Tıbbi ihmal nedeniyle başarısız bel fıtığı ameliyatları sonrası enfeksiyon ve kalıcı sakatlık yaşayan hastanın hastaneye karşı açtığı yüksek tazminat davası.
Özet: Bu tıbbi malpraktis davasında, mermerci olan davacı, bel ve bacak ağrısı şikayetiyle başvurduğu davalı özel hastanede yapılan yetersiz teşhis ve birden fazla ameliyat sonrası gelişen yaygın enfeksiyon nedeniyle %24 kalıcı vücut fonksiyon kaybına uğrayarak çalışamaz hale gelmiş; ilk derece mahkemesinin davayı reddeden kararının Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, hastanenin ameliyat sonrası komplikasyonları yönetmede ve enfeksiyonun yayılmasını engellemede ihmalinin tespit edildiği gerekçesiyle kaldırılması üzerine, dosya yeni bilirkişi raporları doğrultusunda davacının uğradığı yüksek maddi ve manevi tazminat taleplerinin yeniden değerlendirilmesi amacıyla yürütülmektedir.

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1941 E., 2025/4 K.DAVA TARİHLERİ : 19.12.2016 - 05.07.2023İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. Tüketici MahkemesiSAYISI : 2022/605 E., 2024/264 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı vekili asıl davada; mermerci olan müvekkilinin 23.08.2016 tarihinde bel ve bacak ağrısı şikayetiyle davalı şirkete ait hastanenin acil servisine başvurduğunu, MR çekilmeden yapılan kan tetkiki ve muayene sonucunda fıtık ameliyatına alındığını, ertesi gün taburcu edildiğini, şikayetlerinin geçmemesi nedeniyle 31.08.2016 tarihinde tekrar davalı hastaneye gittiğini, bu kez MR çekilip sinir sıkışması tekrarlandığı söylenerek yeniden ameliyat edildiğini, şikayetlerinin devam etmesi üzerine 15 saat sonra yeniden davalı hastaneye başvurduğunu, bu defa sırtında sıvı toplandığının söylenerek sıvının boşaltılıp konsültasyon yapılmadan geri gönderildiğini, durumunun ağırlaşması üzerine 05.09.2016 tarihinde Dr. ...Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüğünü, önceki muayene ve ameliyatlar sonucunda vücudunda yaygın enfeksiyon tespit edildiğini, bu sebeple iki defa daha ameliyat edildiğini, 74 gün hastanede kaldığını, anılan hastanenin Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen raporda %24 oranında kalıcı tüm vücut fonksiyon kaybı oluştuğunun belirtildiğini, mesleğini yapamadığını, günlük yaşantısında zorlandığını, davalı hastanenin gerekli özen yükümlülüğünü göstermediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 02.07.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 172.997,60 TL'ye yükseltmiştir. 2. Davacı vekili birleşen davada; asıl davada verilen kararın istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 26.10.2022 tarihli ve 2021/2103 E., 2022/2622 K. sayılı kararıyla kaldırılmasına karar verildiğini, kaldırma kararı sonrasında dosyaya kazandırılan 02.06.2023 tarihli bilirkişi raporunda; davacının uğradığı maddi zararın 687.696,64 TL sürekli iş göremezlik zararı ile 6.280,00 TL tedavi gideri olarak belirlendiğini, asıl davada talep edilen 172.997,60 TL'nin mahsubu sonucunda bakiye kısım için bu ek davayı açma zarureti hasıl olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 520.978,00 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 13.05.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 1.142.904,39 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Asıl ve birleşen davada davalı vekili; tedaviyi gerçekleştiren doktorun hastanın gerekli kontrollerini yaptığını, sürecini takip ettiğini ve hastanın son kontrolündeki tıbbi veriler doğrultusunda gerekli ameliyatın yapıldığını, hastanın yararı ilkesi dikkate alınarak tıbbi standartlar çerçevesinde gerekli tıbbi işlemler yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 24.03.2021 tarihli ve 2017/44 E., 2021/186 K. sayılı kararıyla; 14.11.2018 tarihli bilirkişi raporunda davacının tedavisine katılan hekimlerin eylemlerinde tıbbi hata olarak nitelendirilebilecek bir kusurun tespit edilmediğinin bildirildiği, davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 26.10.2022 tarihli ve 2021/2103 E., 2022/2622 K. sayılı kararıyla; 14.11.20 18... .04.2019 tarihli bilirkişi raporlarına göre, davacıda oluşan komplikasyon sonrası yönetimin gerekli şekilde yapılmadığı, davalının ihmali davranışları sonucu hastanın vücudunda oluşan enfeksiyonun yayıldığı ve zamanında müdahalenin gerçekleştirilemediğinin bildirildiği, maddi tazminat talebi konusunda uzman bir bilirkişi heyetinden denetimine elverişli bir rapor alınması ve manevi tazminatında açıklamalar ışığında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kaldırma kararına doğrultusunda uzman bilirkişi heyetinden 02.06.2023 tarihli kök, 14.11.20 23... .03.2024 tarihli ek raporlar aldırıldığı, 02.06.2023 tarihli raporda sürekli işgöremezlik olarak 687.696,64 TL, tedavi giderinin ise 6.280,00 TL olduğu belirtildiği, davacı vekilinin rapora itiraz etmeksizin bu raporu esas alarak birleşen davayı açtığı, davalının itirazı üzerine alınan 18.03.2024 tarihli raporda maddi tazminat miktarının daha yüksek hesaplandığı ve davacı tarafın bu raporu esas alarak birleşen davada 13.05.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile müddeabihi 1.142.904,39 TL'ye yükselttiği, ancak davacı vekilinin 02.06.2023 tarihli rapora itiraz etmemesi ve bu rapordaki hesaplamalar yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hakkın doğmuş olması nedeniyle davacının ıslahla artırılan kısmın kabul edilemeyeceği gerekçesiyle, asıl davanın kabulü ile; 172.997,60 TL maddi tazminatın 1.000,00 TL'sinin dava tarihinden, kalan kısmının ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davanın ise kısmen kabulü ile; 520.978,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl dava yönünden; maddi tazminata esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, manevi tazminatın kusur durumu, yaşanılan üzüntü ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile uyumlu olduğu, birleşen dava yönünden ise; Yargıtayın yerleşik içtihatlarında bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi halinde ikinci bilirkişi raporu veya ek rapor, birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 281. maddesi gereği ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğu, davacı tarafın kaldırma kararından sonra alınan 02.06.2023 tarihli rapora itiraz etmemesinin davalı yönünden usuli kazanılmış hak teşkil edeceği, birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; 02.06.2023 tarihli bilirkişi raporunun taraflarına 10.06.2023 tarihinde tebliğ edildiğini, henüz itiraz süresi içerisinde iken 07.06.2023 tarihinde birleşen dava açılarak rapora ve davaya ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tuttuklarını, bilirkişi raporunun kesin delil niteliği taşımadığını, 18.03.2024 tarihli ek bilirkişi raporunun hüküm tarihine en yakın tarihteki asgari ücret üzerinden hesaplama yapılması yönündeki Yargıtay içtihatları gereği 02.06.2023 tarihli kök bilirkişi hesaplaması üzerinden iki asgari ücret artışı geçtiğinden yeni bir güncelleme niteliğinde olduğunu, birleşen davanın da tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili; davacıdan ameliyatlardan önce aydınlatılmış onam belgesi alındığını ve komplikasyonlar hakkında bilgilendirildiğini, meydana gelen durumun komplikasyon niteliğinde olduğunu, yapılan dört ameliyatın da güncel tıp bilimi doğrultusunda yapıldığını, hastanın tanı ve tedavilerinde sağlık personeli ve hastaneye atfedilecek bir kusurun bulunmadığını, davacının 05.09.2016 tarihinde dava dışı başka bir hastaneye müracaat etmesi ile illiyet bağının kesildiğini, 01.04.2019 tarihli rapor ile işlemiş kazanç dönemi sonu 31.12.2019 olarak hesaplandığını, davacı tarafın bu duruma itiraz etmemesi üzerine müvekkili lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu, 31.12.2023 tarihinin işlemiş dönem sonu olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, maluliyet oranının yeniden hesaplanması gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı özel sağlık kuruluşunun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir. Dr. A... Onkoloji Hastanesi tarafından düzenlenen 29.11.2016 tarihli özürlü Sağlık Kurulu Raporuyla davacının sürekli özürlülük oranı %24 olarak belirlenmiştir. Dosyaya kazandırılan bilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde; davaya konu operasyon sonrasında her türlü dikkat ve özene rağmen nüks herni gelişmesinin komplikasyon olduğu konusunda raporlarda görüş birliği olduğu, fakat komplikasyon yönetimine dair raporlar arasında aşağıda sıralandığı şekilde çelişkiler bulunduğu; 1. 18.01.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; davacının 05.09.2016 tarihinde Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesinde alınan anamnezinde kendisine önerilen iki antibiyotikten birini kullanmadığını belirttiğinin bildirildiği, 2. 14.11.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; enfeksiyon nedeniyle ileri inceleme yapılması ve cerrahi müdahale gerekliliğinini değerlendirilmesi ve hastanın yatırılması gerektiği, ancak bu durumun hastada oluşan %24 özürlülük haline bir katkıda bulunmadığı, oranın enfeksiyona bağlı olmadığı kanaatinin bildirildiği, 3. 01.04.2019 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; davacının ameliyat sonrası kontrol amaçlı pansumana çağrılmaması kusur olduğu gibi, 04.09.2016 tarihinde başvuran davacının hastaneye yatışının yapılmaması, nedene yönelik ileri tetkikler planlanmaması ve kültür sonuçlanıncaya kadar gerekirse intravasküler yoldan antibiyotik tedavisi ve yara pansumanı ile takip edilmemesinin de kusur olduğu, hastanın maluliyetinin belirlenen kusurlu eylemden kaynaklandığının kesin olarak söylenmesinin mümkün olamayacağı kanaatinin bildirildiği, 4. 29.01.2021 tarihli 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda ise komplikasyon yönetiminin uygun olduğu kanaati bildirildiği, görülmüştür. Bu itibarla; Mahkemece yapılması gereken, Üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek, konularında uzman bilirkişilerden oluşmuş yeni bir heyet aracılığı ile, komplikasyon yönetimine dair davalının sorumluluklarının dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, yapılması gerekenle yapılan müdahale ve işlemlerin ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor ve hastaneye kusur izafe edilip edilmeyeceğini gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme, Yargıtay denetimine elverişli, tarafların itirazlarını karşılayacak mahiyette rapor alınarak, davalının komplikasyon yönetiminde kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, kusurlu olduğunun tespit edilmesi halinde bunun davacıda meydana gelen özür ile illiyet bağının tespiti ile özür oranına etkisi, davacının 05.09.2016 tarihinde Dr....Onkoloji Hastanesinde alınan anamnezinde kendisine önerilen iki antibiyotikten birini kullanmadığını belirttiği göz önüne alınarak, bu durumun meydana gelen neticeye etkisi ve davacının varsa kusurluluk durumunun ve bunun özür oranına etkisinin belirlenmesi ile hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Bozma sebebine göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. VI. KARAR 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Bozma sebebine göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.