütünlüğüne hizmet eden sosyal donatı ve bölge parklarını yapmak, yaptırmanın görev ve yetkileri arasında sayıldığı, söz konusu parkın bölge parkı niteliğinde olmadığı, Mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporuna göre olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, müteveffa ve ailesinin kusuru bulunduğu, idarelerin kusur oranlarının net olmadığı ileri sürülmektedir.
Davalı Akdeniz Belediye Başkanlığı tarafından, dava konusu olaya ilişkin idarelerine husumet yöneltilemeyeceği, olayın meydana geldiği sulama kanalına ilişkin sorumluluğun DSİ'de bulunduğu, dava konusu yerin yıllar içinde meskun mahal içinde kalması sebebiyle sorumluluğun büyükşehir belediyesinde olduğu, idarelerinin ölüm olayı ile illiyet bağı olan herhangi bir eylemi bulunmadığı, olayın zarar görenin kendi kusuru sebebiyle meydana geldiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ...'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci ve Onuncu Dairelerince, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun Ek 1. maddesi uyarınca birlikte yapılan toplantıda, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmı yönünden incelenmesinde:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, tarafların dilekçelerinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan nisbi karar harcının davacılara tamamlattırılmasına ilişkin kısmının incelenmesinde:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştay'ın kararı düzelterek onayacağı hükme bağlanmıştır.
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden Kanuna bağlı (1) sayılı Tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu; 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı Tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı Tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; 21. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı Tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; 28. maddesinde ise, (1) sayılı Tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır. Anılan Kanun'un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı Tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden, binde 68,31 oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.
Bu doğrultuda; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç, keşif ve bilirkişi ücreti ile posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir. Bu nedenle de temyize konu kararın davalı idarece ödenmesi gereken bakiye nispi karar harcının davacılara tamamlattırılmasına ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bu durumda İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan, "davacılar lehine hükmedilen toplam 120.000,00TL tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanan 8.197,20TL karar harcının tamamlattırılması için Mersin Vergi Dairesi Başkanlığı'na müzekkere yazılmasına, hükmedilen tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanan 8.197,20TL nispi karar harcı yargılama giderinin (davacı tarafından tamamlatıldıktan sonra) davalı idareler tarafından davacıya verilmesine" ibaresinin "dosyada adli yardım kabul kararı olduğundan, davacılar lehine hükmedilen toplam 120.000,00TL tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanan toplam 8.197,20TL karar harcının, davalılardan eşit oranda tahsili için her biri adına ayrı ayrı 2.732,40 TL olmak üzere davalı idareler adına Mersin Vergi Dairesi Başkanlığı'na müzekkere yazılmasına," şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz istemlerinin reddine,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen şekilde düzeltilerek ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından varsa artan tutarın Mahkeme tarafından ilgili tarafa iadesine,
4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 24/12/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Bir maddi zararın giderilmesine yönelik açılan tam yargı davalarında, tazminat kişinin mal varlığındaki zararın oluştuğu an itibarıyla karşılanması gerektiğinden, istenilecek olan tazminatın gecikerek ödenmesi nedeniyle para değerinde enflasyondan dolayı meydana gelebilecek azalmayı karşılamaya yönelik olarak faize hükmedilmelidir.
Maddi zararlar, mal varlığında meydana gelen ve para ile değerlendirilebilen bir azalmayı ifade ettiklerinden, bu azalma miktarının idare tarafından telafi edilmediği süre içinde ayrıca enflasyon nedeni ile de kayba uğrayacağı açıktır. Manevi zararlar ise, mal varlığında meydana gelen somut bir azalma olmayıp, kişinin manevi varlığında ortaya çıkan olumsuzluklar olduğundan, manevi tazminat değerinin yargılama sonucu para olarak belirlenmesi zarara uğrayanı tatmin ve de bu zararı meydana getireni cezalandırma aracı olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
Bu itibarla, ilk defa yargı kararıyla para olarak değerlendirilebilen bir manevi tazminatın önceden davalı idarece belirlenmesi ve de ödenmesinin mümkün olmaması nedeniyle, ödemede gecikmeden bahsedilemeyeceği gibi, manevi tazminat, esasen bütün hususlar dikkate alınarak "takdiren" belirlendiğinden, manevi tazminata faiz uygulanmaması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.
KARŞI OY :
(XX)- 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu; "Mükellef" başlıklı 11. maddesinde, genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını istiyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu; 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; 21. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; 28. maddesinde ise, (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar ve ilam harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödeneceği kurala bağlanmış, Kanun'un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden, binde 68,31 oranında nispi karar ve ilam harcı alınacağı belirtilmiştir.
Harçlar Kanunu'nun yukarıda yer verilen hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, yargı harçlarının mükellefi davayı açan kişiler yani davacılar olup, dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden hesaplanan nispi karar harcının dörtte birini oluşturan kısmı, harcın kanuni mükellefi olan bu kişiler tarafından ödenerek dava açılmaktadır. Yine aynı yasal düzenlemeler uyarınca, mahkemece hüküm altına alınan değer (yani kabulüne karar verilen miktar) üzerinden hesaplanan nispi harç tutarından, davanın açılması aşamasında peşin olarak ödenen nispi harç miktarı düşüldükten sonra kalan bakiye nispi karar harcının da bu harcın kanuni mükellefi olan davacılara tamamlattırılması yolunda hüküm kurulması, hüküm fıkrasının devamında ise, artık gelinen aşam itibarıyla "yargılama gideri" niteliğini kazanan söz konusu harcın davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiğine hükmedilmesi icap etmektedir.
Mahkemece hükmedilen miktar üzerinden hesaplanan nispi karar harcından, davanın açılması aşamasında peşin alınan kısım mahsup edildikten sonra kalan bakiye harcın; nasıl olsa sonuç itibarıyla bu harcın yargılama giderleri kapsamına dahil olacağı ve davalı idarece davacıya ödeneceği yaklaşımıyla, davalı idarece (ilgili tahsil birimine) ödenmesine hükmedilmesi yargı harcının bir türü olan nispi karar harcının yasal mükellefinin yargı kararıyla değiştirilmesi gibi bir sonucun ortaya çıkmasına sebebiyet verecektir. Kaldı ki, böyle bir yaklaşım başka olumsuz neticelerin doğmasına da zemin hazırlayacaktır. Bu bağlamda, iyi niyetle hareket ederek yargı kararıyla kendisine harç ödeme yükümlülüğü getirilen bir davalı idarenin, söz konusu dosyaya ilişkin kararda aleyhine hükmedilen nispi karar harcını ödemek için ilgili tahsil dairesine müracaat etmesi halinde bile harcın kanuni mükellefi olmaması nedeniyle kendisinden harç tahsilatı yapılamaması durumu söz konusu olabilecektir. Başka bir olumsuzluk ise, mahkeme kararında bakiye nispi karar harcının davalı idarece ödenmesine hükmedilmesine rağmen ilgili idarece harcın mükellefinin davacı olduğu değerlendirmesiyle ödeme yoluna gidilmemesi halinde yargı kararında hükmedilen harcın (harca konu olan yargılama hizmeti verilmiş olmasına rağmen) maliye hazinesine girmemesi durumuyla karşılaşılabilecektir. Zira, böyle bir karar nedeniyle peşin alınan nispi karar harcının bakiye kısmının tahsili için ilgili tahsil birimine harç tahsil müzekkeresi yazılamayacağından, tahsil biriminin kendiliğinden harekete geçerek tahsilat yoluna gitmesi de mümkün olmayacaktır. Oysa, nispi karar harcının ödenmesi ile ilgili olarak yukarıda aktarılan hukuka uygun yöntemin işletilmesi yani harcın kanuni mükellefi olan davacı(lar) tarafından ödenmesine karar verilmesi durumunda, uygulamada, kararın taraflara tebliği aşamasında, idari yargı merciince, (harcın yasal mükellefi olan) davacının bağlı bulunduğu vergi dairesine harç tahsil müzekkeresi yazılarak bakiye nispi karar harcının tahsiline imkan hazırlandığı ve maliye hazinesine dahil olması gereken nispi harcın boşlukta bırakılmamasına özen gösterildiği bilinmektedir.
Tüm bu olası hukuka aykırı durumların bertaraf edilebilmesi için, bakiye nispi karar harcının, harcın kanuni mükellefi olan davacıya tamamlattırılmasına ve bunun sağlanabilmesi için de ilgili tahsil dairesine harç tahsil müzekkeresi yazılmasına hükmetmek gerekmektedir.
Buna göre; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının davanın açılması aşamasında peşin olarak yatırılan harç mahsup edildikten sonra (şayet başlangıçta peşin olarak ödenen harç, hükmedilen miktar nedeniyle hesaplanan nispi karar harcından düşük ise) bakiye nispi karar harcının önce davacıya tamamlattırılması daha sonra tamamının yargılama gideri olarak dikkate alınmak suretiyle davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiğinden, karar düzeltme talebinin nispi karar harcı yönünden kabulü ile Dairemizce temyiz aşamasında bu hususa ilişkin olarak verilen "düzelterek onama" kararının kaldırılmasına, İdare Mahkemesi kararının nispi karar harcına ilişkin kısmının aynen onanmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla karara bu yönden katılmıyorum.