Danıştay 4. Dairesi, Mersin Tarsusta davacıya ait parsellerin bütünlüğünü bozan ve tarımsal üretim kapasitesini olumsuz etkileyen arazi toplulaştırma işleminin iptaline yönelik kararı onadı.
Özet: Mersindeki belirli taşınmazlara yönelik arazi toplulaştırma işleminin iptali talebiyle açılan davada, ilk derece mahkemesi, bilirkişi raporları ve keşif sonucunda davacıya ait taşınmazların bütünlüğünün bozulduğu, tarımsal üretim için yetersiz parseller oluşturulduğu ve hak edişlerin toplulaştırma esaslarına aykırı olarak verildiği gerekçesiyle toplulaştırma işlemini hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Bu iptal kararı Bölge İdare Mahkemesi tarafından usul ve hukuka uygun bulunarak istinaf başvurusunun reddedilmesi üzerine, davalı idarenin temyiz istemi, ileri sürülen iddiaların kararı bozmaya yeterli görülmemesi nedeniyle reddedilerek Bölge İdare Mahkemesinin onama kararı kesinleşmiştir.
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2023/9961 E.  ,  2025/2884 K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/9961
Karar No : 2025/2884
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 17/01/2012 tarih ve 28176 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 02/01/2012 tarih ve 2012/2682 sayılı Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, Mersin Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri Projesi kapsamında, Mersin ili, Tarsus İlçesi, ... Mahallesi, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazları kapsayan alanda yapılan arazi toplulaştırmasının anılan parsellere ilişkin kısmının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; dosyadaki bilgi ve belgelerle taşınmaz mahalinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen ve hükme esas alınabilecek nitelikte görülen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, bir kısmı davacıya ait olan ... nolu parsel üzerinde oluşturulan ... nolu parselin alansal büyüklüğü dikkate alındığında tarımsal üretim yapılabilecek boyutta olmadığı, anılan alanın davacıya ait ... nolu parselin bütünlüğünü bozduğu, anılan parsel yerinin davacıya verilmesi gerektiği, büyük bir kısmı davacı ve kardeşlerine ait olan ... nolu parsel üzerinde oluşturulan ... nolu parselin olduğu alanda davacıya bu parselden kaynaklanan hakedişinin bir bütün olarak verilmesi gerekirken anılan parsele ... nolu parsel maliklerinin paydaş edildiği, anılan alanda sadece davacının ... nolu parselden kaynaklanan hakedişinin verilmesi gerekirken bunun yapılmadığı, ... nolu parsel üzerinde oluşturulan ... ada ... nolu parselin ve ... nolu parselin güneyinden bir kısım yerin olduğu alanda davacıya ait narenciye bahçesinin mevcut olduğu, davacıya ait ..., ..., ..., ..., ..., ... nolu parsellerin bir bütün halinde kullanılıyor durumda bulunduğu, özellikle... nolu parselin olduğu alanın davacının kullanımdaki alan bütünlüğünün korunması açısından davacıya tahsis edilmesi gerekirken bu alanın davacıya tahsis edilmediği, ... nolu parselin güneyindeki bir kısım alanın kendi alanları dışında kalmasına karşın bu yerin davacıya tahsis edilerek davacının ve kardeşlerinin bütün halindeki alanlarının korunmadığı anlaşıldığından, söz konusu taşınmazlar yönünden toplulaştırma ilke ve esaslarına aykırı olan dava konusu arazi toplulaştırılması işlemininde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle anılan parseller yönünden iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İdare Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Dava konusu toplulaştırma işleminin 3083 sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak yapıldığı, tesis edilen işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Dava konusu parseller ile ilgili davalı idarece yeniden düzenleme yapıldığı, dolayısıyla davanın konusuz kaldığı belirtilerek, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TETKİK HÂKİMİ :...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de İdare Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 06/05/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X) KARŞI OY :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Mecburi Dava Arkadaşlığı" başlıklı 59. maddesinde "Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır." ve 60. maddesinde "Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır." hükümlerine yer verilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun "Elbirliği Mülkiyeti" başlıklı 701. maddesinde; "Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." hükmüne, 702. maddesinde; "Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir." hükmüne, aynı Kanunun "Miras Ortaklığı" başlıklı 640. maddesinde ise; "Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler." hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan mevzuatın birlikte değerlendirilmesinden, aralarında elbirliği ile mülkiyetten kaynaklı ortaklık bağı (mirasçılık, sözleşme vb.) bulunan kişilerin bu ortaklık nedeniyle söz konusu şeye birlikte malik olup, birlikte tasarrufta bulunabileceklerinden 6100 sayılı Kanun kapsamında aralarında bir mecburi dava arkadaşlığının olduğu, dolayısıyla böyle durumlarda aralarında ortaklık bağı bulunanların birlikte dava açmaları gerektiği ya da dava açmayan ortakların dava açan ortağa muvafakatname vermeleri gerektiği açıktır.
Dosyanın incelenmesinden; dava konusu ..., ..., ..., ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazlarda davacının elbirliği ile malik olduğu ancak görülmekte olan davayı tek başına açtığı anlaşılmaktadır.
Elbirliği halinde mülkiyetin söz konusu olduğu hallerde taraflar arasında zorunlu takip ve dava arkadaşlığı bulunduğundan bir kısım hissedarın tek başına dava açma hakkının bulunmadığı, davanın tüm hissedarlar tarafından birlikte açılması gerektiği veya dava dışı kalan diğer hissedarın davaya katılmalarının sağlanması veya açılmış bulunan davaya karşı olurunun alınması, böylece taraf teşkilinin sağlanması gerekmektedir.
Bu durumda elbirliği mülkiyetinin söz konusu olduğu bakılan davada, dava konusu edilen ..., ..., ..., ..., ... ve ... sayılı parsellerde bütün hissedarlar birlikte dava açmadığı gibi ilk inceleme aşamasında dava açmayan hissedarların muvafakatının da alınmadığı görüldüğünden, iştirak halinde diğer maliklerin açılan işbu davada muvafakatının olup olmadığı tespit edildikten sonra duruma göre, davanın esasına geçilmesi ya da birlikte dava açma şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle, açılan davada ehliyet yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Mahkemesince yukarıda belirtildiği şekilde taraf teşkili sağlanmaksızın doğrudan işin esasına girilerek verilen kararda hukuki isabet bulunmadığından, temyize ilişkin kararın belirtilen parseller yönünden bozulması gerektiği görüşüyle aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.