Yetkisizlik kararı sonrası yetkili mahkemeye gönderim süresi belirtilmeyen davanın açılmamış sayılmasına dair ek kararın temyizen onanması.
Özet: Bu hukuki evrak, sendika yetki tespiti davasında, ilk derece mahkemesinin yetkisizlik kararı sonrası dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi talebinin yasal iki haftalık süre içinde yapılmaması üzerine davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; davacının bu kararı, yetkisizlik kararında gönderme süresinin açıkça belirtilmemesi nedeniyle yanıltıldığı ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle temyiz etmesi sonucunda, Yargıtay çoğunluğu ek kararı hukuka uygun bularak onarken, azınlık üyeler yetkisizlik kararında sürenin belirtilmemesinin hak arama özgürlüğünü zedelediği yönünde karşı oy kullanmıştır.

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
EK KARAR TARİHİ : 28.01.2026 SAYISI : 2025/243 E., 2025/384 K. İlk Derece Mahkemesi ek kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... tarafından işçi sayısının hatalı belirlendiğini, sendika üye sayısının gerçeği yansıtmadığını, tespitin hatalı olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle ... Çalışma Genel Müdürlüğünün 12.08.2025 tarihli ve 516623 sayılı yetki tespitinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP Davalılar, davaya cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut uyuşmazlıkta 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 2 ve 79. maddeleri gereğince görevli makamın bulunduğu yer mahkemesi olan Tekirdağ iş mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesinin 01.10.2025 kararı ile; başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.V. ONAMA VE ONAMADAN SONRA İLK DERECE MAHKEMESİNCE VERİLEN EK KARARBölge Adliye Mahkemesinin 01.10.2025 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, hükmün onanmasına karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin 28.01.2026 tarihli ek kararı ile; onama kararından sonra yasal iki haftalık süre içinde gönderme talep edilmediği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince verilen kararda hak dürüşücü süre ve sonuçlarının belirtilmediğini, yetkisizlik kararındaki ifadeye göre yetkili mahkemeye gönderilme isteminin her zaman yapılabileceği anlamının çıktığını, müvekkilinin yanıltıldığını, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin isabetli olup olmadığına ilişkindir.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen ek karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi ek kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O YTaraflar arasındaki olumlu yetki tespitinin iptaline ilişkin davada İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda "Mahkememizin yetkisizliği sebebiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-ç ve 115/2 maddeleri uyarınca davanın usulden reddine, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde dosyanın görevli ve sendika konusunda yetkili Tekirdağ iş mahkemesine gönderilmesine" şeklinde karar verilmiştir. Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yetkisizlik kararını istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine Dairemizce kararın onandığı ve davacı aleyhine kötüniyetli temyiz nedeniyle "disiplin para cezası" takdir edildiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince kararın davacı vekiline tebliğ edilmesinden sonra 2 haftalık süre içerisinde gönderme talep edilmediği gerekçesiyle 28.01.2026 tarihli ek karar ile "yetkisizlik kararının tebliğinden itibaren süresinde başvurulmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına" karar verilmiştir. Ek karar davacı vekilince temyiz edilmiş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca oy çokluğu ile onanmıştır.Sayın Çoğunlukça aramızda oluşan uyuşmazlık, İlk Derece Mahkemesince verilen yetkisizlik kararında dosyanın hangi sürede yetkili mahkemeye gönderilmesi gerektiğine ilişkin sürenin belirtilmemiş olmasının hukuka uygun olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın açılmamış sayılmasına ilişkin İlk Derece Mahkemesince verilen ek kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birisi hukuki güvenlik ilkesi olup devletin her türlü işlem ve eyleminde kişilerin hukuki güvenliğini sağlaması gerekir.Anayasa'nın 36. maddesinde "Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilmek suretiyle hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkının tanınması hak arama özgürlüğünün ön koşulunu oluşturur (Anayasa Mahkemesi, 2018/99 Esas, 2021/14 Karar , 3/3/2021, § 21). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.04.2023 tarihli ve 2021/5 Esas, 2023/2 Karar sayılı kararında da açıkça ifade edildiği üzere "Davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye mahkemeye erişim imkanının tanınması gerekir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, s. 23-24)."Öte yandan Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasında "Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir." denilmek suretiyle etkili başvuru hakkı güvence altına alınmış, anılan maddenin 2. fıkrasında ise "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmüne yer verilmiştir. Bu hükmü yorumlayan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca da devlet makamlarının ilgililere başvurabilecek kanun yollarını, başvuru mercilerini ve sürelerini sadece göstermelerinin yeterli olmayacağı, aynı zamanda bunları doğru olarak göstermelerinin anayasal bir zorunluluk olduğu, bu zorunluluğa uyulmayarak yanlış bir sürenin belirtilmiş olması durumunda, anılan sürede yapılan kanun yolu başvurularının süresinde olduğunun kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 2021/5 Esas. 2023/2 Karar., 28.04.2023, s. 25).Anayasa'da güvence altına alınan hakların geniş, bunlara getirilen sınırlamaların dar yorumlanması en önemli yorum ilkelerindendir. Diğer taraftan usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması gerekir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 2021/5Esas, 2023/2 Karar., 28.04.2023, s. 25).Somut olaya bu ilkeler ışığında bakıldığında, İlk Derece Mahkemesince yetkisizlik kararı verilirken "Mahkememizin yetkisizliği sebebiyle davanın usulden reddine, kararın kesinleşmesinden sonra ve talep halinde dosyanın sendika konusunda yetkili Tekirdağ İş Mahkemesine gönderilmesine" denilmiş; ancak kararın kesinleşmesinden sonra tarafların hangi sürede dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi talebinde bulunulacağı yazılmamıştır. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasında "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmüne yer verilmiştir. Etkili başvuru hakkına vücut veren söz konusu maddenin anılan hükmü uyarınca kişilerin sadece kanun yollarına başvurmaları hâlinde maddede belirtilen yükümlülükler doğmamakta kişi aleyhine hüküm doğuran herhangi bir kamusal işlem söz konusu olduğunda anayasal hükümde belirtilen merci ve sürelerin gösterilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Nitekim bu husus hükmün lafzından açıkça anlaşılmaktadır. Durum böyle olmasına rağmen ve Anayasa'nın 138. maddesi hükmü gereği uyuşmazlıkları çözerken hâkimlerin öncelikle Anayasa'ya uygun bir değerlendirme yapmaları gerekirken İlk Derece Mahkemesince söz konusu anayasal hüküm göz ardı edilerek yetkisizlik kararında söz konusu karara karşı hangi sürede talepte bulunulacağı belirtilmemiş, akabinde de karara karşı süresinde başvuru yapılmadığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek davacının mahkemeye erişim hakkı sınırlandırılmıştır.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında da belirtildiği üzere yetkili makamların kişilere hangi kanun mercilerine hangi sürede başvurabileceklerini bildirmeleri anayasal bir zorunluluktur. Bu çerçevede yetkisizlik kararına karşı hangi sürede başvuruda bulunulabileceğini bildirmeyen hüküm nedeniyle davacının anılan süreden sonra yapmış olduğu başvurunun kabul edilmesi gerekirken bu başvurunun reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı, bu çerçevede İlk Derece Mahkemesi ek kararının bozulması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi kabul Anayasa'nın 138. maddesinde güvence altına alınan Anayasa'ya uygun yorum yapma gereğine aykırılık teşkil edebileceği gibi hukuk devletinin en önemli unsurlarından olan hukuki güvenlik ilkesiyle de bağdaşmayacaktır. Zira anılan ilke uyarınca devletin öngörülebilir bir hukuk sistemi kurması, bireylerin her türlü işlem ve eylemlerinde devlete güven duyması, devletin de yine her türlü işlem ve eyleminde bu güveni zedelemekten kaçınması gerekir. Somut olayda hâkimin Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca göstermesi gereken bir süreyi göstermemesine rağmen sürenin geçtiğini kabul etmek, kişilerin mahkemeye erişim hakkını öngörülemez biçimde sınırlama, dolayısıyla hukuki güvenliklerini ihlal etme sonucunu doğuracaktır. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin geniş, buna getirilen sınırlamaların dar yorumlanması gereğine ilişkin yorum ilkesi ile usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması yönündeki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun içtihadı (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 2021/5 E., 2023/2 K., s.25) dikkate alındığında da somut olayda davacının mahkemeye erişim hakkının bulunduğu, buna getirilen süre sınırlamasının dar yorumlanarak davacının yetkili mahkemeye gönderme talebinin süresinde olduğu kabul edilmelidir.Nitekim İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.04.2023 tarihli kararında da bu konuyla mahiyeti itibarıyla benzer olan uyuşmazlıkta mahkemelerce kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi hâlinde hatalı gösterilen kanun yolu süresi içinde yapılan başvuruların incelenmesi gerektiğine hükmedilmiştir. Söz konusu karar somut uyuşmazlık yönünden de emsal nitelikte olup anılan karardaki ilkeler gözetildiğinde de davanın süresinde olduğunun kabul edilmesi gerekir.Açıklanan nedenlerle; İlk Derece Mahkemesi ek kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken onama yönündeki Sayın Çoğunluk kararına katılamıyorum.