Bakırköy Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde görülen, şekerleme sektöründeki tanınmış firmanın .... markasına tecavüzün tespiti, durdurulması ve hükümsüzlük karşı davası.
Özet: Şekerleme sektöründe köklü ve tescilli markalara sahip davacı taraf, uzun yıllardır kullandığı ve maruf hale getirdiği "pembe-beyaz" konseptli ürünlerinin ambalaj, renk, yazı karakteri ve tasarım unsurlarının davalı tarafından birebir taklit edildiğini, bu durumun markasal karışıklığa yol açarak kendi itibarı üzerinden haksız kazanç sağlama amacı taşıdığını ve ulusal ile uluslararası alanda gerçekleşen bu marka tecavüzünün tespitini, durdurulmasını ve önlenmesini talep etmektedir.

T.C. BAKIRKÖY 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/207 Esas
KARAR NO : 2026/75
DAVA : Markadan Doğan Haklara Tecavüzün Tespiti, Durdurulması ve Önlenmesi
DAVA TARİHİ : 09/10/2024
KARŞI DAVA : Marka Hükümsüzlüğü
KARŞI DAVA TARİHİ : 24/12/2024
KARAR TARİHİ : 08/04/2026
KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/04/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkili ... Holding .... nin, Türkiye’de ve dünya genelinde 30 yılı aşkın süredir şekerleme sektöründe faaliyet gösteren, tanınmış ve itibarlı bir marka olduğunu, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde tescilli “...”, “....” ve “....” markalarının hak sahibi olan müvekkilinin, dünya çapında yüksek tanınırlığa ve köklü bir marka değerine sahip olduğunu, ... markasının, uzun yıllardır tüketiciler nezdinde kalite, güven ve lezzet unsurlarıyla özdeşleşmiş olup, şekerleme sektöründe hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarda güçlü bir konuma ulaşmış olduğunu, müvekkilinin, markalarının korunması amacıyla dünya genelinde yoğun bir marka tescil stratejisi yürütmüş; Kosta Rika, Peru, Uruguay, Arjantin, Litvanya, Kolombiya, Letonya, İrlanda, Almanya gibi birçok ülkede “...” dahil olmak üzere çok sayıda markasını tescil ettirmiş olduğunu, bu kapsamda yapılan yatırımlar, reklam faaliyetleri ve pazarlama çalışmalarıyla ...., sadece üretici kimliğiyle değil; tüketici güveni, geleneksel kalite algısı ve sadık müşteri kitlesiyle de ön plana çıktığını, Müvekkilinin yüksek tanınırlığı, markaların sadece ticari bir isim değil, aynı zamanda güven unsuru haline gelmesini sağlamış olduğunu, müvekkili tarafından “....” konseptine ilişkin ilk marka başvurusu 2009 yılında yapılmış olup, o tarihten itibaren müvekkilinin, söz konusu konsepti istikrarlı şekilde kullanarak markayı Türkiye’de maruf hale getirmiş olduğunu, “....” ibareli ürünler, hem ambalaj tasarımı hem de pembe-beyaz renk kombinasyonuyla ... ürün grubunun ayırt edici bir parçası olduğunu, bu konseptin, uzun yıllardır Türkiye’de satılan ürünlerle birlikte televizyon reklamları, dijital kampanyalar, sosyal medya paylaşımları ve perakende satış noktalarında yapılan tanıtımlar sayesinde tüketici hafızasında yer etmiş ve “....” markasıyla özdeş hale gelmiş olduğunu, müvekkilinin, “....” ibaresini yalnızca bir renk birleşimi olarak değil, markasının temsil ettiği kalite, sadakat ve keyifli tüketim deneyimi ile bütünleşmiş bir kimlik olarak kullanmış olduğunu, “...” konseptli ürünlerin zamanla müvekkili ile özdeş hale geldiğini, renk kompozisyonunun ve ambalaj yapısının artık tüketici nezdinde .... markasına ait bir ayırt edicilik kazandığının açıkça görülmekte olduğunu, müvekkilinin, “...” ibaresi üzerindeki gerçek hak sahipliğini mahkeme kararları ve bilirkişi raporlarıyla desteklenmekte olduğunu, Bakırköy ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin .... E. – .... K. sayılı kararında, “....” ibaresinin ilk defa .... tarafından kullanıldığı ve ayırt edici nitelik kazandığı tespit edildiğini, yine, Ankara .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin .... E. Sayılı dosyasına sunulan 08.12.2021 tarihli bilirkişi raporunda, “davalı firmanın eskiye dayalı yoğun ve ciddi kullanımı tevsik eder mahiyette yeterli nitelikte belge sunamadığı, buna karşın ....’nun markayı uzun süredir kullandığının” görüldüğünün belirtildiğini, bu tespitlerin, “...” ibaresinin Türkiye’de ilk kullanım hakkının müvekkiline ait olduğunu açıkça göstermekte olduğunu, müvekkilinin gerçek hak sahipliğine rağmen, geçmişte yaşanan yönlendirmeler nedeniyle TÜRKPATENT nezdinde tescil süreci geç tamamlanmışsa da, bu eksikliğin sonradan giderildiğini, “...” markası 05.07.2024 tarih ve .... numara, “...” markası ise 05.07.2024 tarih ve ,.... numara ile tescil edilmiş olduğunu, ayrıca, “....” (...) ve “....” (....) başvuruları da TÜRKPATENT nezdinde işlem görmekte olduğunu, ancak bu başvurular, aleyhine yargı kararı bulunan rakip firma tarafından kötü niyetli biçimde yapılan itirazlarla geciktirilmiş olduğunu, sürecin halen devam etmekte olduğunu, müvekkilinin, davalı firmanın “....” markası altında piyasaya sürdüğü “...” ve “.... ürünlerinde, kendi markalarının ayırt edici unsurlarını birebir taklit ettiğini tespit ettiğini, davalının, ürün ambalajlarında müvekkilinin yıllardır kullandığı “...” ibaresini, pembe-beyaz renk kombinasyonu, silindirik form, aynı yazı karakteri ve benzer tasarım yerleşimi ile kullanarak markasal karışıklığa yol açmakta olduğunu, bu kullanımın, müvekkilinin markasının Türkiye’de kazandığı itibar ve tanınırlık üzerinden haksız kazanç sağlama amacını taşımakta olduğunu, davalının ürünlerinin yalnızca iç pazarda değil, ..., Igut.cz gibi uluslararası platformlarda da satıldığının tespit edilmiş olduğunu, bu durumun tecavüzün yalnızca ulusal değil, ihracat kapsamında da devam ettiğini göstermekte olduğunu, müvekkiline göre, bu eylemlerin 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7/2-b (benzer işaretin benzer mal ve hizmetlerde kullanımı) ve 29/1-c (markanın itibarından haksız yararlanma veya itibarın zedelenmesi) maddeleri kapsamında açık biçimde marka tecavüzü niteliği taşımakta olduğunu, davalının aynı ibareyi ve renk kombinasyonunu kullanmasının tesadüfî değil, bilinçli bir kötü niyet göstergesi olduğunu, Türk Medeni Kanunu’nun 2. ve 3. maddeleri uyarınca bu davranış, dürüstlük kuralına aykırı olup, müvekkilinin uzun yıllar boyunca oluşturduğu tanınırlıktan haksız yararlanma niteliği taşımakta olduğunu, davalının ürünlerinin çocuklara yönelik olması ve ambalaj benzerliğinin yüksek düzeyde bulunması nedeniyle, çocuk tüketici kitlesi arasında karıştırılma ihtimalinin son derece yüksek olduğunu, ürünlerin aynı raflarda, aynı satış noktalarında ve aynı çevrimiçi platformlarda yer almasının, karışıklığı görsel olarak kaçınılmaz hale getirmiş olduğunu, “....”, “....” ve benzeri ibarelerin kullanıldığı tüm ürünlerde marka tecavüzünün tespitine, bu markaların kullanımının derhal durdurulmasına, tecavüz teşkil eden ürünlerin piyasadan toplatılıp imhasına, davalıya ait “...”, “....” ibarelerinin veya bunlarla özdeş renk kombinasyonlarının gelecekte kullanılmasının yasaklanmasına, tecavüz konusu markalar yönünden hükümsüzlük kararının verilmesine. müvekkilinin ayrıca, davalının bu unsurları tanıtım faaliyetlerinde, dijital platformlarda veya ihracat işlemlerinde yeniden kullanması halinde yaptırım uygulanmasını talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacılardan .... Gıda San. Ve Tic. A.ş. yönünden sayın mahkemenin görevli olmadığını, davacılardan ... Gıda San. Ve Tic. A.ş.’nin huzurdaki davayla bir ilgisi bulunmadığını, husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya dayanak gösterilen markaların "..." ibareli .... ile "..." ibareli ... tescil numaralı olduğunu, her iki markanın da farklı tüzel kişilikler adına tescil edildiğini, tescil sahiplerinden birinin Almanya’da diğerinin Lüksemburg’da yerleşik olduğunu, her iki firmanın da ticari faaliyetini Türkiye’de yapmadığını, bu nedenle işbu dava tarihi itibarıyla sadece tescilden doğan haklarına dayandığını, kullanıma dayalı bir hak talebinin ispatının gerektiğini, davacılara ait tescilli markalardaki ayırt edici tek unsurun .... ibaresi olduğunu, "...." ibaresinin tanımlayıcı nitelikte olduğunu, ayrıca "... " ibareli markadaki "..." ve "..." ibarelerinin tamamı tanımlayıcı, cins isim niteliğinde, ayırt edici niteliği bulunmadığını, davacıların ürün ambalajı üzerindeki ayırt edici ibare olan "..." ibaresinin tek başına marka işlevini gördüğünü, diğer ibarelerin tali unsur, tanımlayıcı unsur olduğu açık olarak görüldüğünü, sonuç olarak davacılar tarafından ileri sürülen tescilsiz marka haklarına ilişkin iddiaların temelinin bulunmaması, müvekkili şirkete ait ambalajların davacılara ait ürün ambalajları ile benzerlik taşımaması, tescilli markalarıyla hiçbir benzerliğinin bulunmaması nedenleriyle haksız ve dayanaksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
KARŞI DAVA : Davalı-karşı davacı vekili karşı dava dilekçesi ile, davacı-karşı davalı ... Holding’in .... “....” ve ...’in .... “... ” ibareli markaları, 30. sınıfta yer alan “şekerlemeler” malları için tescil edilmiş olduğunu, ancak bu markaların, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 4, 5 ve 6. maddeleri kapsamında marka olarak korunabilir nitelikte olmadığını, zira markaların, bir teşebbüsün mallarını diğer teşebbüslerin mallarından ayırt etme işlevine sahip olmadığını, ayırt edici özellik taşımadığını, tanımlayıcı nitelikte olup doğrudan ürünün özelliğini — özellikle rengini — belirtmekte olduğunu, ayrıca, başvuruların kötüniyetli şekilde yapıldığını, piyasada mevcut ve genel kullanımda olan ibarelerin tek bir teşebbüsün tekelinde olamayacağını, bu gerekçelerle, söz konusu markaların SMK m.25/1 uyarınca hükümsüzlüğüne ve marka sicilinden terkinine karar verilmesini talep ettiklerini, davacılara (karşı davalılara) ait “....” ve “...” markalarının, herhangi bir şekil unsuru içermeyen kelime markalarından oluşmakta olduklarını, “....” ibareleri anlamlı karşılığı bulunan, tanımlayıcı ve herkesin kullanımına açık ifadeler olduklarını, bu ibarelerin, “...” markası altında üretilen ürünlerin yalnızca fiziksel özelliğini, yani ürünlerin pembe ve beyaz renkte olduğunu ifade etmekte olduğunu, dolayısıyla, “...” ibaresinin markaya herhangi bir ayırt edicilik kazandırmadığını ve markanın ticari kaynak belirtme fonksiyonuna katkı sağlamadığını, şekerleme ürünlerinde “....” ibarelerinin kullanımı ve ürünlerin pembe-beyaz renklerde sunulmasının, sektör genelinde oldukça yaygın bir uygulama olduğunu, bu renklerin ürünlerin fiziksel özelliklerini, tat ve aroma çeşitlerini ifade etmek için kullanılmakta olduğunu, “pembe” renk genellikle çilek veya ahududu gibi meyve aromalarını, “beyaz”ın ise süt, vanilya veya badem tatlarını çağrıştırmakta olduğunu, şekerleme ürünlerinin ana hedef kitlesi olan çocuk tüketiciler için bu parlak ve pastel tonların, tatlı, eğlenceli ve güven veren bir algı oluşturmakta olduğunu, dolayısıyla, renklerin bu tür ürünlerde yalnızca estetik değil, aynı zamanda tüketici algısını yönlendiren ve satın alma kararını etkileyen temel unsurlardan biri olarak görülmekte olduğunu, şekerleme sektöründe “...” ibarelerinin, ürünleri görsel olarak dikkat çekici hale getirmek, fiziksel özellikleriyle doğrudan ilişki kurmak ve akılda kalıcılığı artırmak amacıyla yaygın biçimde kullanılmakta olduğunu, Davacılara (karşı davalılara) ait “...” markasında yer alan bu ibarelerin, markasal bir anlam taşımamakta, yalnızca ürünün genel özelliklerini tanımlamakta olduğunu, tüketici bu ifadeyi gördüğünde markayı değil, ürünün pembe ve beyaz renkte olduğunu ve belirli bir aromaya sahip bulunduğunu algılamakta olduğunu, ... ürünlerinde pembe-beyaz renk kombinasyonu zaten standart hale gelmiş ve bu renkler tüketicinin zihninde ürünün cinsini ve tadını çağrıştırmakta olduğunu, bu nedenle, tüketicinin “...” ibaresini ticari kaynak göstergesi olarak değil, yalnızca ürünün rengine ilişkin bir tanım olarak algıladığını, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 4. maddesinde düzenlenen ayırt edicilik koşulunu karşılamayan bu ibarenin, SMK m.5/1-e kapsamında ürünün renk özelliğini ifade eden tanımlayıcı bir unsur olduğunu, “...” ibaresinin, markasal algı yaratmadığı gibi kaynak gösterme işlevinin de bulunmamakta olduğunu, bu tür tanımlayıcı ifadelerin sektör genelinde herkesin kullanımına açık olmasının gerektiği, dolayısıyla bu ibarelerin veya pembe-beyaz renk kombinasyonlarının yalnızca davacılara (karşı davalılara) tekel hakkı sağlayamayacağı, tanımlayıcı nitelikteki “...” ibaresinin markaya herhangi bir ayırt edicilik kazandırmadığı, bu nedenle dava konusu markaların esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, ancak “....” markasının zaten TÜRKPATENT nezdinde .... başvuru ve ... tescil numarasıyla davacılar (karşı davalılar) adına tescilli olup, en son 24.04.2023 tarihinde yenilenmiş ve 24.04.2033 tarihine kadar koruma altında olduğunu, bu durumda, davacıların mevcut ve geçerli bir tescile sahip olmalarına rağmen, hiçbir ayırt ediciliği bulunmayan “...” ibaresini ekleyerek markayı yeniden tescil ettirmiş olduğunu, bu başvuruların sektördeki rakipleri engellemeye yönelik, gereksiz tekrarlama ve kötüniyetli nitelikte olduğu, ABAD ve Yargıtay kararlarına göre, tescilli bir markanın küçük değişikliklerle yeniden başvuruya konu edilmesi “tekrarlama markası” olarak kabul edilmekte ve bu tür başvurular kötüniyetli sayılmakta olduğunu, “...” markası da mevcut “....” markasının koruma süresini haksız biçimde uzatma amacı taşıyan bir tekrarlama markası olduğunu, ayrıca “...” ibaresinin şekerleme ürünlerinde doğrudan ürünün fiziksel özelliklerini tanımlayan, özellikle pembe ve beyaz marshmallowlar için sektörde yaygın biçimde kullanılan bir ifade olduğunu, bu renk kombinasyonu artık ürün grubunda standart hale gelmiş olup, ticari bir kaynak göstermemekte ve markasal algı oluşturmamakta olduğunu, dolayısıyla, “...” ibaresinin yalnızca ürünün renk, tat veya aroma özelliklerini belirtmekte; ayırt edici nitelikten yoksun olduğu için Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri gereğince marka olarak tescili mümkün olmadığını, davacılardan (karşı davalılardan) ... adına tescilli .... “....” markasında yer alan “...” ibaresi, ..... (marşmelov) anlamına gelmekte olup, ürünün cinsini belirtmekte olduğunu, davacı vekilinin de bunu kabul ettiği belirtilmiş, bu nedenle söz konusu ibarenin ayırt edici niteliği bulunmadığı ve şekerleme sektöründe faaliyet gösteren tüm firmalarca serbestçe kullanılabileceğini, ayrıca markadaki “...” ibareleri de ürünün rengini tanımlamakta ve herhangi bir markasal ayırt edicilik taşımamakta olduğunu, dolayısıyla, bu ifadeler markaya tekel hakkı kazandırmayacağını, açıklanan nedenlerle, hem “....” (....) hem de “... markalarının hükümsüzlüğüne ve marka sicilinden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
KARŞI DAVAYA CEVAP : davalı – karşı davacının müvekkili markalarının SMK m. 4’te sayılı koşulları karşılamadığı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını, zira, SMK m. 4 marka tescilinin hukuki zeminini oluşturduğunu, Kurum tarafından re’sen incelenen hususlardan olduğunu, dolayısı ile müvekkillerinin ilgili markalarının SMK m. 4’teki koşulları sağladığının Kurum tarafından da tescil kararı verildiği üzere tespit ve teyit edildiğini, .... no’lu “....” markası ... ibarelerinden oluştuğunu, yine .... no’lu “...” markasının ise .... ibarelerinden oluştuğunu, markaların ayırt ediciliği değerlendirilirken markaların uyandığı bütünsel izlenimin dikkate alınması gerektiğini, söz konusu ibarelerin özgün bir şekilde bir araya getirilmesi ile ayırt edici bir marka oluşturulduğunu, bu markanın da ... tarafından tescile uygun kabul edilerek tescil edildiğini, müvekkillerinin .... tescil numaralı “....” ve .... tescil numaralı “... ” ibareli markaları, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 5/2. Maddesi uyarınca, uzun yıllar boyunca yoğun ve ciddi bir şekilde kullanıldığını ve bu kullanım sonucunda da ayırt edici nitelik kazandığını, müvekkilinin, “....” ibaresini içeren markalarını 20 yıla yakın bir zamandır uzun süredir sürekli ve yaygın biçimde kullanarak bu ibareleri ilgili tüketici kitlesi nezdinde kendisiyle özdeşleştirdiğini, bu bağlamda, markalarının ayırt ediciliği, yalnızca tescil ile sağlanan bir koruma olmayıp, fiili kullanım sonucunun da kazanıldığını ve bu durumun, marka hukuku ilkelerine uygun olarak yasal koruma altında olduğunu, müvekkillerinin “... ” ibareli markaların gerçek hak sahibi olduğunu, bu durumun pek çok yargı kararı ile de sabit olduğunu, nitekim, bir markanın gerçek hak sahibi, o markayı ilk kez kullanan ve ticari alanda gerçek bir marka olarak ayırt edicilik kazanmasını sağlayan kişi olduğunu, karşı davacının “tekrarlama markası” şeklindeki iddiasının tamamen asılsız olduğunu ve kabul edilemeyeceğini, “...” markasının tescili doğrudan “...” markası ile bağlantılı olmayıp, bağımsız bir tescil koruma konusu oluşturduğunu, markanın “...” ibaresini içermesi, tekrarlama başvurusu anlamına gelmeyeceğini, bu iddianın tamamen dayanaksız ve subjektif bir yorum olduğunu, açıklanan nedenlerle, davalı/karşı davacının ... tescil numaralı “...” ibareli ve ... tescil numaralı “..." hükümsüzlüğüne ilişkin talepleri asılsız olup, reddedilmesi gerektiğini, müvekkilinin markasının, uzun süreli kullanım sonucunda yüksek ayırt edicilik kazandığını ve ilgili piyasada tüketiciler tarafından güvenilir bir ticari kimlik olarak benimsendiğini, bu nedenle, davalı/karşı davacının tüm iddialarının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan davacı-karşı davalı adına kayıtlı .... tescil numaralı markaların sicil kayıtları celp olunmuştur.
Dosya, asıl davada; davalının fiili markasal kullanımlarının davacılara ait markalardan doğan haklara tecavüz oluşturup oluşturmadığı, karşı davada; karşı davalı tarafa ait ... ve .... tescil numaralı markalarının hükümsüzlük koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarında rapor tanzim için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişiler 21/10/2025 tarihli raporlarında; "Dava konusu ... başvuru numaralı “...” ibaresini ihtiva eden ve .... başvuru numaralı “... ” ibaresini ihtiva eden davacı/karşı davalı markalarının sicilde gösterilebilme ve işaret olma niteliklerine haiz olduğu ve soyut ayırt ediciliğinin bulunduğu değerlendirildiğinden yasa koyucunun 4. Madde ile bildirdiği “marka olabilecek işaretlerden” olduğu, dolayısıyla davacı/karşı davalı markalarının SMK m.5/1-a bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, Davacı/karşı davalı markalarının SMK m.5/1-b hükmünde geçen Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler’den olmadığı, tescilli olduğu emtialarda ayırt edici niteliğe haiz olduğu, SMK m.5/1-b bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, Davacı / Karşı davalı markalarının SMK m.5/1-c hükmünde geçen Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler’den olmadığı, tescilli olduğu emtialarda tanımlayıcı nitelikte olmadığı, SMK m.5/1-c bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, Davacı/karşı davalı markalarının SMK m.5/1-e hükmünde geçen Malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şeklî ya da başka bir özelliğini münhasıran içeren işaretler.’den olmadığı, SMK 5/1-e hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, Asıl olanın iyiniyet olması esası ve kötüniyetin tespiti bakımından gerekli olan arz edilen hususların dosya münderecatından tespit olunamaması nedenleri ile davalı yanın kötüniyetli olduğunun anlaşılamadığı, bu eksende dava konusu davacı/karşı davalı markalarının SMK 6/9 hükmü kapsamında hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı, konu hakkında nihai takdirin Mahkemeye ait olduğu, Dava konusu kullanımlar ile davacı/karşı davalı markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimalinin var olmadığı, ilgili markasal kullanımların davacı/karşı davalı marka hakkına tecavüz teşkil eder nitelikte olduğundan bahsedilemeyeceği" hususlarını tespit ve rapor etmişlerdir.
Davacı vekili ve davalı vekillerinin rapora itiraz dilekçeleri ile temas ettiği itiraz konularıyla ilgili bilirkişi heyetinden ek rapor tanzimine karar verilmiş bilirkişiler 09/02/2026 tarihli ek raporlarında; "Kök rapordaki görüş ve kanaatlerinin devam ettiği" hususlarını rapor etmişlerdir.
Asıl davada dava, davalının, davacılara ait markalardan doğan haklarına tecavüzünün tespiti, durdurulması ve önlenmesi; karşı davada dava, karşı davalı adına kayıtlı ... ve .... tescil numaralı markalarının hükümsüzlüğü talebine yöneliktir.
Davacıya ait ... başvuru numaralı “...” ibaresini ve görselini ihtiva eden marka ve ... başvuru numaralı “...” ibaresini ve görselini tescilli markalarının yer aldığı TPMK kayıtlarından anlaşılmıştır.
Mahkememizce öncelikli olarak değerlendirilmesi gereken, geçmişe etkili sonuç doğuracak mahiyette olması nedeniyle hükümsüzlük talebidir.
Davalının, davacı markaları ile ilgili açtığı hükümsüzlük karşı davasında ileriye sürdüğü sebeplerden 6769 sayılı SMK m.5/1-a hükmü; "Aşağıda belirtilen işaretler, marka olarak tescil edilmez: a) 4 üncü madde kapsamında marka olamayacak işaretler." şeklinde olup maddede SMK m.4’e atıf yapılmakta olduğu, SMK 4. Madde hükmü “Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.” şeklindedir. İlgili hüküm ile marka olarak tercih edilebilecek unsurlar belirtilmiş olmak ile birlikte, marka olarak tercih edilecek “sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabileceği” yasa koyucu tarafından hükme bağlanmıştır.
SMK 4 hükmü ile yasa koyucu “marka olabilecek işaretlerin neler olabileceğinden” bahsettiği “şekli” bir düzenlemeye yasada yer vermiş olup dava konusu ... başvuru numaralı “....” ibaresini ihtiva eden ve ... başvuru numaralı “...” ibaresini ihtiva eden davacı/karşı davalı markalarının sicilde gösterilebilme ve işaret olma niteliklerine haiz olduğu ve soyut ayırt ediciliğinin bulunduğu bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 21/10/2025 tarihli kök rapor ve bilahare düzenlenen 09/02/2026 tarihli ek raporda değerlendirildiğinden yasa koyucunun 4. Madde ile bildirdiği “marka olabilecek işaretlerden” olduğu, dolayısıyla davacı/karşı davalı markalarının SMK m.5/1-a bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı değerlendirilmiş olmakla Mahkememizce de bu değerlendirmeye iştirak edilmiştir.
SMK m.5/1-b; "Aşağıda belirtilen işaretler, marka olarak tescil edilmez: ... b) Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler" şeklinde olduğu,
Davacı markalarının kelime kombinasyonlarından oluşan başvuruların ayırt ediciliğinin tespitinde, markayı oluşturan her bir kelimenin tek tek değerlendirilmesi yeterli olmayacağı, birden çok kelime unsurundan oluşan markanın bir bütün olarak sahip olduğu anlamın ayırt edici olup olmadığına bakılması gerektiği, ... başvuru numaralı “...” ibaresini ihtiva eden ve .... başvuru numaralı “...” ibaresini ihtiva eden davacı/karşı davalı markalarının bir bütün olarak değerlendirildiğinde ayırt edici niteliğe sahip olmadıklarından bahsedilemeyeceği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla davacı-karşı davalı markalarının SMK m.5/1-b hükmünde geçen herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerden olmadığı, tescilli olduğu emtialarda ayırt edici niteliğe haiz olduğu, SMK m.5/1-b bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK 5/1(c) hükmüne göre, “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.” marka olarak tescil edilemezler.
Davacı markalarında yer alan Pembe ve Beyaz anlamına karşılık gelen “...” ibaresinin, “....” ibaresinin ve “...” ibaresinin davacı-karşı davalı markalarının tescilli olduğu 30.Sınıfta; “Şekerlemeler.” Emtiası ile yakınlık içerisinde olduğu ya da ilgili emtialar bakımından herkes tarafından kullanım konusu edildiği yönünde dosyada herhangi bir bilgi ya da veri bulunmamak ile birlikte heyetimizde de aksi yönde bir kanaat söz konusu değildir. Hükümsüzlük davalarında markanın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmekte olup “....” ve “...” kelime unsurlarını ihtiva eden davacı-karşı davalı markalarının tanımlayıcı nitelikte olduğundan bahsedilemeyeceği değerlendirilmekle davacı - Karşı davalı markalarının SMK m.5/1-c hükmünde geçen Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerden olmadığı, tescilli olduğu emtialarda tanımlayıcı nitelikte olmadığı, dolayısıyla SMK m.5/1-c bakımından hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
SMK m.5/1-e; "Aşağıda belirtilen işaretler, marka olarak tescil edilmez: e) Malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şeklî ya da başka bir özelliğini münhasıran içeren işaretler." şeklindedir.
Somut olayda, davacının uyuşmazlığa konu bu markaları şekil unsuru içermeyip salt kelime unsuru ihtiva etmektedir. Davacı-Karşı Davalıya ait hükümsüzlüğü talep edilen ... başvuru numaralı marka “...” ibaresini, ... başvuru numaralı marka ise “...” ibaresini ihtiva etmekte olduğu, söz konusu markalar 30.Sınıfta; “Şekerlemeler.” emtiasında tescilli olduğu, markalarda ihtiva edilen “...” ibaresi Türkçe karşılığı pembe anlamına karşılık gelen Pink, Türkçe karşılığı beyaz anlamına karşılık gelen White ile “ve" anlamına gelen şeklindeki sembolden oluştuğu ve bütünün değerlendirmesinde “...” ibaresinin Pembe ve Beyaz anlamına karşılık geldiğinin söylenebileceği, Hükümsüzlüğü talep edilen davacı-karşı davalı markaları “...” ibaresinden ibaret olmayıp bu ibareden önce gelecek şekilde markalardan biri “...” ibaresini, diğeri ise “...” ibaresini ihtiva etmekte olduğu,
Bilirkişi raporunda inceleme ve değerlendirmesine yer verildiği üzere; Hükümsüzlüğü talep edilen davacı-karşı davalı markasında yer alan “...” ibaresi https://tr....org/wiki/. Uzantılı Vikipedi sayfasında ... kelimesine karşılık gelen yabancı bir kelime olduğu görülmüşse de başka bir sayfada bu doğrultuda bilgiye rastlanılmamış yine söz konusu Vikipedi sayfasının İngilizce versiyonunda da ... ibaresinde bahsedilmediği görülmüştür. Sayfanın Fransızca versiyonun da ise “Fransa'da bir ..... şekerlemesi ... ticari adı altında pazarlanmaktadır; bu isim İngilizce'deki ..... kelimesine yakındır ve ..... anlamına gelir. Marka, .... şirketine aittir.” Şeklinde ... ibaresinin marka olduğundan bahsedilmektedir.
Hükümsüzlük davası açısından markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmekte olup “....” ve “...” kelime unsurlarını ihtiva eden davacı/karşı davalı markalarının tescilli olduğu 30.Sınıfta; “Şekerlemeler.” Emtiası bakımından malın doğası gereği ortaya çıkan, teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şekil ya da özelliğini içerdiğinden bahsedilemeyeceği, içerdiği birden fazla kelime unsuru birlikte dikkate alındığında; davacı/karşı davalı markalarının SMK m.5/1-e hükmünde geçen Malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şeklî ya da başka bir özelliğini münhasıran içeren işaretlerden olmadığı, dolayısıyla SMK 5/1-e hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Hükümsüzlük davasında karşı davacı kötüniyetli tescil iddiasında bulunmuş olup; Kötüniyetten ne anlaşılması gerektiği ve hangi koşullarda varlığının kabul edilmesi gerektiği her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husus olmakla birlikte "ticari dürüstlük kurallarına aykırı olarak ve başkasının markasını ele geçirmeye, başkasının markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlamaya yönelik olarak, "önceki marka sahibini tescil konusu ürünleri pazarlamaktan alıkoyma, piyasaya girmesini engelleme amacı ile" yapılmış tesciller kötüniyetli kabul edilmektedir. Hukukumuzda iyiniyet asıldır. Yani kötüniyet iddiasında bulunan bu iddiasını ispat külfeti altındadır.
Somut olayda davacı-karşı davalı yanın bu gayeler ile hareket ettiğini ortaya koyabilecek herhangi bir veri dosya kapsamında yer almamakla, asıl olanın iyiniyet olması esası ve kötüniyetin tespiti bakımından gerekli olan arz edilen hususların dosya münderecatından tespit olunamaması nedenleri ile karşı davalı-davacı yanın kötüniyetli olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı, dolayısıyla SMK 6/9 hükmü kapsamında markaların hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmış olup, karşı davada yer alan hükümsüzlük iddialarından hiçbirinin şartları oluşmamakla karşı davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Asıl davada, davacının, davalı kullanımlarının kendi markalarına tecavüz teşkil ettiği iddiasıyla yapılan incelemelerde; Karşı tarafa ait kullanımlar ... ürünleri üzerinde gerçekleşmiş olup davacı/karşı davalı markalarının tescilli olduğu 30.sınıftaki “şekerlemeler” emtiası ile örtüşmektedir. Davacının ... başvuru numaralı markasında “...” ibaresi ile birlikte .... başvuru numaralı markasında “...” ibaresi ile birlikte ihtiva edilen “...” ibaresinin davaya konu kullanımlarda aynen ya da aynı anlam ve telaffuza sahip olacak şekilde ... ve .... şeklinde kullanıldığı, kullanımlarda ... ibaresinin üzerinde amblajın üst- orta kısmında, “....” ibaresine nazaran daha büyük puntolara yazılmış “....” ibaresi yer aldığı, yine kullanımlarda çeşitli hallerde “.....” ibaresi, marşmelov figürleri ve sair kelime ve şekil unsurlarına da yer verildiği, ayrıca davacı-karşı davalıya ait markalarda yalnızca “...” ibaresinden ibaret olmadığı, dolayısıyla dava konusu kullanımlar ile davacı-karşı davalı markaları her ne kadar ortak olarak “...” ibaresini ihtiva ediyor olsa da davalıya ait dava konusu kullanımlarda ve davacı markalarında birbirlerinde farklı olarak ihtiva edilen kelime ve şekil unsurları ve kullanımlarda ve davacı/karşı davalı markalarında ortak olarak yer alan “...” ibaresinin ayırt edici niteliğinin düşük olması da göz önüne alındığında; ihtiva edilen farklılıkların söz konusu kullanımları davacı markasından uzaklaştırmaya yeterli olduğu, dava konusu davalıya ait kullanımlar ile davacı/karşı davalı markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimalinin var olmadığı, ilgili markasal kullanımların davacı/karşı davalı marka hakkına tecavüz teşkil eder nitelikte olmadığının kabulü ile asıl davada markaya tecavüzden davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-Asıl dava ve karşı davanın ayrı ayrı REDDİNE,
2-Asıl davada, alınması gereken 732,00 TL harçtan, davacılar tarafından yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacılardan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Asıl davada, davalı kendisini vekille temsil ettirmekle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
4-Karşı davada, alınması gereken 732,00 TL harçtan, karşı davacı tarafça yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın karşı davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Karşı davada, davacılar kendilerini vekille temsil ettirmekle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 55.000,00 TL vekalet ücretinin karşı davacıdan alınarak karşı davalılara verilmesine,
4-Asıl davada ve karşı davada taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
5-Karar kesinleştiğinde kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.08/04/2026
Katip ...
Hakim ....