İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde Yabancı Bir Firmanın Önceki Tarihli Markasının Kötü Niyetle Kopyalandığı İddiasıyla Davalı Markasının Hükümsüzlüğünün Talep Edildiği Dava.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacı, davalının 2021 yılında tescil ettirdiği markanın, kendi 2017 yılından beri ulusal ve uluslararası alanda tescilli markasını kötü niyetle kopyalaması ve aynen taklit etmesi nedeniyle hükümsüz kılınmasını talep ederken, davalı ise kendi tescilinin yasalara uygun olduğunu, markalar arasında karışıklık yaratacak benzerlik bulunmadığını, davacının kötü niyet iddiasının mesnetsiz olduğunu ve davacının yabancı şirket olması nedeniyle teminat yatırması gerektiğini savunmuş, davacı ise teminat talebinin mesnetsizliğini ve taklit iddiasını detaylandırmıştır.

T.C.

İSTANBUL
3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/199
KARAR NO : 2026/175
DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/12/2024
KARAR TARİHİ : 14/07/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
I.DİLEKÇELER AŞAMASI
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı adına Türk Patent ve Marka Kurumunda... sayı ile tescilli markanın 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca hükümsüz kılınması ve sicilden terkin edilmesi gerektiğini, davalı tarafça kötü niyetli tescil yapıldığını, dava konusu markanın aynı kanunun 5. ve 6. maddelerindeki hükümsüzlük sebeplerini içerdiğini, davalıya ait markada müvekkilinin ... sayılı önceki tarihli markasının aynen kopyalandığını, müvekkili markasının hiçbir değişikliğe uğratılmadığını, dava konusu markanın müvekkilinin çok sayıda ülkede tescilli markasıyla aynı olduğunu, davalının 9 Mart 2021 tarihinde Kuruma başvurduğunu, müvekkilinin marka kayıtlarının 2017 yılına dayandığını, davalı adına kayıtlı... tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının yabancı bir şirket olması nedeniyle, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48. maddesi uyarınca yargılama ve takip giderleri ile vekalet ücretini karşılamak üzere teminat göstermesi gerektiğini, ayrıca dava dilekçesi ekinde belirtilen delillerin müvekkiline tebliğ edilmediğini, bu nedenle HMK'nın 121. maddesi gereğince delillerin tebliğinin zorunlu olduğunu, müvekkil şirketin marka başvurusunu yasal prosedürlere uygun şekilde gerçekleştirdiğini ve tescilin hukuka uygun olduğunu, dava konusu marka ile davacının markaları arasında görsel, işitsel veya konsept olarak karıştırılma ihtimali yaratacak bir benzerlik bulunmadığını, davacının kötü niyet iddiasının somut delillerden yoksun olduğunu, müvekkil şirketin markasını aktif bir şekilde kullanarak kendi tüketici kitlesini oluşturduğunu belirterek, öncelikle davacı tarafa teminat yatırması için kesin süre verilmesini, bu süreye uyulmaması halinde davanın dava şartı yokluğundan reddini, esasa ilişkin olarak ise haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddini savunmuştur.
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilin markaları üzerinde gerçek hak sahipliği; Türkiye, ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği gibi ulusal ve uluslararası mercilerde 2017 yılından itibaren yapılan tescillere dayanmaktadır. Buna karşın davalının markasını 2021 yılında tescil ettirdiği, müvekkilin marka unsurlarını hiçbir değişikliğe uğratmaksızın ve taklit ederek kendi adına tescil ettirdiği vurgulanmaktadır. Davalının bu tescil ettirdiği vurgulanmaktadır. Davalının bu tescil girişiminin ticaret mantığıyla, iyi niyetiyle veya tesadüfle açıklanamayacağı; aksine Yargıtay kararları doğrultusunda başkasının markasından haksız yararlanma amacı taşıdığı için açık bir kötü niyet içerdiği ifade edilmektedir. Ayrıca davalının aynı sektörde faaliyet göstermesine rağmen müvekkilin önceki tarihli markalarını bilmediği yönündeki savunmalarının. Türk Marka Hukuku'ndaki ''tacirin basiretli hareket etmesi gerekliliği'' ilkesine ve sektördeki logoları bilme yükümlülüğüne aykırı olduğu belirtilmiştir. Davalının teminat gösterilmesi yönündeki savunmalarının ise mesnetsiz olduğu, müvekkil şirketin ABD meşeli olduğu ve Türkiye ile ABD arasında uygulanan mütekabiliyet ilkesi ile Dışişleri ve Adalet Bakanlıklarının resmi görüşleri uyarınca yabancıların dava açarken teminat gösterme veya farklı bir harç yükümlülüğü bulunmadığı resmi yazışmalarla kanıtlanmıştır. Markanın hükümsüzlüğü konusunda yetkinin ve değerlendirmenin münhasıran mahkemeye ait olduğu, davalının salt tescilli olmasından hareketle yapılan savunmaların hukuki temelden yoksun olduğu belirtilerek davanın tümüyle kabulünü talep etmektedir.
Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkil şirketin ...'ye ait markaları kötü niyetle tescil ettirdiği yönündeki iddialarının somut delillerden ve hukuki dayanaklardan yoksun olduğunu, müvekkil şirketin marka başvurusunu Türk Patent ve Marka Kurumu'nun tüm prosedürlerine riayet ederek 26.09.2023 tarihinde hukuka uygun şekilde gerçekleştirdiğini, davacının müvekkil şirketin tescilli markasına haksız müdahalede bulunarak ticari faaliyetlerini kısıtlamaya çalıştığını, davacının 25.12.2017 tarihinde tescil ettirdiği markası ile müvekkil adına tescilli markanın arka fontu, damalı deseni ve ... yazısı gibi unsurlar bakımından farklılık gösterdiğini, iki marka arasında iktibas veya iltibasa sebep olabilecek herhangi bir benzerlik bulunmadığını, davacının Türkiye'de tescilli markasında herhangi bir yazılı ibare mevcut olmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18.11.2020 tarihli, ...E. ve ... K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere markalar arasında iltibas tehlikesi bulunmadığı hallerde davacı markalarının tanınmış olmasının sonucu değiştirmeyeceğini, müvekkilin ticari faaliyetlerini iyi niyet çerçevesinde yürüttüğünü, davacının Türkiye'de tescilli markasının fonetik unsur içermemesi nedeniyle müvekkil markası ile karıştırılmasının mümkün olmadığını, davacının başka ülkelerdeki tescil işlemlerine dayalı savunmalarına itibar edilemeyeceğini, müvekkil şirketin basiretli bir tacir olarak hareket ettiğini ve markasının aktif olarak kullanılarak kendi tüketici kitlesini oluşturduğunu, davacının iddialarının varsayımlardan ibaret olduğunu, davacı şirketin yabancı menşeli olması sebebiyle 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 48. maddesi uyarınca yargılama giderlerini, vekalet ücretini ve olası zararları karşılamak üzere mahkemece takdir edilecek miktarda teminatı döviz olarak Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'na depo etmesi için kesin süre verilmesini, aksi takdirde davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
II.DELİLLER
Davaya konu ... numaralı marka tescil dosyasına ilişkin belgelerin, başvuru ve tescil tarihlerinin, ürün listelerinin, varsa yenileme tarihlerinin, devir ve lisans belgelerinin, renkli ise renkli suretlerinin ve halen geçerli olup olmadığının onaylı suretlerinin celp edildiği anlaşıldı.
HMK'nın 266. maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümünün hukuk dışında, özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi nedeni ile esasa yönelik teknik incelemenin yapılması gerekmiş olup mahkememizce görevlendirilen marka vekili ... bilişim uzmanı ... tarafından düzenlenen 11/02/2026 tarihli raporun sonuç kısmında özetle; Dosyaya sunulan delillerin incelenmesi neticesinde 09 Ağustos 2020 tarihli web archive kaydında ...'un 25 Mart 2014 tarihinde ...şirketini satın aldığına dair bilginin yer aldığı, 12 Ekim 2017 tarihli yazı içeriğinde ...'un ... için 2 milyar dolar ödediğinin belirtildiği, 03 Eylül 2014 tarihli yazıda ... ibaresinin geçtiği, 25 Ağustos 2020 tarihli yayında ... etkinliğinin ... olarak yeniden adlandırıldığının ifade edildiği, 23 Temmuz 2021 tarihli içerikte ...'un tescilli ...'lerini kullanımdan kaldırdığının açıklandığı, 10 Ocak 2015 ile 06 Kasım 2018 tarihleri arasındaki çeşitli web archive kayıtlarında ... markasının kullanım biçimlerinin görüldüğü, 17.06.2021 tarihli haberde ...'un ...'da reklam göstermeye başlayacağının duyurulduğu, 28.03.2016 tarihli yazıda ...'un 2014 yılında ...'ı 2 milyar dolar karşılığında bünyesine kattığının vurgulandığı, 19 Ağustos 2020 tarihli içerikte ...'un ... kullanıcılarına hesap zorunluluğu getirdiğinin belirtildiği, 14 Nisan 2016 tarihli yazıda ...'un ... ile sosyal etkileşimi artırmayı hedeflediğinin ifade edildiği, 27 Eylül 2018 tarihli yayında ... ibaresinin kullanıldığı, 26 Mart 2014 tarihli haberde ...'ı 2 milyar dolara satın aldığının bildirildiği, 19 Ağustos 2020 tarihli yazıda ...'ın .... hesabı gerektireceğinin açıklandığı, 26.03.2014 tarihli haberde ...'un 2 milyar dolara ...'ı satın aldığının tekrarlandığı, davalı adına tescilli ... tescil numaralı marka şeklinin davacı adına tescilli Birleşik Krallık ..., Amerika Birleşik Devletleri ..., Avrupa Birliği .... ve Kanada ...numaralı marka başvuruları ile birebir aynı olduğunun tespit edildiği, davalı markasındaki şekil unsurunun davacıya ait ... numaralı marka ile aynı olduğu ve aynı sınıflarda tescil edildikleri, davacının ... ibaresini sanal gerçeklik pazarında davalıdan çok daha önce markasal olarak kullanmaya başladığı ve bu ibareyi maruf hale getirdiği, bu hususlar ışığında davalı marka tescilinin kötü niyetli olarak değerlendirilebileceği kanaatine varıldığı tespit edilmiştir.
III.DAVA VE UYUŞMAZLIK
Dava; Davalı adına Türk Patent Marka Kurumunda ... sayı ile tescilli "-..." markasının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 25. Maddesi atfıyla hükümsüz kılınması ve sicilden terkin edilmesine ilişkindir.
IV. GEREKÇE
Marka hakkının kazanılması konusunda, iki temel sistem vardır; “...” ve “tescil”. Her iki sistemde de sicile tescil vardır; ancak tescilin sonuçları farklıdır. İlk kullanım siteminde; marka hakkı, bir işaretin marka olarak seçilmesi ve kullanması ile doğar, sicile yapılan tescil açıklayıcıdır. Tescil sisteminde ise; marka hakkı, marka olarak seçilen işaretin sicile tescil edilmesi ile kazanılır, buradaki tescil kurucudur (Ali Paslı, Uluslararası Antlaşmaların Türk Marka Hukukunun Esasına İlişkin Etkileri, İstanbul, 2014, s. 37 vd.).
Bizim hukuk sistemimizde de daha önce kullanılmayan işaretler açısından marka hakkının tescil ile doğacağı kabul edilmiş olup tescil öncesi kullanımın varlığı halinde ise belirli koşullar altında ve ispat yükü kendisinde olmak üzere tescil öncesi markayı “ilk kullananın” üstün hak sahibi olacağı kabul edilmiştir. Kural olarak tescil ile marka hakkı doğar; ancak söz konusu işaret ilk tescilden önce kullanılmak suretiyle piyasada maruf hale getirilmişse, marka hakkı sahibi, işareti tescilden önce kullanarak piyasada maruf hale getirendir. Bu kişi “gerçek hak sahibi” olarak kabul edilecektir.
Davacı tarafça ... ibaresi için önceye dayalı hak sahibi olunduğu, Birleşik Krallık tescil ofisi ... başvuru no 18.03.2020 tarihli, Amerika Birleşik Devletleri tescil ofisi ... başvuru no 21.12.2017 başvuru tarihli, ... tescil ofisi ... başvuru nolu ...başvuru tarihli, Kanada tescil ofisi ... başvuru nolu... tarihli marka başvurularının yapılmış olduğunun beyan edilmiş olduğu görülmektedir.
Davalıya ait hükümsüzlüğü talep edilen ... başvuru nolu ...+şekil markasının 09.03.2021 tarihinde koruma altına alındığı, ... Sınıf kapsamında 26.09.2023 tescil tarihli olduğu, teknik bilirkişi tarafından yapılmış olan tespitlerde davacı tarafça ... ibaresine ilişkin kullanımların davalı marka tescil tarihinden önce olduğu anlaşılmaktadır.
Teknik bilirkişi incelemesinde yapılan tespitlerde de yer aldığı üzere davacı adına tescilli ...+şekil markasında yer alan ... ibaresinin sanal gerçeklik olarak ifade edilen teknoloji pazarı sektöründe kullanıldığı, davacıya ait bu kullanımın davalı marka başvuru tarihi olan 09.03.2021 tarihinden önceye dayandığı, davacıya ait kullanımın ilgili sektörde maruf kullanım olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının ... başvuru nolu şekilli markasının 25.12.2017 tarihinde koruma altına alındığı, 03.05.2018 tarihinde .... Sınıflarda tescil edilmiş olduğu, davacının dava dilekçesinde yer verilmiş olduğu üzere Birleşik Krallık tescil ofisi ... başvuru no 18.03.2020 tarihli marka tescilinin.... Sınıflarda; Amerika Birleşik Devletleri tescil ofisi ... başvuru no 21.12.2017 başvuru tarihli marka tescilinin .... Sınıflarda; Avrupa Birliği EUIPO tescil ofisi ... başvuru nolu ... başvuru tarihli marka tescilinin .... Sınıflarda; Kanada tescil ofisi ... başvuru nolu 27.12.2017 tarihli marka tescilinin .... Sınıflarda olduğunun beyan edilmiş olduğu görülmektedir.
Buna göre hükümsüzlüğü talep edilen davalı marakasının tescilli olduğu...Sınıf alt gruplarının, davacının daha önce tescil edilmiş marka tescil sınıfları ile aynı ve benzer olduğu tespit edilmiştir.
SMK madde 6(9)'da “(9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir” hükmüne yer verilmiştir. Kötü niyetli tescil “Ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak ve tanınmış olsun ya da olmasın, başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasının tanınmışlığından haksız yararlanmaya yahut başkasına ait markanın, o kişi tarafından kullanılmasını önlemeye yahut gelecekte ticari çıkar elde etmeye yönelik olarak yaptırılan haksız tesciller” olarak tanımlanmıştır. (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, s. 1206.)
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 01.12.2011 Tarih, ... Esas, ...Karar sayılı ... kararında, "Tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı bir şekilde kullanılması yoluyla, başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuru ve tescillerin kötüniyetli marka tescili olarak kabul edileceği" ifade edilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 06.03.2018 Tarih, ... Esas, ... Karar sayılı kararında gerçek hak sahipliği bilindiği halde markanın tescillenmesi kötü niyet olarak kabul edilmiştir ve "Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; somut olayda davalı tarafın marka başvuru tarihi olan 8.03.2013 tarihinden önce Çin'de bulunan adına faydalı model belgesi ile tescil edilmiş "... ürünü Türkiye'ye ithal — edilmek üzere Çin'li firma ile davalı arasında yazışmaların olduğu, Çin'li firmanın davacı distribütör firma ile görüşmeleri gerekir beyanında bulundu, bu nedenle davalının davaya konu olan markanın daha önce kullanıldığını biliyor ve bilebilecek durumda bulundu, markayı aynı sınıflar yönünden adına tescil ettirmesinin kötü niyetli tescil niteliği taşıdığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalı vekili temiz etmiştir. Dava dosyası içeriğindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan tahlillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekili tüm temyiz itirazları yerinde değildir.” şeklinde gerekçelendirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 15.09.2025 Tarih,... Esas, ... Karar sayılı kararında da kötü niyete ilişkin; "marka başvurusunun marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmayı ve gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapma amacına ya da şantaja yönelik olması gerektiği" şeklinde kriterlere yer vermiştir.
Markanın tanınmış olması, kötü niyet karinesi nedeniyle ispat kolaylığı sağlayacak ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 02.04.2013 Tarihli, ...Esas, ... Kararında belirtilmiş olduğu üzere kötü niyetle tescil ettirildiği iddia edilen markanın tanınmış olması kötü niyetin kabulü için tek başına yeterli kabul edilemeyebilecektir.
Tanınmış olmayan bir marka için ise sırf haksız yararlanma amacıyla ve makul bir açıklaması olmadan yapılan marka tescilleri de esasen kötü niyetli tescil olarak değerlendirilmelidir. Bu gibi başvurularda sözcük unsurundan başka şekil, logo, harf ve yazım karakterleri, renkler gibi unsurlar dahi kopyalanarak ve bazen de yurtdışında bir işletmenin ticaret unvanı marka olarak tescil ettirilmektedir.
Tanınmış ancak TÜRKPATENT nezdinde marka olarak tescil ettirilmemiş bir işletme adının, sonradan bu işletme sahibine satış ya da markanın gerçek sahibinin bu markayı kullanmasına engel olmak amacı ile TÜRKPATENT nezdinde marka olarak tescil ettirilmesi, ticari ilişki içinde olduğu bir şirketin ticaret unvanının çekirdek unsurunu, bu şirketten habersiz biçimde, marka olarak tescil ettirmesi ya da yabancı markaların, günün birinde Türkiye'ye gelebilecekleri düşüncesiyle ve satış amacıyla tescil ettirilip stoklanması kötü niyetli tescilleri olarak değerlendirilmektedir. (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, s. 1214)
Bu açıklamalar kapsamında davacı ve davalı marka tescilleri yan yana getirilerek karşılaştırıldığında;
Davacıya ait ... başvuru nolu marka ile hükümsüzlüğü talep edilen davalı marka şeklinde AYNEN YER ALDIĞI, davacı adına uluslararası tescilli marka şekilleri ile davalının kullanımlarının BİREBİR AYNI olduğu, davaya konu, davalı adına tescilli ... tescil nolu marka şeklinin davacı adına tescilli Birleşik Krallık tescil ofisi ... başvuru no 18.03.2020 tarihli, Amerika Birleşik Devletleri tescil ofisi ... başvuru no 21.12.2017 başvuru tarihli, Avrupa Birliği EUIPO tescil ofisi ... başvuru nolu 03.04.2019 başvuru tarihli, Kanada tescil ofisi ... başvuru nolu 27.12.2027 tarihli marka başvuruları ile bire bir aynı olduğu, davalı markasında yer alan şekil unsurunun davacı adına tescilli ... başvuru nolu marka ile şekli ile aynı olması ve aynı sınıflarda tescilli olmaları ve teknik bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonuçları ile davacının “...” ibaresini davalı marka tescilinden tarihsel olarak çok daha önce markasal olarak ve benzeri şekilde kullanmaya başladığı, davacının markasal kullanımları ile “...” ibaresini sanal gerçeklik olarak adlandırılan teknoloji pazarında maruf hale getirmiş olduğu dikkate alındığında davalının davacı taraf markası+şeklinin sözcük unsuru, şekil, logo, harf ve yazım karakterleri, renkler gibi unsurlar dahi kopyalanarak gerçekleştirdiği eylemlerin kötü niyetli tescil şeklinde değerlendirilmesi gerektiği kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm tahsis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-DAVANIN KABULÜNE,
-Davalı adına tescilli ... numaralı marka tescilinin kötü niyete dayanması sebebi ile tescilli olduğu tüm mal ve hizmet sınıfları yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,
-Kararın kesinleşmesi ile, kararın infazı için TPMK'ya müzekkere yazılmasına,
2-Yargılama gideri ve vekalet ücretinin gerekçeli kararda hüküm altına alınmasına,
3-492 Sayılı Harçlar Kanunu Gereğince alınması gereken 732,00.-TL harcın peşin alınan 427,60.-TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 304,40.-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60.-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Avukatlık Ücret Tarifesi Gereğince alınması gereken 55.000,00.-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan 16.000,00.-TL bilirkişi ücreti, posta ve tebligat gideri 705,00.-TL, başvuru harcı 427,60.-TL, vekalet harcı 60,80.-TL olmak üzere toplam 17.193,40.-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Karar kesinleştiğinde yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine,
Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 14/07/2026
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır