İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinden, marka hükümsüzlüğü davasında ayırt edicilik ve kötü niyet iddialarına yönelik ilk derece kararının istinaf incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının, rakip firmanın tescilli markasının ayırt edicilikten yoksun olduğu ve kötü niyetle tescil edildiği gerekçesiyle hükümsüzlüğünü talep ettiği, davalının ise markasının geçerliliğini ve kendi adına kullanım hakkını savunduğu bir marka hükümsüzlüğü davasına ilişkin istinaf incelemesini ele almaktadır; ilk derece mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak davalı markasının belirli emtialar için vasıf belirtici nitelikte olduğunu ve ayırt edicilikten yoksun bulunduğunu, ancak kötü niyet iddiasının davacı tarafından ispat edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/945 Esas
KARAR NO: 2026/1258
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 06/07/2022
NUMARASI: 2019/147 E. - 2022/114 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/07/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili firmanın 2002 yılından bu yana güzellik sorunlarına etkin ve uzun vadeli çözümler sunan, bitkisel ürünler geliştirerek dünya markaları yaratma hedefine hızla ilerleyen bir firma olduğunu, müvekkilinin adına tescilli 400 kadar marka bulunduğunu, davalı ise müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 2. FSHHM 2019/48 D. İş dosya ile ... sayılı marka ile ilgili olarak tespit yaptırdığını, söz konusu dosyadaki bilirkişi raporuna itirazlarımız sunulduğunu, davalının tescil etmiş olduğu marka herhangi bir ayırt ediciliğe sahip olmayıp ticari alanda vasıf belirtmekte olduğunu, bu nedenle iptal edilmesi gerektiğini, davalı tescil etmiş olduğu markasını kullanmamakta olup piyasada davalı adına böyle bir ürün de bulunmadığını, davalının kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin yurt dışında tescilli markasını Türkiye'de kendi adına tescil ettirdiğini,
Müvekkilinin “... ... ...” markası ile davalı firmanın “... ...” markası benzemediğini, Müvekkilinin esas markası “...” olup,. “...” kelimesi kalite tanımlayıcı bir ibare olup genellikle sarı renkte yazımla ürünün yüksek kaliteli olduğuna vurgu yapılmakta olduğunu “...” kelimesi ... kelimesinin İngilizcesi olup tamamen emtia kavramı içinde olup, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin gıda besin takviyeleri, bitkisel ilaçlar ve kozmetik ürünleri konusunda faaliyet göstermekte olup ilgili markanın gerçek hak sahibi konumunda olduğunu, davacı vekilinin kötü niyetli olduğuna dair iddiaları yersiz olduğunu, müvekkilinin on yılı aşkın süredir konusunda faaliyet göstermekte olup TPMK nezdinde tescilli pek çok markası bulunmakta olduğunu, bunlardan biri de “... ...”dir. “... ...” markalı ürünler sulandırılarak kullanılan bir besin takviyesi niteliğinde olup davacı firmanın kötü niyetli bir şekilde markamızı aynı ürünler için kullandığı görülmektedir. Nitekim durum davacı vekilince bahsedilen bilirkişi raporuyla da tespit edildiğini, Davacının “... ... ...” markası ile müvekkilinin “... ...” markası arasında tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali bulunmakta olduğunu,
Davacının internet sitesi üzerinden yaptığı incelemede davacı ürünlerinin “...” ibaresi içermeden doğrudan “... ...” ibaresiyle satışının yapılmakta olduğunu tespit ettiklerini ortalama tüketici taraf işletmelerinin bağlantılı oldukları intibasına kapılabileceğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; ".... davalı, davalının ... numaralı ... ... markasını 3 ve 5. Sınıflarda, davacının ise... numaralı ... ... ... markasının 29 ve 30. Sınıflarda tescilli olduğu, davalı markasının SMK nın 5. Maddesi kapsamında ayırt edicilik taşımadığı iddiasına yönelik aldırılan bilirkişi raporunda, davalının markasının tescilli olduğu 5. Sınıfta yer alan “İnsan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi amaçlı kimyasal ürünler, kimyasal elementler. Tıbbi ve veterinerlik amaçlı olan ya da olmayan diyet maddeleri; besin takviyeleri, zayıflatıcı ürünler; tıbbi amaçlı bitkiler ve bitkisel içecekler.” emtiaların markaların esas unsurunu oluşturan ... ... ibaresindeki ... kelimesinin Türkçe' de madeni para ve mücevher yapmak için kullanılan değerli parlak kimyasal bir element olduğu, özellikle bir çok gıda takviyesi ürününde ... ibaresinin kullanıldığı, tarafların ortak olarak faaliyet gösterdiği gıda takviyesi sektöründe kalite ve vasıf belirtme amacıyla kullanıldığı yine ... ibaresinin de insan ve hayvanlarda bir tür protein ismi olduğu bu sebeple belirtilen emtialar bakımından ayırt edici olmadığı, tasviri mahiyette olduğu yönünde görüş bildirildiği, konunun uzmanlık gerektiren hususlardan olması sebebiyle iş bu bilirkişi raporunun bu yönüyle hükme esas alındığı, davalı markasının tescilli olduğu 03. Sınıfta yer alan mal ve hizmetler ile 05. Sınıfta yer alıp bilirkişi heyetince tasviri mahiyette olmayan emtialar bakımından davanın reddine karar vermek gerektiği, davacı tarafından aynı zamanda davalı markasının kötü niyetli tescil edildiği iddiası yönünden yapılan değerlendirmede, davacı delil olarak davalının iş bu markayı kullanmadığını, buna rağmen tescilli olarak elinde tuttuğunu belirterek davalının bu şekilde kötü niyetli olduğunu iddia etmiş, Yargıtay'ın sürekli kararlarında da belirtildiği üzere asıl olan iyi niyet olup kötü niyeti iddia edenin ispat etmesi gerekmekte olup, davacı tarafından davalının kötü niyetine ilişkin herhangi bir delil ibraz edilmemiş, davalının markayı kullanıp kullanmadığı hususunun, kullanılmama nedeniyle iptaline ilişkin olup, davacı tarafından buna ilişkin bir talepte bulunulmadığı ayrıca davacının markasının kullanmadığı yönündeki kötü niyet iddiasının da davacı tarafından ispatlanması gerekirken bu durumun da ispatlanamadığı bu sebeple kötü niyetli tescil sebebiyle hükümsüzlük bakımından reddine karar vermek gerektiği, davacı kullanımlarının davalı markasına tecavüz edip etmediği yönünde yapılan değerlendirmede ise aldırılan bilirkişi raporunda davacı ile davalı markalarının neredeyse birebir aynı olduğu ve ortak olarak besin takviyeleri sektöründe kullanıldığı bu sebeple davacı kullanımlarının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği yönünde görüş bildirildiği, bu durumun ortalama tüketici nezdinde karışıklığa sebebiyet vereceği, davacı kullanımında yer alan ... ibaresinin de markaya ayırt edicilik katmadığı yönünde görüş bildirildiği, ... ibaresi eklemiş olmasına rağmen bu durumun ortalama tüketici nezdinde iltibası engellemeyeceği yönünde görüş bildirildiği, ayrıca dosyamız içinde bulunan mahkemenin 2019/48 D.iş sayılı dosyasından aldırılan 18/04/2019 tarihli raporda da davacı kullanımlarının davalı markasına tecavüz teşkil ettiği yönünde görüş bildirildiği bu yöndeki bilirkişi raporları da hükme esas alınmak suretiyle davacı kullanımlarının davalının tescilli ... numaralı ... ... markasında yer alan 03. Sınıftaki emtialar ile 05. Sınıfta yer alan ve tasviri mahiyette olmayan emtialar bakımından tecavüz teşkil ettiği anlaşıldığından, bu yöndeki taleplerin reddine karar verilerek neticeten davanın kısmen kabul kısmen reddine" karar verilmiştir.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Mahkeme kararında bilirkişi raporunu esas aldığını, bilirkişilerin '... ...' ibaresinin 5.sınıftaki sadece bir kısım emtialar için 5 b ve c Maddeleri kapsamında marka vasfında olmadığı tespitinde bulunduklarını, 3.ve 5.sınıfın diğer emtiaları için '... ...' markasının tanımlayıcı olduğu hususunun hiçbir şekilde incelenmediğini, 5.sınıfta ve 3.sınıfta yer alan diğer emtiaların birbirleriyle olan benzerliği göz önüne alınmadığını, ... kozmetik sektörünün hammaddesi olup kozmetik ve ilaç sınıflarını içeren 03 ve 05.sınıf açısından '... ...' markasının marka vasfında olmadığının tespiti yapılması gerektiğini, 03. ve 05. Sınıfın emtiaları son derece yakında olduğunu, Örneğin ... ... markası ilaçlar için bilirkişilere göre ayırt edici fakat gıda takviyeleri veya besin takviyeleri için ayırt edici olmadığını, iki ürünün yani besin takviyesi veya ilaç olup olmadığı ortalama tüketici tarafından ayırt edilmesi dahi zorken bu şekilde son derece yakın emtialar için bilirkişilerin nasıl böyle bir ayırıma gittiği anlaşılamadığını, bilirkişilerin ürün besin takviyesi ise ... ... ibaresi marka vasfında değildir fakat ilaç olarak alındığında böyle bir ilaç markası olabilir dediğini, ürünlerin hepsi eczanelerde satıldığını, bilirkişilerden birisi eczacılık sektöründe çalıştığını, ortalama tüketicinin aldatılması yanlış yönlendirilmesi ve ürün adı ile tekel yaratılması durumunu oluşturacağını, '... ...” markasının 6769 sayılı SMK' nın 5c ve 5b maddeleri kapsamında hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini,
-mahkemeye beyan ettikleri üzere İstanbul Anadolu 2.Fikri Haklar Mahkemesi 2020/261 Esas ve 2022/113 K.sayılı dosyada davalının markayı kullanmamak sebebiyle markanın iptal edildiğini, davalı yurtdışında tescilli markayı kullanım şekli ve logosuna kadar aynen taklit etmiş ve bu taklit isteğine göre de yurtdışındaki firmanın bilgisi olmaksızın tescil ettirmiş olduğunu, yurtdışındaki markaların tescil ettirilip yurtdışı firmanın Türkiye ye gelmesinin beklendiği ve bu şekilde markanın gelen firmaya yüksek fiyatlarda satıldığı bir yöntemde, markaların kişi adına alınmakta yurtdışından gelen firmanın olası piyasaya girmesi durumunda mahkeme kararıyla tedbir talep edilip malları toplanmakta olduğunu, kendisine verilmiş olan zararı yurtdışı firması tazmin etmek istediğinde ise karşısında şirket değil şahıs bulunduğundan tazmini mümkün bulunmadığını, markanın tescili kötü niyetin olduğuna ilişkin en tipik örneklerden biri olup mahkeme tarafından böylesi kötüniyetli bir girişimin ve kullanmama sebebiyle iptal edilen bir markanın kötüniyete esas alınmamasının son derece hatalı bir karar olduğunu,
-Mahkeme tarafından tecavüzün mevcut olmadığı talepleri konusundaki kararının çelişkili olduğunu, Müvekkillerinin ... olarak başlayan onlarca markası bulunduğunu, Müvekkillerinin “... ...” ibaresini ve benzer markaları davalı tarafın tescil tarihinden öncesinden beri kullandığını, Mahkemenin müvekkillerinin mevcut markalarını incelemeden marka vasfında olmayan emtia mahiyetinde bir markayla benzerlik bulunduğu tespitinde bulunduğunu, Marka vasfında olmayan bir markanın yani emtianın '...' ibareli markaları altında yer alması iltibas olarak değerlendirildiğini,
Bilirkişiler birtakım emtialar için hükümsüzlük kanaatlerinde olmalarına rağmen bu sınıftaki emtiaların diğer sınıftaki emtialarla iltbası noktasında dahi inceleme yapmadıklarını, Bilirkişilerin hem '... ...' markasının bir takım emtialar için hükümsüz kılınması kanaatinde olup hem de benzerlik tespitleri hukuk mantığıyla bağdaşmadığını, Mahkeme tarafından '... ...' ibaresinin tasviri mahiyette bulunması sebebiyle kısmen de olsa hükümsüzlük kararı verilmesine rağmen tecavüzün olmadığı taleplerinin aksi yönünde böylesi bir karar vermesi son derece çelişkili olduğunu, kullanmama nedeniyle davalının markası iptal edilmiş olup hem iptal edilen hem hükümsüz kılınan “... ...” Markasının müvekkillerinin markasıyla nasıl bir tecavüz oluşturacağı anlaşılamadığını,
-Karardan anlaşılacağı üzere tasviri mahiyette olan emtialar bakımından tecavüz teşkil etmediğini, bu sebeple tecavüzün olmadığı şeklindeki taleplerinin kısmen kabul edildiğinden davacı vekili olarak tarafıma vekil ücreti takdir edilmesi gerektiğini bu nedenle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-müvekkili adına tescilli ... numaralı ... ... markasının 5. Sınıfta tescilli ''insan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi amaçlı kimyasal ürünler, kimyasal elementler, tıbbi ve veterinerlik amaçlı olan ya da olmayan diyet maddeleri; besin takviyeleri, zayıflatıcı ürünler, tıbbi amaçlı bitkiler ve bitkisel içecekler'' bakımından SMK m. 5 gereği ayırt edicilik taşımadığından kısmen hükümsüzlüğüne karar vermiş ise de bu karar hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda müvekkiline ait ''... ...'' markasının ... ve ... kelimelerini ayırarak incelemede bulunulduğunu, ''...'' olan İngilizce terim ise ''...'' olarak Türkçe anlamı üzerinden değerlendirildiğini, esasen dava konusu marka ''... ...'' olup bir bütünlük içerdiğinden, değerlendirmenin bu şekilde yapılması gerektiğini,
-Küresel marka veri tabanı araştırma sonucu çıktılarına bakıldığında dava konusu markanın dünya üzerinde tescilinin bulunduğu ve bu tescillerin 3 ve 5. Sınıfta olduğunu,
Dünya üzerinde tescili sağlanan müvekkiline ait markanın Türk Patent Enstitüsü nezdinde 03 ve 05 sınıflarda yer alan emtialar için başvurusu yapıldığını ve Türk Patent Enstitüsü nezdinde yapılan başvuru sonucu kapsamlı bir değerlendirmeden geçerek tescil işlemi sağlandığını, Yerleşik Yargıtay İçtihatlarında görüldüğü üzere, yabancı dildeki işaretlerin ayırt edici olup olmadığına ilişkin yapılan değerlendirmede, o işaretin Türkiye’deki bilinirliğinin ölçütü, ortalama tüketicinin algısı, o işaretin kullanım sıklığı önem arz ettiğini, ilgili tüketici kitlesi tarafından bilinme ve ilgili sektörde tanımlayıcı anlamıyla kullanılma durumunun göz önünde bulundurulmadığını, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava, Davalının ... tescil no.lu ... ... markasının SMK 5 maddesinin b ve c bendi gereğince ayırt edici niteliği sahip olmaması ve vasıf ve tür belirtilmesi ve kötü niyetli tescil nedeniyle hükümsüzlüğü ile davacının... tescil no.lu ... ... ... markası ile benzer olmadığının tespiti ve kararın ilanı olduğu anlaşılmıştır.
Mahkeme dosyasından aldırılan 08/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak: Dosya ve internet üzerinde yapılan araştırmalar bütünlük oluşturacak şekilde değerlendirildiğinde; Davacı tarafın dilekçesinde belirttiği https://www,...-....com internet sitesinde tespite konu “... ...” ürünün görseliyle birlikte 27.08.2011 tarihli alt arşiv sayfası kaydında tanıtıldığı tespit edildiği, dosyaya konu “... ...” markasının ve benzer ürünün Davalı tarafın tescil tarihinden önce kullanımda olduğu anlaşıldığı,
Davacıya ait bu kullanımın Davalı tarafından tescil edilen “... ...” ibareli tescilli marka için hükümsüzlük şartlarının karşılanıp karşılamadığının takdiri sayın mahkemede olduğuna dair raporunu sunmuşlardır.
Mahkeme dosyasından aldırılan 10/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak: davalı adına ... sayılı ile tescilli “... ...” markasının 5. Sınıfta yer alan “İnsan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi amaçlı kimyasal ürünler, kimyasal elementler. Tıbbi ve veterinerlik amaçlı olan ya da olmayan diyet maddeleri; besin takviyeleri, zayıflatıcı ürünler; tıbbi amaçlı bitkiler ve bitkisel içecekler.” mal ve hizmetleriyle sınırlı olmak üzere: 6769 sayılı SMK m. 5/c kapsamında kaldığı ve tasviri mahiyette olduğu; 6769 sayılı SMK m. 5/b kapsamında kaldığı ve ayırt edici olmadığına dair raporunu sunmuşlardır.
Davalı adına tescilli ... numaralı ... ... markasının 03. ve 05. Sınıflarda tescilli olduğu, davacı adına tescilli... numaralı ... ... ... markasının 29 ve 30. Sınıflarda tescili olduğu anlaşılmıştır.
Davacı istinaf istemine ilişkin olarak;
Davalı adına tescilli ... sayılı ... ... markasının 5. Sınıfta yer alan “İnsan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi amaçlı kimyasal ürünler, kimyasal elementler. Tıbbi ve veterinerlik amaçlı olan ya da olmayan diyet maddeleri; besin takviyeleri, zayıflatıcı ürünler; tıbbi amaçlı bitkiler ve bitkisel içecekler.” emtiaları yönünden SMK ' nın 5/c kapsamında kaldığı ve tasviri mahiyette olduğu ayrıca 5/b kapsamında kalıp ayırt edici olmadığı yönünde bilirkişi raporunda görüş bildirildiği, “...” ibaresi insan ve hayvanlarda bulunan bir tür proteinin adı olduğu ve “...” ibaresi (tarafların faaliyet gösterdikleri sektörde) kalite ve vasıf belirtme amacıyla da kullanılabildiği, bütüncül olarak değerlendirildiğinde ... ibaresinin tasviri mahiyetteki ... ibaresine eklenmesinin tasviri mahiyeti değiştirmediği bu nedenle SMK ' nın 5/c ve 5/b maddesi kapsamına göre hükümsüzlük kararı verilmesinde aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafça markaların benzer olduğu ve davalının tescilinin kötüniyetli olduğu ileri sürülmüş olup, "Tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı bir şekilde kullanılması yoluyla, başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuru ve tescilleri kötüniyetli marka tescili olarak kabul edilmelidir."(Y.11.H.D. 01.12.2011 T, 2010/4126 e. 2011/16279 k.). Yargıtay 11. HD'nin 13/02/2019 gün 2017/3943 E, 2019/1154 Karar sayılı kararında; "...Kabule göre, Mahkemece davalı marka başvurusunun kötüniyetli olduğu gerekçesiyle de davanın kabulüne karar verilmiş ise de; bir markanın kötü niyetle tescil ettirilmesi hali, mülga 556 sayılı KHK’da açıkça bir hükümsüzlük sebebi olarak sayılmamış ise de, MK 2. maddesinden hareketle, Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda kötü niyetle marka başvurusu bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. Ayrıca buna gerek ve ihtiyaç da bulunmamaktadır. Bu bağlamda, KHK’nın 8/3 maddesi uyarınca önceye dayalı hakkın ihlali, KHK’nın 8/4.maddesi veya Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markanın aynısı veya benzerinin tescil ettirilmesi gibi hususlar tek başına kötü niyetli başvuru olarak görülemez.
Son olarak kötüniyet iddiasına dayalı hükümsüzlük talebi tetkik edildiğinde, kötüniyetli marka başvurusu hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması olarak tanımlanmakta olup TMK'nın 3. maddesi gereğince asıl olan iyi niyetin varlığı olduğundan aksinin davacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Ancak dosya kapsamında davalının marka başvurusunda kötüniyetli olduğunu ve SMK'nın 6/9. maddesine dayalı hükümsüzlük hâlinin sübut bulduğunu gösterir ispata elverişli somut delillerin bulunmadığı, davalının markasını henüz kullanmadığını beyan etmesinin ve İstanbul Anadolu 2.Fikri Haklar Mahkemesi 2020/261 Esas ve 2022/113 K.sayılı dosyada davalının markayı kullanmamak sebebiyle markanın iptal edilmesinin tek başına yedekleme yapıldığı yönünde kabul edilemeyeceği bu nedenle kötüniyetli tescil talebinini reddine karar verilmesinde aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davalının dava konusu markasının, İstanbul Anadolu 2.Fikri Haklar Mahkemesi 2020/261 Esas ve 2022/113 K.sayılı dosyada davalının markayı kullanmamak sebebiyle markanın iptal edildiği, kararın kesinleştiği, ancak hükümsüzlük kararının geçmişe etkili sonuç doğurması nedeniyle, davanın konusuz kalmadığı anlaşılmıştır.
Davacı taraf, davacı markasının davalı tarafın markasına tecavüz oluşturmadığının tespitini istediği, buna göre markanın kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmiş olması, hükümsüzlük kararının geçmişi etkili olması nedeniyle ve taraflara ait markaların fonetik açıdan (telaffuz açısından) kıyaslandığında da taraf markalarının “... ...” ibaresini ortak olarak içermekle birlikte, davacının markasının "... ... ..." olup, bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiği, her iki kelimenin de esaslı unsur olduğu, davalı markası ile ortak unsur olan “...” ibaresinin yarattığı benzerliğin, davacının markasında ek olarak "..." ibaresinin alınması ile “... ... ...” markasının "... ..." markası ile farklılaştığı bu nedenle benzer olmadıkları, bu nedenle davacının markasının, davalının marka hakkına tecavüz oluşturmadığı anlaşılmakla davacının bu konudaki istinaf isteminin kabulünün gerektiği anlaşılmıştır.
Davalı istinaf istemine ilişkin olarak; Davalı adına tescilli ... sayılı ... ... markasının 5. Sınıfta yer alan “İnsan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tibbi amaçlı kimyasal ürünler, kimyasal elementler. Tıbbi ve veterinerlik amaçlı olan ya da olmayan diyet maddeleri; besin takviyeleri, zayıflatıcı ürünler; tıbbi amaçlı bitkiler ve bitkisel içecekler.” emtiaları yönünden SMK ' nın 5/c kapsamında kaldığı ve tasviri mahiyette olduğu ayrıca 5/b kapsamında kalıp ayırt edici olmadığı yönünde bilirkişi raporunda görüş bildirildiği, “...” ibaresi insan ve hayvanlarda bulunan bir tür proteinin adı olduğu ve “...” ibaresi (tarafların faaliyet gösterdikleri sektörde) kalite ve vasıf belirtme amacıyla da kullanılabildiği, bütüncül olarak değerlendirildiğinde ... ibaresinin tasviri mahiyetteki ... ibaresine eklenmesinin tasviri mahiyeti değiştirmediği bu nedenle SMK'nın 5/c ve 5/b maddesi kapsamına göre hükümsüzlük kararı verilmesinde aykırılık bulunmadığı bu nedenle davalının istinaf isteminin reddinin gerektiği anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile, kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,
2- İstanbul Anadolu .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin .../07/2022 tarih, 2019/... E., 2022/... K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,
3- Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile, davalı adına tescilli ... numaralı ... ... markasının 5. Sınıfta tescilli "insan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi amaçlı kimyasal ürünler, kimyasal elementler, tıbbi ve veterinerlik amaçlı olan yada olmayan diyet maddeleri; besin takviyeleri, zayıflatıcı ürünler, tıbbi amaçlı bitkiler ve bitkisel içecekler" bakımından kısmen hükümsüzlüğüne, fazlaya ilişkin hükümsüzlük talebinin reddine,
Davacı markasının, davalı ... ... markasına tecavüz teşkil etmediğinini tespitine,
4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubu ile 687,60 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
4/b-Davacılar vekiline kabul edilen hükümsüzlük davası yönünden: davanın kabul edilen kısmı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiline davacılara ödenmesine,
4/c-Davalı vekiline red edilen hükümsüzlük davası yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan müteselsilen tahsili ile davalıya verilmesine,
4/ç-Davacı vekiline kabul edilen marka hakkına tecavüz olmadığının tespiti davası yönünden: davanın kabul edilen kısmı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiline davacıya ödenmesine,
4/d-Davacı tarafından yapılan 44,40 TL harç, 300,00 TL tebligat ve müzekkere, 3.200,00 TL bilirkişi masrafları olmak üzere toplam 3.544,40 TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre 2/3 'si olan 2.362,93 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacılar tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
5/b-İstinaf yargılaması için davacılar tarafından yapılan 2.338,80 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 738,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 3.076,80 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacılara verilmesine,
5/c-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından peşin alınan 427,00 TL'nin mahsubu ile 305,00 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
5/ç-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5/d-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 06/07/2026