Siyasetçinin televizyon programındaki ifadelerle kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla açtığı manevi tazminat davasında, ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarının temyiz aşamasında incelenmesi.
Özet: Bir siyasetçinin, televizyon programlarında yapılan açıklamalarla kişilik haklarının ihlal edildiği ve iftiraya uğradığı iddiasıyla manevi tazminat talebiyle açtığı dava, ilk derece mahkemesi ve istinaf tarafından reddedilmiştir; mahkemeler, davacının siyasetçi kimliği nedeniyle eleştiri sınırlarının daha geniş olduğunu, davalının sözlerinin kişisel değer yargısı ve siyaset gündemi yorumu niteliğinde olup somut olgu isnadı içermediğini, ifade özgürlüğü sınırlarını aşmadığını ve kişilik haklarına saldırı teşkil etmediğini belirtmişlerdir.

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1344 E., 2025/2375 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 09.07.2021 tarihinde ... isimli televizyon kanalında yayınlanan "..." isimli program ve 13.07.2021 tarihinde...kanalında yayınlanan programda davalı tarafından sarf edilen gerçek dışı söz ve ifadelerle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, müvekkiline suç isnat edildiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 100.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili ile kararın yayınlanmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kişilik haklarına bir saldırı olmadığını, kabul anlamına gelmemekle beraber talep edilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, siyaseti seçmekle bilinçli olarak tutum ve davranışlarını kamuoyunun denetimine açtığı, siyasette tanınmış kişiliği ve sıfatı gereği kendisi hakkındaki söylemlere yönelik her zaman cevap verecek olanaklara sahip olduğu, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sıradan bir kimse ile karşılaştırıldığında siyaset adamları için daha geniş olduğu, davalının kamuoyu gündeminde yer alan iddiaları, iddianın yer aldığı dönemdeki sıfatından kaynaklı muhatap görülmesi nedeniyle cevaplandırmak zorunda kaldığı, davalının katıldığı dava konusu programlar baştan sona değerlendirildiğinde tazminata konu edilen söylemlerin davalının kişisel değer yargısı niteliğindeki görüşleri ve siyaset gündeminin yorumu niteliğinde olduğu, davaya konu iddiaların gerçek olduğu yönünde kesin yargı içeren ifadelere yer verilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu konuşmalarda sarf edilen söz ve ifadeler gözetildiğinde somut olgu isnadı olmadığı, soyut iddiadan ibaret olan bir olaya ilişkin davalının kendi kişisel düşüncesini açıkladığı, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı tarafından sarf edilen ifadelerin iftira niteliğinde olduğunu, buna ilişkin bir emare ya da delil bulunmadığını, eleştiri sınırlarının aşıldığını, kamuoyunca tanınan kişilerin hakaret içerikli beyanlara katlanma yükümlülüklerinin bulunmadığını, olgusal temeli olmayan suç isnadı ile müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, davalı hakkında atılı hakaret suçundan iddianame tanzim edildiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık; 09.07.2021 tarihinde ... isimli televizyon kanalında yayınlanan "..." isimli program ve ... Kanalında yayınlanan programda davalı tarafından sarf edilen söz ve ifadeler nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. 472 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesi; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 90. maddesinin son fıkrası; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:i. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme" ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukukî normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/ 07... /07, 20... ).ii. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği: Sözleşme'nin 10/2. maddesine göre, "... Bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve "başkalarının şöhret ve haklarının korunması" amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları, diğer yanda ifade özgürlüğü bulunduğu durumda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (..., ., Nalbant, A; İhsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C.2, ... 2013, s.232).iii. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: 9815/82, 08.07.1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: 13585/88, 26.11.1991). İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS’nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside/Birleşik Krallık, Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976, parag. 49).Bu kapsamda somut olay incelendiğinde, davalının dava konusu söz ve ifadeleri ile somut bir delile dayanmaksızın, davacıya olgu isnadında bulunduğu, kişisel değer yargısı olarak kabul edilebilmesinin mümkün olmadığı, kesin yargı içeren şekilde beyanda bulunularak özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, sert eleştiri sınırlarının aşıldığı, görünür gerçeğe uygun olmayan bu söz ve ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davacının kişilik haklarına saldırının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalı tarafın ifade özgürlüğünden üstün tutulmalı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmelidir. İfade özgürlüğüne bu kapsamda getirilen sınırlama, ölçülü ve orantılı olduğu gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygundur. Şu durumda; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına TBK'nın 58. maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.VI. KARAR 1. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,02.04.2026 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.KARŞI OY Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.