Mirasbırakanın gerçek iradesinin ve mal kaçırma amacının tespitine yönelik muris muvazaası davasında fiil ehliyeti ve tereke temsilcisinin yetkisi üzerine temyiz incelemesi.
Özet: Dava, mirasbırakanın taşınmazını davalıya devrinin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olduğu iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil talebine ilişkin olup; ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, mirasbırakanın hukuki ehliyetinin bulunduğunu ve muvazaa iddiasının kanıtlanamadığını belirterek davayı reddetmiş, istinaf mahkemesi ayrıca davacı mirasçının temyiz yetkisinin tereke temsilcisine geçtiği gerekçesiyle onun başvurusunu usulden geri çevirmiştir.
1. Hukuk Dairesi         2025/5316 E.  ,  2026/4162 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/1024 E., 2025/1033 K.
TEREKE TEMSİLCİSİ : ...
İLK DERECE MAHKEMESİ : Çal 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/119 E., 2024/638 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili; muris ...'a ait dava konusu 5542 parsel sayılı taşınmazın 15.04.2021 tarihinde satış yoluyla davalıya devredildiğini, temlikin kanuni danışman tayin edilen ... tarafından gerçekleştirildiğini ve muvazaalı olduğunu, temlikte muris muvazaası ile karşılaşıldığını, ...'ın babasını kısıtlı halde gösterip kendisini kanuni temsilcisi tayin ettirdiğini ve davalının taşınmazı satın almasına aracılık ettiğini, davalı ile kanuni temsilci ... ve...'ın oğlu olan... ... ...'ın birbirlerini tanıdıklarını, davacıdan mal kaçırma kastıyla işlem yapıldığını, taşınmazın halen ... nezdinde bulunduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile muris/mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında muris ...'ın terekesine ... temsilci olarak atanmak suretiyle yargılamaya devam edilmiştir.
Davalı vekili; davalının, murisin torunu...'ın arkadaşı olduğunu, taşınmazı tanıkların huzurunda 120.000,00 TL'ye, 30 adet cumhuriyet altını ve nakit olarak bedeli karşılığında satın aldığını, murisin taşınmazı satmak istediğini, arkadaşlık ilişkisinin satışın muvazaalı olduğunu göstermeyeceğini, davacının iddialarının doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Adli Tıp . İhtisas Kurulu tarafından murisin işlem tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun rapor edildiği, muris muvazaasının ise şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili ve tereke temsilcisi tarafından istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisinin sona erdiği, buna bağlı olarak da hükmü temyiz (ya da istinaf) hakkının miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçtiği, davacı mirasçının davada takip yetkisinin kalmaması nedeniyle kararı istinaf etme hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun usulden reddine; Adli Tıp Kurumu . İhtisas Kurulu raporuna göre muris ...’ın 15.04.2021 tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğu, temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, tereke temsilcisinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1929 doğumlu muris ...'ın 07.03.2022 tarihinde ölümü ile geride mirasçıları olarak davacı oğlu ... ve dava dışı oğlu...'ın kaldıkları (eşi ...'nin muristen sonra 27.09.2022 tarihinde öldüğü), muris ...'in çekişme konusu 5542 parsel sayılı taşınmazını 15.04.2021 tarihinde satış suretiyle davalı ...'a devrettiği, devre ilişkin resmi akitte kanuni müşavir olarak ...'ın imzası bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; davacı tanıkları murisin taşınmazını satma ihtiyacı bulunmadığını belirtmiş, tanıklardan ... ... murisin ölümünden sonra dava konusu taşınmaza davacının kardeşinin gelip gittiğini, yazları gelip evi kullandığını, tanıklardan ... ise murisin oğlu...'ın ..., ...'a (dava konusu taşınmazın bulunduğu yer) gidip geldiğini, annesi öldüğünde 10-15 gün kaldığını beyan etmiş; davalı tanığı ... murisin taşınmazını satma ihtiyacı bulunmadığını, çocukları ile sıkıntıları olduğunu, evi satıp hayır yapmak istediğini söylediğini; davalı tanığı ..., davalı ...'nın eski erkek arkadaşı olduğunu, ...'nın arkadaşı olan...'ın daveti üzerine ... ile beraber çay içmeye gittiklerini, o sırada murisin de orada olduğunu, sohbet sırasında murisin büyük oğlunun, öldükten sonra evini satacağım, parasını çatır çatır yiyeceğim gibi bir şey söylediğini, murisin bir şey diyemediğini, ağladığını, davalının da arada yatırım amaçlı ev alıp sattığını, kendisine evi alayım mı diye sorduğunu, daha sonra davalının orayı almak istediğini, 120.000-125.000 TL'ye anlaşıldığını, davalının ücretini ödeyerek aldığını, murisin büyük oğlunun anlattığı sözünü duyunca bu yeri satacağım, hayır yapacağım dediğini beyan etmiş; davalı, murisin torunu olan...'ın arkadaşı olup bu vasıtasıyla aileye yakın olduğunu, tüm aileyi tanıdığını, dava konusu taşınmaza da nişanlısının ...'li olması nedeniyle nişanlısı ile sık sık gittiğini, murisin çocuklarının kendisine karşı ilgisiz kalması, özellikle davacının hiç arayıp sormamasına ilişkin anlatımlarda bulunduğunu, en sonunda da davacının, babası murise "öldüğün gün ben bunu satıp parasını yiyeceğim" demesine çok içerlediğini, taşınmazı satıp hayrını yapacağını, çocuklarına bırakmayacağını söylediğini, taşınmazı satın aldıktan sonra kendi zilyetliğinde olduğunu, murisin çok arzu ettiğinden arkadaşı...'ın da ricası üzerine kısa süreli taşınmazda kalmasına müsaade ettiğini savunmuş olup yukarıdaki ilkeler, iddia, savunma, dinlenen tanık beyanları dosya kapsamındaki tüm delillerle birlikte değerlendirildiğinde murisin mal kaçırma amacıyla hareket ettiği, temlikin muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Tereke temsilcisi vekilinin açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.