Teknoloji şirketinin haksız fiil kaynaklı ticari itibar zedelenmesi iddiasıyla medya kuruluşuna karşı açtığı manevi ve maddi tazminat davası ve basın özgürlüğü savunması.
Özet: Bu hukuki evrak, tanınmış bir teknoloji şirketinin, davalıların ticari itibarını ve prestijini zedelediğini iddia ettiği haberler nedeniyle uğradığı manevi ve maddi zararların tazmini talebiyle açtığı haksız fiilden kaynaklanan davanın dava dilekçesi ve cevap dilekçesi özetlerini içermektedir; davacı şirket asılsız ithamlar nedeniyle toplam 200.000 TL tazminat talep ederken, davalılar haberin basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, eleştiri niteliğinde bulunduğunu, kamuoyunu ilgilendiren güncel bir konuyu ele aldığını ve davacının hukuki yararı olmadığını savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C. ... 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/688 Esas - 2025/667

T.C.
...
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/688
KARAR NO : 2025/667
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 08/10/2024
KARAR TARİHİ : 08/10/2025
K.YAZIM TARİHİ : 08/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA: Davacı şirket vekili dava dilekçesinde özetle;... Teknoloji A.Ş. ("... Teknoloji" veya "Müvekkili şirket"), İhsan Ünal, Ali Gökhan Beltekin ve Mehmet Cengiz Bağmancı tarafından 2006 yılında kurulmuş ve Kasım 2021 tarihi itibariyle halka arz olduğunu, teknoloji ve yazılım alanında son derece önemli inovasyon ve çözümler geliştiren ve sektörde tanınır köklü bir şirket olduğunu, müvekkili şirket, faaliyetleri neticesinde birçok ödüle layık görülmüş olup bu ödüller arasında Türk bilişim sektörünün ciroları itibariyle en büyük 500 şirketini sıralayan, Bilişim500 ödülleri de yer almaktadır. Bilişim500 ödülleri, bilişim sektöründe son derece önemli bir referans olup işbirliği yapmak isteyen şirketlere ve hatta yerli ve yabancı yatırımcılara yol gösterici nitelikte olduğunu, müvekkili şirket, kazanmış olduğu ödüllere ek olarak hizmet verdiği iş ortakları ile de sektördeki bilinirliğini ve geliştirmekte olduğu teknolojilerin kalitesini gösterdiğini,.... ..... ..... .... .... ..... .... .... Bankası, ... Şehir Hastanesi müvekkili şirketin yalnızca bazı referanslarından olduğunu, davalıların bahsi geçen haberde kullandıkları ifadeler, müvekkili şirketin ticari itibarına ve prestijine saldırı niteliğinde olduğu gibi, ayrıca saygınlığını da ağır şekilde rencide ettiğini, müvekkili şirket yetkililerinin uzun yıllardır hayli çaba sarf ettikleri prestij ve itibar için altı doldurulamaz ve gerçek dışı ithamlarda bulunulması müvekkili şirketin saygınlık ve prestijini zedelediğini, ağır üzüntü, acı ve keder nedeniyle müvekkili şirket'in uğradığı manevi zararın ve mahrum kaldığı kâr ve diğer maddi kazançlarının tazmini gerektiğini, izah edilen ve mahkemece re'sen gözetilecek nedenlerle; müvekkili şirket'in maruz kaldığı ağır üzüntü, acı ve keder nedeniyle davalılardan 100.000 TL manevi tazminatın haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte tazminine, müvekkili şirketin mahrum kaldığı kâr ve diğer maddi zararları nedeniyle davalılardan, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik, 100.000 TL maddi tazminatın haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren ticari faiziyle birlikte tazminine, yargılama masraf ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı ... Medya Radyo Televizyon Ve Dergi Yayıncılık Anonim Şirketi ile davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle:Görev ve yetki itirazı bulunduğunu, müvekkili şirketin merkezi ve yetkilisinin adresi İstanbul Anadolu yakasında olduğunu, bu sebeple huzurdaki davada görevli ve yetkili mahkeme, ... .... .... Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, bu sebeple mahkemeden yetkisizlik kararı verilmesini ve davanın reddedilmesini, davacı tarafın huzurdaki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, söz konusu haber, haber verme hakkı ve basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, doğrudan davacıyı hedef alan ve davacının kişilik haklarını ihlal edici ifadelere de yer verilmediğini, davaya konu haber bu yönleri itibariyle eleştiri niteliğinde olup hukuka uygun olduğunu, gerek mahkemenin gerek kamuoyunun malumu olduğu üzere piyasa bozucu, manipülatif eylemler neticesinde borsa nezdinde zarar eden birçok vatandaş yaşamına son vermeye varacak kadar bunalım ve kayıp yaşamaktadırlar. halkın gözcüsü olan basın, tam da bu noktada halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletmekle de esasen görevli olduğunu, diğer yönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkı bulunduğunu, kamunun ilgisi ve yararı, halkın haber alma hakkı, davacının özel çıkarları ve ününden daha üstün olduğunu, manevi tazminatın yasal şartları oluşmadığını, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmadığını, müvekkili, okuyucunun ilgisini çekebilecek nitelikte güncel bir haberi görünür gerçeğe uygun, eleştiri sınırı çerçevesinde sitesinde yayınladığını, uzun yıllardır borsa ve ekonomi yayımcılığı yapan müvekkillerini aleni olarak yayınlanan bilgi ve belgelere dayanarak haber yapması hukuka uygun olduğunu, davacının tüm borsa camiasının ilgilendiren şirket olması sebebi ile ilgili haberin kamuoyunun ilgisine matuf olduğunun ortada olduğunu, izah edilen ve Mahkeme tarafından da re’sen göz önünde bulundurulacak sair nedenlerden ötürü: Huzurdaki davanın öncelikle her iki müvekkili yönünden de usulden reddine, her halükarda haksız ve mesnetsiz ikame edilen davanın her iki müvekkili yönünden de reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının, kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat ve mahrum kalınan kar tazminatına ilişkin dava olduğu anlaşılmıştır.
Tarafların bildirdiği deliller toplanmış, davacı defterleri, bist verileri analizi, gelir vergisi beyannameleri ve .... ..... ..... soruşturma sayılı dosyosı dosya arasına alınmıştır.
Dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmıştır.
Bilirkişi kurulundan alınan 01.05.2025 tarihli bilirkişi raporunda:Davacı şirket, davalıların yöneticisi ve sorumlusu oldukları bir internet haber/yorum sitesinde 09.08.2024 tarihinde yayımlanan ve gerçek dışı olduğunu iddia ettikleri bir haber yorumla müvekkili şirketin mali ve ticari itibarına saldırıda bulunulduğunu ve böylece mali ve ticari itibarının zedelendiğini; bu nedenle de maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunduğunu, bu istemlerine dayanak açıklamalar ile maddi olay ve olguları da açıklayıp, hukuki dayanak olduğunu belirttikleri öğreti görüşleri ile örnek yargı kararlarını da dilekçelerinde belirttiklerini, tüzel kişilerin de manevi zarar görebilecekleri ve bu çerçevede de manevi tazminat isteyebileceklerine dair görüş ve değerlendirmeleri içeren açıklamalarını dosyaya sunulduklarını, davalı taraf ise, yapılan haber-yorum yayınında kamu yararı olduğunu, böylece davacının mali ve ticari haklarını zedeleşecek bir unsur içermediği gibi, öyle olsa idi dahi verilen bilginin kamuya ulaştırılmasının kamu yararı uyarınca gerekli ve hatta zorunlu olduğunu ve böylece kamunun üstün yararı gereği hukuka uygunluk nedeni bulunduğunu; ayrıca habere konu bilginin tam kanıtlanması gerekmeyip, bir takım iddiaların da haberleştirilmesinin mümkün olup, basın faaliyet ve uygulamasına aykırı olmadığını, mahkeme kararlarında da bu durumun kabul edildiğini, böylece maddi ve manevi tazminat isteminin koşullarının oluşmadığını; kaldı ki, davacının talep ve itirazı üzerine haberin derhal yayından kaldırıldığını belirterek, tüm bu nedenlerle davanın haksız ve yersiz olduğunu ileri sürerek reddine karar verilmesini, bilirkişi olarak kurullarının hukuki değerlendirme yapması HMK.'nun ilgili hükmü ile Bilirkişilik Kanunu ve bu kanun uyarınca çıkarılan yönetmelik ile yasaklandığını, böylece bilirkişi olarak bizim davaya olayın maddi vaka(olay) ve vakıa(olgu)larını incelemek ve değerlendirmek, ayrıca bu olan ve olguları ilgilendiren hukuk kurallarını ve (varsa) emsal teorik görüşler ile yargı kararlarını mahkemenin yetki ve taktirlerine sunmak dışında bir yorum yapmak; bu çerçevede somut olay itibariyle davacının mali ve ticari haklarına haksız saldırı olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapma yetkimiz bulunmadığını, bu çerçevede olaya bakıldığında davalıların, yetkilisi ve sorumlusu, ayrıca yöneticisi oldukları haber/yorum sitesinde davacı şirket hakkında bir yayım yapıldığını, haber-yoruma konu olay ve olguların tam ispatının sağlanmadığını, hatta bizzat davalıların beyanına göre haber-yoruma konu hususların tam doğrulanmasının da gerekmediği şeklinde açıklamaların bulunduğunu; davacının itiraz ve talebi üzerine haber-yorumun siteden kaldırıldığı anlaşıldığını, böylece bu maddi olgunun hukuki yorumu mahkemece yapılıp değerlendirileceğini, mahkeme davacının mali ve ticari haklarını ve böylece hukuki kişiliğine saldırı olduğu kanaatine varması halinde davacının talep ettiği maddi ve manevi tazminata hükmedilmenin koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gündeme geleceğini, bu çerçevede de manevi tazminatı taktir ve tayin yine mahkemenin yetkisinde olan hususlardan bilirkişi olarak kurullarının maddi zararı hesaplamasının mümkün ve gerekli olduğunu, ancak yukarıda ayrıntılı olarak belirlenip açıklandığı üzere davacı şirketin, ilgili dönemde yurtiçi satışları aylara göre değişkenlik göstermekte olduğunu, aylara göre artış/azalış şeklinde seyrettiğini, aylık sabit bir satış geliri olduğundan söz edilemeyeceğini, fakat üçer aylık ve yıllık dönemler bazında satışlarının ve karlılığının arttığının gözlenduğu; firma gelirlerinin %95'inden fazlasının Teknokent Bölgesi'nden (istisnaya konu kazanç) elde edilmiş olduğunu, proje bazlı çalışıldığını, projelerin 1 ila 3 yıl arasında değiştiği, ortalama proje süresinin yaklaşık iki yıl olduğunu, dolayısıyla firmanın uzun vadeli projelerden gelir elde etttiğini; münferiden bir internet sitesi haberinin doğrudan gelirlerine olumsuz şekilde yansımasının mümkün görülmediği ve dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden böyle bir durumun saptanamadığını, firmanın var olan projenin süresi içerisinde proje işleyişi üzerinden gelir elde etmekte olduğunu, tüm bu nedenlerle davacınmın mali verilerinde de, davaya konu haber-yorum nedeniyle gelir kaybı yaşadığına dönük doğrudan zarara uğradığını kanıtlayan somut verilere rastlanmadığından, ayrıca firmanın satışları ve karlılığının artış seyrinde olduğu görüldüğünden, maddi zarar belirlenemediği bildirilmiştir.
Bilirkişi kurulundan alınan 15.09.2025 tarihli ek raporda: Tarafların yaptıkları itirazlar ve beyanlar ile dosya eki mevcut deliller neticesinde;Kök rapordaki kanatimizi değiştirecek somut bir olguya rastlanılmadığını, manevi tazminat konusunda takdirin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir.
Tüm dosya kapsamında davacı 09.08.2024 tarihinde "Ekonomi Manşet" isimli bir internet sitesinde şirketlerinin ismi ve unvanı kullanılarak bir haber paylaşıldığını, https:// ekonomimanset.com/...-teknolojide-ciro-tartismasi-fiktif-mi-gercek-mi/adresinde yer alan "Ciro Gerçek mi Fiktif mi?" başlıklı yayının, hatalı, yanlış ve çirkin ithamlarını içerdiğini; davalıların bahsi geçen haberde kullandıkları ifadelerin şirketin ticari itibar ve prestijine saldırı niteliğinde olduğu gibi, saygınlığını da ağır şekilde rencide ettiğini, https://ekonomimanset.com/...-teknolojide- ciro-tartismasi-fiktif-mi-gercek-mi internet sitesi üzerinden davalılar tarafından şirketi hedef gösterip faaliyet ve hizmetlerini yanlış, yanıltıcı ve incitici açıklamalar ile kötüleyip, sistematik bir itibarsızlaştırma kampanyası yürüttüğünü belirterek lehine mahrum kalınan kâr ile maddi ve manevi tazminat talepli eldeki davayı açmıştır. Davalı taraf kendilerine ait sigortagundem.com isimli internet sitesi ile de finans sektörü, sigortacılık, borsa yayıncılığı hizmeti verdiğini, her ne kadar davaya konu https://ekonomimanset.com/ uzantılı internet sitesinde yayınlanan haber ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddia edilse de yayınlanan haberde saldırı niteliğinde hiçbir husus bulunmadığını, yapılan haberin eleştiri sınırları çerçevesinde olup davacının hiçbir şekilde kişisel hakkının ihlal edilmediğini, davaya konu haber incelendiğinde yazı içeriğinde sorularla ilerlenilip, sorgulama yapılarak kamunun ilgisine matuf bir konunun tartışıldığını, davacının hiçbir şekilde kişilik hakkına saldırı gerçekleştirilmediğini, haber içeriği incelendiğinde bu durumun net bir şekilde görüleceğini ve iddialara yer verilen bir haber olduğunu; haber verme hakkının, haberi bilme ve toplama, haberi yorumlama, değerlendirme, eleştirebilme, haberi basma ve yayma hakkını kapsamakta olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Uyuşmazlık yapılan haberden dolayı maddi ve manevi zarar oluşup oluşmadığı davalının sorumluluğu bulunup bulunmadığı, miktarı ve talep edilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacının kar mahrumiyeti ve maddi tazminat talebine ilişkin davacının defterleri, mali tablosu, bist veri analizi ve gelir vergi beyannamelerinde bilirkişilerce yapılan inceleme sonucu hazırlanan ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davacı şirketin, ilgili dönemde yurtiçi satışları aylara göre değişkenlik göstermekte olduğu, aylara göre artış/azalış şeklinde seyrettiği, aylık sabit bir satış geliri olduğundan söz edilemeyeceği, fakat üçer aylık ve yıllık dönemler bazında satışlarının ve karlılığının arttığının gözlendği; firma gelirlerinin %95'inden fazlasının Teknokent Bölgesi'nden (istisnaya konu kazanç) elde edilmiş olduğu, proje bazlı çalışıldığı, projelerin 1 ila 3 yıl arasında değiştiği, ortalama proje süresinin yaklaşık iki yıl olduğu, dolayısıyla firmanın uzun vadeli projelerden gelir elde etttiği; münferiden bir internet sitesi haberinin doğrudan gelirlerine olumsuz şekilde yansımasının mümkün görülmediği ve dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden böyle bir durumun saptanamadığı, firmanın var olan projenin süresi içerisinde proje işleyişi üzerinden gelir elde etmekte olduğu, tüm bu nedenlerle davacınmın mali verilerinde de, davaya konu haber-yorum nedeniyle gelir kaybı yaşadığına dönük doğrudan zarara uğradığını kanıtlayan somut verilere rastlanmadığından, ayrıca firmanın satışları ve karlılığının artış seyrinde olduğu görüldüğünden, maddi zarar tespit edilemediği belirtilmiştir. Davacı taraf şirketin borsada işlem görmezden önceki dönemlere ait ciroların fiktif olup olmadığı, mevcut personelle bu ciroların yapılıp yapılamayacağı tespitini talep etmiş ise de ek bilirkişi raporunda taleplerin bilirkişi incelemesi ile tespitinin mümkün olmayan bir husus olduğu söz konusu geçmiş dönemde olduğu iddia edilen hususların tespit edilebilmesi her bir faturanın gerçekliğinin araştırılması, mevcut personelin hangi projede adam/gün çalışmalarının tek tek analiz edilmesi, her bir sözleşme ve hak edişin işlem bazında tek tek analizinin yapılması konusunda (sadece ilgili firmanın değil ilişkide olduğu tüm firmalarında anılan yıllar itibariyle incelenemesini de gerektiri) uzman kalifiye bir ekipçe aylarca sürecek bir çalışmanın neticesinde ancak kanaat olarak ortaya konabilecek bir görüş olduğu belirtilmiştir. Maddi tazminat ve mahrum kalınan kâr yönünden davacı firmanın mali hesaplarında herhangi bir gelir kaybının oluşmadığı, borsa hisse değerlerinde herhangi bir değer düşüklüğü olmadığı davacı firmanın mali hesap incelemelerinde cirolarının düşmediği bilakis artış seyrinde olduğu somut bir zararının oluşmadığı bilakis firmanın ilgili dönemlerde cirosunu ve karını arttırdığı anlaşıldığından maddi tazminat şartları oluşmadığından maddi tazminatın kar mahrumiyeti olmadığı bilirkişi raporu ile belirlendiğinden bu alacak kalemlerine yönelik davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının manevi tazminat talebi yönünden yapılan yargılama;6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi gereğince kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat talep edebilir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 ve AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şeref ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değil ise demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Kamuya mal olmuş kişilerin şeref ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir denge kurulmalıdır. Dengeleme yapılırken; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği göz önüne alınmalıdır (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM'e göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi tarafından korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır. ( AİHM’nin 26/3/1985 tarihli X ve Y/Hollanda kararı Başvuru No: 8978/80, § 22; 15/11/2007 tarihli Pfeifer/Avusturya kararı, Başvuru No: 12556/03, § 35; 7/2/2012 tarihli Axel Springer AG/ Almanya kararı, Başvuru No: 39954/08, § 83)
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun önemli özelliklerinden biri olup, toplumun ilerlemesinin ve her bir bireyin gelişmesinin temel koşullarından birini oluşturur. Bu özgürlük AİHS’nin 10/2.maddesine tabi olmak kaydıyla, sadece olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği “bilgi” ve “fikirler” için değil, Devlet veya halkın herhangi bir kesimi için saldırgan görünen sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız edici olan fikirler için de geçerlidir (AİHM nin Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, Seri A No. 24, s.23, paragraf 49). Çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın "demokratik bir toplum" olamaz. 10.maddede benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de bu, dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (AİHM nin Pakdemirli-Türkiye Davası, Başvuru No:35839/97).
Basın özgürlüğü ise, ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değindikten sonra, basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğunu belirtmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handysıde V.Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: 5493/72, 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano V. İtalya, Başvuru No: 38433/09, 131).
O halde, basın özgürlüğü; bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür; diğer yönüyle de, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Mahkeme’ye göre basın ancak bu şekilde, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevi yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır (Édıtıons Plon V. Fransa, Başvuru No:58148/00, 44; Bladet Tromsø And Stensaas V. Norveç, Başvuru No:21980/93, 59).
Burada hemen şunun ifade edilmesi de gerekir ki, Sözleşme’nin 10.maddesi sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, fakat aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de korur. (Oberschlıck V. Avusturya, Başvuru No: 20834/92, 57). AİHM’nin yerleşik içtihadına göre; gazetecilik özgürlüğü ve mesleği, belirli ölçüde abartma, hatta kışkırtma unsurunu da içerir. (Prager And Oberschlıck V. Avusturya, Başvuru No: 15974/90, 38)
Basın özgürlüğünün tartışılmasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise “değer yargısı” ile “olaya dayalı bilgilendirme” arasında ayırım yapmaktır. Bir olayın olup olmadığı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi gerçekleştirilemez ve kanaat özgürlüğüne müdahale oluşturur. AİHM’ne göre ulusal hukukun bu ayrımı öngörmemesi kendi başına ifade özgürlüğüne aykırılık oluşturabilir.
İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10.maddesinin 2.fıkrasında ifade edilmiştir. Hukuken öngörülmüş olma ve meşru amaçlar kapsamında ifade özgürlüğünün sınırlandırılması mümkündür.
Hukuken öngörülebilen bir ifade özgürlüğü sınırlandırılması için meşru bir amacın bulunup bulunmadığının tartışılması gereklidir. AİHS’nin 10.maddesinin 2.fıkrasına göre “Bu özgürlüğün kullanılması,…demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin otorite ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağı sorunudur (Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2014 gün ve E:2013/4-768, K:2014/402 sayılı ilamı)
Yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde; davalının internet ortamında davalı şirket hakkındaki davaya konu sözlerinin davacının kendi hayat tecrübesine göre eleştirel nitelikli paylaşımlar olduğu, bu sözlerin davalının kişilik haklarına saldırı düzeyine ulaşmadığı, davacı şirketin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir olgu isnadı içermediği, kişisel değer yargısı niteliği taşıdığı ve eleştiri sınırları içerisinde kaldığı, davalının ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir demokratik bir toplum için gereklilik bulunmadığı anlaşıldığından davacı yararına manevi tazminat ödetilmesi koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak davacı taraf haber içeriğindeki söylemlerin ifade hürriyeti sınırlarının fazlasıyla aşıldığını, şirketleri hakkında gerçek dışı, hiçbir somut veriye dayanmayan, kişisel haklarını ve itibarını yerle yeksan edici mahiyette kesin ve net bir dille hukuka aykırı fiil isnadı şeklinde ifadelere yer verildiğini, kişilik hakkı ve ticari itibarının alenen hat safhada zedelediğini iddia etmiş ise de davalının gerçeğe aykırı beyanda bulunarak yalan haber yaptığını, haberde öz ve biçim arasındaki dengenin korunmadığını ortaya koyamadığından manevi tazminat davasının reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,
Davanın REDDİNE;
Alınması gereken 615,40TL harçtan peşin alınan 3.415,50TL harcın mahsubu ile fazla alınan 2.800,10TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
3.800,00TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
Davalılar kendisini vekil ile temsil edildiğinden Karar Tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca Hesaplanan ve takdir olanan 32.000,00TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırına iadesine,
Dair, davalı tarafın yüzüne karşı davacı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık sürede verilecek dilekçe ile ... Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.08/10/2025