Gazlı söndürme sistemi sözleşmesinden doğan alacak, edim ihlali, cezai şart ile itirazın iptali ve menfi tespit talepli istinaf davası.
Özet: Bu hukuki evrakta, bir ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının haksız itirazının iptali talep edilirken, davalı ise taraflar arasındaki yangın söndürme sistemi kurulum sözleşmesi uyarınca davacının edimlerini süresinde ve gereği gibi ifa etmediğini, gümrük, montaj ve bakım süreçlerindeki gecikmeler nedeniyle zarara uğradığını ve bu zararları sözleşmede belirlenen cezai şart ile mahsup ederek alacağın mevcut olmadığını ileri sürerek icra takibine itiraz ettiğini ve menfi tespit talebinde bulunduğunu beyan etmektedir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/735
KARAR NO:2026/865
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:04/11/2021
NUMARASI:2019/1007 Esas, 2021/1018 Karar
DAVA:İtirazın İptali
DAVA TARİHİ:17/12/2019
BİRLEŞEN İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2020/71 ESAS-2020/239 KARAR SAYILI DOSYASI
DAVA:Menfi Tespit
DAVA TARİHİ:30/01/2020
KARAR TARİHİ:18/06/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:ASIL DAVADA;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesap ilişkisi bulunduğunu, davalının cari hesap nedeniyle davacıya 22.764,88 TL borçlu olduğunu, bu alacağın tahsili amacıyla Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının cari hesaba konu faturalara herhangi bir itirazda bulunmamasına rağmen ödeme emrine itiraz ederek takibi durdurduğunu, borcun tamamına yönelik itirazın alacağın tahsilini engellemeye yönelik haksız ve kötü niyetli bir davranış olduğunu, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak tarafların anlaşamadığını, davalının icra takibinde ileri sürdüğü yetki itirazının da usulüne uygun olmadığını, zira yetki itirazında yetkili icra dairesinin gösterilmesi gerektiğini ileri sürerek, Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında ... Projesi kapsamında gazlı yangın söndürme sistemi kurulmasına ilişkin 13.06.2019 tarihli sözleşme imzalandığını, sözleşme uyarınca işin montaj ve gümrük-devir işlemleri dâhil 31.07.2019 tarihinde tamamlanmasının kararlaştırıldığını, davacının yalnızca sistem kurulumu değil ürünlerin ithalat sürecinin takibi, sahaya indirilmesi, montajı, test edilerek devreye alınması ve iki yıllık bakım-onarım hizmetlerini de üstlendiğini, buna rağmen ürünlerin gümrüğe ancak 22.07.2019 tarihinde indirildiğini, teslim ve montaj işlemlerinin sözleşmede öngörülen tarihten sonra gerçekleştirildiğini, gümrük işlemleri ile eksik evrakların tamamlanması için davacı yerine davalının çaba göstermek zorunda kaldığını, davacının yapılan çağrı ve yazışmalara rağmen gerekli ilgiyi göstermediğini, davalının girişimleri sonucunda ürünlerin sahaya indirildiğini ancak davacının montaj davetine rağmen işi süresinde tamamlamadığını, 16.08.2019 tarihinde yalnızca montaj işlemini gerçekleştirerek test ve devreye alma işlemlerini yapmadan sahadan ayrıldığını, ayrıca sözleşme kapsamındaki iki yıllık bakım hizmetini de yerine getirmediğini, bu nedenle işlerin başka bir firmaya yaptırılmak zorunda kalındığını, davacının edimini gecikmeli ve gereği gibi ifa etmemesi sebebiyle davalının maddi zarara ve prestij kaybına uğradığını, taraflar arasındaki sözleşmede işin gecikmesi hâlinde 4.000 USD tutarında cezai şart kararlaştırıldığını, bu nedenle davalının cezai şart alacağını sözleşme bedelinden mahsup ettiğini ve hapis hakkını kullandığını, davacıya bu hususta ihtarname gönderildiğini ancak davacının mahsup talebini kabul etmeyerek fatura bedelinin tamamını talep ettiğini, bu nedenle takip konusu alacağın mevcut olmadığını ileri sürerek davanın reddine, davacının haksız ve kötü niyetli takibi nedeniyle %20’den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
BİRLEŞEN DAVADA;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ... Projesi kapsamında gazlı yangın söndürme sistemi kurulmasına ilişkin 13.06.2019 tarihli sözleşme imzalandığını, sözleşme uyarınca işin montaj ve gümrük işlemleri dâhil 31.07.2019 tarihinde tamamlanmasının kararlaştırıldığını, davalı yüklenicinin ürünlerin ithalat sürecinin takibi, sahaya indirilmesi, montajı, test ve devreye alma işlemleri ile iki yıllık bakım ve onarım hizmetlerini üstlenmesine rağmen edimlerini süresinde ve gereği gibi yerine getirmediğini, ürünlerin gümrüğe geç indirildiğini, gümrük ve TSE işlemleri ile eksik evrakların tamamlanması için davacı şirketin yoğun çaba göstermek zorunda kaldığını, davalının yapılan çağrı ve yazışmalara cevap vermediğini, ürünler sahaya indirildikten sonra davalının montaj davetine rağmen işi süresinde tamamlamadığını, 16.08.2019 tarihinde yalnızca montaj işlemini yaparak test ve devreye alma işlemlerini gerçekleştirmeden sahadan ayrıldığını, ayrıca sözleşme kapsamında üstlendiği iki yıllık bakım ve onarım hizmetlerini de yerine getirmediğini, bu nedenle işlerin başka bir firmaya yaptırılmak zorunda kalındığını, sözleşmede gecikilen her gün için 250 USD cezai şart öngörüldüğünü ve davalının işi 16 gün gecikmeli tamamlaması nedeniyle 4.000 USD cezai şarttan sorumlu olduğunu, bu hususta davalıya ihtarname gönderilmesine rağmen herhangi bir cevap verilmediğini, davalının buna karşın Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/1007 Esas sayılı dosyasında alacak davası açtığını ve sözleşme bedeli üzerinde hapis hakkı bulunduğunu ileri sürdüğünü, oysa davalının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle cezai şart borçlusu olduğunu ve müvekkilinin TBK’nın 97. maddesi kapsamında ödemezlik def’i ile sözleşme bedeli üzerinde hapis hakkını kullandığını ileri sürerek, sözleşmeden doğan hizmet bedeli yönünden davalı şirkete borçlu olunmadığının tespitine, 4.000 USD tutarındaki cezai şart alacağının davalının alacağından mahsubuna, dava konusu yangın söndürme sistemlerinin bakım ve onarımlarının sözleşmede kararlaştırılan süre boyunca davalı tarafından yerine getirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının huzurda ikame ettiği davada hukuki yararının bulunmadığını savunarak haksız davanın reddi ile dosyanın Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/1007 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; uyuşmazlığın taraflar arasında ... Projesi kapsamında gazlı yangın söndürme sistemi kurulmasına ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklandığı, taraflar arasında sözleşmenin varlığı hususunda ihtilaf bulunmadığı, çekişmenin davacının sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirip getirmediği, işin tamamlanmasında gecikme bulunup bulunmadığı, gecikmeden hangi tarafın sorumlu olduğu, davalının cezai şart ve hapis hakkı iddialarının yerinde olup olmadığı ile davacının takip konusu cari hesap alacağının mevcut bulunup bulunmadığı noktalarında toplandığı, Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyası, taraf ticari defter ve kayıtları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından düzenlenen ve taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine dayanan iki adet faturanın davalı ticari defterlerine de işlendiği, davalı kayıtlarında söz konusu faturaların toplam 219.976,65 TL bedelle borç kaydedildiği, buna karşılık davalı tarafından davacıya toplam 197.453,45 TL ödeme yapıldığının ve ayrıca 22.183,06 TL bedelli gecikme cezası açıklamalı faturanın alacak kaydı olarak işlendiğinin tespit edildiği, taraf defterleri arasında yalnızca kuruş farkından kaynaklanan önemsiz bir bakiye farklılığı bulunmakla birlikte her iki tarafın ticari kayıtlarının da takip tarihi itibarıyla davacının 22.764,88 TL alacaklı olduğunu doğruladığı, bilirkişi heyetinin 13.01.2020 tarihli raporu ile 30.09.2021 tarihli ek raporunda da aynı sonuca ulaşıldığı, öte yandan dosya kapsamındaki 06.08.2019 tarihli elektronik posta yazışmalarından sözleşme konusu malzemelere ilişkin gümrük işlemlerinin henüz tamamlanmadığının ve tamamlanma tarihinin de belli olmadığının anlaşıldığı, sözleşmeye göre gümrük işlemlerinin davalı işverence yerine getirilmesi gereken yükümlülükler arasında bulunduğu, bu nedenle işin sözleşmede öngörülen tarihte tamamlanamamasında davacı yükleniciye kusur yüklenemeyeceği, davacının gecikme nedeniyle cezai şartla sorumlu tutulamayacağı, davalının düzenlediği gecikme cezası faturasının alacak doğurucu nitelikte kabul edilemeyeceği ve davalının hapis hakkı ile mahsup savunmasının hukuki dayanaktan yoksun kaldığı gerekçesiyle, asıl davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin 22.764,88 TL alacak üzerinden devamına ve alacağın likit olması nedeniyle davacı lehine %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesine; birleşen dava yönünden ise davacının sözleşmeye aykırı davranarak cezai şart borcu altına girdiğinin ispatlanamaması nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti, cezai şartın mahsubu ve bakım-onarım hizmetlerine ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.Davalı-birleşen davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayandığını, bu nedenle asıl davanın kabulü ve birleşen davanın reddine ilişkin hükmün kaldırılması gerektiğini, taraflar arasında ... Projesi kapsamında gazlı yangın söndürme sistemi kurulmasına ilişkin 13.06.2019 tarihli sözleşme bulunduğunu, sözleşmeye göre davacının yalnızca montajı değil ürünlerin ithalat sürecinin takibi, sahaya indirilmesi, montaj, test ve devreye alma işlemleri ile iki yıllık bakım ve onarım hizmetlerini de üstlendiğini, ancak sözleşme konusu işin taahhüt edilen tarihte tamamlanmadığını ve müvekkilinin zarara uğradığını, mahkemenin yalnızca 06.08.2019 tarihli elektronik posta yazışmasına dayanarak gümrük işlemlerinin davalı veya ... tarafından yerine getirileceği sonucuna vardığını, oysa söz konusu yazışmanın yanlış yorumlandığını, taraflar arasındaki sözleşmenin anahtar teslim nitelikte olduğunu ve davacının gümrük süreci dâhil tüm işlemleri tamamlayarak sistemi çalışır halde teslim etmekle yükümlü bulunduğunu, davacının gerekli evrak ve işlemleri zamanında tamamlamaması nedeniyle gümrük sürecinin uzadığını, müvekkilinin yoğun çabaları sonucunda ürünlerin sahaya indirildiğini, buna rağmen davacının montaj davetine süresinde icabet etmeyerek işi ancak 16.08.2019 tarihinde tamamladığını, bu tarihte de yalnızca montaj işlemi yapıldığını, test ve devreye alma işlemlerinin yerine getirilmediğini, ayrıca sözleşmede üstlenilen iki yıllık bakım ve onarım hizmetlerinin de hiç yerine getirilmediğini, bu hususların mahkemece değerlendirilmediğini, sözleşmede gecikilen her gün için 250 USD cezai şart kararlaştırıldığını ve davacının işi 16 gün gecikmeli tamamlaması nedeniyle 4.000 USD cezai şarttan sorumlu olduğunu, cezai şart talebine ilişkin ihtarname gönderilmesine rağmen davacının herhangi bir cevap vermediğini, davacının sözleşmeden doğan edimini gereği gibi ifa etmemesi nedeniyle TBK’nın 97. maddesi uyarınca ödemezlik def’i ve hapis hakkı kullandıklarını, mahkemenin bu savunmayı da incelemediğini, davacının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini, gecikmenin ...’den değil davacının kendi kusurundan kaynaklandığını, bu nedenle davacının alacak talebinin kabulünün ve birleşen davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/1007 Esas, 2021/1018 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, asıl davanın reddine ve birleşen dava kapsamında açılan davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı-birleşen davalı yüklenici, davalı-birleşen davacı iş sahibidir.Asıl dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine; birleşen dava ise taraflar arasındaki sözleşme kapsamında cezai şart alacağının mahsubu, davalıya borçlu olunmadığının tespiti ve sözleşmede kararlaştırılan bakım-onarım yükümlülüğünün yerine getirilmesi istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş; davalı-birleşen dava davacısı vekili tarafından karar istinaf edilmiştir.Davalı-birleşen dava davacısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen sözleşme uyarınca davacının işi anahtar teslim olarak ve en geç 30.07.2019 tarihinde tamamlamakla yükümlü olduğunu, mahkemece yalnızca 06.08.2019 tarihli bir elektronik posta yazışmasına dayanılarak davacının kusursuz kabul edildiğini, oysa davacının işi 16 gün gecikmeyle tamamladığını, montaj dışında test ve devreye alma işlemlerini de süresinde gerçekleştirmediğini, sözleşme gereğince 4.000 USD cezai şart borcu altına girdiğini, ayrıca iki yıllık bakım-onarım yükümlülüğünü de yerine getirmediğini, bu nedenle birleşen davadaki taleplerinin kabul edilmesi gerekirken reddedildiğini, mahkemece eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile hüküm kurulduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Dosya kapsamı, taraf beyanları, ticari defter ve kayıtlar, bilirkişi kök ve ek raporları, taraflar arasında gerçekleştirilen elektronik posta yazışmaları ve tüm deliller birlikte incelendiğinde; Taraflar arasında ... Projesi kapsamında gazlı yangın söndürme sistemi kurulmasına ilişkin 13.06.2019 tarihli eser sözleşmesi akdedildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamakta olup, uyuşmazlık; sözleşme konusu işin süresinde tamamlanmamasında davacının kusurlu olup olmadığı, davalının cezai şart talep etme hakkının bulunup bulunmadığı, buna bağlı olarak mahsup, ödemezlik def'i ve hapis hakkı savunmalarının geçerli olup olmadığı ve davacının takip konusu bakiye iş bedeli alacağının mevcut olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.Mahkemece hükme esas alınan 13.01.2020 tarihli bilirkişi kök raporunda; sözleşme konusu işin 30.07.2019 tarihinde tamamlanmasının kararlaştırıldığı, fiili tamamlanma tarihinin ise 16.08.2019 olduğu, ancak sözleşme kapsamındaki malzemelere ilişkin gümrük işlemlerinin bu tarihten önce tamamlanmadığının dosya kapsamındaki delillerden anlaşıldığı, sözleşme hükümleri gereğince gümrük işlemlerinden kaynaklanan gecikmeler nedeniyle davacı yükleniciye gecikme cezası uygulanamayacağı, davalı şirket yetkilisi tarafından gönderilen 06.08.2019 tarihli elektronik posta içeriğinden bu tarih itibarıyla dahi gümrük işlemlerinin sonuçlanmadığının açıkça anlaşıldığı, bu nedenle davacının sözleşmede öngörülen tarihte işi tamamlayamamasında kusurlu sayılamayacağı değerlendirilmiştir.Bilahare alınan 30.09.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda ise davalının kök rapora yönelik tüm itirazları ayrıntılı şekilde incelenmiş; gümrük işlemlerindeki gecikmenin davacının kusurundan kaynaklandığını ortaya koyacak herhangi bir somut belge veya teknik veri sunulmadığı, dosyada gümrük beyannameleri ve bu hususta değerlendirme yapılmasına elverişli belgelerin bulunmadığı, mevcut deliller karşısında kök raporda ulaşılan sonuçları değiştirmeyi gerektirir herhangi bir teknik veya hukuki neden bulunmadığı belirtilerek önceki görüşlerin aynen korunduğu bildirilmiştir.Öte yandan tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede; davacı tarafından düzenlenen iki adet faturanın davalı ticari defterlerine kaydedildiği, davalı tarafından gerçekleştirilen ödemelerin de kayıtlarda yer aldığı, taraf kayıtlarının karşılaştırılması sonucunda takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan 22.764,88 TL bakiye alacaklı olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Bilirkişi heyetince söz konusu bakiye alacağın davacı lehine mevcut olduğu ve takip tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte tahsilinin gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.Davalı taraf, 16 günlük gecikme nedeniyle 4.000,00 USD cezai şart alacağı bulunduğunu, bu alacağı mahsup ederek sözleşme bedelinin ödenmesinden kaçınabileceğini ileri sürmüş ise de; dosya kapsamındaki deliller ve bilirkişi raporları karşısında sözleşme konusu işin kararlaştırılan tarihte tamamlanamamasında davacının kusurlu olduğunun kanıtlanamadığı, aksine gecikmenin davacının kontrol alanı dışında kalan gümrük işlemlerinden kaynaklandığının anlaşıldığı, bu nedenle davalının cezai şart talep etme koşullarının oluşmadığı açıktır. Nitekim bilirkişi heyetince ayrıca, bir an için gecikmenin davacıdan kaynaklandığı kabul edilse dahi, iş teslimi sırasında cezai şart hakkının saklı tutulduğunun da ortaya konulamadığı değerlendirilmiş; bu yönüyle de davalının cezai şart talebinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir. Bu durumda davalı lehine doğmuş ve muaccel hale gelmiş bir cezai şart alacağından söz edilemeyeceğinden, bu alacağa dayanılarak mahsup talebinde bulunulması, ödemezlik def'i veya hapis hakkı kullanılması da mümkün değildir.Birleşen davada ileri sürülen bakım ve onarım yükümlülüğüne ilişkin talepler yönünden de, sözleşme ilişkisinin taraflar arasındaki uyuşmazlık nedeniyle fiilen sona erdiği, dosya kapsamındaki mevcut delillerle davacının bu nedenle ayrıca ifaya zorlanmasını gerektirecek koşulların oluştuğunun ispatlanamadığı anlaşılmıştır.Tüm bu açıklama ve tespitlere göre, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporlarının dosya kapsamına, teknik verilere ve taraf kayıtlarına uygun, denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli nitelikte olduğu, mahkemenin raporları benimsemesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı/birleşen dava davacısı vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü eksik inceleme, hatalı değerlendirme, cezai şart, mahsup, hapis hakkı, bakım-onarım yükümlülüğü ve sair tüm istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı birleşen davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 04/11/2021 tarih ve 2019/1007 Esas, 2021/1018 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,
2-Asıl dava bakımından alınması gereken 1.555,06 TL nisbi istinaf karar harcından davalı-birleşen davacı tarafça peşin olarak yatırılan 779,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 776,06 TL harcın davalı-birleşen davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-Birleşen dava bakımından alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar harcından peşin alınan 161,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 570,60 TL harcın davalı-birleşen davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
4-Davalı birleşen davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.