Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin, kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit davasında imza ve zamanaşımı itirazları ile kötüniyet tazminatı taleplerini değerlendiren gerekçeli kararı.
Özet: Davacı tarafından açılan menfi tespit davasında, aleyhine kıymetli evraktan kaynaklanan icra takibine konu senedin zamanaşımına uğradığı ve üzerindeki imzanın sahte olduğu, dolayısıyla borçlu olunmadığının tespiti ile kötüniyet tazminatı ödenmesi talep edilmiştir. Davalının davaya cevap vermediği yargılamada, senedin üzerindeki imzanın davacıya ait olup olmadığına dair alınan bilirkişi raporları, mukayese imzaların azlığı ve yetersizliği nedeniyle kesin bir kanaat bildirememiş, daha kapsamlı ve çeşitli mukayese imzalar temin edilmesi halinde yeniden inceleme yapılabileceğini belirtmiştir.

T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/675 Esas
KARAR NO : 2026/445
DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 12/10/2023
KARAR TARİHİ : 11/06/2026
YAZIM TARİHİ : 09/07/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine davalılar tarafından ... E. Sayılı kambiyo senetlerine özgü icra takibi kapsamında takip başlatıldığını, yapılan takibin açıkça usule aykırı olduğu gibi davalı tarafından başlatılan söz konusu icra takibine konu alacakların kesinlikle hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, söz konusu senedin zamanaşımına uğramış olup kambiyo vasfını yitirdiğini, takibine dayanak senet üzerinde belirten ödeme tarihinin üzerinden 6 yıl geçmesi ardından senedin takibe konulduğunu, bu durumun dahi zamanaşımı itirazlarını doğrular nitelikte olduğunu, müvekkili aleyhine yapılan icra takibine konu senetteki borç ve imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkili imzasına havi bulunmayan, sahte imza atılmak sureti ile tanzim edilen ve müvekkilinin gerçekte bir borcu bulunmadığı senetteki imzaya ve borca itiraz ettiklerini, mahkemece yapılan yargılama sonucunda, 10.07.2008 tanzim ve 15.10.2008 vade tarihli 23.000,00 TL bedelli senetten dolayı müvekkilinin, davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacıyı menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu belirli bulunduğundan, davalının takip konusu alacağı %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesi talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı davaya cevap vermemiştir.
DELİLLER:
-... Esas sayılı icra takip dosyası,
-İmza incelemesine esas çek aslı,
-Noter evrakları, banka evrakları,
-Bilirkişi raporu:
10/10/2025 tarihli ... uzmanlık raporunda özetle; adli imza incelemesini etkileyen faktörlerin çevresel ve içsel olmak üzere iki ana grupta toplandığı, bir imzanın karakteristik şeklini almasının; bu çevresel ve içsel faktörlerden olan kişinin yaptığı mesleğe, kişinin kişisel ve kültürel yetenek ve becerisine bağlı olup çok çeşitli fiziksel ve ruhsal farklılık ve etkenlerle (yazı materyalleri, yazıldığı yüzey, çeşitli hastalıklar, bazı ilaçlar veya alkol uyuşturucu kullanılması, yaşlılık, el veya koldaki ortopedik özürler vb.) değişebileceği gibi zamana bağlı olarak da farklılıklar gösterebildiği, bu sebeple; imzalardaki muhtemel değişiklikler ile doğal değişim aralığının ya da doğal sapmaların görülebilmesi amacıyla kişilerin mümkün olduğu kadar farklı tarihli ve farklı amaçlar için atmış oldukları mukayese imzalarına ihtiyaç duyulduğu, inceleme konusu senedin ön yüzünde “...” adına atfen atılı bulunan imzalar ile ...'ün mukayese imzaları arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada; mevcut mukayese imzaların az ve kifayetsiz olması ve belirtilen sebeplerden dolayı inceleme konusu senedin ön yüzünde atılı bulunan söz konusu imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda müspet ya da menfi bir kanaat bildirmenin mümkün olamadığı, ancak, ...'ün bol miktarda ilave samimi (özellikle inceleme konusu senedin düzenlenme tarihi olan 2008 yılına yakın, bu tarih öncesi ve sonrası olacak şekilde zaman dilime yayılmış ıslak imzalı dilekçe, resmi evrak, tapu, noter belgeleri, tebligat, imza sirküsü, kredi kartı başvuru formu, .../banka dekontu, su/doğalgaz/elektrik/telefon abonelik sözleşmeleri, nüfus müdürlükleri vs) ve huzurda (inceleme konusu senet gösterilmeden, sağ ve sol el, ayakta ve oturarak ayrı, ayrı en az 8'er sayfa olacak şekilde ad, soyad, kimlik numarası bilgileri de yazdırılarak onaylanıp) alınacak mukayese imzalarının temin edilerek mevcut mukayese belgeler ile birlikte tekrar gönderilmesi halinde yeniden yapılacak inceleme neticesinde bir kanaat bildirmenin mümkün olabileceği belirtilmiştir.
23/03/2026 tarihli ... uzmanlık raporunda özetle; 10 Ekim 2025 tarih ve ... uzmanlık numaralı raporlarında; ...'ün bol miktarda ilave samimi (özellikle inceleme konusu senedin düzenlenme tarihi olan 2008 yılına yakın, bu tarih öncesi ve sonrası olacak şekilde zaman dilime yayılmış ıslak imzalı dilekçe, resmi evrak, tapu, noter belgeleri, tebligat, imza sirküsü, kredi kartı başvuru formu, .../banka dekontu, abonelik sözleşmeleri, nüfus müdürlükleri / adli / idari / mülki / kolluk makamlarına müracaat evrakları (kimlik kartı / sürücü belgesi / pasaport / adres beyanı vb.), evlenme kütük defteri, okul / askerlik / işyeri / çiftçilik belgeleri, ödenmiş çek / senet vs) ve huzurda (inceleme konusu senet gösterilmeden, sağ ve sol el, ayakta ve oturarak ayrı, ayrı en az 8'er sayfa olacak şekilde ad, soyad, kimlik numarası bilgileri de yazdırılarak onaylanıp) alınacak mukayese imzalarının temin edilerek mevcut mukayese belgeler ile birlikte tekrar gönderilmesi halinde yeniden yapılacak inceleme neticesinde bir kanaat bildirmek mümkün olabileceği bildirilmesine rağmen; ...'ün sadece huzurda alınmış mukayese imzalarının gönderildiği, ilave samimi mukayese imzalarının gönderilmediğinin görüldüğü, inceleme konusu senedin ön yüzünde “...” adına atfen atılı bulunan imzalar ile ...'ün mukayese imzaları arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada: yukarıda birinci maddede belirtilen sebeplerden dolayı, inceleme konusu senedin ön yüzü üzerinde atılı bulunan söz konusu imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda müspet ya da menfi bir kanaat bildirmenin mümkün olamadığı belirtilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, GEREKÇE VE KABUL:
Dava, icra takibine konu kambiyo senedi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir.
Öncelikle davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (...).
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Diğer bir deyişle; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (...).
Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (...). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen istemin temeli menfi tespit davasıdır.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (...).
Kambiyo senedinin hukukî niteliğine değinmek gerekirse; bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illî ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukukî işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir amaca ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Her senedin düzenlenmesinin altında yatan bir neden/ilişki vardır. İlletten mücerret olan kambiyo senetleri “ifa amacıyla” ya da “ifa yerine” düzenlenebilir. İfa amacıyla düzenlendiğinde, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece asıl borç ilişkisi ortadan kalkmaz. Kambiyo senedinin bu iki nedenden hangisi için düzenlendiğinin açıkça belirtilmediği durumlarda, kambiyo senedinin ifa amacıyla düzenlendiği kabul edilir. Bir başka anlatımla, kambiyo senedinin mevcut asıl borç ilişkisinden doğan alacağın ifasını teminen, bu alacağın ifasının gerçekleştirilmesi uğruna düzenlenmesi esastır (...).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin "hatır" için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz (TBK m. 133/2); kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Bu halde hamil, biri asıl borç ilişkisinden, biri de kambiyo ilişkisinden doğan iki ayrı talep hakkına sahip olmaktadır. Kambiyo münasebetinden, doğan hakkın, herhangi bir nedenden dolayı düşmesi halinde, hamilin asıl borç ilişkisinden dolayı sahip olduğu talep hakkı saklıdır.
Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada "bedelsizliğe dayalı" menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (...). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
Kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür.
Hemen belirtmek gerekir ki, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve .... sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir alacak için fatura düzenlenmiş olması, alacağın varlığını ispata yeterli bulunmayıp, fatura, tek başına akdi ilişkinin kanıtı niteliğinde bulunmamaktadır buna göre davacı taraf, kural olarak akdi ilişkinin varlığını, malın teslim edildiğini veya bedelin ödendiğini, davalı taraf ise bedelin ödendiğini veya malın teslim edildiğini kanıtlama mükellefiyeti altındadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ispat yükü” başlıklı 190. maddesinin 1. fıkrasında yukarıdaki düzenlemeye paralel olarak ispat yükünün kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olacağı belirtilmiştir.
Davacı, davalı tarafından icra takibine konu edilen çekte yer alan imzanın kendi el ürünü olmadığını iddia etmekle, eldeki dava borçlu olunmadığının tespitini talep etmektedir.
Takip konusu bono aslı ve davacıya ait samimi imzaları içerir örnekler ilgili Noterliklerden celp edilmiş, davacının çok sayıda imza örneği mahkeme huzurunda celp edilmiştir.
... raporlar alınmıştır. Alınan raporlarda mevcut mukayese imza örnekleri ile icra takibine konu bono altında bulunan imzanın davacıya ait olup olmadığının tespitinin mümkün olmadığının bildirildiği, menfi tespit davasında ispat yükünün çeki elinde bulunduran alacaklı üzerinde olduğu, davalının cevap dilekçesi sunmayarak davacının tüm iddialarını reddettiği, ancak çek altındaki imzanın davacıya ait olduğunu ispat edemediği anlaşılmakla, davacının takip konusu bono sebebiyle borçlu olmadığının tespitine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Davacının tazminat talebinin incelenmesinde, davalının kötü niyeti ayrıca ispat olunamadığından kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın KABULÜNE,
... esas sayılı (yeni esas ...esas) icra takibine konu 23.000,00 TL bedelli, 10/07/2008 tanzim tarihli, keşidecisi ..., lehtarı ... olan bono sebebiyle davacının borçlu olmadığının tespitine,
Kötü niyet tazminatı talebinin reddine,
Bu karar nedeniyle alınması gerekli 1.571,13 TL harçtan peşin alınan 599,69 TL harcın mahsubu ile bakiye 971,44 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
HUAK 18A/13 maddesi ile HUAK yönetmeliği 26/2 maddesi gereğince yargılama giderlerinden sayılan 3.120,00 TL zorunlu arabuluculuk giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,
Davacı iş bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince hesaplanan 23.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan 2.237,40 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
Dair, Davacı Vekili Av. ...'in (e-duruşma) yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.11/06/2026
Katip ...
¸e-imzalıdır.
Hakim ...
¸e-imzalıdır.