Yargıtay 6. Ceza Dairesi, nitelikli yağma suçundan mahkumiyet hükmünü ve istinaf başvurusunun esastan reddini onarken muhalefet şerhiyle yargılama sürecini değerlendirdi.
Özet: Yargıtay, nitelikli yağma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen ve istinaf tarafından esastan reddedilerek onanan mahkumiyet kararını; sanık ile müdafiinin hükmün hukuka aykırı olduğu, olayın kurgu olduğu, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, cezanın fahiş olduğu ve nitelikli unsurların bulunmadığı yönündeki temyiz itirazlarını, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun yapıldığı, toplanan delillerle eylemin sabit olduğu, suç vasfı ile yaptırımların doğru belirlendiği gerekçesiyle oy çokluğuyla reddederek hükmü onamış; muhalif üye ise malı almaya yönelik tehdidin yağmaya dönüşme kriterleri ile TCK 148. madde kapsamındaki cebir ve tehdidin yeterliliğine dikkat çekerek şerh düşmüştür.
6. Ceza Dairesi         2024/5598 E.  ,  2026/2522 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/1935 E., 2024/999 K.
SUÇLAR : Nitelikli yağma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.09.2022 tarihli görevsizlik kararı üzerine Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.05.2023 tarihli ve 2022/625 Esas, 2023/285 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan mahumiyet kararı verilmiştir.
B. İstinaf
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 28.03.2024 tarihli ve 2023/1935 Esas, 2024/999 Karar kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Sanığın Temyiz İstemi
Hükmün hukuka ve yasalara aykırı olduğuna, olayın komplo olduğuna, olayda bıçak kullanılmadığına, sabıkası dolayısıyla ceza verildiğine ilişkindir.
Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Müvekkil hakkındaki mahkumiyet hükmünün varsayım ve farazalarla meydana geldiğine, “şüpheden sanık yararlanır ilkesi” ve "masumiyet karinesi"nin ihlal edildiğine, kabul anlamına gelmemekle birlikte, sanık müvekkil hakkında hükmedilen hapis cezasının fahiş miktarda olup anılan karara hapis cezasının miktarı açısından da itiraz edildiğine, "silahla, iş yerinde, gece vakti" unsurları öne sürülerek nitelikli yağma suçundan mahkumiyet hükmü verilse de, bu unsurlar müvekkil nezdinde mevcut olmayıp kurulan hükmün açıkça hukuka aykırı olduğuna, Türk Ceza Kanunu'nun madde 62. hükmünü uygulamaktan gerekçesiz şekilde imtina edildiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafiinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin kararında, sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 2 88... . maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
31.03.2026 tarihinde karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Malı almaya yönelik tehdit eylemi yağmaya dönüştürür.
Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. 148 inci madde gerekçesinde "... Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.
Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir..." şeklinde açıklaması yapılmıştır.
Madde metni ve gerekçesine göre birlikte değerlendirme yapacak olursak;
Tehdit; mağdurun veya onun bir yakınının hayatına, beden veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı itibarıyle esaslı (büyük) bir zarara uğratılacağı yönündeki irade beyanıdır. Yasada sayılanlar dışındaki değerlere yönelik tehdit ve yağma suçunu oluşturmaz. Sanığın söz ve davranışla, müştekiye hayatına veya vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini söylemeli veya göstermeli, mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağını söylemeli veya göstermelidir.
Bunun doğal sonucu sanık hareketinin veya sözlerinin bir sonuç içermesi, bir kötülük yapılacağını açıkça göstermesi gerekir. Söylediği söz veya davranışından yapacağı kötülük veya davranış rahatlıkla anlaşılmalıdır.
Tehdit mutlaka sözlü olmayabilir, işaretle de tehdit edilebilir. Mesela sanık bıçağı eline aldı veya silahı yada silah gibi görünen nesneyi kemerine takmış onu göstererek çabuk eşyaları ver vs. dedi. Mağdur korkarak verdi. Tabi ki yağma olacak. Ancak dikkat edilmesi gereken husus bu hareketin orta seviyedeki herkes tarafından tehdit olarak algılanması gerekir yoksa mağdurun korkaklığından dolayı öyle algılaması yetmez.
Hırsızlık suçunun başlangıcından tamamlanıncaya kadar, zilyedin tasarruf olanağının kalkmasına kadar ki aşamada kullanılan cebir veya tehdit hırsızlığı yağmaya dönüştürür.
Tehdit ve cebrin malı şikâyetçinin hakimiyet alanından çıkarmaya yönelik olması gerekir, sonra gerçekleşen cebir ve tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.
Cebir ve tehdit malın kendisine teslimine yada geri alınmasını engellemeye yönelik ise eylem yağmaya dönüşecek, tamamlandıktan sonra kendini kurtarmaya, olay yerinden kaçmaya yönelik ise tamamlanan hırsızlık ayrıca tehdit veya müessir fiil suçlarından ceza verilecektir.
Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Dolayısıyla yağma suçunda mağdur, cebir veya tehdit kullanılması ve bunun sonucunda malın alınması, teslimi ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılmaktadır. Cebir veya tehdit bir kimseyi malını teslim etmeye veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak için yapılmalıdır. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir.
Tehdit, malı teslime zorlamaya veya iade edilmesini istemekten vazgeçirmeye elverişli olmalıdır. Yani objektif ve orta seviyedeki herkes bu hareketi tehdit olarak anlayacak ve etkilenebilecek olmalıdır. Mağdurun aşırı korkaklığı ya da evhamları nedeniyle korkuya kapılıp eşyayı tesliminde yağma oluşmaz, hırsızlık oluşacaktır.
5237 sayılı Kanun'un temel yağmayı düzenleyen 148/1. fıkrası, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 495/1. fıkrasını özünde aynen aktarmasına rağmen 495/2. fıkrasında düzenlenen "Dolaylı yağma" yada "yağmaya dönüşen hırsızlık" denilen hususlara yer vermemiştir. 5237 sayılı Kanun'un 148 inci maddede düzenlemeye göre, mal alma işlemi tamamlanıncaya kadar uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmektedir. Malını hırsızlık suçunun tamamlanmasından sonra geri almak isteyen kişiye (mağdura) karşı başvurulan cebir veya tehdit, yağma suçunu oluşturmaz. Bu husus madde gerekçesinde de “Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur.
Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir" şeklinde açıkça gösterilmiştir.
Kısaca özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.
Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan "sahip olma teorisi"nin savunduğu gibi mağdurun hakimiyet alanından çıkıp failin veya üçüncü kişilerin hakimiyet alanına girmesi ile eylem tamamlanır. Hakimiyet alanıda fiziki sınırlardır. Fiziki sınırları belli olan dairenin veya binanın dışına sıcak takip olmaksızın çıkılması ile hırsızlık tamamlanacaktır.
Yargıtay CGK yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
YCG 2017/6-11 47... /519 Karar sayılı ilamlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine YCGK nın 2018/6-110 E. 465 K., 2016/6-1157 E. 2017/239 K. sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
Somut olaya gelecek olursak; sanık cep telefonunu alacakmış ve bu amaçla bakacakmış gibi eline aldığı, sonra müştekiye ait iş yerinden çıktığı, müştekinin peşinden gözden kaçırmadan sıcak takiple çıktığı, bu sırada sanığın üzerinde telefon kutusuna benzeyen kabarıklık bulunduğu, sanığın cep telefonu alım satımı yapan başka bir iş yerine girdiği, mağdurun içeriye girmeyip dışarda beklediği, bu arada sanığın müştekinin göz takibinden kurtulduğu, sanık tekrar dışarı çıktığında müştekinin taekrar takibe başladığı, mağdur beyanına göre bu sırada üzerinde telefon kutusuna benzer görüntünün olmadığı, müşteki sanığı yakalamak istediğinde cebir ve tehdide maruz kaldığı, sanık yakalandığı ancak üzerinde telefon çıkmadığı, sanığın telefonu alıp müştekinin hakimiyet alanından çıkıp 3. şahısların hakimiyet alına girmekle sıcak takip olmadığından hırsızlık fiilinin tamamlandığı, sanığın 3-5 ... bile mağdurun takibinden kurtulmasının yeterli olduğu, sonradan almaya çalışılması halinde dolaylı yağma olmadığından tamamlanan hırsızlık suçunun yağmaya dönüşmeyeceği, hırsızlık artı cebir veya tehdit suçunun oluşturacağı, bu konuda en azından tereddüt ve şüphe bulunduğu dolayısıyla sanığa hırsızlık ve tehdit suçundan ceza verilmesi gerekirken yağma suçundan ceza verilmesi hatalı olduğundan yerel mahkeme kararı bozulması gerekirken onanması yönündeki çoğunluk görüşüne muhalifim. Karar bozulmalı idi.
Karara bu nedenle muhalif kalıyorum.