İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, marka hükümsüzlüğü, tecavüz tespiti ve tazminat talepli davada yetki itirazının reddiyle ilk derece kararının kaldırılmasına hükmeden istinaf kararı.
Özet: Davacı bankanın tescilli markasına iltibas yaratacak şekilde benzer bir markanın hükümsüzlüğü, markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması ve kaldırılması ile maddi ve manevi tazminat talepleriyle açtığı davada, ilk derece mahkemesi yetkisizlik kararı vererek davayı usulden reddetmiş; ancak istinaf mahkemesi, davacının kendi ikametgahı mahkemesinde dava açma hakkı bulunduğunu ve 6769 sayılı Kanunun 156/3. maddesi uyarınca hükümsüzlük davalarında yetki değerlendirmesinin hatalı olduğunu belirterek yetkisizlik kararını kaldırıp davanın esastan incelenmesi amacıyla dosyayı geri göndermiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/1460 Esas
KARAR NO: 2026/969
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 24/10/2023
NUMARASI 2023/3 E. - 2023/212 K.
DAVANIN KONUSU: Markanın Hükümsüzlüğü, Markaya Tecavüzün Tespiti, Önlenmesi, Durdurulması, Kaldırılması ile Maddi ve Manevi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/06/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
DAVA DİLEKÇESİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... tescil numaralı “...” markasının sahibi olduğunu, davalının ... Ticaret Sicil Müdürlüğünde kayıtlı bir şirket olduğunu, ... numaralı “...” markasının davalı tarafça 11/01/2018 tarihinde tescil ettirildiğini, ayrıca ....com.tr alan adının davalı tarafça kullanıldığını, bu markanın davacı markası ile iltibasa neden olacak derecede benzer olduğunu, davalının davacının tanınmışlığından faydalanmaya çalıştığını, davalıya.... Noterliği’nin 31/05/2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edildiği halde tebliğ edilemediğini, internet üzerinden mail olarak gönderildiğini, daha sonra tekrar yeni adresine gönderilen ihtarnamenin 11/07/2018 tarihinde davalı şirkete tebliğ edildiğini belirterek, davalının davacı bankanın marka haklarına tecavüzünün hükmen tespitine, menine ve yasaklanmasına, SMK’nun 25/1 ve 27. maddeleri uyarınca davalı firma adına TPMK nezdinde ... tescil numaralı ve 11/01/2018 tarihinde tescil edilmiş olan “...” markasının geçmişe yürür olarak hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının davacı bankaya ait markaya tecavüz kapsamında, davalının markayı kullandığı her türlü yayınlar, hizmetler ve mallar, ürünler, ambalajlar, ilan, reklam, broşür, afiş ve sair her türlü tanıtım malzemesi, basılı kağıtlar, faturalar ve sair her türlü ticari evrak ile www.turexim.com.tr başta olmak üzere internet alan adları da dahil olmak üzere internet üzerinde, yurt içi ve yırt dışında kullanmasının önlenmesine ve bunların toplatılarak, hükmün kesinleşmesini müteakip bu türden her türlü materyalin imha edilmesine ve alan adlarının iptaline, davalının davacı bankanın markasına tecavüzü nedeniyle davacı bankanın uğradığı fakat taraflarınca belirlenmesi mümkün olmayan maddi zarara karşılık şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın ve manevi zararlara karşılık da 10.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davanın kısmen veya tamamen kabul edilmesi halinde masrafı davalı tarafa ait olmak üzere Türkiye genelinde yayınlanan tirajı en yüksek 5 gazetenin birinde mahkeme kararının ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; SMK'nun 156/5.maddesi uyarınca iş bu davada davalının yerleşim yerinin yetkili olduğu ve davanın Konya'da açılması gerektiğini, "... BANK" markasının 2012 yılında tescil edildiğini, müvekkiline ait "..." markası her ne kadar sonradan tescil edilmiş ise de, markanın tescil tarihinden önce de uzun yıllar kullanıldığını, davalı şirketin bu markayı uzun süredir faal olarak kullandığına ilişkin fatura ve kataloglar mevcut olduğunu, "..." markasının 7, 12 ve 35.sınıflarda tescil edildiğini ve herhangi bir bankacılık faaliyetinde kullanılmadığını, tarafların logolarının da farklı olduğunu, iltibas oluşturmadığını, bu sebeplerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
ÖNCEKİ KARARLAR:
İlk derece mahkemesinin 2018/348 esas, 2019/175 karar sayılı, 13/06/2019 tarihli kararı ile; ''Marka hükümsüzlüğü davasında yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğu, markaya tecavüz davası da hükümsüzlük davası ile birlikte açıldığından her iki davanın usul ekonomisi açsından birlikte görülmesi gerektiği, ayrıca tecavüz fiilinin gerçekleştiği yerin de davalının yerleşim yeri olduğu, her iki dava için ortak yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğu, bu nedenle mahkememizin davaya bakma yetkisinin bulunmadığı, davalı vekilinin yasal süresi içerisinde yetki itirazında bulunduğu ve davalının yerleşim yerinin Konya'nın yargı sınırları içinde kaldığı, buna göre yetkisizlik nedeniyle usulden reddine,'' karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Dairemizin 2020/1487 esas 2022/1685 karar sayılı, 01/12/2022 tarihli kararı ile; "Davacı işbu davayı kendi ikametgâhı mahkemesinde açtığından İlk Derece Mahkemesi yetkili olup, yerinde olmayan gerekçeyle ve 6769 sayılı Kanunun 156/3. maddesi uyarınca hükümsüzlük davalarında uygulanabilen yetkinin ortak yetkili Mahkeme olduğu değerlendirilerek yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış, bu sebeple davacı istinaf başvuru sebebi yerinde görülmüştür. Yukarıda açıklanan hususlar gereğince ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/3. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın esasına yönelik yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine" karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk derece mahkemesi 2023/3 esas, 2023/212 karar sayılı, 24/10/2023 tarihli kararı ile; "Dava konusu somut olayda davacı adına tescilli ... tescil numaralı ... + Şekil markasının 36 sınıfta tescilli olduğu, ... tescil numaralı ... + Şekil markasının 07.12. Ve 35. sınıfta davalı adına tescil edildiği, tescil edildiği mal ve hizmet sınıfları dikkate alındığında birbirlerinden farklı mal ve hizmetlerde tescil ediliği, bu haliyle davalı markasının davacı markası yönünden benzerlik taşımadığı, her ne kadar davacı ve davalı adına kayıtlı markaların "..." ibareleri birbirinin aynısı olsa da çifte benzerlik durumunun söz konusu oması gerektiği ve az yukarıda ifade edildiği üzere aynı mal ve hizmetler yönünden tescilli olmadıklarından çifte benzerlik şartının sağlanamadığı, yine kötü niyetli tescilin genel olarak kabul gören tanımına göre ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak tanınmış olsun ya da olmasın markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve haksız teciller birer kötü niyetli tescil sayılması gerektiği, dava konusu somut olayda davalı tarafın dava konusu markayı davacı tarafın markasının tescilli olduğu mal ve hizmetlerin dışında hizmetlerde tescil ettirdiği, davalı tarafın dava konusu marka tescil başvurusunu gerçekleştirir iken kötüniyetli olduğunu gösterir herhangi bir delilin bulunmadığı, asıl olanın iyiniyetin varlığı olması ve kötüniyetin kanıtlanması gerekliliği çerçevesinde davalı yanın dava konusu marka tescil başvurusunu gerçekleştirir iken kötü niyetini gösterir bir delilin bulunmadığı, bu haliyle kötü niyetli tescilinin ispat edilemediği, yine davalı tarafın marka hakkı dolayısıyla kullanımlarının çeşitli mamül ürünlerin alım satımına ilişkin iş ve işlemler olduğu, davacı tarafın kullanımlarının finansal çözüm sağlayan bankacılık işlemleri olduğu dikkate alındığında davalı markasının davacı markası yönünden iltibas oluşturmadığın sabit olduğu ve davacı tarafın davaya mesnet markasının davalı yanın dava konusu ... Kod numaralı markanın tescil başvuru tarihinden önce tanınmış marka mahiyetinde olmadığı dikkate alındığında SMK'nın 6 ve 25. Maddesinde belirtilen hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kabul edilmiş ve davanın REDDİNE" karar vermiştir.
İSTİNAF:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın ticaret unvanının ... A.Ş. olduğunu, tescilli işletme adının ise "..." olduğunu, "..." markasının ... tescil numarası ile 2013 yılından bu yana 36. sınıfta müvekkili adına tescilli bulunduğunu, bankanın esas sözleşmesinde de bu ibarenin işletme adı olarak tescil edildiğini, müvekkili bankanın 1987 yılından bu yana ihracatın desteklenmesi amacıyla faaliyet gösteren, sermayesi tamamen Hazineye ait bir misyon bankası olduğunu, dünya genelindeki benzer kuruluşlar (...) gibi Türkiye’de bu alanda tek ve özgün bir konuma sahip olduğunu, "..." ibaresini yaklaşık 40 yıldır aktif olarak kullandığını ve markanın yüksek tanınmışlık düzeyine ulaştığını, davalı şirketin ise "..." ibaresini ticaret unvanında kullanarak ve 2018 yılında bu ibareyi markalaştırarak müvekkilinin marka haklarına tecavüz ettiğini, mahkemenin davanın reddine dair kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının "..." markası ve "....com.tr" alan adı kullanımının müvekkili markasıyla ayırt edilemeyecek derecede benzerlik taşıdığını ve mutlak ret sebeplerinin oluştuğunu, yerel mahkemenin markanın tanınmış olmadığına dair tespitinin hatalı olduğunu, davalının müvekkilinin itibarından haksız kazanç sağlama amacı güttüğünü, her iki tarafın da ihracatçı ve tacirlerden oluşan aynı hedef kitleye hitap ettiğini, internet arama motorlarında yapılan aramalarda davalının sitesinin ön plana çıkarak halk nezdinde karıştırılma ihtimaline sebebiyet verdiğini, davalı cevap dilekçesinde "..." ibaresinin sektörel bir kısaltma olduğunu savunurken aslında aynı faaliyet alanında olduklarını ikrar ettiğini, markalar arasında hem isim hem de görsel/logo bazında ciddi bir benzerlik bulunduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun çelişkili ve eksik incelemeye dayalı olduğunu, raporu itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını, Yargıtay içtihatları uyarınca karıştırılma ihtimalinin varlığının tecavüzün tespiti için yeterli görüldüğünü, mahkemenin hatalı değerlendirmeler içeren kararının ortadan kaldırılmasını ve müvekkili bankanın haklarının korunması adına davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesi sunmamıştır.
GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; davalı adına tescilli ... tescil numaralı ... + Şekil markasının hükümsüzlüğü ile marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması, kaldırılması, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
İlk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Markanın hükümsüzlük halleri SMK'nın 25/1. maddesinde düzenlenmiş olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacının ''...'' ibareli markasının ... sayı ile (28.05.2012 başvuru tarihli) 36. sınıfta tescilli olduğu, davacı bankanın 1987 yılında tescil ile tüzel kişilik kazandığı ve işletme adının ''...'' olarak esas sözleşme ile tescil edildiği, davalı markasının ise ... tescil numaralı (26.04.2017 başvuru tarihli) ... + Şekil ibaresinden oluştuğu, 7,12,35. sınıflarda tescilli olduğu görülmüştür. Davacı banka tarafından, kendi markası ile davalı markasının aynı ve ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu (SMK 5/1-ç), karıştırılma ihtimali oluşturduğu (SMK 6/1), tanınmışlık düzeyi nedeni ile haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği ve kötüniyet iddiası (SMK6/5, 6/9) ile davalı markasının hükümsüzlüğünün talep edildiği ve karıştırılma ihtimaline dayalı olarak (SMK 7/2) marka hakkına tecavüz oluştuğu iddiasının ve tazminat istemlerinin ileri sürüldüğü görülmüştür. Dosyada mübrez bilirkişi raporunda davacı markasının tanınmış marka olmadığı tespitine varıldığı, mahkemece ek /yeni bir rapor alınmadan mevcut rapor esas alınarak değerlendirme yapıldığı ve davacı markasının tanınmış marka olmadığı, işaretler yönünden benzerlik bulunsa dâhi sınıfsal benzerlik bulunmadığından hükümsüzlük koşulunun oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği görülmüş ise de oluşturulan bilirkişi heyetinde markanın tanınmış olup olmadığını saptayabilecek, ülkemizde ulaştığı tanınmışlık düzeyini somut dayanakları ile belirleyebilecek uzmanlıkta sektör bilirkişisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Nitekim markanın ülkemizde ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilmesi gerekmekte olup davacının bu yönde sunduğu delillerin sektörel inceleme kapsamında değerlendirilmesi ve neticesine göre değerlendirme yapılması gerektiği anlaşılmıştır. Yine bu incelemenin neticesine göre marka başvurusunda kötüniyet bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca davacı ile davalı markasına bütünsel olarak bakıldığında görsel, işitsel, anlamsal olarak benzer oldukları, davacının tescilde önceye dayalı hak sahibi olduğu saptanmış olup davalının “....com.tr” internet adresini kullandığı, işbu adres içeriğinde markasal kullanımlarının bulunduğu ve ekran görüntülerinde faaliyet alanlarının "tabela reklam, gıda, tarım, temizlik kimya, mobilya, elektronik ve yedek parça başta olmak üzere ''bir çok iş grubu üzerine ithalat ve ihracat hizmetleri" olarak belirtildiği, ... ...şeklindeki markasal kullanımlarının görüldüğü, marka hakkına tecavüze dayalı iddianın SMK'nın 7/2-b,c bentleri kapsamında değerlendirilmediği, bu yönde herhangi bir incelemenin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla eksik ve yetersiz incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur. Bu kapsamda yapılması gereken; davacı markasının tescilli olduğu 36. sınıf yönünden sektörel değerlendirme yapmakta uzman bir sektör bilirkişinin aralarında bulunduğu yeni bir bilirkişi heyeti tesis edilerek, davacı markasının ülkemizde ulaştığı tanınmışlık düzeyinin deliller ve sektörel bakış açısı ile dayanakları gösterilerek incelenmesi, neticesine göre hükümsüzlük ve tecavüz ile tazminat koşullarının oluşup oluşmadığının gerekçeli olarak değerlendirilmesinden ibarettir. Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın belirtilen hususlarda yeniden inceleme yapılması için ait olduğu mahkemeye iadesine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;
2-İstanbul .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin .../10/2023 tarih, 2023/... E. 2023/... K. sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,
5-Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6-İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 04/06/2026