Birden fazla kişi tarafından silahla yağma suçundan verilen hükümlere yönelik temyiz incelemesinde, eylemin hukuki alacak tahsili saikiyle işlenmesi halinde 5237 sayılı Kanunun 150/1 maddesinin uygulama koşullarının değerlendirilmesi.
Özet: Bu hukuki evrakta, sanıklar hakkında "birden fazla kişi tarafından silahla yağma" suçundan verilen mahkumiyet kararlarının ilk derece ve istinaf mahkemelerince onanmasının ardından, temyiz incelemesinde Yargıtayın, yargılama sürecindeki usul ve esasların genellikle doğru olduğunu belirtse de, Türk Ceza Kanununun 150/1 maddesinin, hukuki bir alacağın tahsili amacıyla işlenen yağma eylemlerinde failin saikine göre daha az ceza veya kasten yaralama/tehdit gibi farklı bir suçtan cezalandırılmayı öngördüğü ilkesini detaylıca ele alarak, bu özel durumun somut olayda değerlendirilmesi gerektiğine işaret ettiği anlaşılmaktadır.
6. Ceza Dairesi         2024/6250 E.  ,  2026/4574 K.
"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/1483 E., 2024/1643 K.
SUÇ : Birden fazla kişi tarafından silahla yağma
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red - Bozma
Sanıklar ... ve ... müdafiine gerekçeli kararın adli tatil süresinde 21.07.2024 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük yasal temyiz süresinin adli tatilin bittiği tarihinden itibaren başlayacağı dolayısıyla sanıklar müdafiinin 04.09.2024 tarihli temyiz dilekçesi ile süresi içinde temyiz talebinde bulunduğu anlaşılmakla, tebliğnamede süre yönünden temyiz talebinin reddi yönündeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.12.2022 tarihli ve 2021/241 Esas, 2022/456 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a, c, 168/3-2, 62, 53. maddeleri gereğince ayrı ayrı 6 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstinaf
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 21.05.2024 tarihli ve 2023/1483 Esas, 2024/1643 Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesinin hükümlerine karşı yapılan istinaf başvurularının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/1-a maddesinin ilk cümlesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Sanıklar ... ve ... Müdafiinin Temyiz Talebi;
Tanık ...'ın sanıkları teşhis edemediğine, kovuşturma aşamasında da talimatla beyanının alındığına, kolluktaki ifadesinde belirtmesine rağmen, kovuşturmada ... ismini verdiğine, tanık ve mağdur beyanlarının çelişkili olduğuna, sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
Sanık ... Müdafiinin Temyiz Talebi;
Katılanla sanık ... arasında önceye dayalı hukuki alacaktan kaynaklı husumet olduğuna, müvekkil sanığın ise bu olaya dahili bulunmadığına, tanık beyanının çelişkili olduğuna ve tanığın mahkeme huzurunda sanıklarla yüzleştirilmeden hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna, ayrıca sanık hakkında da şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiğine, aksi kanaat var ise kabul anlamına gelmemekle birlikte sanık 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, 5237 sayılı Kanun'un cezanın belirlenmesi başlıklı 61/1. maddesinde belirtilen kriterler ile aynı Kanun'un 3/1. maddesinde ifade edilen cezada orantılılık ilkesi nazara alındığında temel cezanın belirlenmesinin isabetli olduğu anlaşıldığından, sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlarda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
III. KARAR
1-Sanıklar ... ve ... Hakkındaki Temyiz İncelemesinde;
Diğer temyiz itirazları kabul edilmemiştir.
Ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve 2013/678-2014/98 sayılı Kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun’un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.
Bu bilgiler ışığında, somut olay değerlendirildiğinde, sanıklar ile mağdur arasında önceye dayalı bir ticari ilişki olup olmadığı, mağdurun sanık ...'dan iş karşılığında bir miktar avans alıp yapmayı vaadettiği işi yapmadığı ve olay günü yaşanan darp eyleminin söz konusu alacaktan kaynaklı olduğu yönündeki sanık beyanları gözetildiğinde taraflar arasında hukuki alacaktan kaynaklı bir darp cebir eylemi olup olmadığı araştırılmadan eksik incelemeyle hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
2. Sanık ... Hakkındaki Temyiz İncelemesinde;
Diğer temyiz itirazları kabul edilmemiştir.
Ancak,
Katılanın olay sonrasında alınan kolluk ifadesinde ... isminde birinin kendisini telefonla arayarak inşaat halindeki bir villanın elektrik işlerinin yapılacağından bahisle adresini verdiği villaya çağırdığını, yardımcısı olan tanık ... ve toptancısı olan diğer tanık ... ile birlikte olay tarihinde villaya gittiklerini, sanık ...'un yapılacak işi tarif etmeye başladığını, bina planına bakmak gerektiğini söylediğini, villanın bodrum katına inmekten çekindiğini, dışarı çıktıkları esnada bir kişinin arkasından saldırdığını akabinde diğer sanık ...'ın da vurduğunu, husumetli olduğu "... ile işin olmasın" bundan sonra diyerek darp ettiklerini, tanıkların şahıslara engel olmaya çalıştıklarını iki kişinin kendisini darp ettiğini, cep telefonunun alındığını kimin aldığını görmediğini beyan ettiği, tanık...'ın aşamalarda değişmeyen beyanlarında elektrik işleri yapılacağından bahisle kendilerini villaya çağıran sanık ...'un villanın bir odasına girdiğini, akabinde iki şahsın villaya girdiğini gördüğünü, olaylar sırasında sanık ...'i bir daha hiç görmediğini, sonradan içeri giren iki şahsın "...'a karışamazsın" diyerek katılana saldırdıklarını, darp ettiklerini, bir ara sanıklardan birinin katılanın cep telefonunu almaya çalıştığını engellemeye çalıştığını ancak kendisini iterek aldığını beyan ettiği, diğer tanık ...'ın da katılana sadece iki kişinin saldırdığını gördüğünü beyan ettiği; sanık ... tarafından katılanın elektrik işi yapılacağından bahisle villaya çağrıldığı, katılanın darp edilerek cep telefonunun alınması sırasında olay yerinde olmadığının tanık beyanıyla da sabit olduğunun anlaşılması ile olayın çıkış nedeni ve gelişimi de gözetildiğinde, sanık ...'in mağdurun cep telefonunun zorla alınmasına yönelik baştan itibaren diğer sanıklarla birlikte suç işleme iradesiyle hareket ettiğini gösterir delil bulunmadığı anlaşılmakla atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule göre de,
Sanık ...'un, diğer sanıklara ait markette çalışan paket servis elemanı olduğu, bir numaralı bozma gerekçesinde belirtildiği üzere tüm sanıklar hakkında, mağdura yönelik 5237 sayılı Kanun'un 150/1. kapsamında hukuki alacaktan kaynaklı bir yaralama eylemi olup olmadığı araştırılmadan eksik incelemeyle hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 21.05.2024 tarihli ve 2023/1483 Esas, 2024/1643 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak oy birliğiyle ayrı ayrı BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,21.05.2026 tarihinde karar verildi.