Kadastro tespiti ile mera olarak kaydedilen taşınmazda mülkiyet ihtilafı, usul eksiklikleri ve Yargıtay bozma ilamına uyulmaması.
Özet: Davacı, kadastro sırasında malik hanesi boş bırakılan ve sonradan köy merası olarak tescil edilen 420 parsel sayılı taşınmazın aslında kadimden beri şahıs arazisi olduğunu, üzerinde özel mülkiyete ait yapı ve ekili alanlar bulunduğunu, kendisinin hukuki menfaati olmasına rağmen ilgili davaya taraf edilmeden mera olarak kaydedildiğini, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin yaptığı keşif ve bilirkişi incelemesinin taşınmazın gerçek mera vasfını yeterince belirleyemediğini, ayrıca Yargıtay bozma ilamına rağmen eski tapu kayıtlarındaki hudut çelişkilerinin yeterince araştırılmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmektedir.
8. Hukuk Dairesi         2026/785 E.  ,  2026/2074 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI : 2025/5 E., 2025/7 K.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Kadastro sırasında, ... ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 419, 4 20... parsel sayılı taşınmazlar, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu oldukları belirtilerek malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tespit edilmişlerdir.
2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; ... Köyü Tüzel Kişiliği adına ... köyü muhtarlığı, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu ... ili ... ilçesi ... köyü 1 48... parsel (eski tapu bilgileri: 4 pafta 420 parsel) sayılı taşınmazın da içlerinde bulunduğu taşınmazların köy merası olduğu, köy merasının fuzuli olarak işgal edildiğinden bahisle müdahalenin meni davası açtığını, dava devam ederken ... ili ... ilçesi ... Köyündeki tapulama çalışmalarının devam etmesi üzerine, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.09.1967 tarihli ve 1962/387 Esas, 1967/337 Karar sayılı kararı ile görev yönünden davanın reddine, dosyanın Tapulama Mahkemesine gönderilmesine karar verildiğini, dosyanın 1973/5 Esas numarasıyla kaydedildiğini, yapılan yargılama sonucunda taşınmazların köy merası olarak köy tüzel kişiliği adına özel sicile yazılmak suretiyle sınırlandırılmasına karar verildiğini ve 10.06.1992 tarihinde temyiz edilmeden kesinleştiğini, bu kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın kadimden beri şahıs arazisi olduğunu, kadastro çalışması neticesinde taşınmazın tapulama tutanağının malik hanesinde hisse sahiplerinin adlarının da yazdığını, iktisap sebebinin de tapulama tutanağının iktisap sebebi aynı olduğu için atıf yaptığı 4 pafta 419 parsel numaralı taşınmazın tapulama tutanağının iktisap sebebi hanesinde hissedar ... ... hissesisini Şubat 1964 tarihinde davacı ...'e sattığı ve 420 parsel numaralı taşınmaz üzerindeki ahşap binanın davacı ... ve kardeşi ... ... tarafından inşa ettirildiğinin yazdığını, bu taşınmazın köy senediyle 25.10.1999 tarihinde davacı ... tarafından ... Tarım Gıda Temizlik Malzemeleri Hayvancılık Taşımacılık İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin eski ortağı ... satıldığını, bu şirketin satış tarihinden bu yana fiilen kullanıldığını, fakat şirket hakkında ... Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğünün 2025/01 sayılı Kararı ile tecavüz veya müdahalenin önlenmesine karar verildiğini, davacının da bu kararla taşınmazın tapuda mera olarak mera özel siciline tescil edildiğini öğrendiğini, davacının bu davaya taraf olarak eklenmediğini, hukuki yararı olmasına rağmen davadan haberdar edilmediğini, davacının yokluğunda taraf teşkili sağlanmadan yargılama yapılıp karar verildiğini, bu nedenle de kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesince yapılan keşif sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğunun izah edildiğini, taşınmazların mera vasfında olup olmadığına yönelik bir değerlendirme yapılmadığını, İlk Derece Mahkemesince yapılan gözlemde de dava konusu 420 sayılı parselin içinde bir adet ev ve müştemilatının bulunduğunu, ... ... isimli kişiye ait olduğunu, kalan kısımlarının tarla olup buğday ekili olduğunun gözlemlendiğini, taşınmazın mera vasfında olduğuna dair bir tespit yapılmadığını, dava konusu taşınmazın mera niteliğinde olmadığını, dava konusu taşınmazın niteliğinin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmeden, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiğini, 10.04.1992 tarihli ve 1973/5 Esas, 1992/7 Karar sayılı kararda tapu kayıtlarının uyumsuz olduğundan bahsedildiğini, Yargıtay bozma ilamı ile Recep 1290 tesis kaydın da taraflardan bir haddin sazlık daimi Şubat 13 20... numaralı tapu kaydında ise bu hattın sulu dere diye tebdilinin nedeninin anlaşılamadığını ve bu değişimin neden kaynakladığının araştırılmasının istenildiğinden bahsedildiğini, Yargıtay bozmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince eski kayıtların incelenmediğini, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden gelen cevabi yazı ve eski yazılı tapu kayıtlarının çok uzun seneler geriye doğru gittiğinden nedeninin araştırılmasının imkanı olmadığı belirtilip, mahallinde arz üzerinde bu tapu kaydındaki hudutlardaki değişikliğin araştırılmasına karar verildiğini, Mahkemenin Yargıtay bozma ilamına uymasına rağmen, bozma ilamında belirtilen eksiklikleri yerine getirmediğini, tapu kayıtlarının geldilerinin çok eski yıllara dayandığından bahisle kayıtları incelemediğini ve bunun yerine keşif yapmaya karar verdiğini, keşif yaparken de tapu kayıtları ile davacının maliki olduğu yerin diğer tüm hudutlarının uygun olduğu, yalnızca bir hududun 'sazlık' mı 'sulu dere' mi olduğunun anlaşılamadığının yazıldığını, Yargıtay ilamında da, "bir kayıtta sazlık yazması, bir kayıtta sulu dere yazması'" nedeniyle bozma kararı verilerek araştırma yapılmasının istendiğini ancak gereken araştırmanın yapılmadığını, diğer tüm hudutların uygun olduğunu, bir hudut konusunda tereddüt olduğu bu taşınmazın, hiçbir tespit dahi olmadan mera olarak hükme bağlandığını, kararın mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, tapulama tutanağında da görüleceği üzere dava konusu taşınmazın tarla vasfında olduğunu, ... Köyü Muhtarlığının soyut iddiaları dışında bu taşınmazın mera olduğunu gösterir hiçbir emare bulunmadığını, İlk Derece Mahkemesinin, mera ile ilgili hiç bir emare olmadığından, taşınmazların tapu kayıtlarına uygun bulunması doğrultusunda davanın reddine karar vermesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın mera siciline, mera olarak kaydedildiğini, bu kaydın hukuka aykırı olduğunu ve özel mülkiyete tecavüz olduğunu ileri sürerek, Mahkemenin 10.04.1992 tarihli ve 1973/5 Esas, 1992/7 Karar sayılı kararında kesinleştirme şerhinin kaldırılarak, davacının yargılama sürecine dahil edilmesi ve dosyanın eski hale getirilerek katılma taleplerinin kabulü ile temyiz taleplerinin incelenmesini talep etmiştir.
II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Mahkememizce 1973/5 Esas ve 1992/7 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; ... ili ... ilçesi ... Köyünde kain 419, 4 20... parsel sayılı taşınmazların tapulama tespit işlemi yapılmadan ... Asliye Hukuk Mahkemesinde men'i müdahale davası görülmekte iken köyde tespit çalışmalarının başlaması üzerine Asliye Hukuk Mahkemesince, Mahkememize gönderilen davada, dava konusu taşınmazların köylünün ortaklaşa kullandığı ve köy hayvanlarının otlaması için kullanılan köyün ortak malı olduğu, köy merası şeklindeki bu taşınmazlara davalıların ... ili Gerze ilçesinden gelerek müdahale ettikleri ve 1956 yılında asliye hukuk mahkemesine açtıkları davayı kazandıkları, davalılar tarafından yapılan temyiz üzerine kararın bozulduğu, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava devam ederken tespit işleminin köye girmesi üzerine bu davanın Kadastro Mahkemesine devredildiği beyan edilerek, yersiz işgale sebebiyet veren davalıların bu yerdeki tecavüzlerinin men'i ile davaya konu olan parsellerin köy merası olarak sınırlandırılmasının talep ve dava edildiği, Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile dava konusu ... köyü 419, 4 20... parsel sayılı taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 16/B maddesi gereğince ... köyü hükmü şahsiyeti adına özel sicile kaydının yapılarak sınırlandırılmasına karar verildiği, verilen kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Mahkememizin 1973/5 Esas ve 1992/7 Karar sayılı kararı 10.06.1992 tarihinde kesinleşmiştir. 3402 sayılı Kanun'un 26/d maddesinde "Kadastro Mahkemelerine dava açıldıktan sonra, tesbitten önceki haklara dayanarak, asli müdahil olarak katılanların iddialarına dair uyuşmazlıkları inceler ve karar bağlar." denilmekle, askı ilanı içinde açılmış olan davada yargılamanın devamı sırasında askı ilanı süresi geçmiş olsa dahi asli müdahil olanların davasının karara bağlanacağı düzenlenmiş olup, anılan düzenlemenin yargılamanın her aşamasında asli müdahale talebinde bulunulabileceği şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Zira 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun)
65. maddesinde yer alan "Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı Mahkemede dava açabilir." hükmüne göre, karar verildikten sonra asli müdahale isteminde bulunulmasına olanak tanınmamıştır. Bu nedenlerle temyiz isteminde bulunanın asli müdahale talebinin kabulünün mümkün değildir. Kesinleşme şerhinin usulsüz olduğu ve kaldırılması gerektiği iddiasına dayanak olarak gösterilen, temyiz edenin davada hukuki yararı bulunduğu halde davadan haberdar edilmemiş olması kesinleşme şerhinin iptalini gerektiren hallerden değildir. Bunlarla birlikte 6100 sayılı Kanun'un 366. maddesi göndermesiyle 346. maddesi gereğince temyiz dilekçesinin kanuni süre geçtikten sonra verilmiş olduğu da anlaşılmakla, talep eden vekilinin asli müdahale, kesinleşme şerhinin iptali ve temyiz başvurusu taleplerinin yerinde görülmediği" gerekçesiyle taleplerin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
III. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddedildiğini ancak 3402 sayılı Kanun'un 26/d maddesinde Kadastro Mahkemesi, Kadastro Mahkemelerine dava açıldıktan sonra, tespitten önceki haklara dayanarak, asli müdahil olarak katılanların iddialarına dair uyuşmazlıkları inceler ve karara bağlar denildiğini ve 6100 sayılı Kanun'un 65. maddesinden farklı olarak "hüküm verilinceye kadar" gibi bir ibare kullanmayarak müdahale talebini daha geniş düzenlediğini, bu kapsamında Kadastro Mahkemesinde görülen işler bakımından sadece hüküm verilinceye kadar değil, hüküm verilip kesinleştikten sonra da hakkı doğrudan etkilenecek kişilerin müdahil olarak yargılamaya katılabilmesinin önünde hukuken bir engel bulunmadığını, söz konusu kesinleşme işleminin hukuken geçerli bir kesinleşme işlemi olmadığını, kesinleşmenin davacıdan tamamen habersiz şekilde gerçekleştiğini, tapulama işlemi sırasında hak sahibi olan kişi davaya dahil edilmeden karar verilmesi halinde, taraf teşkili eksikliğinin usulden sakatlık doğurduğunu ve bu tür bir kararın kesinleşmiş görünse dahi hukuken davacı bakımından sonuç doğurmayacağını, davacının davadan haberdar edilmediğini, bu nedenle de temyiz süresinin davacı bakımından işlemeye başlamadığını, dava konusu 1 48... parsel (eski tapu bilgileri: 4 pafta 420 parsel) sayılı taşınmazın, tapulama tutanaklarından ve uydu görüntülerinden, memleket haritalarından kadimden beri şahıs arazisi olduğunun anlaşıldığını, tapulama tutanağının malik hanesinde hisse sahiplerinin adlarının da yazdığını, buna rağmen davacının davaya taraf olarak eklenmediğini, İlk Derece Mahkemesince tapu kayıtlarının uyumsuz olduğundan bahisle vermiş olduğu kararının Yargıtay ilamı ile bozulduğunu, İlk Derece Mahkemesinin bozma ilamına uymasına rağmen bozma doğrultusunda eksiklikleri gidermeden karar verdiğini, taşınmazın mera olduğuna dair hiç bir emare olmadığını, davanın kabulüne karar verilmesinin davacının mülkiyet hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürerek, ... Kadastro Mahkemesinin 10.04.1992 tarihli ve 1973/5 Esas, 1992/7 Karar sayılı kararının usule aykırı olarak taraf teşkili sağlanmadan, İlk Derece Mahkemesince eksik incelemeye ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak, mera vasfına ilişkin hiçbir somut delil bulunmaksızın ve yargılama sırasında davacının fiilen malik olduğu ve kullanmakta olduğu taşınmaz hakkında kendisine hiçbir şekilde bilgi verilmeden, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının ... Kadastro Mahkemesinin 10.04.1992 tarihli ve 1973/5 Esas, 1992/7 Karar sayılı dosyasında verilen hükme karşı taraflarca temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 15.12.2025 tarihli ve 2025/4740 Esas, 2025/7520 Karar sayılı ilamı ile incelenmiştir.
Şöyle ki; ... Kadastro Mahkemesinin 1973/5 Esas ve 1992/7 Karar sayılı dosyasında davacı ... Tüzel Kişiliği tarafından davalılar ... ... mirasçıları ile ... mirasçılarına karşı açılan dava dosyasında davacı, 419, 4 20... parsel sayılı taşınmazların köyün ortak malı olduğunu belirtilerek, davalıların müdahalesinin önlenmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 10.04.1992 tarihli ve 1973/5 Esas, 1992/7 Karar sayılı dosyası ile "davalıların bu yeri bir kaç el değiştirmek suretiyle başkalarına sattıkları ve halen taşınmazlardan 420 parsel içinde ev ve müştemilatının bulunduğu, kimse tarafından oturulmayıp terk edildiği ancak en son malikinin ... ... isimli birisine ait olduğu, bununda ölümü üzerine mirasçılarının köyde bulunmadıkları anlaşılmış ve taşınmazın öncesinin köy merası olduğu, köyün ortak mallarından olup hayvanların istifadesi için otlakiye olarak kullanıldığı, zaman içinde işgal edilmek suretiyle çeşitli kişiler arasında sahipsiz olarak el değiştirdiği, gerçek maliki olsalar idi gerek tapuda gerekse diğer kurumlarda işlem yapılması gerekeceği oysa bu taşınmazın boş araziden kazanılmış olduğu tüm dosya kapsamından anlaşıldığı" gerekçesiyle davanın kabulüne, 419, 4 20... parsel sayılı taşınmazların 3402 sayılı Kanun'un 16/B maddesi gereğince ... Köyü hükmü şahsiyeti adına özel sicile kaydının yapılarak sınırlandırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı kesinleştikten sonra ... vekili tarafından asli müdahale sıfatıyla dava konusu eski 4 20... ada 2 parsel sayılı taşınmazın şahıs parseli olduğunu, tapulama tutanağında iktisap sebebi aynı olduğu için atıf yapıldığını, 419 parsel sayılı taşınmazın hissedar ... ... hissesinin 1964 tarihinde müvekkiline satıldığını ve 420 parsel sayılı taşınmazın oluştuğunu, köy senedi ile de müvekkili tarafından 25.10.1999 tarihinde ... Tarım Gıda Temizlik Malzemeleri Hayvancılık Taşımacılık İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin eski ortağı ... satıldığını, satış tarihinden bu yana şirketin kullandığını, ... Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün müdahalenin önlenmesi kararı üzerine, 2025 yılında müvekkilinin dava konusu yerin mera olduğunu öğrendiğini, müvekkilinin işbu dosyaya taraf olarak eklenmediğini, taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda dava konusu yerin mera olup olmadığının tespit edilmediğini, bozma ilamının da gerekleri yerine getirilmeden karar verildiğini belirterek, kesinleşme şerhinin iptal edilmesini, dosyanın eski hale getirilmesini, asli müdahil olarak davaya katılmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
... Kadastro Mahkemesinin 1973/5 Esas, 1992/7 Karar sayılı ve 01.08.2025 tarihli ek kararı ile "3402 sayılı Kanun'un 26/D maddesinin yargılamanın her aşamasında asli müdahale talebinde bulunulabileceği şeklinde yorumlanmaması gerektiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 65. maddesi gereği karar verildikten sonra asli müdahale isteminde bulunulmasının mümkün olmadığı, davada hukuki yararı olmasına rağmen davadan haberdar edilmemiş olmanın kesinleşme şerhinin iptalini gerektiren hallerden olmadığı" gerekçesiyle taleplerin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen ek kararına karşı ... vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizce "İlk Derece Mahkemesi ek kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan inceleme de aynı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen ek kararın usul ve kanuna uygun olduğu" gerekçesiyle temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi ek kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 maddesi uyarınca onanmasına karar verilmiştir.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen dosya kapsamında davacı vekilinin temyiz itirazlarının Dairemizin 15.12.2025 tarihli ve 2025/4740 Esas, 2025/7520 Karar sayılı ilamıyla incelenmiş olduğu ve yeniden incelenmesinin mümkün olmaması nedeniyle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı ... vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.