4. Ceza Dairesinin hakaret suçunda ifade özgürlüğünün sınırlarını, demokratik toplum gerekliliklerini ve AİHM içtihatlarını temel alan temyiz değerlendirmesi.
Özet: Yüksek mahkeme, istinaf yoluyla gelen bir hakaret suçlaması davasını değerlendirirken, hakaret fiilinin oluşumu için kişinin şeref ve haysiyetini somut olarak küçük düşürme niteliği taşıması gerektiğini vurgulamış; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan, demokratik toplumun temel unsurlarından olan ifade özgürlüğünün önemini, ancak mutlak olmadığını belirtmiş ve özellikle siyasetçilere yönelik eleştirilerde ifade özgürlüğünün özel kişilere göre daha geniş sınırlara sahip olduğunu değerlendirmiştir.

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/1501 E., 2024/1635 K.SUÇ : HakaretHÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozmaYapılan ön inceleme neticesinde; Sanık ... hakkında verilen kararın temyiz edilemez olduğu,Sanık ... hakkında verilen hükmün ise temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I.HUKUKÎ SÜREÇİlk Derece Mahkemesince hakaret suçundan sanık ... hakkında verilen "karar verilmesine yer olmadığına" ve sanık ... hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİ1. Sanık ... müdafiinin temyiz istemi özetle; Anayasa Mahkemesi kararının sirayet ettirilmesinden sonra yazılı şekilde hüküm kurulamayacağına, atılı suçun oluşmadığına, sanık hakkında beraat kararı verilmesine, bu ve resen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulmasına ilişkindir.2. Sanık ... müdafiinin temyiz istemi özetle; Anayasa Mahkemesi kararına aykırı davranıldığına, gerekçeli kararın 5271 sayılı Kanun'un 230. maddesine aykırı olduğuna, sanığa atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, eylemin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesine, beraat kararı verilmesi gerektiğine bu ve resen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulmasına ilişkindir.III. GEREKÇESanık ... Hakkında Verilen Karara Yönelik Olarak;Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.Ancak; 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.Açıklamalar ışığında; sanığın aşamalarda suçlamayı kabul etmemesi, katılana hitaben "hırsız " sözünü söylediğine ilişkin idari soruşturmada beyanda bulunan tanık ... Y.'nin aşama ifadelerinde sanığın söylediğine dair anlatımda bulunmaması karşısında bu ifadenin sanık tarafından söylendiğinin net olarak tespit edilememesi, dava konusu diğer ifadelerin ise katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp siyasi ağır eleştiri ve kaba söz niteliğinde olması karşısında; hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, atılı suça ilişkin sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARARA. Sanık ... Hakkında Verilen Karara Yönelik Olarak;Sanık hakkında hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen "karar verilmesine yer olmadığına" dair kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinde belirtilen hüküm niteliğinde olmadığı anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince verilen karara ilişkin dava dosyasının, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, B. Sanık ... Hakkında Verilen Karara Yönelik Olarak;Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Konya 3. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,21.05.2026 tarihinde karar verildi.