Ortaklar arası şiddetli geçimsizlik ve şirket süresinin dolması nedeniyle açılan şirket feshi ve tasfiyesi davasında davacının davadan feragat etmesiyle hüküm kurulan uyuşmazlık.
Özet: Bir şirket ortağının, şirketin süresinin dolması ve diğer ortakla arasındaki güven ilişkisinin saldırı, hakaret ve tehditler nedeniyle ortadan kalkması sebebiyle şirketin haklı nedenlerle fesih ve tasfiyesi için açtığı davada, davalı ortağın şirketin aktif olduğunu, süresinin zımnen uzadığını ve iddiaların kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddini, aksi takdirde davacının payının değeri ödenerek şirketten çıkarılmasını talep etmesine rağmen, ilk derece mahkemesinde davacının davadan feragat etmesi ve davalının da yargılama gideri ile vekalet ücreti talebinden vazgeçmesi üzerine, mahkeme davanın feragat nedeniyle sona erdiğine ve kesin hüküm niteliğinde olduğuna karar vermiştir.
11. Hukuk Dairesi         2025/3925 E.  ,  2026/1217 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/669 Esas, 2025/571 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2023/263 E., 2024/918 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde: müvekkili ile davalı ...'nun, ... İnşaat ... Sanayi ve ... Şirketi'nin 1/2'şer oranda ortakları olduklarını, her iki ortağın temsil yetkilerinin bulunduğunu, şirketin 30 yıllık süresinin 05.01.2019 tarihinde dolduğunu, davalı şirketin ana sözleşmesine göre şirketin süresi sona erdiği halde şirket ortaklarının şirket süresinin uzatılması konusunda bir toplantı yapmadıklarını, şirketin süresinin uzatılması konusunda bir karar da almadıklarını, bu arada davalı ...'nun, davacı müvekkili ve ailesine (eşine, oğluna, kardeşi ve gelinine) bir dizi saldırılarda bulunduğunu, hakaret ve tehdit ettiğini, ortaklığın birlikte uyum ve güven içinde yürütülmesi imkanını tamamen ortadan kaldırdığını, soruşturma ve ceza dosyaları incelendiğinde ortaklığın birlikte uyum ve güven içinde yürütülmesi imkanını tamamen ortadan kalktığının görüleceğini, müvekkilinin ihtarına cevap veren davalının şirketin fesih ve tasfiyesini kabul ettiğini, bu kabule rağmen tasfiyenin bu süre içinde taraflarca gerçekleştirilemediğini, bunun üzerine müvekkilinin tekrardan davalı ...'na 17.03.2023 tarihli ihtarı çektiğini, davalının ise bu ihtara 23.03.2023 tarihli ihtara cevabında şirketin feshi ve tasfiyesini rıza ile yapmaktan ve ihtara uymaktan kaçındığını, Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.01.2023 tarih ve 2022/427 sayılı ihtiyati tedbir kararında; şirketin her iki müdürünün birlikte imzaları ile temsil edileceğinin, alınan kararların geçerli olmasının denetim ve onay kayyumu onayına tabi tutulacağının karara bağlandığını ileri sürerek haklı sebeplerle davalı ... ...ve ... Şirketi'nin feshine- tasfiyesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 389. maddesi çerçevesinde; kayyum tayini şeklinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine ya da mahkemenin takdir edeceği başkaca bir tedbirin uygulanmasına, olmadığı takdirde, davacı ve davalının tek imza ile temsil yetkisinin kaldırılarak, davalı şirketin her iki müdürü olan davacı ve davalının birlikte imzaları ile temsil edilmesi, alınan kararların geçerli olmasının denetim ve onay kayyumunun denetim ve onayına tabi tutularak onaylanması halinde hüküm ifade edeceği konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dayanılan sebeplerin şirketin feshini gerektirmediğini, söz konusu şirketin faal olarak ticari hayat içerisinde bulunduğunu, davacının iddialarının tamamen kötüniyetli olduğunu, şirketin aktif olarak ticari hayatını sürdürdüğünü, kazanç sağladığını, yakın zamanda sermayesini arttırdığını, sözleşmedeki 30 yıllık süreden sonra da ticari hayatına devam ettiğinden sözleşme süresinin uzadığını savunarak davacının şirketin tasfiyesi talebinin reddine, şirketin tasfiyesinin son çare olması ilkesi gözetilerek davacının bizzat kendisinin kusurlu hareketleri ile sebep olduğu haklı sebepler nedeniyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3 hükmü gereğince ... İnşaat ... Sanayi ve .... Şti.'ne %50 pay sahibi olarak ortak ve müdür olan davacıya payının değerinin ödenmesi ile davacı ortağın şirketten çıkarılmasına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 12.11.2024 tarihli talep dilekçesi ile davadan feragat ettiği, davalı ... vekilinin de 12.11.2024 tarihli dilekçesi ile vekalet ücreti ve yargılama gideri taleplerinin olmadığını belirttiği, davanın tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri nitelikte bulunduğu, feragatin HMK'nın 311. maddesine göre kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurduğu, HMK'nın 323/ğ hükmü uyarınca vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir edilecek vekalet ücretinin yargılama giderleri kapsamında kaldığı, yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinin avukatın taraf olmadığı, sadece taraflardan birini hukuki yardım amacıyla temsil ettiği davada avukat yararına değil, bizzat taraf yararına hükmedilmesinin usul hukuku kurallarından kaynaklandığı, yine HMK'nın "Yargılama giderlerinden sorumluluk" başlığını taşıyan 326. maddesindeki "kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir" hükmü uyarınca davacı tarafından davadan feragat edilmesi nedeniyle vekili karşı taraf olmadığından ve davacı vekili lehine vekalet ücreti takdir edilemeyeceğinden davacı vekili lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verildiği gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile HMK'nın 323/ğ hükmü uyarınca vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir edilecek vekalet ücretinin yargılama giderleri kapsamında kaldığı, sadece taraflardan birini hukuki yardım amacıyla temsil ettiği davada avukat yararına değil, bizzat taraf yararına hükmedilmesinin usul hukuku kurallarından kaynaklandığı, yine HMK'nın "Yargılama giderlerinden sorumluluk" başlığını taşıyan 326. maddesindeki "Kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir" hükmü uyarınca davacı tarafından davadan feragat edilip davanın reddine karar verilmesi nedeniyle Mahkemece davacı vekili lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinin usul ve yasaya uygun görüldüğü gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, şirketin feshi istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davadan feragat halinde tarafların beyanı da nazara alındığında ücretinin ne şekilde takdir edilmesi gerektiğinden kaynaklanmaktadır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince HMK'nın "Yargılama giderlerinden sorumluluk" başlığını taşıyan 326. maddesindeki "kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir" hükmü uyarınca davacı tarafından davadan feragat edildiğinden, vekil de taraf olmadığından davacı vekili lehine vekalet ücreti takdir edilemeyeceği gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davacı vekilinin kararın vekalet ücretine hükmedilmemesi yönünden istinaf yoluna başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, davacı asıl 12.11.2024 tarihli talep dilekçesi ile davadan feragat etmiş, davalı ... vekili de 12.11.2024 tarihli dilekçesi ile vekalet ücreti ve yargılama gideri taleplerinin olmadığını belirtmiştir. Ayrıca tarafların sunmuş oldukları dilekçelerde özellikle davacı vekilinin ismi de verilmek suretiyle davacı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmesi hem davacı asıl tarafından hem de davalı tarafından belirtilmiş, açıkça bu husus yönünden tarafların anlaştığı görülmüştür. Bu durumda, Mahkemece tarafların dosyaya sundukları dilekçelerde vekalet ücreti bakımından anlaşmaya vardıkları husus değerlendirilmeksizin yukarıda yazılı olduğu şekilde davacı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 4. paragrafında yer alan "Davacı tarafından davadan feragat edilmesi nedeniyle vekili karşı taraf olmadığından davacı vekili lehine vekalet ücreti takdir edilemeyeceğinden davacı vekili lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına" ibaresinin çıkartılarak yerine "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ve taraflarca verilen dilekçelerde yer alan davacı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmesine dair talepler uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine" ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.