Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde, iş geliştirme çözüm ortaklığı sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan alacak davası.
Özet: Taraflar arasındaki ticari nitelikteki hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında davacı, davalı ile imzalanan iş geliştirme çözüm ortaklığı sözleşmesi kapsamında satış danışmanlığı hizmeti sunduğunu, taahhütlerini eksiksiz yerine getirerek aylık sabit ücret ve satış komisyonu hak ettiğini, ancak davalının gerekli desteği sağlamayarak edimini engellediğini ve sözleşmeyi haksız feshettiğini ileri sürerek, ekim, kasım ve aralık 2025 dönemine ait hizmet bedellerinin temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep etmekte; davalı ise sözleşmenin davacının iddia ettiğinin aksine sadece zaman ayırma, iletişim kurma veya sekreterya düzeyinde raporlama taahhüdü içerdiğini savunmaktadır.

T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/118 Esas - 2026/514

Türk Milleti Adına Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR
ESAS NO : 2026/118 Esas
KARAR NO : 2026/514
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 10/02/2026
KARAR TARİHİ : 24/06/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİHİ : 26/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Müvekkili ... İli (... San. Tic. Ltd. Şti.) ile davalı ... Teknolojileri A.Ş. arasında, davalının iş geliştirme ve satış faaliyetlerini desteklemek amacıyla 26.08.2025 tarihinde "İş Geliştirme Çözüm Ortaklığı Teklifi" başlıklı bir hizmet sözleşmesi imzaladığını, bu sözleşme uyarınca müvekkili, davalıya satış danışmanlığı hizmeti vereceğini ve karşılığında aylık 75.000 TL + KDV sabit ödeme ve gerçekleşen satışlar üzerinden %5 komisyon alacağının kararlaştırıldığını, sözleşme süresinin on iki ay olarak belirlendiğini, müvekkilin haftada bir (1) iş günü (ayda yaklaşık dört (4) iş günü) davalı için çalışmayı taahhüt ettiğini, ayrıca, aylık ödemelerin fatura tarihinden itibaren beş (5) iş günü içinde yapılacağı da sözleşmenin 12. maddesinde hüküm altına alındığını, bu sözleşme, taraflar arasında güvene dayalı, uzun vadeli bir iş birliği tesis etme amacı taşıdığını, müvekkilinin üzerine düşen tüm yükümlülükleri titizlikle ve büyük bir özenle yerine getirdiğini, müvekkilinin, davalının ürün ve kabiliyetlerini öğrenmek amacıyla yoğun bir eğitim ve araştırma süreci yürüterek davalının teknik ekibinden ... ile 03.09.2025 ve 12.09.2025 tarihlerinde teknik eğitimler aldığını, ...'un ürün gamı ve kabiliyetleri hakkında detaylı bilgi edindiğini, pazar araştırmaları yaparak potansiyel müşteri listeleri oluşturduğunu, 24.09.2026 tarihinde davalıya göndermiş olduğu mailde "strateji güncellemesi yaparak işlerin kademeli olarak iş geliştirme çözüm ortağına devredileceğini belirtmiş ancak davalı tarafından, bu konuda da destek alamadığını, dosya içeriğindeki çok sayıda "İş Geliştirme ve Satış Çalışmaları" başlıklı e-posta ve ekindeki Excel tabloları müvekkilinin düzenli ve şeffaf bir şekilde raporlama yükümlülüğünü yerine getirdiğini, müvekkilinin, 17.12.2025 tarihli son raporunda, sözleşme süresince toplam 209 aktivite girdisi, 82 takip edilen iş ve 72 takip edilen firma ile 41 takip edilen kişi sayısını istatistiksel olarak sunduğunu, bu veriler, müvekkilinin davalının iddialarının aksine, "ortada hiçbir iş olmadığı halde çalışıyormuş gibi yapma" gibi bir davranış sergilemediğini, aksine somut ve ölçülebilir faaliyetler yürüttüğünü, sözleşmenin 7. maddesi gereği,t temel yükümlülüklerini yerine getirmeyerek müvekkilinin hizmet ifasını önemli ölçüde engellemiş ve alacaklı temerrüde düştüğünü, müvekkilinin müşteri görüşmelerinde ihtiyaç duyduğu güncel ürün broşürleri, kataloglar, teknik bilgiler ve demo ürünler davalı tarafından zamanında ve eksiksiz olarak sağlanmadığını, bu durumun, davalının sözleşmedeki işbirliği ve destek yükümlülüklerini ihlal ettiğini, davalı taraf, müvekkilin tüm bu özverili çalışmalarına ve sözleşmesel yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesine rağmen, 19.11.2025 tarihinde tebliğ edilen bir ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, sözleşmenin 15. maddesi, tarafların dört (4) hafta önceden bildirim koşuluyla sözleşmeyi iptal edebileceğini ve fesih halinde, fesih tarihine kadar kazanılan tüm ödemeler, ücretler ve komisyonların derhal kapatılacağını düzenlemektedir. Müvekkilin, bu hükme uygun olarak, fesih ihbarının tebliğ edildiği 19.11.2025 tarihinden itibaren başlayan dört (4) haftalık ihbar süresi boyunca, yani 17.12.2025 tarihine kadar hizmetlerini eksiksiz olarak sürdürdüğünü, davalının, müvekkilinin sözleşme edimlerini ifa etmesini engelleyen eylemleriyle alacaklı temerrüdüne düştüğünü ve sözleşmeyi haksız yere feshettiğini, bu durumun Türk Borçlar Kanunu'nun 438. maddesi uyarınca haksız fesih tazminatı sorumluluğunu doğurduğunu, müvekkilinin sözleşmenin haksız feshi nedeniyle, ihbar süresine uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı talep etme hakkına sahip olduğunu, bu nedenlerle taraflar arasındaki 26.08.2025 tarihli "İş Geliştirme Çözüm Ortaklığı Sözleşmesi" uyarınca müvekkil tarafça ifa edilen hizmetlerin bedelinin (Ekim, Kasım ve Aralık 2025 dönemleri) temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen 26.08.2025 tarihli İş Geliştirme Çözüm Ortaklığı Sözleşmesi davacı tarafın iddia ettiğinin aksine, sadece bir zaman ayırma, iletişim kurma veya sekreterya düzeyinde raporlama taahhüdünü içerdiğini, sözleşmenin niteliği; yalnızca sözleşmenin başlığı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde dahi davacının asli ediminin, müvekkil şirket için "Yerli ve Yabancı potansiyel müşterileri belirlemek ve değerlendirmek", "Satış görüşmelerini başlatmak ve müşteri toplantılarına katılmak", "...'u fuarlarda ve önemli etkinliklerde temsil etmek", "... ile iş birliği içinde pazara giriş stratejileri geliştirmek ve uygulamak" ve "...'u Pazar yeri bildirimleri, satış süreci ilerlemesi ve stratejik öneriler konusunda düzenli olarak bilgilendirmek" olduğunu, bu tür iş geliştirme ve danışmanlık sözleşmeleri vekalet sözleşmelerinin bazı unsurlarını taşımakla birlikte, salt bir özen yükümlülüğünün ötesinde iş sahibinin menfaatine uygun, ölçülebilir ve somut bir katma değer yaratma yükümlülüğünü de içerdiği, iş geliştirme ve danışmalık sözleşmeleri gibi sonuç odaklı iş görme sözleşmelerinde yüklenicinin, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmesi zorunlu olduğunu, davacının sözleşme görüşmeleri ve imza aşamasında pazar giriş stratejileri geliştirme, potansiyel müşteri belirleme ve değerlendirme, satış görüşmelerini başlatma ve müşteri toplantılarına katılma gibi kapsamlı ve sonuç odaklı taahhütlerde bulunduğunu ancak, uygulama safhasında bu edimler, davacının iddia ettiği gibi aktif ve sonuç odaklı bir çalışma olmaktan ziyade, yalnızca genel geçer e-postalar göndermeye ve içeriksiz Excel tabloları tutmaya indirgendiğini, davacının faaliyetleri, müvekkil şirketin yüksek teknoloji ürünleri için beklenen stratejik iş geliştirme ve somut satışa dönük adımları içermediğini, davacının müvekkili şirketin ürünlerinin pazar gerekliliklerini, özellikle sertifikasyon durumlarını önceden analiz etme yükümlülüğünü ihlal ettiğini, davacının bu temel analizi gerçekleştirmeden pazar araştırmasına başlamış olması akabinde sertifika yoktu, satış yapamadım şeklinde kendi kusuruna dayalı bir savunma geliştirdiğini, bu yaklaşımın, TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağını, sözleşme kapsamındaki yükümlülükler arasında yerli ve yabancı potansiyel müşteriler belirlemek, satış görüşmelerini başlatmak ve pazara giriş stratejileri geliştirmek bulunmasına rağmen, davacının ürünlerin sertifikasyon durumunu incelemediğini, davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu 209 aktivite girdisi ve yoğun çalışma süreci iddiaları, müvekkil şirket bakımından herhangi bir somut ticari fayda doğurmadığını, satışa dönüşen bir anlaşma, ilerlemiş bir müzakere süreci ya da ticari ilişkiye dönüşebilecek nitelikte bir iş fırsatı ortaya koymadığını, Davacı tarafından müvekkili şirkete sunulan raporlar ve Excel tablolarının bir iş geliştirme uzmanının profesyonel faaliyetlerini ortaya koymaktan ziyade, büyük ölçüde sistemsel veya mekanik veri girişlerinden ibaret olduğunu, anılan ..., ... ve ... gibi kurumlarla kurulduğu iddia edilen temaslar da hiçbir aşamada müvekkili şirketin ürünlerinin satışı veya bir proje ortaklığı seviyesine taşınmadığını, bu çerçevede davacının sunduğu faaliyet listeleri, sözleşme kapsamında üstlenilen iş geliştirme ve satış destek faaliyetlerinin gerektirdiği nitelikli ve sonuç odaklı çalışmaları ortaya koymaktan uzak kaldığını, nitekim davacının, satış görüşmelerini başlatma, müşteri toplantılarına katılma ve fuar/etkinlik temsili gibi yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediğini, Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kendi edimini ifa etmeyen taraf, karşı taraftan edimin ifasını talep edemeyeceğini, Davacının asli edimini yerine getirmediğinden, davalı taraf bakımından Türk Borçlar Kanunu m. 97’de düzenlenen ödememezlik def’ini ileri sürme hakkının doğduğunu,
Müvekkili şirketin, 2025 yılı Ekim ayına ait ... numaralı e-arşiv faturasını, faturaya konu hizmetin gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle süresi içinde ve usulüne uygun olarak e-fatura sistemi üzerinden iade ettiğini, bu iade işlemi, müvekkili şirketin faturanın içeriğine ve dayanağı olan hizmetin eksik/kusurlu ifasına yönelik en açık itirazını teşkil ettiğini, sözleşmenin haklı nedenlerle usulüne uygun bir şekilde feshedildiğini, müvekkiline ileri sürülen ödememezlik def’i uyarınca davacının herhangi bir alacak iddiasında bulunması mümkün olmadığını, bu sebeplerle, hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Tacir olduğu konusunda hiçbir delil sunulmayan davacı gerçek kişi ile davalı arasında hizmet sözleşmesi imzalanmıştır.
6102 sayılı TTK.'nun 5. maddesinde 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6335 sayılı yasanın 2. maddesi ile yapılan değişiklik sonrası Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki daha önce iş bölümü şeklinde mevcut olan ilişki görev ilişkisine dönüştürüldüğü için artık 01/07/2012 tarihinden sonra açılan davalarda Ticaret Mahkemelerinin görevli olup - olmadığını kendiliğinden değerlendirmesi yasal zorunluluk haline dönüşmüştür.
Özel hukuk alanında yapılacak yargılamalar sırasında uyulması gereken genel görev kuralları 6100 sayılı HMK 'da yer almaktadır. Bu yasanın 1. maddesi ile “Mahkemelerin görevlerinin ancak yasa ile düzenlenebileceği ve bu düzenlemenin de kamu düzenine ilişkin sayılması gerektiği” öngörülmüştür. Bunun doğal sonucu olarak taraflar ileri sürmese de mahkemelerin yargılamanın her aşamasında görevli olup olmadıklarını kendiliklerinden değerlendirmesi gerekmektedir. Bu genel düzenlemenin yanında bir de ticari hayatla ilgili düzenlemeler içen 6102 sayılı TTK mevcuttur. Ticaret yasamızın 3. maddesinde ticari işin tanımı yapılmış, 4. maddesinde ticari davaların neler olduğu sınırlı olarak sayıldıktan sonra, 5. maddesinde ise aksi kararlaştırılmadığı sürece tüm ticari davalar ile ilgili olarak Ticaret Mahkemelerinin görevli oldukları belirtilmiştir.
Ticaret Mahkemelerinin görev alanını ticari davalar oluşturuyor ise, ticari davaların hangileri olduğunu 6102 sayılı TTK'nun 4. maddesine bakarak belirlemek zorunluluğu vardır. Bu madde de ise ticari dava;
1)Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olan hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri,
2-)Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın,
a)Ticaret Kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları,
b)Türk Medeni Kanunu'nun rehin karşılığı ödünç verme ile uğraşanlar hakkındaki 962 ila 969 maddelerinde,
c)6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun;
-Mal varlığının veya işletmenin devir alınması ile işletmelerin birleştirilmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203 maddelerinde,
-Rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447. maddelerinde,
-Yayın sözleşmesine ilişkin 515 ve 519. maddelerinde,
-Komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ve 545. maddelerinde,
-Ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547. ve 554. maddelerinde,
-Havale hakkındaki 555. ve 560. maddelerinde,
-Saklama sözleşmesini düzenleyen 561. ila 580. maddelerinde,
d)Fikri Mülkiyet Hukukuna dair mevzuatta,
e)Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
f)Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen konulardan doğan hukuk davalarının TİCARİ DAVA ve ticari nitelikli çekişmesiz yargı işi sayılır, ancak hiçbir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale ve vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır şeklinde düzenlenmiştir.
Ticaret yasanın 5. maddesi ile “aksine hüküm olmayan hallerde, dava olunan şeyin değerine bakılmaksızın ticari davalara Asliye Ticaret Mahkemelerinin bakması düzenlemesi getirilmiştir. Bu yasal düzenleme gereği TTK'nın 4. maddesinde düzenlenen ve ticari dava kapsamında sayılan uyuşmazlıkların ticaret mahkemelerinin görev alanını oluşturduğunu kabul etmek gerekir. Bu genel kuralın yanında uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemenin yer aldığı metinde bu konu ile ilgili uyuşmazlığın açıkça ticaret mahkemelerinde çözüleceği öngörülmüş ise (örneğin İİK'nun 171/4) ya da yasa ile bu yasa kapsamındaki işlerin ticari dava sayılacağı öngörülmüş ise (1163 sayılı yasanın 99. maddesi vb. gibi) bu yasadan kaynaklanan davaların da ticaret mahkemelerinin görev alanında olduklarını kabul etmek gerekecektir.
Somut olaya gelince; Davanın Ticaret Mahkemelerinin görev alanındaki ticari dava olarak kabul edilebilmeleri için yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği gibi tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın uyuşmazlığın TTK'da düzenlenen bir konudan kaynaklanması veya uyuşmazlığın her iki tarafının tacir ve uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması gerekir.
Davacı gerçek kişi ile davalı arasındaki hizmet sözleşmesi TTK'da düzenlenmeyip, Borçlar Yasasında düzenlenen satım sözleşmesi niteliğinde olması nedeni ile uyuşmazlığın Ticaret Kanununda düzenlenen bir konudan kaynaklanmadığı, bu nedenle uyuşmazlığın ticari dava olabilmesi için TTK nun 4/1 maddesi uyarınca davanın her iki tarafının da tacir olması ve uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması gerekir.
Kimlerin tacir kimlerin esnaf ve kimlerin tüketici olduklarının yasal düzenlemeler dikkate alınarak belirlenmesi gerekmektedir. Davacı gerçek kişinin tacir olup olmadığının belirlenmesi için ... yazılan yazımıza verilen 07/05/2026 tarihli cevapta davacının "İşletme Hesabı Esasına göre defter tuttuğu Vergi Usul Kanununun 177. maddesinin 1. Fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, 2 numaralı bendinde yazılı nakdi limidi aşmadığının bildirildiği" belirtilmiştir. İşletme esasına göre defter tutan davacının tacir sayılabilmesi için VUK nun 177 maddesinde belirtilen ve her yıl ... kararı ile belirlenen alış satış ve iş hasılat tutarlarının bu miktar üzerinde olması gerekir. Bu nedenle yazı ekinde davalının vergi dairesine verdiği beyannamelerde temin edilip incelendiğinde yıllık alış satış ve iş hasılatının VUK nun 177. Maddesinde belirlenen yıllık miktarlara ulaşmaması nedeni ile davacının tacir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, bu hali ile uyuşmazlığın bir tarafını oluşturan davacının tacir olmadığı için TTK nun 4/1 maddesi koşulları oluşmadığı, bu nedenle ticaret mahkemelerinin görevli olmadıkları kabul edilip, mahkememizin görevsizliğine ilişkin kararı verilmesi gerektiği kabul edilip, aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-6100 sayılı yasanın 114/1-c, 115/2 maddeleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeni ile davanın usulden REDDİNE,
... Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduklarının TESPİTİNE,
2-Kararın kesinleşmesinden sonra ve talep halinde dosyanın görevli ve yetkili ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine,
3-Süresi içerisinde görevli mahkemeye dava dosyasının gönderilmesi için başvuru yapılmaz ise dosyanın re'sen ele alınıp Mahkememiz tarafından açılmamış sayılması kararı verilmesine,
4-Yargılama harç ve giderleri hakkında görevli mahkemece değerlendirme yapılmasına,
5-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dosyanın görevli mahkemede davaya devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK 331/2 maddesi gereğince bir karar verilmesine,
Dair, Davacı Vekili Av. ...(e-duruşma) , Davalı Vekili Av. ... (e-duruşma) karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.24/06/2026
Katip ...
¸e-imzalıdır.
Hakim ...
¸e-imzalıdır.
Not : Bu evrak 5070 sayılı Elektronik imza yasası kapsamında imzalanmıştır.