Yargıtay 10. Ceza Dairesi kararı: Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunda, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının Tebligat Kanunu 21/2ye aykırı tebligatla kesinleşmemesi nedeniyle mahkumiyetin bozulması ve davanın durması.
Özet: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararının kanun yararına bozulmasını talep etmiştir; çünkü sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, soruşturma aşamasında bildirdiği adrese öncelikli tebligat yapılmaksızın, Tebligat Kanununun 21/2. maddesine aykırı olarak doğrudan adres kayıt sistemine yapılan tebligatla usulüne uygun şekilde kesinleşmediği ve bu nedenle kovuşturma şartının oluşmadığı tespit edilmiştir, dolayısıyla usulsüz tebligat nedeniyle verilen mahkumiyet hükmünde isabet bulunmamıştır.

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/1111 E., 2019/369 K.SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmaİNCELEME KONUSU KARAR: MahkûmiyetKANUN YARARINA BOZMAYOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet BaşsavcılığıTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulmasıKonya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile hükümlü hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 15.01.20 18... .11.2018 tarihli eylemleri yönünden, ayrı ayrı 5237 sayılı TCK'nın 191/1. ve 62. maddeleri uyarınca hükmedilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının, aynı Kanun'un 51. maddesi uyarınca ertelenmesine ve 2 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği ve hükümlerin, istinaf edilmeksizin 03.05.2019 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 26.12.2025 tarihli ve 2025/39931 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.01.2026 tarihli ve KYB-2026/491 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:I. İSTEMYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.01.2026 tarihli ve KYB-2026/491 sayılı kanun yararına bozma isteminin;“Benzer bir konuya ilişkin olarak Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 16.06.2021 tarihli ve 2020/18965 esas, 2021/7640 karar sayılı ve Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 21.06.2021 tarihli ve 2020/21397 esas, 2021/7865 karar sayılı ilâmları ile benzer diğer ilâmlarında da değinildiği üzere, şüpheli hakkında verilen "Kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı ve bu karar ile birlikte verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararların, şüpheliye usulüne uygun tebliğ edilmeden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı, anılan kararın infazına başlanmış olmasının hatta tedbirin infazının tamamlanmasının bir önem arz etmediği ile,7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. madde ve fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun'u uyarınca öncelikle bilinen son adrese tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi hâlinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, tebligata 7201 sayılı Kanun'un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği nazara alındığında,Somut olayda, sanık hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve 1 yıl süre ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair karar her ne kadar 07/02/2018 tarihinde 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş ise de, sanığın soruşturma aşamasında kollukta verdiği ifadesinde bildirdiği ".. Mahallesi .. .. Sokak No:../.. ../.." adresine normal usulde tebliğ yapılması gerekirken, doğrudan 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca yapılan tebligatın usulsüz olması nedeniyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair kararın kesinleşmediği cihetle, kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden kamu davasının durmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.”Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.II. GEREKÇEA. Şüpheli hakkında, 15.01.2018 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 25.01.2018 tarihli ve 2018/3388 Soruşturma, 2018/122 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, erteleme karar içeriğinde, karara karşı itiraz kanun yolu süresi ve bu sürenin başlangıcı ile merciinin usûlüne uygun şekilde gösterildiği, tedbirin infazı için kararın Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,B. Şüphelinin, kendisine yüklenen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere çağrıya uymayarak uygun davranmadığının bildirilmesi üzerine, erteleme kararının kaldırılarak Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 03.05.2018 tarihli ve 2018/3388 Soruşturma, 2018/6655 Esas, 2018/5060 sayılı iddianamesi ile Konya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/559 Esas numarası üzerinden açılan kamu davasının Konya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/1111 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği,C. Şüpheli hakkında, 12.11.2018 tarihli eylemi nedeniyle kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.12.2018 tarihli ve 2018/66023 Soruşturma, 2018/15017 Esas ve 2018/11551 sayılı iddianamesi ile, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi uyarınca doğrudan kamu davası açıldığı, iddianamede; daha önce aynı suçtan dolayı kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verildiği ve ihlâl üzerine kamu davası açıldığından bahisle, yeniden erteleme kararı verilemeyeceği hususunun belirtildiği, dosyanın Konya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/1111 Esas numarasına kaydedildiği,D. Konya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 03.04.2019 tarihli ve 2018/1111 Esas, 2019/369 Karar sayılı kararı ile, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 15.01.20 18... .11.2018 tarihli eylemleri yönünden, ayrı ayrı 5237 sayılı TCK'nın 191/1. ve 62. maddeleri uyarınca hükmedilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının, aynı Kanun'un 51. maddesi uyarınca ertelenmesine ve 2 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği ve hükümlerin, istinaf edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmıştır.E. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. maddesinde yer alan, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, mercii tarafından tebligata 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 23/1-8 ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 23/5. maddesine göre tebliğ mazbatasının "Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kimsenin adını, soyadını, adresini ve 22 nci madde gereğince tebellüğe ehil olduğu" hususunu ihtiva etmesi gerektiği, yine 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesi ve Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, tebliğ yapılacak kişinin adreste bulunmaması hâlinde, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebeplerini komşu, yönetici, kapıcı vb. kişilere sorarak araştırması, tespitlerini onların beyanlarını ve imzalarını alarak tebliğ mazbatasına şerh etmesi ya da imzadan imtina etmeleri hâlinde bu durumu tebliğ mazbatasına şerh etmesi gerektiği, ayrıca Tebligat Yönetmeliği’nin 35/4. maddesine göre de tebliğ mazbatasının, tebliği çıkaran merci ve tebliğ memuru tarafından okunaklı şekilde düzenlenmesi gerektiği dikkate alındığında,Dosya kapsamına göre;15.01.2018 tarihli eylemi nedeniyle verilen 25.01.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi karar tebliğinin sanığın bilinen en son adresinde ''annesi ..” imzasına tebliğ edilerek kesinleştirildiği, ancak tebligat evrakında, sanığın adreste bulunup bulunmadığına, bulunmuyor ise geçici olarak mı yoksa sürekli olarak mı bulunmadığına ilişkin bir ibarenin yer almadığı, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında .. Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce çıkarılan çağrı kağıdının da aynı şekilde annesine tebliğ edildiği başvurmaması üzerine çıkarılan uyarılı çağrı yazısının ise "kardeşi .." imzasına tebliğ edildiği ve yine adreste bulunmama sebebinin yer almadığı, 03.04.2019 tarihli duruşmada annesi ...'ün tanık olarak dinlendiği ve beyanında tebligatı sanığa verdiğini beyan etmesine rağmen beyanının devamında yine tebligatların geldiğini ve evde olmaması nedeniyle ulaşıp haber veremediğini ve Hamza'nın aldığı tebligattan haberinin olmadığını beyan etmesi karşısında, sanığın hangi tebligattan haberinin olduğu hususunun net bir şekilde belirlenemediği, bu haliyle belirtilen usûllere aykırı olarak yapılan söz konusu tebligatların geçerli sayılamayacağı, dolayısıyla usûlüne uygun tebligat yapılmadığı için kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının usûlüne uygun şekilde kesinleştiğinden söz edilemeyeceği, usûlüne uygun kesinleşmeyen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı nedeniyle de tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı gibi, beş yıllık erteleme süresinin de işlemeye başlamayacağı, bu nedenle yükümlülük ihlâlinden söz edilemeyeceği ve doğrudan kamu davasına konu edilen 12.11.2018 tarihli eylem yönünden de 5271 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi uyarınca doğrudan kamu davası açma koşulunun da sağlanmadığı, bu durumda, erteleme kararının kesinleşmesine kadar işlenen tüm eylemlerin tek suç olarak ve 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi kapsamında alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olabileceği anlaşıldığından;Mahkemesince, kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca "durma" kararı verilerek, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın, karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren 5271 sayılı CMK'nın 173. maddesinin 7499 sayılı Kanun ile değişik haline göre "iki hafta" içinde ilgili sulh ceza hakimliğine itiraz hakkı bulunduğu ihtarı ile birlikte usûlüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinin sağlanması ve usûlüne uygun şekilde kesinleştirilmesini takiben geçerli tebligat işlemleri yapılarak erteleme ve tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden ayrı ayrı mahkûmiyet kararları verilmesi,Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.III. KARARA. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,B. Konya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.04.2019 tarihli ve 2018/1111 Esas, 2019/369 Karar sayılı kararına konu hükümlerin 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,5271 sayılı CMK'nın 309/4-b maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,07.04.2026 tarihinde karar verildi.