Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde, ticari hizmet sözleşmesinden doğan, gecikmeli alacak tahsilatının yol açtığı munzam zarar ve alım gücü kaybının tazmini davası.
Özet: Davacı, ticari hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağının yasal faizle birlikte geç ödenmesi nedeniyle uğradığı ve ödenen faizi aşan munzam zararın (satın alma gücü kaybı), resmi enflasyon verileri yerine altın, gümüş ve gayrimenkul gibi gerçek emtia değerleri üzerinden hesaplanarak tahsilini talep ederken; davalı ise, talebin zamanaşımına uğradığını, alacağın miktarının yargılama ile netleştiğini ve kararın kesinleşmesiyle borcu derhal ödediğini, yüksek enflasyonun veya döviz kurundaki artışın tek başına munzam zararı ispatlamayacağını, alacaklının somut ve kişisel bir zararını kanıtlayamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/676 Esas - 2026/394

TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/676 Esas
KARAR NO : 2026/394
DAVA : Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 12/09/2025
KARAR TARİHİ : 21/05/2026
YAZIM TARİHİ : 17/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı tarafın, 12.09.2025 tevzi tarihli dava dilekçesi ile taraflar arasındaki ticari ilişkilerden kaynaklı olarak ... E sayılı dosyasıyla takip ettikleri davada lehlerine karar verildiğini, kararın istinaf incelemesinde geçerek kesinleştiğini, alacağın tahsili için ... E sayılı dosyasında ilam alacaklarının tamamını 12.06.2025 tarihinde tahsil ettiklerini, 28.05.2019 tarihinde davacıya ödenmesi gereken 35.503,03.TL'nin, faiziyle birlikte 12.06.2025 tarihinde 70.000,00 TL olarak ödendiğini, davacının, alacağını zamanında tahsil edememesinden doğan zararının, faiz oranından çok fazla olduğunu, borcun davalının kusuru nedeniyle ödenmediğini, davacının hiçbir kusurunun bulunmadığını, munzam zararın asıl amacının, alım gücü yönünden alacaklının zarara uğratılmaması olduğunu, bu nedenle hesap yapılırken sadece paranın alım gücünün tespitinde yarar yatırım araçlarının kullanılması gerektiğini, bu araçların altın, gümüş, gayrimenkul değerindeki artış oranı olduğunu, alım gücü hesabında döviz kullanılamayacağını, dövizin kullanıldığı ülkelerde de enflasyon olduğunu, dövizin de Türk Lirası gibi değer kaybettiğini, döviz verileri kullanılacaksa temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar olan süreçteki o para biriminin yaşadığı enflasyon kaybının da hesaplanması gerektiğini, ... verilerinin gerçek enflasyonun çok altında açıklandığını, bu nedenle alım gücünün, ...'in kağıt üzerindeki verileriyle değil, gerçek emtia değerleriyle ölçülebileceğini bunun da altın, gümüş ve gayrimenkul hesabıyla mümkün olduğunu beyanla davacının uğradığı şimdilik 1.000,00 TL (belirsiz alacak davası) munzam zararın, tahsil tarihi olan 12.06.2025 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 28/04/2026 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; ıslah hakları saklı tutularak, talep artırım taleplerinin kabulü ile işbu dilekçelerinin davalı tarafa tebliğine, 231.771,11 TL munzam zarar alacağının, 12.05.2025 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı müvekkiline ödenmesine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerini kabul anlamına gelmemek kaydıyla, taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının icra dairesine başvurarak 56.395 TL alacağı olduğunu beyan ettiğini, davalının hukuki haklarını kullanarak icra dosyasına itiraz ettiğini, adil yargılanma hakkı çerçevesinde hukuki sürecin işletilmesi neticesinde Mahkemece davacının 56.395,00 TL'lik talebi yönünden 35.503,03 TL ödenmesine karar verildiğini, davacının alacaklı olup olmadığını, alacaklı ise miktarı yargılamayı gerektirdiğinden davalının iddia ve savunma hakkı kapsamında icra dosyasına itiraz etmiş olması ve itirazının da önemli bir miktarında haklı olması da nazara alındığında hakkını kullanan davalıdan munzam zarar altında tazminat talep edilebilmesinin hukuken mümkün olmadığını, ülkemizde enflasyonun her daim yüksek seyretmekte olduğunu, enflasyon ve döviz kurlarında artışın öngörülemez olmadığını, Yargıtay'a göre enflasyon ve devalüasyon artışlarının varlığının, aşkın zararın ispatlandığı anlamına gelmediğini, alacaklının, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı uğradığı zararı ispatlaması gerektiğini, davacının ne şekilde zarara uğradığını somut olarak açıklamadığı, emsal Yargıtay kararlarının tetkikinden anlaşılacağı üzere, yüksek enflasyon, döviz kurundaki artış, piyasadaki faiz oranlarının yüksek olması alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmadığını, alacaklının somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon oranında bir zarara uğradığını varsaymanın, yasal faiz oranını enflasyon oranına çıkarmak olacağını, bu yetkinin yalnızca yasa koyucuya verildiğini, munzam zararın talep edilebilmesi için zararın gerçekleşmiş, ölçülebilir ve somut (gerçek) bir zarar olması gerektiğini, davalının sorumlu olup olmadığı ve sorumlu ise ne kadar bir miktardan sorumlu olduğunun mutlak suretle mahkeme kararı ile ortaya çıkacağı da nazara alındığında herhangi bir temerrütten veya geç ödemeden bahsedilemeyeceğini, davalının, kararın kesinleşmesine müteakip hükmedilen alacağı derhal ödediğini, kaldı ki enflasyonun sonuçlarının hakkını arayan taraflara yüklenemeyeceğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER:
-...esas sayılı icra takip dosyası,
-... esas sayılı dosyası,
-Bilirkişi raporu:
16/04/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; tarafların iddia ve savunmaları ve davacının munzam zarar tazmini isteminin hukuki takdir ve değerlendirmesi Mahkemeye ait olmak üzere, Mahkemece, davacının munzam zararı tazminini isteyebileceği kanaatinde olunması halinde, 12.06.2025 tarihi itibariyle davacının faizle karşılanamayan zararının 231.771,11 TL olduğu belirtilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, GEREKÇE VE KABUL:
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan fatura bedellerinin ödenmemesi sebebiyle icra takibine konu edilen alacağın geç ödenmesi nedeniyle faizle karşılanmayan munzam zararın giderilmesi talebine ilişkindir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... sayılı, 29/03/2022 tarihli ilamında belirtildiği üzere; borçlu temerrüdünün önem arzeden sonuçlarından ilki TBK'nun 120 maddesinde düzenlenen temerrüt faizi, ikincisi ise TBK'nun 122. maddesinde düzenlenen munzam zarar talebidir.
Temerrüt faizi; para borcunu ifada temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın ödemekle yükümlü olduğu, temerrüt olgusunun gerçekleşmesi ile kendiliğinden işlemeye başlayan bir borç olup, bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde düzenlenmiştir. Temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukuki ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur. TBK'nın 122., mülga 818 Sayılı BK'nun 105. maddesinde düzenlenen munzam zarar ise; para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde ortaya çıkar ve borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsar.
Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Alacaklı munzam zarar talep edebilmek için borçlunun kusurunu ispat yükümlülüğü altında değildir. Ancak temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararın varlığını ve bu zarar ile temerrüt olgusu arasında illiyet bağı bulunduğu ispatla yükümlüdür.
Bu iki hususun ispatı halinde borçlu; ancak temerrüde düşmekte kusurunun bulunmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Varlığı iddia olunan munzam zararın, alacaklı tarafından HMK'nun 194. maddesine uygun şekilde yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir.
Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen munzam zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği sürece, TBK’nın 122. maddesi kapsamında munzam zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir.
Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.
Öte yandan bir para borcunun ödenmesinde, temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Davacı tarafından, takibe konu alacağının yıllar sonra ödendiği, temerrüt faizi ile alacağın güncel değerinin elde edilemediği, enflasyon etkisi ile paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın sepet formülüne göre tespit edilmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile, alacak hakkının mülkiyet hakkı kapsamında olduğunun, enflasyon etkisi nedeniyle alacağın azalmasının mülkiyet hakkının ihlali mahiyetinde olduğunun kabul edildiği, ayrıca bir zarar kanıtlanmasına gerek olmadığı ileri sürülmüştür.
Somut olayda; davacının munzam zararın dayanağı olarak ileri sürdüğü iddia, ülkemizin ekonomik koşullarındaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın munzam zarara neden olduğu yönünde olup, davacının kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair iddiada bulunmadığı, bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunmadığı; yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olguların davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı ve herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, asıl alacağını işlemiş faizi ile birlikte davalıdan tahsil eden davacının munzam zararının varlığını ispat edemediği,
Anayasa Mahkemesinin 29/09/2025 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan ... başvuru numaralı bireysel başvuruya ilişkin Genel Kurul Kararının 28. Sayfasının .... Paragrafında da açıkça dile getirildiği üzere enflasyonist ortamda alacaklının uğramış olduğu zararın tazminine ilişkin etkili bir hukuk yolu mevcut olmadığı, bu nedenle aynı kararın 31. Sayfasının 83. Paragrafında işbu durum hakkında düzenleme yapılması keyfiyetini ...'ye bildirilmesine karar verildiği, Anayasa Mahkemesince de mevcut munzam zarar düzenlemelerinin davacının enflasyonist ortamda karşılaşmış olduğu zararın giderilmesini talep etme hakkını davacıya vermeyeceği,
Anayasa'nın .... uyarınca toplanması gerekli başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. (... no'lu ilamı).
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın REDDİNE,
Bu karar nedeniyle alınması gerekli 732,00 TL harcın peşin alınan 615,40 TL ile 3.342,69 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 3.958,09 TL harçtan çıkarılarak artan 3.226,09 TL'nin karar kesinleştiğinde ve istemi halinde davacıya iadesine,
HUAK 18A/13 maddesi ile HUAK yönetmeliği 26/2 maddesi gereğince yargılama giderlerinden sayılan 4.600,00 TL zorunlu arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
Davalı iş bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereğince hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Davalı tarafından yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacı tarafından yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
Dair, Davacı Vekili Av. ..., Davalı Vekili Av. ...'nın (e-duruşma) yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.21/05/2026
Katip ...
¸e-imzalıdır.
Hakim ...
¸e-imzalıdır.