İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, davacının uzun yıllardır kullandığı "..." ibareli ticari unvanının korunması talebiyle açtığı davada, davalının benzer unvanının yarattığı iltibas iddiasını reddeden ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi.
Özet: 1983ten beri "..." ibaresini kullanan ve 2006da tescil ettiren davacı şirketin, 2013te tescil edilen davalı şirketin unvanındaki aynı ibarenin terkinini talep ettiği ticari unvanın korunması davasında; davacı, davalının bu ibareyi kötü niyetle kullanarak kendi tanınmışlığından faydalandığını ve karıştırmaya yol açtığını iddia ederken, ilk derece mahkemesi "..." kelimesinin yaygınlığı ve tarafların farklı faaliyet alanları nedeniyle ticari dürüstlüğe aykırı bir kullanım ve haksız rekabet oluşmadığına hükmederek davayı reddetmiş, davacı ise bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2005
KARAR NO:2026/1265
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:15/03/2022
NUMARASI:2020/147 Esas - 2022/195 Karar
DAVANIN KONUSU:Ticari unvanın korunması
Taraflar arasındaki ticari unvanın korunması davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kurulduğu 1983 yılından bu yana 60.000'i aşan müşterisine 8 ilde sınai mülkiyet alanında danışmanlık hizmeti sunduğunu, müvekkilinin kurulduğu tarihten itibaren "..." ibaresini ticaret unvanını olarak nizasız ve fasılsız şekilde kullandığını, TTK'nın 45. maddesi ile bir ticaret unvanı tescil edilirken, daha önce tescil edilmiş bir unvan mevcutsa ayırt edici ek getirilmesi zorunluluğu getirildiğini, aksi halde tacirler ve işletmelerin tüketiciler nezdinde birbirine karıştırılabileceğini, müvekkilinin ticaret unvanının asli unsurunun "..." ibaresi olduğunu, davalının da müvekkilinden sonra 2013 yılında "..." ibaresini ticaret unvanını olarak tescil ettirdiğini, tescilin 1983 yılından bu yana ... ibaresini ticaret unvanı olarak kullanan müvekkilinin haklarına tecavüz ettiği, bu şekildeki benzerliğin müşteriler nezdinde karıştırmalara yol açacağını, karıştırılma ihtimalinin 2008/95 sayılı direktifin ön sözünde de belirtildiği gibi daha çok köken gösterme fonksiyonu ile ilgili bir kavram olduğunu, davalının kötü niyetli olarak bu ibareyi tescil ettirdiğini, müvekkilinin tanınmışlığından faydalanmaya çalışıldığını, tanınan bir firma olan müvekkilinin unvanını, sırf emeğinden haksız yararlanmak ve haksız kazanç sağlamak amacıyla kullandığını, kullanılacak bir çok unvan varken bilinçli olarak karışıklık yaratacak bu ibarenin seçildiğini ileri sürerek, davalının unvanındaki "..." ibaresinin terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Ticaret sicil kayıtları incelendiğinde davacı ...Ş nin Ticaret Sicile 03.03.2006 tarihinde tescil edildiği davalı ... ....Şti' nin 06.09.2013 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK nın 52/1. Maddesi, Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir.Kanun koyucu ticaret unvanının bir başkası tarafından kullanılmasından değil fakat ticaret unvanının ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılmasından söz etmektedir; diğer bir deyişle, ticaret unvanının ticari dürüstlüğe aykırı olmaksızın bir başkası tarafından kullanılması TTK md.52/1 kapsamında tecavüz teşkil etmemektedir. TTK md.52/1'de geçen 'ticari dürüstlüğe aykırı biçimde kullanım' ifadesinin 'iltibas yaratır biçimde kullanım' olarak anlaşılması mümkündür.Davacı ile davalı unvanlarındaki benzerlik '...' kelimesidir. İş bu kelimenin ticaret ünvanı olarak sıklıkla kullanılan bir kelime olup güçlü bir ayırt ediciliğe sahip olmadığı, tarafların faaliyet konularının ayrı olması nazara alındığında kanunda aranılan ticari dürüstlüğe aykırı bir davranışın oluşmadığı ve bu durumun haksız rekabet teşkil etmediği..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalıya ait ticaret unvanının tek ve esaslı unsurunun ''...'' ibaresi olduğunu ve bunun müvekkili şirketin 40 yıllık marka ve ticaret ünvanıyla iltibas oluşturduğunu, ibarenin 1983 yılından bu yana müvekkilinin unvanında kullanıldığını, müvekkilinin bu marka ve unvanla binlerce müşterisine ... ve marka hizmeti verdiğini, müvekkilinin bir çok ilde aktif çalışan ve şubesi bulunan bir firma olarak yüksek bilinirliğe sahip olduğunu, müvekkilinin yıllarca gösterdiği emek ve çaba sonucunda ticaret unvanı ve marka olarak haklarını korumak amacıyla 1983 yılından şirketi tescil ettiğini, 1983 yılından beri fiilen kullanılan unvanın 2006 yılından beri tescilli unvan olarak kullanıldığını, "..." ibaresinin ilk olarak müvekkili şirketi akla getireceğini, davalının 06.09.2013 tarihli tescilde ayırıcı ek alınmadan ... ibaresini kullanılmasının TTK'nın 52.maddesine aykırı olduğunu ve unvandaki "..." ibaresinin terki gerektiğini, anılan maddeye göre ticaret unvanından terkin için dürüstlüğe aykırı kullanım şartı getirildiğini, bu ibarenin geniş bir ibare olmakla birlikte sonraki tarihte ticaret sicile tescil gerçekleştiren kişinin başkasına ait markayı veya ticaret unvanını kullanmasının başlı başına dürüstlüğe aykırı bir eylem olduğunu, tescilde karışıklığa sebebiyet vermeyecek şekilde ayırt edici ekin unvana eklenmeden ilan edilmemesinin dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, davalının buna rağmen başka ayırt edici bir ibare barındırmayan ticaret unvanı kullandığını, tarafların aynı sektörde faaliyet göstermesi nedeniyle karışıklığa neden olunduğunu, davalının da müvekkili şirketle aynı sektörde hizmet verdiğini ve müvekkilince ayırt edici hale getirilen ibarenin haksız şekilde kullandığını, mahkemenin de müvekkilinin eski kullanımı ve ihtiyari olarak eklenen ''...'' ibaresinin aynı olduğunu kabul etmekle birlikte ''dürüstlüğe aykırı kullanım'' olmadığı sonucuna vardığını, tarafların benzer hizmetlerde faaliyete bulunmadığı kabul edilmiş ise de davacı ve davalının hizmet sektöründe bulunduğunu, müvekkilinin ... ve marka tescil işlemlerinin yanında marka değerleme, ... değerleme hizmetleri verdiğini, bu durumun da her iki şirketinde benzer sektörlerde hizmet verdiğini gösterdiğini, davalının basiretli bir tacir gibi davranarak benzer veya aynı sektörde hizmet veren başka bir şirketle karıştırılma ihtimali olan ticaret unvanı seçtiğini,... ibaresinin müvekkilinin kullanımıyla ayırt edici hale geldiğini, bu ibarenin zayıf görünmesine rağmen müvekkilinin uzun süreli ve yoğun kullanımı sonucu tanınmış hale geldiğini, bu şekilde bağımsız ve ayırt edici bir karakter kazanan ''... ...'' ibaresinin, unvanı duyan herkesin zihninde müvekkilini getirdiğini, aynı sektörde faaliyet gösteren davalının kullanımının üçüncü kişilerde oluşturduğu karışıklığın esasında bir çeşit haksız rekabet olduğunu, müvekkil şirketçe Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2010/220 E. ve Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/158 E. sayılı dosyalarında verdiği kararlarda, müvekkilinin markasının sektöründe tanınmış marka olduğunu, marka ile ticaret unvanının aynı ibarelerden oluştuğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, TTK'nın 52. maddesi gereğince ticaret unvanının korunması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamındaki belgelerden, davacı şirketin 1983 yılından itibaren kullandığı "..." ibaresini 03.03.2006 tarihinde ... ... A.Ş. unvanı ile davalı şirketin ise 18.09.2013 tarihinde ... Şirketi unvanı ile tescil edildiği anlaşılmaktadır. Davalı şirketin ana sözleşmesinin 3. maddesi gereğince, yurt içi ve yurt dışı turistlik amaçlı turlar düzenlenmesi, seyahat acenteleri kurarak işletilmesi, her türlü ulaşım biletinin satışı, gemi ve yat işletmeciliği veya kiralanması, ticari amaçlı motorlu araç kiralama, hava araçları ile ambulans hizmeti verme şehir için ve şehirler arası ulaşım, eğlence gösteri, sergi gibi işlerin organizasyonu, reklam ajansı kurulması veya işletilmesi gibi işlerle iştigal etmek üzere kurulduğu anlaşılmıştır. Ayrıca davacı şirket adına ..., ..., ..., ... , ..., ... , ... gibi içinde ... kelimelerinin bulunduğu çok sayıda hizmet sektöründe tescilli marka bulunduğu da anlaşılmıştır. TTK'nın 50. maddesi gereğince usulen tescil ve ilan edilen ticaret unvanını kullanma hakkının sadece sahibine ait olduğu, ayırt edici unsurun "..." ibaresi olduğu iddia edilerek, iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece tarafların unvanlarındaki "..." ibaresinin benzer olduğu, ancak ticaret unvanının bir başkası tarafından kullanılmasının değil, dürüstlük ilkesine aykırı şekilde kullanılmasının yasaklandığını, ... kelimesinin sıklıkla ticaret unvanı olarak kulalnılan bir kelime olduğu, güçlü bir ayırt ediciliğe sahip olmadığı, tarafların faaliyet konularının farklı olması nazara alındığında, yasada belirtilen ticari dürüstlüğe aykırı bir davranışın oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TTK'nın 39. maddesinde, ticaret unvanı düzenlenmiştir. Aynı yasanın 50. maddesinde ise ticaret unvanının korunması üst başlığı ile ilke başlığı altında, usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanının kullanma hakkının sadece sahibine ait olduğu ifade edilmiştir. TTK'nın 52/1. maddesi uyarınca ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde, bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir.Davanın tarafı olan şirketlerin türleri bağlamında ele alındığında, limited şirketler ile anonim şirketlerin ticaret unvanlarının nasıl olacağına ilişkin hüküm, TTK'nın 43. maddesinde yer almaktadır. Anılan düzenlemeye göre, “(1) Anonim, limited ve kooperatif şirketler, işletme konusu gösterilmek ve 46 ncı madde hükmü saklı kalmak şartıyla, ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler. (2) Ticaret unvanlarında, 'anonim şirket', 'limited şirket' ve 'kooperatif' kelimelerinin bulunması şarttır. Bu şirketlerin ticaret unvanında, gerçek bir kişinin adı veya soyadı yer aldığı takdirde, şirket türünü gösteren ibareler, baş harflerle veya başka bir şekilde kısaltma yapılarak yazılamaz. ”Bu hükme göre anonim ve limited şirketlerin unvanlarının çekirdek kısmı, şirketin türünü gösteren ibare (anonim şirket/limited şirket) ile şirketin işletme konusundan oluşur. Unvana ek almak ise kural olarak serbesttir. Bu serbesti, TTK'nın 46/1.maddesinde, “Tacirin kimliği, işletmesinin genişliği, önemi ve fınansal durumu hakkında, üçüncü kişilerde yanlış bir görüşün oluşmasına sebep olacak nitelikte bulunmamak, gerçeğe ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla; her ticaret unvanına, işletmenin özelliklerini belirten veya unvanda yer alan kişilerin kimliklerini gösteren ya da hayalî adlardan ibaret olan ekler yapılabilir.” şeklinde ifade edilmiştir.Ticaret unvanına ek almanın zorunlu olduğu hâllerden biri TTK'nın 45. maddesinde gösterilmiştir. Bu hükme göre; “Bir ticaret unvanına Türkiye’nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekli olduğu takdirde, ek yapılır.”Davacı şirketin yukarıda yer verildiği üzere davalı şirketten daha önceden ticaret sicil kaydının tescil edildiği anlaşılmaktadır. Ticaret unvanının korunmasına ilişkin düzenleme, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan TTK'nın 52 ve devamı maddelerinde yer almış, tacirler için büyük önemi haiz, ticari işletme devri ve ticari işletme rehnine konu olan ticaret unvanı, bu hâli ile kendine has özel koruma tedbirlerine tabi tutulmuştur. Bu türden açılan davalarda Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulaması gereğince, terkini talep edilen şirkete ait ticaret unvanının ayrıca ek alıp almadığı, tacirlerin iştigal sahalarının benzer olup olmadığı, unvanların genel görünüm itibari ile benzer olup olmadıkları ve bu benzerliklerin üçüncü kişiler açısından karışıklığa neden olup olmayacağı hususları incelenip değerlendirilmektedir.Davacı şirketin ticaret unvanında şirketin türünü gösteren ibare ''Anonim Şirket', şirketin işletme konusunu gösteren ibareler ise ''...'' ibaresidir. Diğer bir deyişle davacı şirketin ticaret unvanının çekirdek kısmı '' ... Şirketi' 'ibarelerinden oluşmakta olup ''... '' ibaresi ise ek olarak seçilmiştir. Davalı şirketin ticaret unvanı ise ''... Şirketi" dir. Bu unvanın çekirdek kısmı, şirketin türünü gösteren ''Limited Şirketi'' kısmı ve işletme konusunu gösteren ''..." ibarelerinden oluşmaktadır. Unvanın ek kısmı ise ''..." ibaresidir. Bir diğer deyişle, tarafların unvanlarında yer alan ''..." ibarelerinin unvanın ek kısmı olduğu görülmektedir. Bu açıklamalar ışığında; tarafların ticaret unvanının ek kısmının ''...'' olduğu, anlaşılmaktadır. Davalının kullandığı bu ibare davacının daha önce tescil edilen ticaret unvanındaki ibare ile aynıdır. Ancak her iki şirketin ticaret unvanlarının genel olarak birbirlerinden faaliyet konuları ve şirket türü olarak oldukça farklı olduğu, şirketlerin faaliyet gösterdiği alanların birbirleriyle benzerlik göstermediği, her iki şirketin hizmet sektöründe faaliyette bulunmasına rağmen, davacının bariz şekilde ... ve marka işleriyle uğraşırken, davalının daha çok ulaşım ve etkinlik organizasyonları konusunda faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan davalının unvanının tescil edildiği 2013 yılından davanın açıldığı 2016 yılına kadar ve yargılama aşamasında ticaret unvanının TTK'nın 52. maddesinde düzenlenen ticari dürüstlüğe aykırı şekilde kullanıldığının kanıtlanmadığı anlaşılmıştır. Davacının tescil ettirdiği markaların eklerinde fazlaca ayırt edici ibareler bulunmadığı da dikkate alındığında, tanınmış marka olmasının unvana yönelik tecavüzde dikkate alınamayacağı sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.07.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.