Ameliyat sonrası ses teli felci yaşayan hastanın açtığı hatalı tıbbi müdahale davasında, maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabulü üzerine tarafların istinaf başvurularının incelenmesi.
Özet: Davacı tarafından, tiroid nodülü ameliyatı sonrası kalıcı ses telleri hasarı ve nefes alma güçlüğü şikayetleriyle açılan tıbbi uygulama sorumluluğu davasında, adli tıp raporuyla bilateral rekürren sinir paralizisi tespit edilmesi üzerine ilk derece mahkemesince davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş, davalıların temyiz başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince ameliyatın endikasyon ve tekniği uygun bulunsa da sinir paralizisi tespitinin dikkate alındığı kararın, Yargıtay tarafından incelendiği bir hukuki uyuşmazlıktır.
3. Hukuk Dairesi         2025/5347 E.  ,  2026/2146 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/881 E., 2025/1383 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Hatay 1. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi
SAYISI : 2018/117 E., 2025/120 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili asıl davada, müvekkilinin boğazında küçük çaplı bir nodül bulunması nedeniyle davalı hastanede davalı doktor tarafından 08.10.2014 tarihinde ameliyat edildiğini, ameliyat sonrası 3 gün hastanede kaldığını, öksürük ve nefes almada sıkıntı yaşadığını, katı yiyemediği için sıvı almak zorunda kaldığını ve onu dahi yutmakta zorlandığını, eve çıkışı sonrası nefes almakta zorlandığı için yeniden hastaneye döndüğünü ve 2 gün daha hastanede kaldığını, bekleme süresi olarak belirtilen 6 aylık süreçte de sıkıntılarının sona ermediğini uyku ve nefes alamama sorunlarının artarak devam ettiğini, başka bir hekim tarafında yapılan muayenesinde ses tellerinin hasar gördüğü, yeni bir ameliyat yapılarak kısmen sesinin ve nefesinin düzelebileceğinin belirtildiğini, 09.04.2015 tarihinde dava dışı hastanede gerçekleşen ameliyat sonrası çok az bir düzelme yaşayan müvekkilinin şikayetlerinin devam ettiğini, bu durumun hayatını çekilmez hale getirmesi üzerine 04.12.2015 tarihinde ikinci ameliyatını olduğunu, ameliyat sonrası davacıya yaklaşık 1 yıllık dinlenme ve iyileşme süreci önerildiğini, ancak sürecin tamamlanmasına rağmen şikayetlerinin geçmediğini ileri sürerek; belirsiz alacak olarak maddi tazminat hak ve alacaklarının hatalı tıbbi müdahale tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 13.02.2025 tarihli dilekçe ile talebini 2.589.786,00 TL olarak belirlemiştir.
Davacı vekili birleşen davada; aynı vakıaları tekrar ederek 150.000,00 TL manevi tazminatın hatalı tıbbi müdahale tarihi olan 18.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı hastane vekili; davalı doktorun gerek ameliyat öncesi gerek ameliyat sonrası mesleğinin gerektirdiği tüm özen ve sorumluluğu göz önünde bulundurduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; davacının ameliyatı öncesinde gerekli tetkiklerinin yapıldığını, davacıya ameliyat sırasında ve sonrasında bir takım komplikasyonların olabileceği, özellikle anatomik varyasyonlara bağlı ya da geçirilmiş tiroid iltihabına bağlı sinir zedelenmesi olabileceği, kanama ve enfeksiyon risklerinin olduğu, ameliyatın tüm riskleri ve olumsuz olabilecek sonuçları, ameliyat sonrası hastanın konuşmada zorlanması nedeniyle bunların geçici olabileceği, 6 ay içinde düzelebileceği bazen bu sürenin 1 yıla kadar çıkabileceği konularının bildirildiğini, davacının bu ameliyata onay vermesi ve riskler konusunda yapılan bilgilendirmeden sonra kabul etmesi üzerine ameliyatı gerçekleştirdiğini, müvekkilinin gerek ameliyat öncesi gerek ameliyat sonrası mesleğinin gerektirdiği tüm özeni gösterdiğini, herhangi bir kusuru bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Adli Tıp Raporu, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, davacının maluliyet oranı, olay tarihi, paranın alım gücü hep birlikte değerlendirildiği gerekçesiyle; asıl davanın kısmen kabulüne, davacının 50,00 TL'lik bakıcı gideri tazminatına yönelik taleplerinin reddine, davacının 892,00 TL'lik geçici iş göremezlik tazminatına yönelik talebinin ve 2.588.844,00 TL kalıcı maluliyet tazminatına yönelik talebinin kabulüne, bu miktarların davalılardan 08.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, birleşen davanın kabulüne, 150.000,00 TL manevi tazminatın 18.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı davacı ve davalı ... vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ... Hastanesinde nodüler guatr tanısıyla yapılan bilateral total tiroidektomi ameliyatının endikasyonunun ve tekniğinin tıbben uygun olmakla beraber primer vaka oluşu, kanser ya da tiroidit hali olmayışı, dolayısıyla yapılan girişim esnasında diseksiyonu güçleştiren bir tablo söz konusu olmadığı ve Adli Tıp Kurumunda yapılan muayene sonucunda da bilateral rekürren sinir paralizisi saptandığı hususu dikkate alındığında; ameliyat sonrası bilateral kalıcı rekürren sinir paralizisi gelişmesinin tıbben uygun olmadığı, dolayısıyla; Dr. ...’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığına dair Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Dairesinden alınan 10.07.2024 tarihli raporun ve olay nedeniyle %27.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağına dair Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Dairesinden alınan 10.07.2024 tarihli rapor ile tazminat hesaplamasına ilişkin 06.01.2025 tarihli bilirkişi raporunun gerekçeli, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının kusur durumu, maluliyet oranı ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre hakkaniyete uygun olarak belirlendiği gerekçesiyle; davacı ve davalı ... vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili; müvekkilinin maluliyet oranının tespit edilen orandan daha yüksek olduğunu, olayın meydana gelmesinde davacının herhangi bir kusurunun bulunmadığını, maddi tazminatın eksik-düşük hesaplandığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı ... vekili; istinaf itirazı esastan reddedildiğinde ayrıca hüküm kurulmadığı için karar ilam harcı alınmasının mümkün olmadığını, yargılama sırasında maluliyet, kusur ve tazminat miktarını belirleyen bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu, müvekkilinin bu raporlara bildirdiği itirazlarının gerekçesiz olarak reddedildiğini, müvekkilinin ameliyat öncesinde veya sonrasında uyguladığı tedavilerin doğru ve yerinde olduğunu, kusuru bulunmadığını, Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporda nodüler guatr nedeniyle bilateral total tiroidektomi ameliyatının endikasyonunun ve tekniğinin tıbben uygun olduğunu belirtildiğini, aynı raporda gelişen bilateral vokal kord paralizisinin tıbben uygun olmadığının belirtildiğini, ancak; hastanın hastaneye şikayet başvurularında son 1 ayda giderek artan ses kısıklığı ve yutkunma güçlüğünün yanında giderek büyüyen boyunda şişlik şikayetlerinin mevcut olduğuğunu belirttiğini, o dönemde yapılan ultrason sonucunda lenfadenomegali saptanmış olmasının da geçirilmiş bir enfeksiyon göstergesi olduğunu, kalıcı rekürrens sinir paralizisi diyebilmek için 1 yıl beklenmesi gerekirken hastanın 6 ay sonra ikinci bir ameliyat olduğunu, geçici iş görmezlik süresinin fazla hesaplandığını, %27.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağına ilişkin tespitin hatalı olduğunu, davacının herhangi bir SGK’lı işte çalışmadığını, ev hanımı olduğunu, dolayısıyla aktif dönem kazanç hesabının yapılmasının yanlış olduğunu, aktüerya raporunda hesaplama hataları bulunduğunu, yargılama gideri ve vekalet ücretinin de hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve özel hastanenin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
1.TBK'nın 502 vd. maddelerinde düzenlendiği üzere, vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en ... yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir.
Temyizen incelenen karara esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; "... Hastanesinde nodüler guatr tanısıyla yapılan bilateral total tiroidektomi ameliyatının endikasyonunun ve tekniğinin tıbben uygun olmakla beraber primer vaka oluşu, kanser ya da tiroidit hali olmayışı, dolayısıyla yapılan girişim esnasında diseksiyonu güçleştiren bir tablo söz konusu olmadığı ve Kurulumuzda yapılan muayene sonucunda da bilateral rekürren sinir paralizisi saptandığı hususu dikkate alındığında; ameliyat sonrası bilateral kalıcı rekürren sinir paralizisi gelişmesinin tıbben uygun olmadığı, dolayısıyla; KBB uzmanı Dr. ...’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin organizasyon hatasının saptanmadığı" belirtilmiştir.
Davalı ..., alınan rapora 09.12.2023 tarihli dilekçesi ile itiraz etmiş, Mahkemeden konu ile ilgili yeniden bir rapor alınmasını istemiş, davalı tarafın bu talebi karşılanmadan yetersiz bilirkişi raporu ile hüküm tesis edilmiştir. O halde Mahkemece, davacıda ameliyat sonrası meydana gelen durumun davalı doktorun eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, davacının iddiaları ve özellikle davalının bilirkişi raporlarına yaptığı itirazlar da değerlendirilip tartışılmak üzere üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip yeni bir bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bozma sebebine göre, davacı vekilinin tüm, davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca temyiz eden davalı ... yararına BOZULMASINA,
3. Bozma sebebine göre, davacı vekilinin tüm, davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.