Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ile silahlı terör örgütü üyeliği suçundan savunma hakkı kısıtlaması bozma kararının Yargıtay 3. Ceza Dairesince değerlendirilmesi.
Özet: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkum olan sanığın ByLock kullanıcısı olduğu ve örgütsel faaliyetlere katıldığı tespitlerine dayanarak, 3. Ceza Dairesinin sanığın savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle verdiği bozma kararına itiraz etmiştir; Başsavcılık itirazında, son celsede müdafiinin hazır bulunarak savunma yaptığı ve sanığın kendisinin davanın uzamasını istemediği yönündeki beyanı üzerine süre talebinden vazgeçildiği için savunma hakkı ihlali bulunmadığını, dolayısıyla yargılamanın usulüne uygun olduğunu savunmuştur.
3. Ceza Dairesi         2025/7837 E.  ,  2025/30007 K.
"İçtihat Metni"

İTİRAZA KONU KARAR : Yargıtay 3. Ceza Dairesi

SAYISI : 2022/36787 E., 2025/21387 K.
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2020/845 E., 2021/896 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2017/213 E., 2020/43 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11.09.2025 tarih ve 2022/36787 esas, 2025/21387 sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.11.2025 tarihli ve 3- 2021/84355 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.11.2025 tarihli ve 3- 2021/84355 sayılı itirazı;
" 1999 yılından kapatıldığı tarihlere değin örgüte müzahir ... şubelerinde bankacı olarak çalışan sanığın ... ID numaralı örgüte müzahir ByLock uygulamasının kullanıcısı olduğu, kullanıcı adının ikamet ettiği .... ilinin plaka koduna uyumlu olarak "..." şeklinde olduğu, şifresinin çocuğu olan ... ismiyle uyumlu bulunduğu, ByLock adının gerçek ismine uygun şekilde "..." olduğu, ByLock listesinde ekli bulunan ... ID numaralı ByLock kullanıcısının sanığa gerçek ismine uyumlu olarak ".... Hanım" ismini vermiş olduğu, kişi listesinde yine sanık gibi ...isimli ...'nın ... şubesinde çalışan kişinin ekli olduğu hususlarının görüldüğü, bu kapsamda ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının sanığa aidiyeti hususunda herhangi bir şüphe bulunmadığı, bu kabulü doğrulayacak şekilde sanığa ait telefon numarasının .... ve .... kayıtlarının birbiriyle uyumlu olduğu, yine tanık ...'ın beyanında; "Sanığın Antalya'da kaldığı örgüt evine gidip geldiğini, eve gelerek kendilerini kontrol ettiğini, evdeki sohbetleri organize ettiğini, seçimlerde hangi partiye oy verileceği yönünde evdeki kişilere beyanlarda bulunduğunu, sanığın üniversitedeki bayanlardan sorumlu olduğunu" beyan ettiği, bu şekilde örgütsel haberleşme programı ByLock kullanıcısı olma ve örgüt evlerindeki örgütsel sohbet toplantılarını organize etme şeklinde gerçekleşen ve örgütsel faaliyet olarak kabul edilen bu eylemlerinin, sanığın örgüt hiyerarşisine organik bağ ile dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk içerdiği, üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun oluştuğu anlaşılmıştır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından "Kovuşturma aşamasında yapılan yargılamada sanığın ilk altı celse müdafii olmadan yargılandığı, 13.02.2020 tarihli son celsede sanık müdafiinin duruşmaya katılarak savunmasını hazırlamak için süre talep etmesine rağmen hüküm kurulmuş olduğunun anlaşılması karşısında; sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak ve bu hakkın kullanılmasını etkisiz kılacak şekilde ek süre verilmeyerek CMK’nın 176/4, 190/2. ve 216. maddelerine muhalefet edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması" şeklinde gerekçe gösterilerek usul yönünden bozma kararı verilmişse de; ilk 6 celse boyunca mevcut olmayan sanık müdafiinin 13.02.2020 tarihli son celsede hazır bulunduğu, bu celsede sanığın ByLock programına ilişkin ayrıntılı savunmasının alındığı ve 4. celsede verilen esas hakkındaki mütalaaya karşı diyeceklerinin sorulduğu, sanığın dosyanın esası hakkında savunmada bulunduğu, sanık müdafii tarafından ise esas hakkında savunmada bulunmak üzere süre istendiği, bunun üzerine sanığın bu durumu kabul etmeyerek davanın stresini daha fazla yaşamak istemediğini ve hakkında bir an önce hüküm kurulmasını istediğini beyan etmesinin ardından sanık müdafiinin süre talebinden vazgeçerek esas hakkında savunmada bulunduğu görülmüştür. Dolayısıyla, mevcut durumda sanığın, hakkında bir an önce hüküm kurulmasını talep etmesi nedeniyle son celsede hazır bulunan sanık müdafii tarafından dosyanın esası yönünden savunmada bulunulduğundan, savunma hakkının kısıtlanması söz konusu değildir"
Talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.11.2014 tarihli ve 338-355 sayılı, 09.10.2024 tarihli ve 337-297 sayılı, 06.06.2024 tarihli ve 390-166 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; CMK'nın 150 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada bir müdafi görevlendirmek zorunludur. Sanığın hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı geçerli bir nedene dayanmadan reddetse dahi iddia ve yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırı beş yıldan fazla olması halinde zorunlu müdafii uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı olarak kabul edilecektir.
Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden; niteliği gereği CMK'nın 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile Anayasa'nın 36 ve İHAS' nin altıncı maddesinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesi ve savunma hakkının korunmasının sağlanması bakımından sanığın zorunlu müdafi desteğinden faydalanması gerekmekle; zorunlu müdafilikte, isnat edilen suçun önemi karşısında, savunmanın desteklenmesi amacıyla sanığın lehine getirilmiş bir durum olup demokratik toplumun bir gereği olarak sanığın hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.
Somut olay değerlendirildiğinde ilk derece yargılamasında sanığın ilk 6 celse müdafii olmadan yargılandığı, bu süreçte sanığın sorgusu da dahil olmak üzere esaslı işlerin tamamının müdafii olmadan yapıldığı, 6 ncı celsede sanığa resen müdafii atanması için karar verildiği ve 13.02.2020 tarihli 7. ve son celsede ise sanığa zorunlu müdafi atandığı, sanık müdafiinin dosyaya son aşamada katıldığını ve savunma hazırlamak için süre talep ettiğini beyan etmesine karşın, sanığın söz alarak süre verilmesini istemeyip karar verilmesini talep etmiş olduğu anlaşılmışsa da; suçun niteliği gereği sanığın kendini müdafii aracılığı ile etkin şekilde savunma hakkının sağlanması açısında sanık müdafiine süre verilerek dosyanın esası hakkında sanığa hukuki yardımda bulunmasının sağlanması gerekirken adil yargılanma hakkı ihlal edilecek şekilde karar verilmesi hukuka uygun değildir. Kaldı ki sanığa isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılamada CMK'nın 147 nci maddesi gereği yasal hakları ayrıntılı olarak hatırlatılmak suretiyle savunmasının müdafii eşliğinde alınması zorunlu olduğu halde sanığın müdafii olmadan ilk celse savunması alınarak usulüne uygun savunma yapma imkanı tanınmamış, dosyada müdafii bulunmadan yapılan esaslı işlemler ve suçlamanın dayanağı olan eylem ve delillerinde değerlendirilmesi sanık müdafii olmadan yapıldığından sanığın savunma hakkının ihlal edildiği anlaşılmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE,
2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11.09.2025 tarih ve 2022/36787 esas, 2025/21387 sayılı BOZMA kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.