İş sözleşmesinin haksız feshinden doğan kıdem, ihbar, fazla çalışma ve tatil alacakları ile yurtdışı çalışmada uygulanacak hukukun temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrakta, iş sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasıyla işçilik alacakları (kıdem, ihbar, fazla çalışma, hafta tatili, yıllık izin, ulusal ve genel tatil ücreti) talep edilmiştir. Davalı işveren, sözleşmenin proje bitimiyle sona erdiğini, alacakların ödendiğini ve sözleşme gereği Birleşik Arap Emirlikleri hukukunun uygulanması gerektiğini savunurken, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemeleri, uyuşmazlığa daha sıkı ilişkili olduğu ve işçiye daha yüksek koruma sağladığı gerekçesiyle Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini ve davacının alacaklara hak kazandığını belirterek davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Karar, davalı vekili tarafından hizmet süresi, ücret tespiti, hesaplama hataları ve uygulanacak hukuk yönünden, davacı vekili tarafından ise fazla çalışmanın ücrete dahil edilmesi ve prim gibi ödemelerin mahsubu hususları eleştirilerek temyiz edilmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2026/784 E.  ,  2026/2781 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/813 E., 2025/2248 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 12. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/986 E., 2023/855 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının ...'da bulunan şantiyelerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, davacının çalıştığı sürece işyerinde fazla çalışma yaptığını, haftada 7 gün çalıştığını, genel tatil günlerinde çalışmaya devam ettiğini, yıllık izin süresinin 1 yıl karşılığının 28 gün olduğunu ve davacının yıllık izinlerinin kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, yıllık izin, ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının davalı işveren nezdinde geçen çalışmalarına ilişkin tüm işçilik alacaklarının ödendiğini, ...’daki çalışmasında metro projesinde işin tamamlanması sebebiyle iş sözleşmesinin 30.11.2016 tarihinde sona erdiğini, proje bitimi Sosyal Güvenlik Kurumuna geç bildirildiği için işyerinden çıkışının 01.01.2017 tarihinde yapılabildiğini, tüm çalışma karşılığı ücretlerin bordrolara yansıtılarak ödendiğini, davacının çalışma gün ve saatlerine ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığını, alacakların zamanaşımına uğradığını, çalışılan ülke mevzuatı doğrultusunda yıllık izin hakkı verildiğini, iş sözleşmesinde ... hukukunun uygulanacağının kararlaştırıldığını, davacının talepleri yönünden ... hukukuna göre inceleme yapılması, karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu, uyuşmazlığın çözümünde Türk hukukunun uygulanması gerektiği, buna göre dosya kapsamı değerlendirildiğinde iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yine davacının karşılığı ödenmeyen ücret alacaklarının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut davada uygulanacak hukukun Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçesi de dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde Türk hukuku uygulandığı, sözleşmeyle daha sıkı ilişkili Türk hukukunun mutat işyeri hukukuna göre işçiye daha yüksek standartta koruma sağladığı, bu nedenle Türk hukuku uygulanmasının yerinde olduğu, kararda belirtilen gerekçeler dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde de usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde:
a. Uyuşmazlığın çözümünde ... hukuku uygulanarak, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini,
b. Hizmet süresinin hatalı tespit edildiğini,
c. Ücret tespitinin hatalı olduğunu, davacının ücret tutarının fazla çalışma ücreti ücretin içinde olacak şekilde belirlendiğini,
d. Davacıya ait ücret bordroları incelendiğinde davacının fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil çalışmalarının karşılığı olarak her ay değişik oranlarda ücret tahakkuku yapıldığını, toplam tahakkukların aydan aya değiştiğini ve davacıya ait bordroların gerçeği yansıttığını,
e. Hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaların hatalı tespitler içerdiğini,
f. Ücret bordrolarından görüleceği üzere, davacıya yapılan ödemelerin mahsubu gerektiğini, davacının Türkiye’de geçen çalışmaları tasfiye edildiğinden bu döneme ilişkin alacak taleplerinin reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
2. Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde:
a. Davacının yaptığı işte fazla çalışmanın açıkça yasaklandığını, yıllık 270 saatlik mesainin ücrete dâhil olduğu yönündeki kabulün hatalı olduğunu,
b. Ücret bordrolarında yer alan farklı (prim, diğer ödemeler vb) tahakkukların fazla çalışma alacağından mahsup edilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, husumet, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk ile hizmet süresi, aylık ücretin tespiti, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ile hesabının doğru yapılıp yapılmadığına ilişkindir.
Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalı işverenin yurt dışında bulunan şantiyesinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen talep konusu işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise davacının yurt dışındaki şantiyelerinde çalışması bakımından uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince davacının çalışma dönemi yönünden Türk hukuku uygulanmak suretiyle somut uyuşmazlık sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de yanılgılı değerlendirme ile somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ne var ki varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemiştir.
Davacının yurt dışındaki çalışma döneminin yurt dışı iş sözleşmesi kapsamında geçtiği ve söz konusu iş sözleşmesi içeriği dikkate alındığında talep konusu alacaklar bakımından ilgili çalışma dönemi için tarafların iş sözleşmesi ile hukuk seçimi anlaşması yaptıkları açıktır.
Dosyadaki yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle; uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından, davacının ...'da geçen çalışma dönemi bakımından uyuşmazlığa ... hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.
Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.