İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, ABDde tescilli güzellik ürünleri markasının Türkiyede kötü niyetle tescili ve hükümsüzlüğü davasına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Amerikada tescilli bir markanın Türkiyede pazarlaması için anlaşılan distribütör tarafından kötü niyetle kendi adına tescil edilip sonrasında üçüncü kişilere devredilmesi üzerine, markanın asıl sahibi olan davacı, söz konusu tescilin kötü niyetli olduğunu ileri sürerek markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine ve ilişkili diğer markaların üçüncü kişilere devrinin engellenmesine karar verilmesini talep etmiş; davalı ise tescilin kötü niyetli olmadığını, davacının markayı Türkiyede kullanmadığını ve davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini savunmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/1051
KARAR NO: 2026/1286
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 28/11/2023
NUMARASI: 2019/432 E. - 2023/304 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/07/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, ... de kendi şirketleri bünyesinde formülünü buldukları bir takım seri halindeki güzellik bakım ürünlerini imal ettiğini, ve ... yetkili mercilerine başvurarak marka ve patent hakkını ...adı altında tescil ettirdiğini, ... de 2003 yılında yapılan başvuru olumlu sonuçlanmış ve tescil işlemi gerçekleştiğini, ... de yaşayan davacının Türkiye pazarına ürünlerin sunulabilmesi için ...adlı şahıs ile anlaşma yaptığını, adı geçen şahsın sahibi olduğu şirket aracılığıyla Türkiye'de pazarlanması ve ürünün tanıtılması yoluna gittiğini, ancak davaya konu marka sadece Türkiye'de distribütörlük için yetkilendirilen ...adlı şahıs TPMK'ya ... başvuru numarası ile başvurarak davaya konu markayı kendi adına tescil ettirdiğini, ...'ın daha sonra 23.05.2011 tarihinde ... yev. No ile .... Noterliği'nde yapılan devir sözleşmesi ile ... adlı şahsa devrettiğini adı geçen şahsında herhangi bir değişiklik yapmadan ..., ..., ..., ... nolu markaları tescil ettirdiğini, tüm bu gelişmeler sonrasında davalı vekili müvekkili davacının ... adlı şahıs ile irtibata geçtiğini ve İst. FSHHM sinde 2018/69 E davada marka hükümsüzlüğü davasını ikame ettiklerini ve adı geçen şahsın davaya konu markaları ilişkisi olduğu davalı .... ŞTİ ye devrettiğini, adı geçen şahsın çok kez müvekkili davacı ile ilişkide bulunduğunu ve davaya konu ...markasının Türkiye distribütörlüğü için talep ettiğini ve Türkiye'de...unvanlı şirket kurduğunu, 2011 yılında da ...'dan marka devrini satın aldıktan sonra paravan şirketler üzerinden davaya konu markanın ithalatını durdurduğunu, davaya konu ... tescil nolu markanın kötü niyetli tescilinin tespiti ve daha sonradan bu markaya bağlı olarak tescil edilen seri markaların tüm ana ve alt sınıflarıyla hükümsüzlüğüne karar verilerek sicilden terkini ile, ..., ...,..., ..., ... nolu markaların 3. Kişilere devrinin engellenmesini talep etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın davaya konu ... nolu markanın yanında müvekkiline ait diğer ...,..., ..., ... nolu markaların 3. Kişilere devrinin engellenmesine ilişkin talebinin hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın kötü niyetli tescil sebebiyle markanın hükümsüzlüğünü talep etmesinin tamamen hukuka aykırı olduğunu, davacının ... tescilli davaya konu marka ile ilgili tescil belgesini sunmadığını, ...markasını Türkiye'de kullanmadığını, bu nedenle de kötüniyet karinesinin somut olayda uygulanmasının mümkün olmadığını, davalının yetki itirazı sonucu dosya İst. Anadolu 1 FSHHM'ne gönderilerek huzurdaki 2019/432 E. sayılı dosya ile taraflar arasında davaya konu ... no ile tescilli ... adlı markanın davalı tarafından kötü niyetle tescil ettirildiğinden davacı tarafından adı geçen markanın hükümsüzlüğüne ve diğer markaların da ihtiyati tedbirini talep ettiğini, müvekkilinin yetki itirazında bulunduğunu, davanın zamanaşımından ve uzun süre sessiz kalınması nedeniyle hak kaybından reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk Derece Mahkemesi kararıyla; davaya konu ... numaralı .... + ŞEKİL ibaresiyle 03,26 ve 35. Sınıflarda davalı şirket adına tescilli olduğu, davacı tarafından ...patent hakkını Amerika'da başvurarak tescil ettirdiği, Türkiye'de bu marka ile ilgili ticari faaliyette bulunmak için dava dışı ...ile anlaştığını, fakat ...'ın davaya konu markayı ... numarasıyla kendi adına tescil ettirdiği, daha sonrada markayı dava dışı ... isimli şahsa devrettiğini, en son markanın davalı şirkete devredildiğini, tescilin kötüniyetli olduğunu belirterek markanın hükümsüz kılınmasını talep ettiği, davalı tarafından markanın kötüniyetle tescil ettirilmediği, belirtilerek davanın reddinin talep edildiği, mahkememizce dinlenen ...'ın alınan beyanında kendisinin ve davacının gazeteci olduğunu, kendisinin 2003 yılında davacı ile Amerika'da konuştuğunu, davacının ...isimli ürün geliştirdiğini, bu ürünün başkaları tarafından tescil ettirilmemesi için kendi adına Türkiye'de tescil ettirdiğini, dava dışı ...'ın da Amerika'dan davacıdan bu ürünleri alıp Türkiye'de satmaya başladığını öğrendiğini, ....'in de bu marka ile ticari iş yapması sebebiyle markayı 2011 yılında ... devrettiğini, fakat ... 2011 yılından sonra davacıdan mal almayı bırakıp aynı isimli farklı ürünler pazarlamaya başladığından ...markasının gerçek sahibinin davacı olduğunu beyan ettiği, mahkememizce aldırılan 29/09/2021 tarihli alınan bilirkişi raporunda sonuç itibariyle davalı şirketin kötüniyetli olduğuna dair ispat yapılamadığından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı yönünde görüş bildirildiği, aldırılan ek 09/10/2023 tarihli bilirkişi raporunda da kök rapordaki görüşün muhafaza edildiği, öncelikle davacı tarafından ...isimli ürününü dava dışı ......, ... ... ve ... ...LİMİTED ŞİRKETİ isimli tüzel kişiler aracılığıyla Türkiye'ye ithal ettiğini fakat buna ilişkin yazılan müzekkerelere rağmen Gümrük kayıtlarına ulaşılamadığı, bahsi geçen şirketlerin ... Pazarlama ... ve ... ...'ın ticaret tescil tarihlerinin 2012 yılı olduğu, davaya konu markanın tescil tarihi ise 2003 yılı olduğu, her ne kadar markanın ilk tescilini yaptıran dava dışı ...markanın ilk sahibinin davacı olduğunu belirtmiş ise de dava konusunun gerçek hak sahipliğine ilişkin hükümsüzlük değil, kötüniyetli hükümsüzlük talebi olduğu, markanın tescil tarihi ile dava tarihi arasında yaklaşık 16 yıllık süre geçtiği, davacının bu süre zarfında dava dışı ...'ın markayı kendi adıyla tescil ettirdiğini ve daha sonra dava dışı ...'a devrettiğini bildiği veya bilmesi gerektiği, zira dava dışı ...'ın davacı ile ticari faaliyette de bulunduğu, davacı tarafından ...markasının ...'de tescili için 13/11/2003 tarihinde başvuruda bulunduğu, başvurunun askıya alındığı daha sonra 25/12/2007 tarihinde 3. Sınıfta tescilinin sağlandığı, davacının halihazırda markanın tescilli sahibi olduğu, davacının ... tescil başvuru tarihinin 13/11/2003 yılı olduğu, davamıza konu markanın başvuru tarihinin ise 28/02/2003 tarihi olduğu, kaldı ki tescil bakımından ülkesellik ilkesi gereğince davacının ... Marka tescilinin Türkiye'de de öncelik hakkı sağlamayacağı, dosya içerisindeki belgeler, dinlenen tanık beyanları değerlendirildiğinde esasen ...ibaresinin ilk yaratanın davacı olduğu yönünde kanaat oluşmuş ise bile davaya konu markanın kötüniyetli tescil edildiğine dair dosyaya hiçbir delil sunulmadığı, asıl olanın iyiniyet olduğu, kötüniyeti iddia edenin bunu ispat etmesi gerektiği, kaldı ki davaya konu markanın Türkiye'de bilen davacının 16 yıl boyunca bu duruma sessiz kalması bu süre zarfında markayı tescil ettirip kullanan dava dışı 3. Kişiler ve davalı şirketin bu marka ile ilgili yatırımlar yapması ticari faaliyetlerde bulunması karşısında, marka tescili kötüniyetli olsa dahi yaklaşık 16 yıldır bu duruma sessiz kalan ve davaya konu marka tescilinden haberdar olan veya olması gereken davacının bu süre sonunda işbu davayı açmasının da iyiniyetli olmayacağı Medeni Kanun 2. Maddesi uyarınca "herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." denilmek suretiyle kötüniyetin korunamayacağı, kötüniyetli olarak dava açanların karşı tarafın kötüniyetli olduğu iddiasına da dayanamayacağı, bu şekilde hem kötüniyetli tescilin ispatlanamamış olması, hemde tescil tarihi ile dava tarihi arasında 16 yıllık süre geçmesi nedeniyle kötüniyet iddiasının ileri sürülemeyeceği anlaşıldığından davanın reddine," karar verilmiştir.
İSTİNAF:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın gerekçesinde uzun süre sessiz kalma nedeniyle davacı müvekkilin hükümsüzlük talebinin Medeni Kanunun 2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilerek reddedildiğini, ancak davacı müvekkilin marka hakkına tecavüz fiiline karşı sessiz kalmadığını, uzun süre sessiz kalma nedeniyle hak kaybı prensibinin iyi niyetli üçüncü kişileri korumaya yönelik olduğunu, huzurdaki davada ise kötü niyetli bir olaylar silsilesi bulunduğunu, davacı müvekkilin Türkiye’de haksız üretilen ve satılan “...” ibareli ürünlerin marka hakkına tecavüz teşkil etmesi sebebiyle Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na 2015/5048 soruşturma numarasıyla şikayette bulunduğunu, ilgili ürünlerin toplatılmasını ve ilgililerin cezalandırılmasını talep ettiğini, davalıların kötü niyetli bir şekilde Türkiye’de marka hakkı sahibi olması nedeniyle soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, bu hususların mahkemece dikkate alınmadığını, ihtilafa konu markaların Türkiye Patent Enstitüsü nezdindeki ilk tescilini sağlayan ...'ın dava kapsamında verdiği beyanlarında markanın davacı müvekkile ait olduğunu bilmesine rağmen kendi adına tescil ettirdiğini, tanığın distribütörlük yetkisini, marka başvurularını ve logonun davacı müvekkilce profesyonel tasarımcılara yaptırıldığını bildiğini, bu durumun kötü niyetli bir davranış teşkil ettiğini, dava dosyasına sunulan birçok delilin değerlendirilmediğini, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde mukim şirketçe Türkiye'ye ithal edilen ... ibareli kozmetik ürünlerinin siparişine ve dava dışı ... tarafından gönderilen ödemelere ilişkin fatura ve dekontların dikkate alınmadığını, davacı müvekkilin Amerika Birleşik Devletleri'nde yaptığı marka tescil başvurusunun 2003 yılında gerçekleştiğini, kozmetik ürünler için üniversitelerle işbirliği yapılarak uzun süreli çalışmalar yürütüldüğünü, ...'deki tescil sürecinin uzun ve zor olması nedeniyle tescil koruma tarihinin Türkiye'deki tescilden sonraki döneme denk gelmesinin normal olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:
Davalı vekili istinaf cevap dilekçesinde özetle;
Mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının istinaf talebinin reddi ile mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir.
Mahkemenin 28.11.2023 tarihli istinaf değerlendirme kararı; mahkemece verilen 28/11/2023 tarihli karar davacı vekili tarafından 01.02.2024 tarihinde istinaf edildiğini, istinaf harçları yatırılmadığını ve istinaf harçlarının yatırılması için davacı vekiline bir haftalık kesin süre verildiği, bu süre zarfında istinaf harçlarının tamamlanmadığından davacı vekilinin mahkeme kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; İstinaf başvuru dilekçesinin Av. ... tarafından mahkemeye sunulduğunu, ancak harç muhtırasının taraflarına tebliğ olduğunu, UYAP üzerinden yapılan incelemede dosyada tebligatın üzerine gelindiğinde de Av. ...'ın adı gözüktüğünü, dosya karara çıktıktan sonra dosyayı takip eden iki avukat olarak iş paylaşımı yaptıklarını ve bu paylaşım sonucunda işbu dosya ile Av. ... ilgilendiğini, karardan sonra sağlık nedenleri sebebiyle dosyanın tarafınca takip edilemediğini, muhtıranın kendisine gönderilmesinde müvekkilinin hak kaybına sebebiyet verildiğini belirterek eksik harç muhtırasının istinaf dilekçesi sunan avukata gönderilmesi gerektiğinden istinaf başvuru değerlendirme kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
Dairemizin 13/09/2024 günlü EK Kararında; "HMK 344. Madde gereğince çıkarılan muhtıra ile verilen kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, muhtıranın usulüne uygun düzenlenmesi ve usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olması gerektiği, Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, muhtırada yapılması gereken işlemin ne olduğunun açıkça ve ilgili tarafın yanılmasına neden olmayacak biçimde gösterilmesi, bu açıdan ikmal edilecek harç ya da giderin miktarı ve yatırılma merci ve süresi, bunun yapılmamasının sonuçlarının net biçimde açıklanması gerektiği, somut olaydaki gibi “dosyaya yatırılması” şeklindeki ifade tarafın yanılmasına neden olabileceğinden, bu ifadeyi taşıyan muhtıranın geçersiz olacağı, yatırma yerinin tereddüte yol açmayacak şekilde mahkeme veznesi olarak gösterilmesi gerektiği, bu yönü ile muhtıranın geçerli şartları taşımadığı, ayrıca istinaf başvurusunda bulunan vekil yerine diğer vekile tebligat yapılmasının, muhtırada farklı vekil, tebliğ zarfında farklı vekil isminin yer almasının da tebliğin usulüne uygun olmadığını gösterdiği, her ne kadar mahkemece istinaf başvurusu süreden reddedilmiş ise de, usulüne uygun bir muhtıra olmadığından süre başlamayacağından, muhtıranın bu şekilde usulüne uygun olmadığının tespiti karşısında mahkemece "istinaf kanun yoluna başvurma talebinin, yapılmamış sayılmasına" şeklinde verilen ek karara karşı istinaf başvurusunun kabulüne ve ek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davada; ... numaralı ".... + ŞEKİL" markasının 03,26,35 sınıflarda, davalı adına tescilli olduğu, markanın kötüniyetli tescil sebebiyle hükümsüzlüğünün talep edildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
29/09/2021 tarihli bilirkişi raporunda;" huzurdaki davaya konu ... nolu kelime + şekil markası dava dışı ..., Halkla İlişkiler Reklamcılık Prodüksiyon…… Ltd. Şti. adına 03.26.35 mal ve hizmet sınıflarında 28.02.2003 tarihinde tescili yapıldığı, adı geçen şirketin tasfiye sürecine girmesi üzerin şirketin ortağı ...’a İstanbul .... Noterliği’nde ... yev. No ile yapılan devir sözleşmesi ile 08.12.2010 tarihinde devredildiği, dava dışı ...marka üzerindeki hakkını 23.05.2011 tarihinde .... Noterliği’nde yapılan ... yev. Nolu devir sözleşmesi ile ...’a devrettiği, ... da .... Noterliği’nde 21 Ağustos 2014 tarihinde yapılan devir sözleşmesi ile marka üzerindeki hakkını davalı..... ŞTİ.’ye devrettiği ve devrin 20.12.2017 tarihinde TPMK’ya bildirildiği, üzerine tedbir konulan ve davalıya ait aşağıdaki markaların da .... Noterliği’nde yapılan devir sözleşmesi ile davalıya devredildiği, ... nolu , ... nolu, ... nolu , ... nolu davacı ... de ...esas unsurlu marka için ... marka ofisine 13.11.2003 tarihinde başvurmuş ise de bu başvuru 01.10.2004 tarihinde terk ettiği, davacı davaya konu ...markasını ... marka ofisine 21.06.2006 tarihinde başvurmuş ve önceki başvurusunu yenilemiştir. 2006 tarihli başvurusunda sadece 3. Emtia sınıfında kozmetik ürünleri koruma altına aldığı, huzurdaki davaya konu markaları davalıya devreden ... davacının markasını aktif hale getirdiği Haziran 2006 yılında .... ŞTİ. 16.10.2006 tarihinde kurulduğu ve kurulan şirketin yüzde 50 ortağı da ... olduğu, şirketin ticaret unvanında yer alan ... ayırt edici eki davaya konu ...markasının okunuşu olduğu, ...kelimesi marka olarak tescil edildiği emtia ve hizmte sınıflarında yüksek ayırt ediciliği bulunan bir kelimedir. Hal böyle iken 2006 yılında .... ŞTİ. nin ayırt edici ekinin ... olması hayatın olağan akışına aykırı olduğu, zira davaya konu markası dava dışı ..., ....... ŞTİ. adına 2003 yılında başvurusu yapıldığını, bu markanın ... a devri 23.05.2011 tarihinde olduğunu, ... ayırt ediciliği son derece yüksek olan bu markanın okunuşunu kurduğu şirketin ticaret unvanına ayırt edici ek olarak 2006 yılında aldığı, ... 2006 yılında davaya konu markanın esas unsurunu içeren ... ibareli şirket kuruyor ancak o dönemde davaya konu ... nolu marka üzerinde hak sahipliğini 23.05.2011 tarihinde devir yolu ile elde ettiği, davaya konu ...esas unsurlu diğer dört markanın tescil tarihleri de 2011 yılında olduğu, ... nolu , ... nolu , bu iki marka ... tarafından devir sözleşmesinin ertesi günü TPMK ya tescil başvurusu yapıldığı, ... nolu , markanın tescil başvurusu devirden sonraki bir ay içinde yani 24.06.2011 tarihinde yapılmıştır. ... nolu nolu markanın tescil başvurusu da aynı yıl içinde devirden yaklaşık beş ay sonra 04.11.2011 tarihinde yapıldığı, davalı ....... ŞTİ. ticaret sicil kayıtlarına göre 30.03.2011 tarihinde kurulmuş ve ortakları arasında ... bulunmamaktadır.
Davaya konu marka üzerinde hak sahipliğini 21 Ağustos 2014 tarihinde ... dan devir yolu ile elde ettiği, ... ile davalı ...... ŞTİ. arasında 2014 yılı öncesine dayanan bir organik bağ olup olmadığı ticaret sicil kayıtlarından ve dosyadaki bilgi ve belgelerden tarafımızca tespit edilemediği, davacının Türkiye sınırları içinde tescil ile kazanılmış bir marka hakkı bulunmadığını, davacı ...markasının gerçek hak sahibi olduğunu iddia ediyorsa da bu iddiasını dosyadaki bilgi ve belgelerden tespit edilemediği, ... ile davacı arasındaki ilişkinin niteliği ve adı geçen şahsın kötü niyetli olup olmadığının tespiti gerekiyor ise de belirtmek gerekir ki davacının Türkiye de tescilli bir markası bulunmadığı, davacının hükümsüzlüğünü talep ettiği ... nolu marka tescili davacının ... deki tescilinden de önce olduğu, davacının iddiası doğrultusunda dava dışı ... tarafından tescili yapılan ..., ..., ..., ... Nolu markaları tescil ettirerek davacının marka tesciline engel olduğuna yönelik iddiasının dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılamadığı, somut olayda ... tarafından 2011 yılında ...markasının davacıya ait olduğunu bile bile daha sonra ..., ..., ..., ... Nolu markaları tescil ettirerek TTK m. 18/2 gibi basiretli bir tacir gibi davranmadığını iddia eden davacının bunu ispat etmesi gerektiği, aynı sektörde faaliyet gösteren davacı ile ... arasındaki ticari ilişki sebebiyle, dava dışı ... ın 2011 yılında markaları kendi adına tescil ettirmesi kötü niyetin varlığına karine olmakta ise de bu yorumun çıkartılabilmesi için davacı ile ... arasındaki ilişkinin niteliğinin delillerle ispat edilmesi gerektiği, huzurdaki davada davalı....... ŞTİ. nin davacı ve dava dışı ... arasında organik bir bağ tespit edilememekle birlikte davalının da TTK M. 18/2 uyarınca basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunduğu, davacının TTK m. 18/2 uyarınca davalı .... ŞTİ. nin kötü niyetli olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığından davacının davalının kötü niyetini ispat etmesi gerektiği" belirtilmiştir.
09/10/2023 tarihli bilirkişi Ek raporunda; "davaya konu ... nolu markanın davacı tarafından gerçek hak sahipliğine ilişkin dosyada bilgi ve belge bulunmadığından SMK m. 6/3 koşullarının oluşmadığı, davacının 5 yıldan fazla bir süredir sessiz kaldığı, davacının kötü niyet iddiasının mahkemenin takdirinde olduğu" belirtilmiştir.
Mahkemece tanıklar dinlenmiştir.
Davacı Tanığı ...beyanı;" Ben gazeteciyim davacının da gazeteci olması nedeniyle tanışıyorum. Davacı aynı zamanda sağlık muhabiri olduğu için Amerikada araştırmalar yapmış ve bu araştırmalar neticesinde ... isimli ürün geliştirmiş kendisi Amerikada yaşaması nedeniyle bana bu ürünün Türkiye' deki satış ve temsil yetkisini 2003 yılında Amerikaya gittiğimde konuştuk bu konuşma neticesi bana verdi bende bunun üzerine Türkiye'ye döndüğümde başkaları tarafından tescil edilmemesi için TPMK ya müracaat ederek ... numarası ile kendi adıma tescil ettirdim, fakat ben işlerim nedeniyle bu ürünün satışı ile çok fazla ilgilenemedim daha sonra ...' ın Amerika' dan ...' den alıp ürünü Türkiye' de satmaya başladığını öğrendim. ... de bana sen bu işle uğraşamıyorsun ben de bu işle uğraşıyorum markayı bana devret dedi, yapılan satışlardan sana pay vereceğim deyince bende markayı 2011 yılında ... veya şirketine devrettim. Fakat ... markayı üzerine devraldıktan sonra Amerikadan ...' den mal almayı bırakıp yine aynı isimle farklı farlı ürünler de olmak üzere kendisi Türkiye' de bu ürünü pazarlamaya başlayıp ...' den mal almamaya başladı, ... markasının yaratıcısı ve ürünün gerçek sahibi ...' dir zaten Amerika' da bu isimle onay almıştır, bu olay nedeniyle hem davacı hem de ben maddi ve manevi olarak mağdur edildim benim söyleyeceklerim bundan ibarettir dedi, davacı vekilinin sorusu üzerine tanık ben Amerikaya gittiğimde ... bana sen benim ürünlerimi sat deyince ben de markayı koruma amaçlı olarak ...'e haber vermeden markayı üzerime tescil ettirdim, benim markayı ... devredeceğimden ....' in haberi yoktu, ben ..., ...' in ürünlerini sattığı için güvenerek devrettim"şeklindedir.
Davacı Tanığı ... beyanı: "..., ... markasının logosunu ilk olarak davacı ...'e yaptım, ... o tarihte hem Amerika hem Türkiye' de iş yapıyordu, 90 yı yılların ortaları idi markanın adı ... ben de logosunu tasarladım, ürün saç dökülmesine karşı bir üründü. ... ismini bulan kişi ...' dir, ürünü de ... tasarladı, ben davalıyı ve diğer tanığı da tanımıyorum"şeklindedir.
İstanbul 3. FSHHM nin (12/06/2024 gün, 2021/111 esas 2024/91 karar sayılı dosyasında (önceki mahkeme ve esas numarasının İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/69 Esas sayılı olduğu) davacının ... davalının ... olduğu, dava dilekçesi kapsamında davanın; ... nolu "..." ... nolu "...," ... nolu "...", ... nolu "...", ... nolu"... ...", ... nolu "... ...", markaları ile davacının ... ülkesinde yerleşik "..." markası ile iltibas yaratan markaların tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğü, sicilden terkini, davalının haksız fiilinin/tecavüzün tespiti, önlenilmesi, durdurulması ve hükmün ilanı istemlerini içerdiği görülmüştür.
Davaya konu markaların davalı ... tarafından bu davanın davalısı...Ltd. Şti.'ne devredildiği, davacı tarafça devralan şirkete karşı birleşen işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Birleşen İstanbul 2. FSHHM'nin 2018/368 esas sayılı davada da; ..., ..., ..., ..., ... tescil no ile davalı... Şti. adına tescilli bulunan markaların kötüniyetli olarak tescil edildiğinden bahisle hükümsüzlüğü, ve hükmün ilanının talep edildiği görülmüştür.
Mahkemenin, 11/04/2019 tarihli celsesinde, birleşen İstanbul 2. FSHHM'nin 2018/368 esas sayılı davasının (davacısının ..., davalının .... Şti. olduğu, markanın hükümsüzlüğü istemli) asıl davadan tefriki ile ayrı bir esasa kaydına, birleşen dava yönünden mahkemenin yetkisizliğine, dosyanın talep halinde yetkili İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
İstanbul 3. FSHHM nin (12/06/2024 gün, 2021/111 esas 2024/91 karar sayılı dosyasında (önceki mahkeme ve esas numarasının İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/69 Esas sayılı olduğu) davada, davalı ... yönünden yargılamaya devam edildiği, davacı vekilinin, 27/06/2021 tarihli ıslah talebini içerir dilekçe ile yeni dava dilekçesini sunduğu ve bu kapsamda davacıya ait 2003 yılında ...'de tescil edildiği beyan edilen ''...'' markasının hukuka aykırı yollarla davalı ... tarafından kullanımı ve davalının davacıya ait marka unvanı altında ürettiği iddia edilen sahte ürünleri piyasaya sürmesinden dolayı; davacıya ait markaya yapılan tecavüzün tespiti ile önlenmesini talep ettiği, somut olaya bakıldığında; dosya kapsamındaki yazılı deliller ve emsal mahkeme dosyası kapsamında tespit edildiği üzere, ... nolu kelime + şekil markasının dava dışı ..., .... Şti. adına 03.26.35 mal ve hizmet sınıflarında 28/02/2003 tarihinde tescilinin yapıldığı, adı geçen şirketin tasfiye sürecine girmesi üzerine şirketin ortağı ...’a İstanbul .... Noterliği’nde ... yev. No ile yapılan devir sözleşmesi ile 08/12/2010 tarihinde devredildiği, dava dışı ...'ın marka üzerindeki hakkını 23/05/2011 tarihinde .... Noterliği’nde yapılan ... yev. nolu devir sözleşmesi ile davalı ...’a devrettiği, davalı ...'ın .... Noterliği’nde 21/08/2014 tarihinde yapılan devir sözleşmesi ile marka üzerindeki hakkını .... Şti.’ye devrettiği ve devrin 20/12/2017 tarihinde TPMK’ya bildirildiği, davacının ...'de ...esas unsurlu marka için ... marka ofisine 13/11/2003 tarihinde başvurduğu, bu başvuruyu 01/10/2004 tarihinde terk ettiği, davacının davaya konu ''...'' markası yönünden ... marka ofisine 21/06/2006 tarihinde başvurduğu ve önceki başvurusunu yenilediği, 2006 tarihli başvurusunda sadece 3. emtia sınıfında kozmetik ürünleri koruma altına aldığı, markanın tescil ve kullanım tarihi ile dava tarihi arasında yaklaşık 16 yıllık bir sürenin geçtiği, davacının bu süre zarfında dava dışı ...'ın markayı kendi adıyla tescil ettirdiğini ve daha sonra davalı ...'a devrettiğini bildiği veya bilmesinin gerektiği, bu duruma uzun süre itiraz etmeyen davacı nezdinde sessiz kalma yolu ile hak kaybı ilkesi gereğince huzurdaki davada marka hakkına tecavüz istemini ileri sürmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı, zira davalı ...'ın davacı ile ticari faaliyette bulunduğu, davacı tarafından ''...'' markasının ...'de tescili için 13/11/2003 tarihinde başvuruda bulunulduğu, başvurunun askıya alındığı, 25/12/2007 tarihinde 3. sınıfta tescilinin sağlandığı, davacının ... tescil başvuru tarihinin 13/11/2003 yılı olduğu, davaya konu markanın başvuru tarihinin ise öncesine ait olup 28/02/2003 olduğu gibi tescil bakımından ülkesellik ilkesi gereğince davacının ... marka tescilinin Türkiye'de öncelik hakkı sağlamayacağı saptanmıştır.
Ayrıca davacı tarafça 2005 yılında ... ... isimli şahıs şirketinin Amerika'dan ''...'' ürünlerini ithal ettiği, ...aracılığıyla ilan ettiği, ancak orijinal ürünler yerine kendisinin yurt içinde çeşitli imalathanelerde ürettiği sahte ürünleri satmaya başladığı iddia edilmiş ise de işbu şikayet üzerine başlatılan Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/5048 sayılı soruşturma dosyası kapsamında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu yöndeki davacı iddialarının da dosya kapsamında sübut bulmadığı" gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin 10/09/2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde; müvekkilinin sessiz kalmadığını, tescili yapılan marka ve logosunun müvekkili tarafından bedelini ödeyerek profesyonel tasarımcılara tasarlatıldığını, ...'a distribütörlük yetkisi verildiğini, ... ile ticari ilişkiye dair belgelerin sunulduğunu, 2003 yılında ...'de marka başvurusu yaptığını ve ...ürününün uzun süre üniversiteler ile işbirliği yapılarak geliştirildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır.
Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından, ... numaralı ".... + ŞEKİL" 03,26,35 sınıflarda davalı adına tescilli markasının ve ... nolu "..." ... nolu "...," ... nolu "...", ... nolu "...", ... nolu"... ..." markalarının hükümsüzlüğünün talep ve dava edildiği, marka tescil kayıtlarından ... numaralı ".... + ŞEKİL" markasının ilk önce tanık olarak dinlenen ...tarafından tescil ettirildiği, davacı ile ...'ın, davacının yurt dışında patentli olarak üreteceği, kozmetik ürünlerini Türkiye'de satış ve pazarlamasını yapacağı konusunda sözlü anlaşmalarının bulunduğu, davacının hem ... hem de Türkiye'de işlerinin bulunduğunun tanıklarca beyan edildiği, aradan geçen uzunca bir süreden sonra ...'ın markayı 23/05/2011 tarihinde .... Noterliği’nde yapılan ... yev. nolu devir sözleşmesi ile davalı ...’a devrettiği, davalı ...'ın davaya konu diğer markaları adına tescil ettirdiği ve davacının yurt dışından gönderdiği ürünleri Türkiye'de sattığı ancak bir süre sonra aralarında anlaşmazlık çıktığı ve ticaretlerini sonlandırdıkları, ...'ın .... Noterliği’nde 21/08/2014 tarihinde yapılan devir sözleşmesi ile marka üzerindeki hakkını .... Şti.’ye devrettiği ve devrin 20/12/2017 tarihinde TPMK’ya bildirildiği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından ... aleyhine markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni ve refi talepli olarak açılan davada, mahkemece davacının davalı ...'ın marka tescillerinden ve kullanımlarından haberdar olmamasının beklenemeyeceği, markanın tescil ve kullanım tarihi ile dava tarihi arasında yaklaşık 16 yıllık bir sürenin geçtiği, bu duruma uzun süre itiraz etmeyen davacı nezdinde sessiz kalma yolu ile hak kaybı ilkesi gereğince davada marka hakkına tecavüz istemini ileri sürmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı, zira davalı ...'ın davacı ile ticari faaliyette bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafın aynı olması, davalı ...'ın marka devir silsilesinde yer alması sebebiyle mahkeme tespitlerinin işbu davada delil olarak değerlendirilerek, davacının ... tescil başvuru tarihinin 13/11/2003 yılı olduğu, davaya konu markanın başvuru tarihinin ise öncesine ait olup 28/02/2003 olduğu gibi tescil bakımından ülkesellik ilkesi gereğince davacının ... marka tescilinin Türkiye'de öncelik hakkı sağlamayacağı anlaşılmıştır.
Davacı ile ... arasında yapılan yargılama neticesinde verilen mahkeme kararı içeriği ve tüm dosya kapsamından, ... numaralı ...ibareli markanın ...tarafından tescil işleminin, markanın Türkiye'de kullanılması yönünde davacının bilgisi ve izni ile yapıldığı, ...tarafından, ...'a devir işleminin yine markanın Türkiye'de kullanımı yönünden davacının bilgisi dahilinde yapıldığının anlaşıldığı, dava dışı ... tarafından kendisi adına yapılan diğer marka tescillerinin, kötü niyetli olduğuna dair somut delil bulunmadığı, davacının Türkiye'ye gelip gittiği, işlerini takip ettiği, markanın aradan geçen süre zarfında tescil ettirildiğinden haberdar olmamasının mümkün olmadığı, gerekse davalı...Şirketinin markayı kötüniyetli olarak devraldığına dair delil bulunmadığı, aradan geçen 16 yıllık süre zarfında davacının marka tesciline kayıtsız kaldığı ve hukuki yollara başvurmadığı anlaşılmakla mahkemece davanın reddine karar verilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin .../11/2023 tarih ve 2019/... E., 2023/... K. sayılı kararına karşı davacının vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 06/07/2026