Yargıtay 1. Ceza Dairesinin nitelikli kasten öldürme suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onama kararı ve doğrudan kast/bilinçli taksir karşı oy yazısı.
Özet: Nitelikli kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan sanık hakkında ilk derece ve istinaf mahkemelerince verilen hükümlerin temyiz incelemesinde; sanık müdafiinin eksik inceleme, suç vasfı, kastın yokluğu ve taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki itirazlarına rağmen, yargılama sürecinin usul ve kanuna uygun olduğu, toplanan delillerin yeterli olduğu, eylemin kasten gerçekleştirildiği ve suç vasfının doğru belirlendiği gerekçesiyle oy çokluğuyla temyiz istemi esastan reddedilerek hüküm onanmış, karşı oyda ise eylemin bilinçli taksirle öldürme olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
1. Ceza Dairesi         2025/2597 E.  ,  2026/3766 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2024/1522 E., 2025/31 K.
SUÇ : Nitelikli kasten öldürme
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/1 ve 286/2-a maddeleri uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.06.2024 tarihli ve 2023/476 Esas, 2024/257 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82/1-d ve 53. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 08.01.2025 tarihli ve 2024/1522 Esas, 2025/31 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan ilk derece mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafinin temyiz sebepleri özetle; eksik incelemeye, suç vasfına, takdiri indirim ve taksir hükümlerinin uygulaması gerektiğine, kastın yokluğuna, hükmün yeterli gerekçeyi içermediğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eksik incelemenin bulunmadığı, eylemin sanık tarafından kasten gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükme esas alınan adli raporların yeterli olduğu, suç vasfının belirlenmesinde isabetsizlik bulunmadığı, taksir hükümlerinin uygulama koşullarının bulunmadığı, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği anlaşıldığından sanık müdafinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 08.01.2025 tarihli ve 2024/1522 Esas, 2025/31 sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak sanık müdafinin tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.05.2026 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Olay tarihinde baba ve oğul olan sanık ile maktulün aynı evde ikamet ettikleri, maktulün evde televizyon izlediği esnada sanığın evde bulunan maktule ait silahla maktulün ölümüne neden olduğu olayda, sanığın bilinçli taksirle öldürme suçunu işlediği kanaatiyle sanığı doğrudan kastla öldürmeden sorumlu tutan daire kararına katılmadığımızdan bu karşı oy yazısı yazılmıştır.
TCK m. 21/1’e göre, failin suçun maddi unsurlarını tamamen kesin olarak öngörmesi ve bunlar hakkında bilgiye sahip olarak hareket etmesi halinde doğrudan kast söz konusu olacaktır. Burada fail düşündüğü, kesin olarak öngördüğü ve bildiği bir hareketi veya neticeyi gerçekleştirmek için iradesini kullanmaktadır. Buna göre, fail suçun maddi unsurlarının tamamını düşünmüş, öngörmüşse ve ayrıca bu unsular hakkındaki bilgisi tam ve kesinse doğrudan kastla hareket etmektedir. Doğrudan kastla hareket eden fail, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların mevcut olduğunu veya fiilin icrası sırasında gerçekleşeceğini ve neticeli suçlarda neticenin meydana geleceğini muhakkak surette (zorunlu olarak) öngörmekte ve istemektedir.
TCK’nın 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi olarak tanımlanmıştır. Bilinçli taksiri, bilinçsiz taksirden ayıran en önemli özellik, her iki durumda da istenmeyen neticenin fail tarafından öngörülüp öngörülemediğidir. Fail suç tipinin gerçekleşeceğini mümkün görmüş, ancak şans, bilgi, kullanılan vasıtanın kalitesi, deneyim veya yetenek gibi özel nedenlerle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak bunun gerçekleşmeyeceğine güvenmiştir. Bilinçli taksir durumunda fail istemediği neticenin (ve suçun diğer maddi unsurlarının) gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, bu neticenin gerçekleşmeyeceği hususunda kendine güven duymaktadır. Kişide oluşan bu güven, kişisel kabiliyetlerinden, olayın özelliklerinden veya tecrübelerinden kaynaklanabilir. Fail özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucunda meydana gelebilecek tehlikeyi öngörmesine rağmen, neticenin gerçekleşmeyeceğine güven duyarak, olayı seyrine bırakarak özen yükümlülüğünü ihlal eden davranışı işlemekten vazgeçmemektedir.
Öte yandan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve
Latincede; in ... olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından kasten icra edildiğinin kabulü için sanığın taksirle hareket edebileceğine ilişkin şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili telif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu bağlamda;
1. Kendi akrabaları yanında maktulün akrabalarının beyanlarına göre baba ve oğul olan sanık ve maktul arasında yakın bir baba-oğul ilişkisinin bulunması ve sanığın maktulü öldürmesi için makul hiçbir nedenin bulunmaması,
2. Olay öncesinde sanık ve maktul arasında bir sözlü veya fiili bir kavganın yaşandığına ilişkin bir delil bulunmaması,
3. Sanığın maktulü öldürmek istemesi halinde tenha bir yer yerine birlikte kaldıkları evde öldürmek için plan yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olması,
4. Olay sonrasında sanık olayı intihar şeklinde göstermeye çalışmış olsa da, bunun yaşadığı şok ve korkudan kaynaklanan normal bir tepki olarak kabul edilmesi gerektiği,
5. Sanığın daha sonra olayın nasıl geçekleştiğini samimi ve tutarlı bir şekilde anlatmış olması,
Hususları dikkate alındığında, doğrudan kastın varlığından söz edilebilmesi için fiilin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmiş olmasının zorunluluğuna rağmen aralarında husumet ve öldürmesi için bir neden bulunmayan sanığın, maktulü kasten öldürdüğüne ilişkin her türlü şüpheden uzak delil bulunmaması karşısında, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünü ağır ihlal eden failin öngörebileceği ancak gerçekleşmeyeceğini düşündüğü neticenin ortaya çıkmış olması nedeniyle sanığın bilinçli taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulması gerektiği kanaatiyle, sanığı doğrudan kastla öldürmeden sorumlu tutan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.