Yurt dışı borçlanması sonrası sigorta başlangıç tarihi tespiti ve yaşlılık aylığı talebinin 4/b kapsamında hukuki yarar yokluğu ve 5510 sayılı Kanun koşullarıyla reddi.
Özet: Davacı, 3201 sayılı Kanun kapsamında yaptığı borçlanmalar sonrası sigorta başlangıç tarihinin tespiti ve yaşlılık aylığı bağlanması talebiyle açtığı davada, hem ilk derece mahkemesi hem de istinaf mahkemesi tarafından reddedilmiştir; zira mahkemeler, davacının Türkiyede 4/a kapsamında çalışması bulunmadığından borçlanmalarının 4/b kapsamında değerlendirildiğini, bu durumda yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı değerlendirilirken sigortalılık süresine değil ödenen prim gün sayısına bakıldığından sigorta başlangıç tarihinin tespitinde hukuki yararının bulunmadığına ve 5510 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesi gereğince yaşlılık aylığı bağlama koşullarını taşımadığına hükmetmiştir.

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/2034 E., 2025/3500 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 17. İş MahkemesiSAYISI : 2023/209 E., 2024/168 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının usulüne uygun olarak 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanma gerçekleştirdiğini, bu kapsamda düzenlenen borç tahakkuk cetvelindeki miktarları ödediğini, sonrasında müvekkili tarafından 15.05.2023 tarihinde başvuru yapıldığını ancak davalı Kurum tarafından yasal cevap süresi içerisinde müvekkiline olumlu ya da olumsuz herhangi bir cevap verilmediğini, müvekkilinin sigorta başlangıç tarihinin tespiti ve yaşlılık aylığı bağlanma talebinin zımni olarak reddedildiğini, müvekkilinin sigorta başlangıç tarihinin .. .. Sigortasın'da bulunan 01.03.1989-02.05.1991 “beitragszeit mit pflichtbeiträgen (zorunlu prim süresi)” tarihi, Mahkeme aksi kanaatte ise 25.02.1992 “Schwangerschaft oder Mutterschutz (Hamilelik-Analık Koruması Prim Süresi)” tarihi, Mahkeme aksi kanaatte ise 01.05.1992 "Beitragszeit mit Pflichtbeitragen wegen Kindererziehung (Çocuk Eğitimi İçin Zorunlu Prim Süresi)" tarihi veya mahkeme aksi kanaatte ise 01.09.1999 öncesi mevcut diğer sigorta giriş tarihlerinin sigorta başlangıç tarihi olarak göre tespitine, bu kapsamda yaşlılık aylığı şartlarını sağlayan müvekkiline 15.05.2023 tarihli yaşlılık aylığı başvurusuna istinaden 01.06.2023 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, ödenmeyen aylıkların ve ... ikramiyelerinin işlemiş yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.II. CEVAPDavalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Kurumun davanın açılmasına sebebiyet vermediğini ve Kurum işleminin doğru olduğunu belirterek usul ve yasaya aykırı olan davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının sigorta başlangıç tarihinin tespiti yönünden hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine, davacının aylık bağlanması talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Tüm dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde, en son borçlanmasını 22.03.2022 tarihinde yapan davacının Türkiye'de 4/a kapsamında çalışması bulunmadığından 3201 sayılı Kanun'un 5. maddesi gereğince borçlanmalarının 4/b kapsamında değerlendirilmesinin ihtilaf konusu olmadığı; çekişme konusu olan sigorta başlangıcının tespiti yönünden yapılan değerlendirilmede kendi nam ve hesabına çalışanların yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı değerlendirilirken 1479 sayılı Yasa'nın geçici 10. maddesi uyarınca sigortalılık süresine göre değil 01.06.2002 tarihine kadar ödenen prim ödeme gün sayısına göre hesaplama yapıldığından sigorta başlangıç tarihinin 506 sayılı Kanun'daki gibi bir öneminin bulunmadığı, bu nedenle davacının sigorta başlangıcının tespitinde hukuki yararının bulunmadığı, talebin reddi gerektiği sonucuna varılmış; diğer taraftan yaşılık aylığı bağlanması talebi yönünden yapılan değerlendirmede, burada üzerinde durulması gereken hususun borçlanmanın hangi tarih aralığına mal edileceği olduğu, Kurum tarafından 3201 sayılı Kunun'a ve yönetmeliğe uygun olarak davacının en son borçlanma yaptığı 03.06.2022 tarihinden geriye doğru 7226 gün gidilerek 07.05.2002-03.06.2022 tarihleri arasına borçlanılan sürelerin mal edildiği ve davacının borçlandığı sürenin 4/b kapsamında değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda 5510 sayılı Kanun'un Geçici 9.maddesinin 2.fıkrasının "4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında olup da 08.09.1999 tarihinden 30.04.2008 tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması veya kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını doldurması ve en az 15 tam yıl malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemesi şartıyla kısmi yaşlılık aylığından yararlanırlar" hükmü gereğince davacının yaşlılık aylığı bağlama koşullarını taşımadığı anlaşılmıştır.İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ile dosya kapsamına göre, Mahkemenin davanın reddine dair yaklaşımı yerinde görülüp kurulan hükme ilişkin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, 1.4/1-b kapsamındaki davacı müvekkilin sigorta başlangıcının tespitinde hukuki yararının bulunmadığı ve başlangıç tespit talebinin reddine yönelik kararın hatalı olduğunu, Mahkemece verilen işbu karar nedeni ile müvekkilinin 01.09.1999 tarihinden önce sigorta başlangıcı olmadığından EYT kanunu olarak bilinen 7438 sayılı Kanun ile yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un Geçici 95. madde hükümlerinden yararlanamadığını, ayrıca daha az prim günü sayısı ön gören 1479 Sayılı Kanundaki geçici 10. maddeye tabi olamadığını,2.Yaşlılık aylığı şartlarının 1479 sayılı Kanun'un Geçici 10. maddesi uyarınca değil de 35. madde uyarınca değerlendirilmesinin de hatalı olduğunu,3.3201 sayılı Kanun madde 5 uyarınca geriye doğru götürme işlemi de hatalı hesaplandığını, bu kapsamda,birden fazla borçlanma halinde tüm prim günlerinin son ödeme tarihinden geriye doğru götürülerek sigorta başlangıcının tespit edilmesi hatalı olduğunu,Bu haliyle davacı müvekkilinin ilk borçlanmasını 08.07.2016 tarihinde 5225 prim günü olarak ödediğini, 08.07.2016 tarihinden geriye doğru mal edilme işlemi yapıldığında sigorta başlangıcının 03.01.2002 olduğunu, müvekkilinin ikinci borçlanması olan 1636 prim günü ise 03.01.2002'den geriye olacak şekilde mal edildiğinde sigorta başlangıcının 17.06.1998 olacağını, üçüncü borçlanma olan 365 prim günü ise 17.06.1998 tarihinden geriye olacak şekilde mal edildiğinde ise sigorta başlangıcının 17.06.1997 tarihi olacağını, 17.06.1997 sigorta başlangıç tarihine göre ise müvekkilinin 1479 sayılı Kanunun geçici 10. maddesi kapsamında olacağını, 4/B kapsamında 7226 prim ödeme gün sayısı( 20... Gün) ile yaş şartının kalkması hususu birlikte değerlendirildiğinde müvekkilinin yaşlılık aylığı şartlarını sağladığının görüleceğini,4.Anayasa madde 90/son fıkrası uyarınca uluslararası antlaşmaların kanunlardan üstün olup uluslararası antlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiğini, Almanya - Türkiye Sosyal Güvenlik Sözleşmesi'nin 29. maddesi uyarınca yurt dışında çalışmaya başlanılan tarihin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilmesinin bir zorunluluk olduğunu, ancak gerekçeli karar içeriğinde Almanya - Türkiye Sosyal Güvenlik Sözleşmesi'ne ilişkin hiçbir açıklama ve değerlendirmenin bulunmadığını, yalnızca 5510, 506 sayılı ve 3201 sayılı Kanun hükümleri uyarınca değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, yurt dışı sigorta başlangıcının Türkiye’de hizmet başlangıcı olarak kabulü ve tahsise karar verilmesi ile aylıkların faiziyle ödenmesi talebine ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.