Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Ankara Barosunun dava dilekçesinde, ildeki çoklu baro yapısı nedeniyle unvanın eksik veya yanlış belirtilmesi üzerine verilen davanın reddi kararının temyizen incelenmesi.
Özet: Bir baronun, yayımlanan satış giderleri tarifesinin bir maddesinin iptali istemiyle açtığı davada, davacının unvanını (Ankara Barosunun birden fazla olması nedeniyle hangi baro olduğunu) dava dilekçesinde ve düzeltme sonrası dilekçede açıkça belirtmediği gerekçesiyle idari yargılama usul kanununa göre davanın reddine ilişkin verilen kararın, vekaletname ekleri ve kanun değişikliğinin yeni baroların adlandırılmasına yönelik olduğu iddialarına rağmen hukuka uygun bulunarak temyiz istemi reddedilmiştir.

T.C.
D A N I Ş T A YİDARİ DAVA DAİRELERİ KURULUEsas No : 2024/1962Karar No : 2025/483 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ...KARŞI TARAF (DAVALI) : ... BakanlığıVEKİLİ : Av. ...İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onuncu Dairesinin 15/05/2024 tarih ve E:2024/2327, K:2024/1973 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.YARGILAMA SÜRECİ :Dava konusu istem: 21/12/2023 tarih ve 32406 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/01/2024 tarihinde yürürlüğe giren Satış Giderleri Tarifesi'nin “Satış giderleri” başlıklı 8. maddesinin iptali istenilmiştir.Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 15/05/2024 tarih ve E:2024/2327, K:2024/1973 sayılı kararıyla; Dairelerinin 21/02/2024 tarih ve E:2024/330, K:2024/280 sayılı kararıyla; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda, 7249 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler uyarınca 28/11/2021 tarihinde Ankara ilinde ikinci bir baro kurularak tüzel kişilik kazandığı ve 1136 sayılı Kanun'un 77. maddesinin 1. fıkrasına, 7249 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle "Aynı ilde yeni bir baronun kurulması halinde Türkiye Barolar Birliği, tüzel kişilik kazanma tarihini esas almak ve birden başlamak suretiyle baroları o ilin adıyla numaralandırır." cümlesinin eklendiği, 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinde davacının ünvanının gösterilmesi gerekmesine ve davanın açıldığı tarih itibarıyla "Ankara Barosu Başkanlığı" ünvanına sahip bir baro mevcut olmamasına rağmen dava dilekçesi ve ekli vekaletnamede davacı baronun "Ankara Barosu" olarak belirtildiği, kaç numaralı baro olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, bu haliyle davacının ünvanına açık bir şekilde yer verilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun düzenlenmediği, davacı Baronun ünvanının tereddüte yol açmayacak şekilde gösterilmesi suretiyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak yenilenen ve ekinde davacının ünvanını gösterir bilgi ve belgelerin sunulduğu bir dilekçeyle davanın açılması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği; davacı tarafından yenilenen 25/04/2024 kayıt tarihli dava dilekçesinde ise söz konusu eksikliklerin giderilmediği ve dava dilekçesinde davacının "Ankara Barosu Başkanlığı" olarak gösterilmek suretiyle aynı yanlışlığın yapıldığı, Bu durumda, Dairelerinin 21/02/2024 tarih ve E:2024/330, K:2024/280 sayılı dilekçe ret kararı üzerine, davacı tarafından yenilenen dava dilekçesinde de aynı yanlışlıklar yapıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı,Öte yandan, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 01/03/2023 tarih ve E:2022/3140, K:2023/372 sayılı kararının da aynı doğrultuda olduğu gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu kararında her ne kadar taraflarınca hangi baro olunduğuna ilişkin belge sunulmadığından bahsedilmiş ise de, dava dilekçesi ekinde sunulan vekaletname örneğinin Ankara 25. Noterliği tarafından onaylanmış resmi bir vekaletname olduğu, vekaletname ekinde yer alan imza sirküleri ve Altındağ 1. İlçe Seçim Kurulu tarafından verilen mazbatadan barolarının Ankara'daki hangi baro olduğunun açıkça anlaşıldığı, yeni bir baro kurulmuş olmasının ilk baronun isminin değiştirilmesi anlamına gelmediği, anılan Kanun değişikliğinin aynı ilde yeni kurulacak Baroların ne şekilde adlandırılacağına ilişkin olduğu, dava dilekçesinde belirtilen ünvanın UYAP sisteminde DETSİS numarası ile otomatik olarak çıkan ünvan ile aynı olduğu, bu nedenle dava dilekçesinde yer alan ünvanın yanlış gösterilmediğinin açık olduğu ileri sürülmektedir.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINAKarar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:HUKUKİ DEĞERLENDİRME:Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,b) Hukuka aykırı karar verilmesi,c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.KARAR SONUCU:Açıklanan nedenlerle;1. Davacının temyiz isteminin reddine,2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrası uyarınca reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 15/05/2024 tarih ve E:2024/2327, K:2024/1973 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 03/03/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X-Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onuncu Dairesinin 21/02/2024 tarih ve E:2024/330, K:2024/280 sayılı kararıyla; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda, 7249 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler uyarınca 28/11/2021 tarihinde Ankara ilinde ikinci bir baro kurularak tüzel kişilik kazandığı ve 1136 sayılı Kanun'un 77. maddesinin 1. fıkrasına, 7249 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle "Aynı ilde yeni bir baronun kurulması halinde Türkiye Barolar Birliği, tüzel kişilik kazanma tarihini esas almak ve birden başlamak suretiyle baroları o ilin adıyla numaralandırır." cümlesinin eklendiği, 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinde davacının ünvanının gösterilmesi gerekmesine ve davanın açıldığı tarih itibarıyla "Ankara Barosu Başkanlığı" ünvanına sahip bir baro mevcut olmamasına rağmen dava dilekçesi ve ekli vekaletnamede davacı baronun "Ankara Barosu" olarak belirtildiği, kaç numaralı baro olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, bu haliyle davacının ünvanına açık bir şekilde yer verilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun düzenlenmediği, davacı Baronun ünvanının tereddüte yol açmayacak şekilde gösterilmesi suretiyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak yenilenen ve ekinde davacının ünvanını gösterir bilgi ve belgelerin sunulduğu bir dilekçeyle davanın açılması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği; davacı tarafından yenilenen 25/04/2024 kayıt tarihli dava dilekçesinde ise söz konusu eksikliklerin giderilmediği ve dava dilekçesinde davacının "Ankara Barosu Başkanlığı" olarak gösterilmek suretiyle aynı yanlışlığın yapıldığı gerekçesiyle, 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinde "usul hükümlerine uyulmamış olunması" bozma sebepleri arasında sayılmış olduğundan, temyiz merciince, temyizi istenen kararın usul hükümlerine uygun olup olmadığı yönünden incelemeye tabi tutulacağı açıktır.2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "1 inci fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde dava reddedilir." hükmü gereğince davanın reddi yolunda verilen kararın, temyizen incelenmesi sırasında; 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve dava ret kararının dayanağını oluşturan dilekçe ret kararının da, usul hükümleri yönünden incelemeye konu edilmesi hukuki açıdan kaçınılmazdır.Her ne kadar, 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 4. fıkrası, aynı maddenin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen dilekçe ret kararlarına karşı temyiz yoluna gidilmesine hukuken olanak vermemekte ise de; bu husus, dilekçe ret kararlarının, bu kararlar üzerine yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıkların yapılması nedeniyle verilen davanın reddi yolundaki kararların temyiz edilmesi üzerine, bu kararlarla birlikte incelemeye tabi tutulmasına engel teşkil edici bir nitelik taşımamaktadır.Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi, hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu ve hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma olanağının tanınması gerekmektedir.Nitekim, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir. (Özkan Şen, B.No:2012/791). Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın normlarını belirleyen kurallar olduğu açıktır.Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin boş yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirilebilmesi amacıyla davacılara/davalılara belli yükümlülükler öngörülebilir ise de, getirilen bu yükümlülüklerin de ölçülü olarak uygulanması ve hakkın özünün zedelenmesinden kaçınılması gerekmektedir.11/07/2020 tarih ve 7249 sayılı "Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 15. maddesiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 77. maddesinde değişiklik yapılarak, beş binden fazla avukat bulunan illerde asgari iki bin avukatla yeni bir baro kurulabileceği; aynı ilde yeni bir baronun kurulması halinde Türkiye Barolar Birliğinin tüzel kişilik kazanma tarihini esas almak ve birden başlamak suretiyle baroları o ilin adıyla numaralandıracağı hükme bağlanmış ise de, "Ankara Barosu Başkanlığı" adıyla açılan davada, Baronun kaç numaralı baro olduğunun tespitinin yargı yerlerince de kolaylıkla yapılabileceği ve verilecek yargı kararında bu durumun resen düzeltilebileceği, kararın tebliğinde de bir soruna neden olmayacağı açık olup, bu durumun dilekçe ret kararına ve sonuçta davanın reddine gerekçe yapılmasının hak arama özgürlüğünün ihlaline neden olacağı sonucuna varılmıştır.Kaldı ki, ilgili Kanun'un yürürlüğünden önce açılan davalarda, Kurulumuzca da resen numaralandırma yapılması yoluna gidilmiştir. Bu nedenle, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.