Konya Bölge Adliye Mahkemesi, ortaklık ilişkisini çekilmez kılan finansal usulsüzlükler nedeniyle ticari şirket ortağının çıkarılması davasına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Davacı, %50 ortağı ve genel müdür olan davalının, kendisine duyulan güveni kötüye kullanarak şirket menfaatlerine aykırı davrandığını, şirket malvarlığını azalttığını, kişisel menfaatleri için şirket hesaplarını kullandığını ve ortaklık ilişkisini çekilmez hale getirdiğini iddia ederek; davalının müdürlük ve tek başına temsil yetkisinin kaldırılması, şirket hesapları üzerindeki tasarruf yetkilerinin tedbiren yasaklanması, şirket kayıtlarının korunması, geçici yönetici atanması, nihayetinde davalının ortaklıktan çıkarılması veya şirketin haklı nedenle feshi gibi geniş kapsamlı ihtiyati tedbir ve esas taleplerde bulunmuştur.

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...

T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ...
KARAR NO : ...
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ: 12/06/2026
NUMARASI : ... Esas
İSTİNAF EDEN DAVACI: ......
VEKİLİ : Av...
DAVALI : ......
VEKİLİ : Av...
DAVA : Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma veya Çıkarılmaya İlişkin)
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 17/07/2026
YAZIM TARİHİ : 17/07/2026
Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan ticari şirket davasında 12/06/2026 tarihinde tesis edilen ara karara karşı davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların ......’nin %50’şer oranında ortağı olup, tarafların her biri münferiden temsil ve ilzam yetkisini haiz olduğunu, davalının aynı zamanda şirket genel müdürü sıfatını taşıdığını, dava konusu şirket, müvekkilinin eşi ...... tarafından kurulduğunu ve uzun yıllar boyunca fiilen yönetilen aile şirketi niteliğinde olduğunu, ......’ın 2020 yılında pandemi döneminde ani vefatı sonrasında, ticari hayata ilişkin bilgi ve tecrübesi bulunmayan müvekkilinin, davalıya duyduğu güven ilişkisi çerçevesinde davalının herhangi bir bedel ödemeksizin şirkete %50 oranında ortak olduğunu ve münferiden temsil yetkisini haiz hale geldiğini, ancak zaman içerisinde davalının, kendisine duyulan güveni kötüye kullandığını, şirket menfaatlerini ikinci plana iten, şirket malvarlığını azaltan ve ortaklık ilişkisini çekilmez hale getiren davranışlar sergilemeye başladığını, davalının eşi ......'in uzun yıllar boyunca şirket muhasebe süreçlerini fiilen yürüttüğünü, şirket mali kayıtları ve finansal sistemleri üzerinde hakimiyet kurduğunu, süreç içerisinde şirket kayıtlarının güvenilirliği konusunda ciddi tereddütler oluştuğunu ve ilgili kişinin iş akdinin haklı nedenle sona erdirildiğini, ortaklık temelini oluşturan güven unsurunu tamamen ortadan kaldırdığını, şirket adına kullanılan kredinin davalı tarafından eşinin şahsi hesabına aktarıldığını, davalının kendi şahsi kredi kartları ve şahsi borçlarına ilişkin çok sayıda ödemenin de şirket hesaplarından gerçekleştirildiğini, şirket malvarlığının her geçen gün daha da azaldığını, davalının, münferit temsil yetkisini kullanarak şirket hesaplarına giren meblağları kendi nam ve hesabına kullanmaya devam ettiğini, müvekkilinin davalıya çok sayıda ihtarname keşide ettiğini, defalarca uyardığını, taraflar arasındaki güven ilişkisinin tamamen sona erdiğini, ortaklık ilişkisinin çekilmez hale geldiğini ve şirketin geleceğinin ciddi şekilde tehlikeye girdiğini, şirketin ticari faaliyetlerinin fiilen müvekkili tarafından yürütüldüğünü, davalının, yaklaşık dört aydır şirket faaliyetlerine fiilen hiçbir katkı sunmamasına rağmen, münferit temsil yetkisinden kaynaklanan imkanları kullanarak şirket hesaplarına giren meblağlar üzerinde tasarrufta bulunmaya devam ettiğini, yargılama sonuna kadar beklenmesi halinde davaya konu şirketin içinin tamamen boşaltılması, yeni borçlandırıcı işlemler yapılması, şirketin geri dönülemez şekilde zarara uğraması ve nihayet dava sonunda verilecek hükmün fiilen uygulanamaz hale gelmesi tehlikesi bulunduğunu beyan ederek ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile, davalının müdürlük sıfatı ile münferit temsil ve ilzam yetkisinin tedbiren kaldırılmasına, şirket banka hesapları üzerinde tek başına tasarrufta bulunmasının tedbiren yasaklanmasına, şirket hesaplarından para çekme, havale, EFT, FAST ve sair bankacılık işlemlerini tek başına gerçekleştirmesinin durdurulmasına, şirket adına çek keşide etmesinin, senet düzenlemesinin, kredi kullanmasının, kefalet vermesinin, temlik işlemi yapmasının ve şirketi borç altına sokabilecek her türlü tasarrufta bulunmasının tedbiren yasaklanmasına, şirket ticari defterleri, banka kayıtları, elektronik posta kayıtları, dijital muhasebe sistemleri ve sair tüm ticari kayıtların korunmasına, bankalara müzekkere yazılarak şirket hesap hareketlerinin celbine, gerek görülmesi halinde mali müşavir, bankacı ve bilişim uzmanlarından oluşacak bilirkişi heyeti marifetiyle inceleme yaptırılmasına, mahkemece gerekli görülmesi halinde geçici yönetici veya kayyım atanmasına,
TTK'nın 551. maddesi uyarınca davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, müdürlük sıfatı ile temsil ve ilzam yetkilerinin kaldırılmasına,
şirket faaliyetlerinin davacı ...... tarafından sürdürülmesine, mahkemece bunun mümkün görülmemesi halinde uygun diğer çözümlere hükmedilmesine,
son çare olarak şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...Somut olayda, dava dilekçesindeki iddiaların ve ekli belgelerin davacının davasında haklı olduğunu ispatlar nitelikte yaklaşık ispat koşullarını oluşturmadığı, asıl olanın şirketin seçilmiş yönetim organı tarafından temsil ve ilzam edilmesi olduğu, aksinin iddia edilmesi halinde ise bu hususun belgelerle delillendirilmesi gerektiği, dosyada henüz bu yönde yeter düzeyde bir belge olmadığı, mevcut haliyle uyuşmazlığın ayrıntılı yargılamayı ve teknik bilirkişi incelemesini gerektirdiği, delillerin toplanmasından sonra yargılama sürecinde her zaman ihtiyati tedbir isteminde bulunulabileceği fakat bu aşamada tedbir için yasal şartların sağlanmadığı anlaşılmakla ihtiyati tedbir talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece, söz konusu ara karar tarihinden sonra dosya kapsamına sunulması gereken yeni delillerin ortaya çıktığını, bu delillerin davalının in münferit temsil ve ilzam yetkisini şirket menfaatleri doğrultusunda değil, tamamen şahsi menfaatleri doğrultusunda kullandığını, şirket malvarlığını sistematik biçimde zarara uğrattığını ve telafisi güç zarar tehlikesinin halen devam ettiğini açıkça ortaya koyduğunu, davalının yaklaşık dört aydır fiilen şirket faaliyetlerine hiçbir katkı sunmadığını, işyerine gelmediğini, şirketin günlük faaliyetlerine iştirak etmediğini ve şirketin ayakta kalmasına yönelik herhangi bir sorumluluk üstlenmediğini, şirketin ticari faaliyetleri fiilen müvekkili tarafından yürütülmesine rağmen, davalının münferit temsil yetkisinden kaynaklanan imkanları kullanarak şirket hesaplarına giren meblağlar üzerinde tasarrufta bulunmaya devam ettiğini, şirketin içerisinde bulunduğu mali darboğazın aşılması amacıyla kullanılan yaklaşık 3.000.000,00 TL tutarındaki kredinin önemli bir kısmı, “...... ...... şahsi emanetlerinin kısmi ödemesi” açıklamasıyla davalının eşi ......’in şahsi hesabına aktarıldığını, bunun yanında davalının şahsi kredi kartı borçları ve şahsi harcamalarına ilişkin çok sayıda ödemenin de şirket hesaplarından gerçekleştirildiği anlaşıldığını, davalı bununla da yetinmeyerek, kendisi hakkında yürütülen hukuki süreçleri etkisiz hale getirmek amacıyla davacı taraf vekiline yönelik azil işlemleri tesis etmek suretiyle şirketin hukuki korunmasını dahi engellemeye çalışıldığını, şirket muhasebe süreçlerini fiilen yöneten ve davalının eşi olan ...... tarafından şirket personeli ...... isimli çalışana çeşitli tarihlerde ve çeşitli tutarlarda POS işlemleri yapılması yönünde açık talimatlar verildiğini ve bu talimatlar doğrultusunda işlemler gerçekleştirildiğini, ancak sonrasında davalı tarafından bankaya müracaat edilerek, toplam 880.500,00 TL tutarındaki altı ayrı işlem bakımından, işlemlerin kendisi tarafından gerçekleştirilmediği ve sahte olduğu iddia edilmek suretiyle harcama itirazlarında bulunulduğunu, bu yeni deliller karşısında yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediğinden söz edilmesinin mümkün olmadığını, davalıya ait münferit temsil ve ilzam yetkisinin devam etmesi halinde; şirket malvarlığının tamamen tüketilmesi, yeni borçlandırıcı işlemler yapılması, şirket hesaplarındaki meblağların üçüncü kişilere aktarılması, şirket ticari itibarının geri dönülemez biçimde zarar görmesi, dava sonunda verilecek hükmün fiilen uygulanamaz hale gelmesi şeklinde telafisi güç ve imkansız zararların doğma ihtimalinin bulunduğunu, dosya kapsamına sunulan tüm deliller ve olay bütünü incelendiğinde HMK’nın 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir şartları somut olayda fazlasıyla gerçekleşmiş olduğunun görüleceğini beyan ederek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Talep, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararın kaldırılması istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 389. maddesinde '' Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır. '' hükmü düzenlenmiştir.
HMK'nın 390. maddesinde de'' İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir. Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. '' hükmü yer almaktadır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri nazara alındığında, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için gerekli yasal koşulların oluşmadığı, bu nedenle ilk derece mahkemesince talebin reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı kanaatine varıldığından, davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE,
2-Alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
4-İstinafa başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4.maddesi gereğince; kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
6-Dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/07/2026 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 362/1.f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
...